Görünen Adamın Görünmeyen Dünyası

Kimsenin görünmediği bir dünya hayal edin. İnsanları göremiyoruz. Sadece kafalarına taktıkları şapka, gözlerindeki gözlük gibi şeyler görünüyor. Ya da etkileşime girdikleri buna benzer aksesuarlar. Böyle şeyler sadece filmlerde olur diye düşünüyorsunuz değil mi? Hollywood filmlerinde. Doğru, haklısınız. En azından bugüne kadar öyleydi. Ama artık sadece sinemalarda değil YouTube’da da fantastik filmler görmeye başladık. Bu kez Hollywood’u beklemenize de gerek yok. Bugün size bahsedeceğim dizi Türkiye’de üretildi. Leyla ile Mecnun dizisinin hayranları toplanın. Onur Ünlü’nün yazıp yönettiği Görünen Adam başladı.

DEVAMI ▷

Dünya yuvarlak değildir

Dünya düz mü? Hadi canım bu da soru mu şimdi demeyin. Siz neden yuvarlak olduğunu düşünüyorsunuz? Bize okulda öyle öğrettiler. Böyle yuvarlak, küre şeklinde olduğunu söylediler. Peki gözünle gördün mü? Yoo ama çekilmiş bir sürü fotoğraf var. Peki o fotoğrafları kim çekti? Geçen yaz tatilinde uzayda piknik yapan arkadaşların mı? Gördüğün tüm o fotoğraflar tek bir organizasyondan geliyor değil mi? Bugüne kadar hep aynı haritaya baktın. Oysa Avustralyalılar için o harita böyledir. Peki Birleşmiş Milletler’in nasıl gördüğünü merak ediyor musun? Logosunu göstereyim sana o zaman. Şimdi. Yeniden düşün. Dünya yuvarlak mı yoksa düz mü?

DEVAMI ▷

Arşiv Rüyası

Yıl 1506. Leonardo adında bir ressam kendi zamanının en gelişmiş teknolojileri olan fırça ve paletini kullanarak adeta renklerin tasarımını yapıyor. Sonuç. Bir tablo.

Teknoloji gelişiyor. Yıl 1839. Robert Cornelius adında biri kendi zamanının en gelişmiş teknolojilerini kullanarak adeta ışığın tasarımını yapıyor. Sonuç. Bir fotoğraf. Daha doğrusu dünyanın ilk “selfie”si.

Teknoloji biraz daha gelişiyor. Biraz 😉 Yıl 2017. Refik Anadol adında biri kendi zamanının en gelişmiş teknolojilerini kullanarak adeta bilginin tasarımını yapıyor. Sonuç. Bir enstalasyon.

DEVAMI ▷

Seth Godin’e sordum: Ikarus bizi neden aldattı?

Türkiye’nin Batı kıyılarında Sisam adasının güneyinden Bodrum’un açıklarına kadar uzanan bölgeye Ikaria Denizi adı veriliyor. Efsaneye göre Ikarus bu denize düşüp ölmüş. Kendi kibrinin kurbanı olmuş. Hikayesi şöyle…

Babası Daidalus’un elinden hemen her iş gelirmiş. Çok yetenekli bir mimar ve mucitmiş. Yaptığı bazı şeyler o zamanki kral Minos’un işine gelmediği için bir kuleye hapsedilmiş. Sadece kendisi değil, oğlu Ikarus’la birlikte. Dedim ya Daidalus çok zeki ve yetenekli bir adammış diye. O zamanın MacGyver’ı gibiymiş. Bilmeyenler için MacGyver silah yerine zekasını kullanarak düştüğü her türlü müşkül durumdan bilimsel yöntemler yardımıyla kendisini kurtarmayı başaran bir dizi karakteridir. İşte Daidalus hapsedildiği bu kuleden kendini ve oğlunu kurtarmak için nefis bir plan yapmış. Planın adı operasyon hazerfan! Kuleye gelen kuşların tüylerini yolmuş, bunları balmumuyla yapıştırıp bir çift kanat yapmış. Sonra da oğluna demiş ki:

DEVAMI ▷

Lola’nın üçüncü çığlığı

Bir karar vermem gerek! Bunu söylerken sizin adınıza da konuşuyorum. Siz de bu video boyunca izledikleriniz sırasında bir karar vermeniz gerekecek. Hangi konuda mı? Şu anda aklınızdaki en önemli şey her neyse onun hakkında. Bir karar vermemiz gerek.

