Featured Video Play Icon

Geleceği Unutma: Damızlık Kızın Öyküsü’nü…

“In the desert there is no sign that says, Thou shalt not eat stones. Sufi proverb”
“Çölde, Taş Yememelisin diye emreden bir levha yoktur. Sufi Atasözü”

Distopik sanat eserlerini sever misiniz? Bu konuda ilk akla gelen, romanlar. George Orwell’ın 1984’ü, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı türün en önemli örneklerinden. Filmlerden V for Vandetta, Brazil ve Blade Runner benim favorilerimden.  Bunların hepsinde kötü, hastalıklı, anormal bir toplum anlatılır. O yüzden okunması ya da izlenmesi kolay olmayan, dolayısıyla herkese göre olmayan bir türdür. İnsanı gerçeklerle yüzleştirir. Sorular sordurtur. Eskiden çoğunlukla romanlarda ve filmlerde gördüğümüz bu türü artık dizilerde de görmeye başladık. Bugün size böyle bir diziden bahsetmek istiyorum: Damızlık Kızın Öyküsü’nden…

Önce uyarılar. İçerdiği şiddet, korku ve cinsellik temaları ve kullandığı dil açısından yetişkinlere uygun olan bu dizi, konusu itibariyle de herkese göre değil. Herkese tavsiye etmiyorum. Size alıntılayacağım bölümleri 10 bölümlük dizinin ilk 3 bölümünden olacak. Bu kadarını sürpriz bozan bir etki bir spoiler olarak algılayacaksınız sonra uyarmadı demeyin.

Kadınların isminin bile olmadığı bir dünya burası. Mad Men severlerin Peggy’si Elisabeth Moss’un canlandırdığı baş karakterimiz’e Offred deniyor. İlk akla gelen şey giydikleri kırmızı kıyafete yapılan bir gönderme. Ama aslında Fred’inki demek. Çünkü yaşadığı evin erkeğinin, komutanının adı Fred. Hani bizde Ferdi’nin yeri, Mahmut’un yeri filan vardır ya. İşte onun gibi. Kadınlar da adeta bir mala dönüştükleri için kendi isimlerini kullanamıyorlar. Yazarının böyle bir niyeti var mıydı bilmiyorum ama bu takma isim, Offred bana bir Tarkovsky filmi olan Offret’i hatırlattı. İsveççe olan bu kelime “Kurban” demek. Size abartılı mı geldi? Gelin 21.yüzyıl erkeklerinin hala kullandığı bazı kelimelere, kadınlara biçilen rollere bir bakalım.

Dizinin konusu gelecekte geçiyor. İnsanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Çünkü doğum oranları çok azalmış. Hala doğurgan kalabilen az sayıdaki kadın da yakalanarak damızlık hale getiriliyor. Gerçekten. Damızlık bir hayvan gibi davranılıyor onlara. Hiç bir konuda söz hakları yok. Başlarına taktıkları şapka, atlara takılan gözlük gibi. Sadece önünü görmesini sağlıyor. Etrafına bakmak yasak. Olup biten her şeyi görmene gerek yok. Tek açıdan bakacaksın.

Dizi Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlanmış. İlginç bir şekilde 1984 yılında Batı Berlin’de yazmaya başlamış bu romanı. Evet Batı Berlin diyorum çünkü o yıllarda Berlin’in tam ortasında bir duvar vardı. Yazar o günleri şöyle anlatıyor: “Sovyet İmparatorluğu hala çok güçlüydü ve daha beş yıl sonra çökecekmiş gibi hiç görünmüyordu. Her Pazar Doğu Alman Hava Kuvvetleri sonik patlamalarla bize ne kadar yakın olduklarını hatırlatıyordu. Demir Perde ülkelerine yaptığım ziyaretlerde sürekli ihtiyatlı olmanın, gözetlenme duygusunun, konuşurken dolaylı anlatımlarla anlaşabilmenin ne demek olduğunu anladım ve tüm bunlar romanımı etkiledi. Yeniden isimlendirilen binalar gördüm. İnsanlar burası eskiden şöyleydi diye konuşuyorlardı.”

