Featured Video Play Icon

Davullar kimin için çalıyor?

Dinle! Davullar kimin için çalıyor?

Mükemmeldi değil mi? Hayır. Değildi. Zaten o yüzden beğendik.

Şimdi sizinle bir deney yapacağız. Sizlere aynı ritmin iki farklı versiyonunu dinleteceğim. Hazır mısınız? İlki geliyor.

Bu da ikincisi.

Ritmi tanımışsınızdır. Popun kralı Michael Jackson’ın Billie Jean adlı parçasının girişindeki bas ve davul ikilisi. Peki sizce hangi versiyon daha güzeldi? Arada bir fark mı vardı ki der gibi bakmayın öyle bana. Her iki versiyon da bilgisayarla “düzenlenmiş” müzik parçalarıydı ama birinde diğerinden farklı bir “insanileştirme yöntemi” kullanıldı.

Aslında az önce Harvard Üniversitesi’nde yapılmış bir deneye katılmış oldunuz. Bundan böyle “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik” şeklinde bahanelere sarılamayacaksınız.

Harvard Üniversitesi’nde yapılan deneyde katılımcılara benim size sorduğum Billie Jean’in yanı sıra çeşitli türdeki müziklerin, mesela klasik müzik bestecisi Bach’ın bir eserinin iki versiyonundan hangisini tercih ettiklerini sormuşlar.

Ayrıca davul ritmleri dinletmişler. Bir gruba bilgisayarla oluşturulmuş, yani “kusursuz” bir ritm dinletilirken diğer bir gruba da bir insan tarafından çalınan bir davul ritmini dinletmişler. Sonuçta insanlar, daha kusurlu çalınmış olsa da gerçek bir insan tarafından çalınan ritmi beğenmişler.

“E tabi müzikten anlamayan insanlarla deney yapılırsa böyle olur” demeyin. Çünkü profesyonel müzisyenlerle de deneyi tekrarlamışlar ve onlar bir önceki gruptan daha da istikrarlı bir şekilde %79 oranında “insani olan” yani “daha kusurlu” versiyonu tercih etmişler.

Bunun üzerine bilim adamları acaba bilgisayara kusurlu olmanın yolunu öğretebilir miyiz diye düşünmeye başlamışlar. Yani onu “insanileştirebilir miyiz?” Hey gidi günler! Bir zamanlar hayvanları ehlileştirmeye çalışırdık, şimdi bilgisayarları… Peki bunun için ne yapmışlar? Nedendir bilinmez 1950’lerde Ghana’da kaydedilmiş bir davul ritmini alıp, metronomla karşılaştırmışlar.

Davul ritmindeki sapmalar

Gördüğünüz yeşil çizgiler, metronomun vuruşlarını temsil ediyor. Yani mükemmel zamanlamayı. Metronomla senkron bir vuruş da olmasına rağmen arada küçük farklılıklar var. Bunlar gerçekten çok küçük sapmalar. 10-20 ms kadar. Bir Yusufçuk böceğinin kanatlarını indirip kaldırması kadar kısa bir an. Ama bu kadar küçük bir kusur bile biz insanlar tarafından fark edilebiliyor ve işin ilginci böyle bir kusur, mükemmel olana göre tercih ediliyor.

Bilgisayarlarla müzik yapmanın pek çok yolu var. Bu yollar içinde insan faktörü ne kadar işin içindeyse o müziği o kadar çok beğeniyoruz. Tabletler gibi yeni nesil bir takım cihazlar bu konuda işimizi kolaylaştırıyor.

Bu kusurlu çalış biçimi içerisinde kendine göre bir düzen var. Yani bir insan davul çalarken metronom ritminden zaman zaman sapsa da sonra tekrar tam zamanında vurmaya başlıyor. Yani insan beyninde kendine has bir metronom var. Beynimizde davullar çalıyor!

Sadece beynimizde mi? Tüm vücudumuzda! Bir ritm duyduğumuz anda ona kayıtsız kalamıyoruz.

İnsanlar bilgisayarla düzenlenmiş ritmlerin yapay olduğunu hissederler. O yüzden profesyonel müzik düzenleme yazılımlarında önemli bir buton vardır: “Humanize.” Bu butonun yaptığı şey mükemmel bir ritmi bozarak onu daha dinlenebilir hale getirmek. Yani mükemmel bir mükemmelsizlik yapmak.

Ama bu butonun hala yapamadığı bir şey var. Grup halinde çalan insanların meydana getirdiği karmaşık kusurluluk halini henüz simüle edemiyor. İnsan tek başına zaten bir enstrümanı kusurlu olarak çalıyor ama birden fazla müzisyen bir araya gelince bunlar birbirinden de etkilenmeye başlıyor.