“Hayatımda hiç olmadığı kadar yardımına ihtiyacım olduğunu ve yardım edebilecek tek kişinin de sen olduğunu söyleseydim bana yardım eder miydin?”

“Run Lola Run” yani “Koş Lola Koş” 1998 yapımı bir Alman filmi. İzlemediyseniz tavsiye ederim, izlediyseniz mutlaka tekrar izleyin. Görünüşte aksiyon ve macera dolu bir film. Ama bu sadece filmin en üst katmanı. İzledikçe çok daha derine inebiliyorsunuz. Konunun sadece koşmakla ilgili olmadığını anlıyorsunuz. Kader, şans, seçimlerimiz ve sonuçları hakkında bir film bu. Her iyi filmde olduğu gibi, hayatın ta kendisi hakkında bir film.

DEVAMI ▷

Asansörlerin Sessizliği

Yüksek binaların yapılabilmesini sağlayan iki şey vardır: çelik iskelet ve asansörler. Okumak için kağıt ne kadar vazgeçilmezse modern şehirler için de asansörler o kadar vazgeçilmezdir. Kelime oyununda saklı gerçeği fark ettiniz mi? Neyse devam edelim asansör güzellememize. Zaten bir ara dünyanın en ilginç merdiven tasarımlarıyla ilgili bir video yapınca asansörler konusu içimde kalmıştı. Her ne kadar daha sonra düğmeleriyle ilgili bir video yapmış olsam da bu kez daha farklı bir özelliğine değineceğim.

Asansörler olmadan şehirler ve insanlar dikey olarak yükselemez. En azından fiziksel bir yükselmeden söz edemeyiz. Dünyada insan nüfusunun en yoğun olduğu yerler şehirlerdir ve şehirlerde insan nüfusunun en yoğun olduğu yer de asansörler. Tabi metroları ve metrobüsleri saymazsak… Bir de 500T efsanesi var. Ama onlar bugün için konumuzun dışında, ayrıca bizi dikey olarak yükselten taşıma araçlarından sayılmıyorlar.

Senaryo yazarları yazdıkları karakterleri buluşturup zorla konuşturmak istediklerinde ne yaparlar? Asansörlere sığınırlar. İlginç olan şeyse gerçekte asansörlerde bu kadar çok konuşulmaz. Tam tersine çoğu zaman derin bir sessizlik vardır. Derin demeyelim de daha çok tuhaf bir sessizlik. Adeta yazılmamış bir kural gibidir bu. Asansöre girince otomatik olarak yüzünüzü kapıya döner ve sessizce beklemeye başlarsınız. Eğer başkaları binmeye başlarsa herkes kendine yine otomatik olarak bir yer bulur. Araştırmalara göre asansörün içine bir zarın üzerindeki noktalar gibi yerleşme eğilimindeyiz. Bir kişi binince genellikle tam ortaya geçer. Sayı arttıkça aradaki mesafeleri maksimum tutacak şekilde -adeta ilkel bir kutu dansı yapar gibi- o daracık alanda kendimize bir yer bulmaya çalışırız.

DEVAMI ▷

İğne deliğinden Hindistan’ı seyretmek

Şu elimde görmüş olduğunuz şeyin çok değerli olduğunu söylesem -mesela 40,000 TRY değerinde- bana inanır mıydınız? Büyük ihtimalle hayır. Her şeyden önce elimde tuttuğum bu şeyi tam olarak göremiyorsunuz bile. Dikkatli izleyiciler bunun bir iğne olduğunu fark etmiştir. Ama neden bir iğne bu kadar değerli olsun ki? Dünyada milyarlarca benzeri varken. Peki ya böyle bir iğnenin deliğinin içinde insan eliyle yapılmış bir heykel varsa?

Bu gördüğünüz şey bir Photoshop hilesi filan değil. Gerçek bir heykel. Hem de bir iğnenin deliğine sığdırılmış bir heykel. Michalangelo’nun Sistine Şapeli’nin tavanına çizdiği meşhur resme bir gönderme.

Willard Wigan adında bir mikro heykeltraş tarafından yapılmış. Wigan’ın ilginç bir yaşam öyküsü var. Disleksiden muzdarip olduğu için okuma güçlüğü çekmiş ve okulda bir türlü tutunamamış. Kendi boyutlarında rahat edememiş ve kendini çok daha küçük bir boyuta adamış. Önce tahta kıymıklarını şekillendirerek başlamış işe. Toplu iğnenin ucuna evler inşa etmiş. Kendisini moleküler seviyede eğitmeye başlamış. Çeşit çeşit mikro heykeller yapmaya başlamış.

DEVAMI ▷