Instagram’ın logosu neden değişti?

Instagram’ın logosu neden değişti? 400 milyon kullanıcı tarafından her gün 80 milyon fotoğraf ve video paylaşılan bir platformunuz olunca en ufak bir değişiklik bile çok göze batıyor. Ama Instagram’ın yaptığı değişiklik en değişim severleri bile zorlayacak türden.

Instagram’ın logosuna ne çok alışmışız. Halbuki 5 yıl önce hayatımızda böyle bir şey yoktu. Onun görmeye alışık olduğumuz logosu ilk ortaya çıktığında fotoğraf çekip filtre ekleyerek paylaşmak dışında pek az şey yapılabiliyordu. Oysa şimdi video çekiliyor, kolaj yapılıyor; GIF benzeri “boomerang”lar, “hyperlapse”ler oluşturuluyor. Yani çocuk büyümeye başladı. Üstündeki kıyafeti yenilemenin vakti çoktan geldi. Zaten o yüzden Instagram’ın tasarım ekibi yaklaşık 1 yıldır bu değişiklik üzerinde çalışıyormuş.

DEVAMI ▷

Hayatın sanal gerçekliği

#40sabahErkenKalk etkinliği bizim için gerçeklikler arasında geçiş yapma egzersizi gibiydi. Düşünsenize her gün rüya gerçekliğinden hayat gerçekliğine geçiş yapıyoruz. Teknoloji yardımıyla bugünlerde sanal bir gerçekliğe geçiş yapmak da mümkün. Peki tüm bu gerçeklikler içinde hangisi gerçek gerçek?

Bir şehir hayal edin. Adı “Diaspar”. Bu şehrin insanları üstlerindeki büyük bir kubbe yüzünden buradan hiç ayrılamıyorlar. Ama canları da sıkılmıyor. Çünkü şehri yöneten bir bilgisayar onlara rüyalarında çok gerçekçi masallar anlatıyor. Sagas denilen bu rüyalar, tüm duyularınızı çepeçevre kuşatan bir sanal gerçeklik eğlencesi.

Bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke bu hikayeyi bize 1953 yılında yazdığı The City and the Stars‘da anlattı. Ama sanal gerçeklik kavramı ancak yarım yüzyıl geçtikten sonra popüler olmaya başladı. Sanal gerçeklik, uyanıkken görülen bir düş gibi. Bilgisayar tarafından oluşturulan bir duygu yumağı. İnsanı çepeçevre sarıyor. Şimdilik sadece sınırlı olarak duyularımızı etkiliyor ama ileride bu değişecek. Gözlerin, onun gösterdiklerini görecek; kulakların, duymasını istediği şeyleri işitecek; burnun, onun sentezlediği kokuları koklayacak ve tenin bir bilgisayarla kodlanmış dokuları hissedecek. Kim bilir belki de Goethe’nin Faust’undaki hikaye biraz değişecek ve bazılarımız ruhlarını bir sanal gerçeklik yazılımına satacak.

DEVAMI ▷

Kuantum bilgisayar kullanmaya hazır mısınız?

Teknoloji ve bilgisayar dünyasında yeni bir bebek doğuyor. Kuantum bilgisayarlar geliyor. Onun doğum sancılarını bir süredir hissediyorduk. Ama bu kez karşımızda elimize alamasak da uzaktan sevebileceğimiz bir bebek var. Kuantum bilgisayar kullanmaya hazır mısınız?

Kuantum bilgisayarlarını ve bunların çalışma mantığını artık duymayan bilmeyen kalmadı. Hatta siyasiler bile bu konuyu çok güzel tanımlayabilecek hale geldiler (bkz: Kanada Başbakanı). Durun kendinizi hemen kötü hissetmeyin. Herkesin bu kadar iyi bildiği bir konu değil bu. Hatta Kanada başbakanının bile önceden hazırlık yaptığı ortaya çıktı. Ama hazırlık yapmaya değer bir konu bu ve bugünlerde tekrar gündeme geldi. Çünkü IBM, geliştirdiği bir kuantum bilgisayarı, herkesin kullanabilmesi için bulut servisi şeklinde hizmete açtı.

DEVAMI ▷

Filmlerdeki Renklerin Sembolik Anlamı

Televizyonun sadece siyah beyaz yayın yaptığı yıllarda sinemada filmleri renkli olarak izlemek bambaşkaydı. Artık renksiz bir ekran kalmadı. Nereye baksak renkli ekranlardan izliyoruz filmleri. Bunları izliyoruz izlemesine de renkleri gerçekten görebiliyor muyuz?

Filmlerdeki renklerden konuşmak istiyorum bugün biraz. Onların temsil ettiği fikirlerden. Renk sembolizminden. Şu izlediğiniz film dünyanın ilk renkli filmi. 1902 yılında çekilmiş. Sinemanın ilk yıllarında renkli film çekebilmek çok zordu. O yüzden sinemacılar renksiz kaydettikleri görüntüleri kare kare elle boyuyorlardı. İşte daha o zamanlarda renkleri bilinçli olarak seçip ona sembolik anlamlar yükleme konusunda denemeler başladı. Neden? Hikayeyi daha güçlü bir şekilde anlatabilmek için. Nasıl yani?