Kitapta da dizide de çok açıktan gösterilmiyor ama seçilen mekanlar oldukça sembolik. Mesela arka planda insanların asıldığı bu duvar Harvard Üniversitesi’nin duvarı. Dünyanın belki de en meşhur Üniversitesi. Kurulduğu 17. Yüzyıldan beri bilginin ve doğruluğun araştırılması, bilim üretmenin merkezi haline getirilmek istenen bu kurum yeni dünyada baskının, işkencenin ve yok etmenin merkezi haline gelmiş.

Yıkmak, yok etmek o kadar sıradan bir hale gelmiş ki yanıbaşında idamlar olurken insanlar hala havadan sudan konuşmaya devam edebiliyor. Ama başta garip gelen şeylerin sonradan nasıl sıradanlaşabileceği konusunda daha ilk bölümde uyarılmıştık.

Böyle bir geleceğe nasıl ulaştıklarını dizideki geriye dönüşlerden, flashback sahnelerinden çıkarıyoruz. Mesela ülkedeki kadınlar bir anda işlerinden atılıyor. Bankadaki paralarına el konuluyor.

Ben bu videoyu hazırlarken henüz sadece adaylığı açıklanmıştı ama siz videoyu izlerken bu dizi muhtemelen pek çok Emmy ödülü almış olacak. İkinci sezonu için de hazırlıklar başlamış. Aldığı, alacağı ödüllerden mi, konunun evrenselliğinden mi yoksa içinde yaşadığımız dünyanın giderek bir distopyaya dönüşmesinden mi bilemiyorum ama bu dizinin çok geniş kitleleri etkileyecek bir sanat eseri olduğunu söyleyebilirim. Hulu’dan ya da Türkiye’de Blu TV’den izleyebilirsiniz.

Zihnine takılan soruyu biliyorum. En başa koyduğum alıntı ne anlama geliyor? Damızlık kızın öyküsü romanının en başındaki sözlerden biri bu. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye?

Bu soruların cevapları Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü kitabında. İsmet Özel’in Taşları Yemek Yasak kitabında. Bu soruların cevapları sizde.

İşte distopik eserler bu yüzden iyidir. Bize alternatif gelecek senaryoları sunar. Geçmişi unutmamak kadar geleceği de unutmamanın önemini hatırlatırlar. Olayları, insanları ve tabi kitapları doğru okumamızı sağlarlar… Hepimiz aynı şeye bakıyor olabiliriz. Aynı şeyi izliyor olabiliriz. Aynı kitabı okuyor olabiliriz. Kafamızdaki at gözlüklerini çıkartıp bir kez daha bakınca bunlardan çıkartacağınız anlamlar bazılarını öfkelendirebilir. Bir kitap bu kadar mı farklı yorumlanır dedirtebilir. Kelimelerin gücünü unutmayın. Aynı sözler bazılarını “biz” bazılarını da “onlar” diye bölebilir. Unutmayın.

“Geleceği Unutma: Damızlık Kızın Öyküsü’nü…” için bir yorum

  1. Barış bey Merhaba,

    Sizi Türkiye’nin en başarılı youtuber’ı olarak görüyorum. Hatta size aslında youtuber demek bana doğru gelmiyor. Kendinizi daha geniş kitlelere ifade etmek için youtube’dan daha iyi bir platform olmadığından ötürü siz de ister istemez youtuber sayılıyorsunuz. Siz aslında tam bir storytellersınız. Youtuber denen kitle içersinde bir tane daha sizin gibi biri olsa evet siz de youtubersınız rahatlıkla diyebiliriz. Lakin siz tüm iletişim becerileriniz ile çok daha farklısınız. Ben mesela bir youtuber’ım. Kore’de Hayat isminde Kore’deki Hayat’ı anlatan Vlog kanalım var. Bu ara bir de sizinle Ruhi Çenet’i kıyaslayan videolar çekiyorlar. Kıyaslama yapmak çok yanlış şeyler. Hatta bende bu konu ile ilgili içimden geçenleri bir video da anlattım. Değerli zamanınızı ayırıp izleyebilirmisiniz bilmem ama ben yine de aşağıda link’i paylaşıyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=3ejnYJ72m9M&t=47s

    Keyifle kalın..

Bir Cevap Yazın