Tarkovski’ye göre Bilim Kurgu ve Solaris

Son yayınladığım videoda yapay bir zeka tarafından senaryosu yazılan bir bilim kurgu filminden bahsetmiştim. Bu videodaysa gerçek bir zeka tarafından yapılan bir bilim kurguyu paylaşmak istiyorum. Pek çok kişinin adını bile bilmediği, bilse bile izlemediği, izlese bile sırf George Clooney oynadığı için yanlış versiyonunu seçtiği bir film bu. Doğru versiyon, izlenmesi gereken film: 1972 yapımı Solaris.

Bilim kurgu filmlerinden ne beklersiniz? Görsel efektler, robotlar, zamanda yolculuk… Bunların hiç birisi Solaris’te yok. Çünkü bu filmin yönetmeni Andrei Tarkovsky. Benim en favori yönetmenlerimden biri. Bir de Ingmar Bergman’ın. Bir de Akira Kurosawa’nın. Gelmiş geçmiş en yetenekli yönetmenlerin en çok saygı duyduğu yönetmenlerden biri. Hayatı bir yansıma, bir rüya olarak yakalayıp yeni bir film diliyle aktarabilmeyi başarmış bir şair, felsefeci, yönetmen.

DEVAMI ▷

Yapay bir zeka sanatçı olabilir mi?

Ressam, müzisyen, gazeteci, şair ve son olarak film senaristi. Ama insan değil. Yapay bir zeka. Peki gerçek bir sanatçı olabilir mi?

Bundan yaklaşık 500 yıl önce Holbein adında bir ressam ikili bir portre yaptı: “The Ambassadors.” Bu portrenin en ilginç özelliklerinden birisi içinde şekli özellikle bozulmuş garip bir görsel öğe barındırması. Ne olduğunu tahmin edebilir misiniz? Ona özel bir açıyla baktığınızda anlaşılması kolaylaşıyor. Bir insan kafatası.

Bunun sembolik anlamını şimdilik bir kenara bırakacak olursak ressam böylesine deforme olmuş bir şekli nasıl çizdi? O zamanlar Photoshop gibi bir yazılımın olmadığını hatırlatmak isterim. Ama yine de teknolojiden yararlanılmış. Sanat tarihçilerine göre ressam Holbein ayna ve mercek gibi araçlardan faydalanarak gerçek bir kafatasını bu şekilde deforme edilmiş hale getirip tuvaline yansıtmayı başarmış.

DEVAMI ▷

Aynı anda kaç işe birden odaklanabilirsiniz? Konsantrasyonun önemi

Aynı anda kaç işi birden odaklanabilirsiniz? İki, üç, beş, yedi? Ne kadar çok iş yapabilirseniz o kadar yetenekli olduğunuzu sanıyorsunuz değil mi? Ama asıl yetenek bu sayıyı bire indirmeyi başarabilmek.

Şu anda beni izlerken aynı anda başka bir şey yapıyor musunuz? Cevabınız “evet”se sizinle bir oyun oynayacağız. Eğer 5 dakika boyunca başka hiç bir şeyle ilgilenmeden tüm konsantrasyonunuzla bu videoyu izlemeyi başarırsanız, yani bu süre boyunca sadece bir iş yaparsanız size bütün yeteneklerin temelini vaat ediyorum. 5 dakika boyunca başka bir şeyle ilgilenmek yok. Gözüm üstünüzde, ona göre…

Şu anda tam beyninize bakıyorum. Bakıyorum da çok meşgul. Aynı anda 40 tilki dolaşıyor, hiçbirinin kuyruğu birbirine değmiyor. Bunun bilgisayar dünyasındaki karşılığı ne biliyor musunuz? “Multitasking” yani aynı anda birden çok şeyi yapmak. Bilgisayarlar bu işi çok güzel başarıyor. Hatta cebimizdeki minik bilgisayarlar -cep telefonları- İsviçre çakısı gibi ve sizi de öyle olmaya zorluyor.

DEVAMI ▷

Dünyanın en uzun yaşayan canlıları

Dif-tor heh smusma! Vulcan’lılar birbirlerini böyle selamlar. Live long and prosper! Yani “Uzun yaşa ve başarılı ol!”

Bugün sizleri uydurma bir dilin selamıyla selamladım. Vulcan dili tamamen kurmaca ama bu dildeki selamlamanın kökleri aslında geleneksel selamlara dayalı. El ile yapılan bu işaret Star Trek dizisinde Bay Spock olarak tanıdığımız Leonard Nimoy tarafından geliştirilmiş. Esin kaynağı “kohen” adı verilen din adamları. İşaret görsel olarak İbranice ve Aramice’deki shin, Arapça’daki sin harfine benziyor. Bizdeki “s” harfi. Selam kelimesinin “s”si. Biz birbirimize emniyet, huzur, esenlik gibi anlamları içeren bir selam verirken Vulcanlılar, ya da onların senaryo yazarları bu kelimeyi uzun yaşama ve başarıya çevirmişler. Uzun yaşam gerçekten de istenecek bir şey mi?