DEVAMI ▷

İyi Uykular, Kaliteli Uykunun Sırları

40 sabah erken kalkmaya devam ediyor muyuz? Bugün tam ortasını geçtik. 21.gün. Bazılarınız alışkanlık kazanmaya başladınız bile. Ama bazılarınız ne kadar denese de olmuyor öyle değil mi? Yeni bir alışkanlık kazanmak kolay değil. Boşuna mı size acı içinde uyanan insanları gösterip duruyorum.

Bana en çok sorduğunuz sorulardan biri “Kaçta yatalım? Kaç saat uyuyalım?” sorusu. Bu soruyu bana sormayın. Çünkü ben bir uyku uzmanı değilim. Kime sorun biliyor musunuz? Kendinize. Denemeler yapın. Sizin için ideal olan yatış ve kalkış saatlerinizi bulmaya çalışın.

Bir kısmınız benim kaçta yatıp kaçta kalktığımı sormuş. Hani size eğlenceli saatlerde kalkmanızı önermiştim ya, benim için en eğlenceli saatlerden biri 4:44. Normalde o saatte kalkardım ama #40sabahErkenKalk projesine ben de katıldığım için biraz daha erken kalkmaya başladım. Son 3 haftadır 22:30 civarında yatıp 04:30’da kalkıyorum. Yine size tavsiye ettiğim gibi sosyal medyada proje kapsamındaki paylaşımımı yapıyorum, bu etiketi paylaşanları desteklemeye çalışıyorum. Ama bu hep aynı şekilde devam etmeyecek. Örneğin proje bittikten sonra yani alışkanlığı kazandıktan sonra sabah uyanır uyanmaz internete, sosyal medyaya girmeyi düşünmüyorum. Belki bir selam verip kaçarım. Günün en verimli saatlerini çok daha üretken geçirmeye çalışmak lazım.

DEVAMI ▷

100000 aboneye 100000 teşekkür

Bir işi yaparken kendime hedef koymayı seviyorum. Bundan 11 ay önce YouTube’daki bu video kanalıma düzenli içerik üretmeye başlarken de kendime bir kaç hedef koymuştum. Mesela bir yıl içinde tam 1000 aboneye ulaşmak!

12 Mayıs 2015’te “2025’teki 5 teknolojik gelişme”yi tahmin etmeye çalışan bir videoyla başladım düzenli olarak haftalık içerik üretimine. Toplam 133 video olmuş ama bırakın 2025’i, 2016 yılını bile tahmin etmekte başarısız olduğumu görüyorum şimdi. Her zaman dediğim gibi büyük konuşmamak lazım. Hele gelecek hakkında…

Çünkü az önce 100000’inci kişi kanalıma abone oldu. Daha 1 yıl bile dolmadan kendime koyduğum hedefin 100 katı! Bunlar sadece sayısal hedefler. Bu hedeflere benden çok daha hızlı ulaşan ya da bundan çok daha büyük hedeflere koşan arkadaşlarım var YouTube’da. Hepsini tebrik ediyorum, çünkü yaptıkları iş kolay bir iş değil.

DEVAMI ▷

Kelimeler arasında

Bir kitabı okurken hep kelimelere odaklanırız değil mi? Kelimeler ve onların çağrıştırdığı anlamlar. Bu çok doğal. Peki hiç kelimelerin arasındakilere dikkat ettiniz mi? Anlamların oluşmasına yardım eden minik, mütevazi işaretlere?

Noktalama işaretleri. Her gün görüp de varlığına alıştığımız nesneler gibi. Yokluğunda fark ettiğimiz güzellikler gibi. Bazı yazarlar bunu bize hatırlatmak için bilinçli olarak onları yok ediyor.

Mesela James Joyce. Ünlü eseri Ulysses’in son bölümünde sadece iki tane nokta kullanmış. Demek ki kısa bir bölümmüş diye düşünebilirsiniz ama öyle değil. Bu bölümde İngiliz dilinde yazılmış en uzun cümlelerden biri var. Cümleye başlıyorsunuz ve 4391 kelime sonra noktayı görüyorsunuz. Böyle bir cümleyi okumak ne kadar sürer biliyor musunuz? Ben denedim, yaklaşık 45 dakika. Peki en uzun cümle hangi kitapta? Jonathan Coe’nun “The Rotters’ Club” adlı kitabında. Bu kitaptaki bir cümle 13955 kelime uzunluğunda. Okumadım ama okusaydım 2 saat filan sürerdi. Cümleler genellikle noktayla biter ve bir nefeste okunması beklenir. Böyle bir cümleyi bir nefeste okuyabilmek pek de kolay olmasa gerek 🙂

DEVAMI ▷