Hans-Zimmer

Bu gördüğünüz kişiyi tanımasanız da yaptığı müziklerin çoğunu dinlediğinize eminim. Yaşayan en ünlü film müziği bestecilerinden Hans Zimmer. Şu anda “Man of Steel – Çelik Adam” filminin müziklerini kaydediyor. Parçalardan bir tanesi sadece davul ritminden oluşuyor. Bunu en mükemmel şekliyle bir bilgisayara çaldırabilirdi ama bunun yerine gerçek davulcu kullanmayı tercih etmiş. Hem de 1 değil tam 12 tane davulcu. Üstelik bunların kayıtlarını bugün çoğu zaman yapıldığı gibi farklı zamanlarda farklı mekanlarda almamış. Hepsini bir araya getirerek aynı mekanda çalmalarını sağlamış. Dikkat! Bu bir konser değil. Burada yapılan işi filmde izlemiyoruz, sadece dinliyoruz. Peki bu kadar zahmete niye katlanıyorlar? Çünkü aynı ritmi çalsalar da her müzisyenin kendine göre bir çalış stili var ya da kendine has bir kusurla çalıyor mu demeliydik? Bir araya geldiklerinde birbirleriyle etkileşime de giriyorlar. Büyük bir davul çemberi oluşturuyorlar. Mükemmel işleyen bir metronomdan 12 kat fazla bir sapma oluşuyor. Tüm bunları bir bilgisayarın yapmasını bekleyemezsiniz.

Davul çemberi

Farklı müzik türlerinde farklı ritmler vardır. 1970’li yıllarda klasik müzik eserlerinde bir araştırma yapılmış. Başta Bach olmak üzere 40 farklı müzisyenin kompozisyonlarını incelemişler. Nota uzunlukları ve bunlar arasındaki sessiz bölümlerde meydana gelen “dalgalanmalar” olduğunu fark etmişler. Bulgular şunu göstermiş: onların yaptığı müzikte insanların duymak istedikleriyle, duyunca şaşırdıkları arasında çok ince bir denge var.

Müzisyenler, daha iyi çalmak için çok çalışır. Özellikle davulcular. Tempo, onlar için her şeydir. Mükemmele ulaşmak için sınırları zorlamak gerekir. Tekrar üstüne tekrar. Yılmadan, usanmadan  çalışmak. Yine de mükemmele ulaşamazlar. Kendilerine has kusurluluk halleri devam eder.

Bence biz insanları mükemmele yaklaştıran şey, tıpkı müzisyenler gibi bir işe tutkuyla sarılmak. Merak duygusuyla kendimizi geliştirmeye çalışmak. Etrafımızdaki titreşimleri hissedip onlarla bir rezonans tutturmak. Bunu başardığımızda, hatalarımızla, kusurlarımızla dünya sahnesinde parlamaya başlıyoruz. Hani “işini severek yaparsan hayatta bir gün dahi çalışmış olmazsın” derler ya. İşte tüm o çabaların, zorlukların içinde böyle bir kolaylığı yakalamak mümkün.

Yeter ki daha baştan kusurlu olduğumuzu kabul edelim. Hata yapmaktan korkmayalım.

Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırma sonucu yazılan makalenin son cümlesinde aynen şöyle yazıyor: “To err is human.” Türkçesi yaklaşık “Hata yapmak, insan olmaktır” demek. Ya da benim lisedeki fizik öğretmenimin deyimiyle: “İnsan beşer, kuldur şaşar.” Makalenin son paragrafının devamında da şöyle diyor: “Ama zaten hata yapmak insan aktivitesindeki güzelliğin ve karmaşıklığın bir parçası değil midir? Evet, hatta o insan iyi bir davulcuysa daha da fazla.”

Ne yaparsak yapalım, ne kadar çabalarsak çabalayalım biz insanız. Kusurluyuz. Mükemmele ulaşmak için kan ter içinde kalsak da gözyaşı akıtsak da ona ulaşamayacağız. Bir ufuk çizgisi gibi hep önümüzde olacak. Biz koştukça o uzaklaşacak. O halde davullar kimin için çalıyor?

“Davullar kimin için çalıyor?” üzerine 2 yorum

  1. Ufku genişleten,şuur denen kavramın bize,kusursuzda olsan ‘hey sınırı sen belirleyemezsin’ sadece ilerle,çabala diye ilhamlara sebebiyet veren harika bir paylaşım.

    İyi çalışmalar.Hoş kalın.

Bir Cevap Yazın