DEVAMI ▷

100 yıl önceden 2000’li yılların ilginç resimleri – İmkansız tahminler

“Tahmin zordur. Özellikle de gelecek söz konusu olduğunda…”Bu sözleri söyleyen fizikçi ve filozof Niels Bohr henüz 14 yaşındayken Fransa’da bir grup sanatçı geleceği tahmin etmeye çalışıyordu. 1900 yılında Paris’te yapılan “Dünya Sergisi” için 21. yüzyılda Fransa’yı resmettiler. Yani 100 yıl sonrasını…

2000 yılıyla ilgili tahminlerle dolu bu resimleri internette WikiMedia sitesinde buldum.Ama benden önce Isaac Asimov bunları keşfetmiş ve kendi yorumlarıyla bir kitap olarak bastırmış: Futuredays – Gelecek günler. Maalesef bu kitap bende yok ama resimlere bakıp da yorumlamamak mümkün değil.

Bu resimlerdeki fikirlerin çoğu mekanik araçlardan oluşuyor. Ya da uçan araçlardan. Bu mekanik araçları gösteren resimlerden bir kısmı isabetli tahminlerde bulunmuş. Tarımda otomasyon araçları tam olarak böyle gözükmese de buna yakın çözümler var. Tipik bir sıcak hava balonu sepetinin üstüne pervane takarak helikopter tahminini de doğru yapabilmişler. Gerçi Da Vinci o işi 1493’te yapmıştı. Gerçek helikopterden 450 yıl önce.

DEVAMI ▷

Instagram’ın logosu neden değişti?

Instagram’ın logosu neden değişti? 400 milyon kullanıcı tarafından her gün 80 milyon fotoğraf ve video paylaşılan bir platformunuz olunca en ufak bir değişiklik bile çok göze batıyor. Ama Instagram’ın yaptığı değişiklik en değişim severleri bile zorlayacak türden.

Instagram’ın logosuna ne çok alışmışız. Halbuki 5 yıl önce hayatımızda böyle bir şey yoktu. Onun görmeye alışık olduğumuz logosu ilk ortaya çıktığında fotoğraf çekip filtre ekleyerek paylaşmak dışında pek az şey yapılabiliyordu. Oysa şimdi video çekiliyor, kolaj yapılıyor; GIF benzeri “boomerang”lar, “hyperlapse”ler oluşturuluyor. Yani çocuk büyümeye başladı. Üstündeki kıyafeti yenilemenin vakti çoktan geldi. Zaten o yüzden Instagram’ın tasarım ekibi yaklaşık 1 yıldır bu değişiklik üzerinde çalışıyormuş.

DEVAMI ▷

Hayatın sanal gerçekliği

#40sabahErkenKalk etkinliği bizim için gerçeklikler arasında geçiş yapma egzersizi gibiydi. Düşünsenize her gün rüya gerçekliğinden hayat gerçekliğine geçiş yapıyoruz. Teknoloji yardımıyla bugünlerde sanal bir gerçekliğe geçiş yapmak da mümkün. Peki tüm bu gerçeklikler içinde hangisi gerçek gerçek?

Bir şehir hayal edin. Adı “Diaspar”. Bu şehrin insanları üstlerindeki büyük bir kubbe yüzünden buradan hiç ayrılamıyorlar. Ama canları da sıkılmıyor. Çünkü şehri yöneten bir bilgisayar onlara rüyalarında çok gerçekçi masallar anlatıyor. Sagas denilen bu rüyalar, tüm duyularınızı çepeçevre kuşatan bir sanal gerçeklik eğlencesi.

Bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke bu hikayeyi bize 1953 yılında yazdığı The City and the Stars‘da anlattı. Ama sanal gerçeklik kavramı ancak yarım yüzyıl geçtikten sonra popüler olmaya başladı. Sanal gerçeklik, uyanıkken görülen bir düş gibi. Bilgisayar tarafından oluşturulan bir duygu yumağı. İnsanı çepeçevre sarıyor. Şimdilik sadece sınırlı olarak duyularımızı etkiliyor ama ileride bu değişecek. Gözlerin, onun gösterdiklerini görecek; kulakların, duymasını istediği şeyleri işitecek; burnun, onun sentezlediği kokuları koklayacak ve tenin bir bilgisayarla kodlanmış dokuları hissedecek. Kim bilir belki de Goethe’nin Faust’undaki hikaye biraz değişecek ve bazılarımız ruhlarını bir sanal gerçeklik yazılımına satacak.

DEVAMI ▷