Featured Video Play Icon

Kara aynanın içinde mi yoksa dışında mı yaşıyoruz? – Black Mirror S04E04

Black Mirror, Kara Ayna dizisinin 4. Sezonu yayınlandı. Ama bu diziden hala haberi olmayanlar için “ooo 4. Sezon olmuş, çok şey kaçırmışım” demenize gerek yok, çünkü bu bir antoloji, bir hikayeler seçkisi. Yani sadece adı dizi. Her bir bölümünde farklı bir hikaye, farklı oyuncular tarafından canlandırılıyor. Bu hikayeleri birleştiren tek şeyse teknoloji-nin karanlık yüzü-gibi tarif edilse de bence tam olarak öyle değil. Teknolojinin kara bir yüzü olamaz, çünkü yüzü olamaz. Onu icat edenlerin ve kullananların yüzü olabilir ve o yüz kararabilir. O yüzden ben bu dizideki hikayelerin konularının insanların teknolojiyle ve birbirleriyle olan ilişkilerinden oluştuğunu düşünüyorum.

İşte 4. sezonun 4. bölümü de tam bu insan ilişkileriyle ilgili. Bakın 1 değil, 2 değil, 3 değil, 4.sezon diyorum. 1, 2, 3 değil 4.bölüm diyorum. Daha fazla ilerlemeden önce her zamanki uyarılar gelsin. Bu videodan önce ilgili bölümü izlemek isteyebilirsiniz. Ayrıca kullanılan dil ve içerik sadece yetişkinlere uygundur, uyarmadı demeyin. Şimdi, kısa bir film gibi olan bu bölümü ben de özet olarak anlatayım.

Bu bir aşk hikayesi. Daha doğrusu “gerçek aşk”ı arayan iki kişinin hikayesi. Frank ve Amy. Bizdeki eski halk hikayesi Ferhad ve Şirin’in modern bir versiyonu gibiler. Söz konusu bir şeyleri “aramak” olunca biz bugünlerde ne yapıyoruz? Tabiki teknolojiden faydalanıyoruz. İki tıkta bize en yakın cafeyi, benzin istasyonunu ve hatta aşık olacağımız kişiyi buluyoruz. Tamam belki sonuncusunu iki tıkta bulmak o kadar kolay değil. Ama sırf bu iş için yapılmış web siteleri ve mobil uygulamalar var. Bir hayli de popüler. “Black Mirror”daki hikayede de böyle bir uygulama var: Coach (Koç).

  • Koç? Nereye gideceğim?
  • Merkeze git.

İnsanlar nereye gideceklerini, kiminle buluşacaklarını bu sanal asistana soruyorlar. O da sihirli bir aynadan gösteriyor. Kara aynadan. Bir anlamda kendi kaderlerini ona emanet etmiş gibiler. En ince ayrıntısına kadar.

  • Nasıl sipariş vereceğiz?
  • Sanırım bunları kullanacağız.
  • Menü seçimi daha önceden yapıldı.

Sadece yemekler olsa iyi. İlişkilerinin süresi bile önceden belirlenmiş durumda.

  • 12 saat

Oldukça matematiksel ilerleyen bir hikaye bu. İki dairenin kesişim kümesini bulmayan çalışan logosuyla bu çöpçatan merkezinden birlikte 12 saat yaşayacakları eve gidiyorlar. İlginçtir bu aşamadan sonra dijital yaşam koçu devreden çekiliyor, karakterlerimizin yapacakları tüm seçimler artık kendilerine ait olacak.

  • Eğer kararınız buysa…
  • Bu bize mi bağlı?
  • Bu size bağlı.

Yani böyle bir “sistem”in içinde bile küçük de olsa bir özgür iradeleri var. Kendilerine verilen önceden belirlenmiş bir süre içinde bu küçük evde, küçük dünyalarında nasıl davranmak istiyorlarsa öyle davranabilirler. Bizim karakterlerimiz ne yapıyor? Hemen yatak odasına geçip… sohbet etmeye başlıyorlar. Teknolojinin daha geride olduğu zamanlardan dem vuruyorlar.

  • Sistemden öncesi çılgınca olmalı.
  • Ne demek istiyorsun?
  • İnsanlar bütün bu ilişki olayını kendileri yürütmek zorundaymış.

Bizim oralarda tam olarak öyle değildi. Çöpçatan teyzeler sağolsun. Kimse seçim yapmak konusunda kendisini yalnız hissetmedi. Ama tabi modern dünyanın modern dertleri var. Mesela seçecek çok fazla şey olunca oluşan “seçim felci” gibi.

Neyse, iki insan arasındaki 12 saatlik bu kısa süreli küçük ilişki bile “sistem”e büyük veri sağlıyor. Tıpkı bizim Twitter, Facebook, YouTube gibi “sistem”lere sürekli sağladığımız gibi. Bizim için anlamı olmayan şeyler bile bu sistemler tarafından değerlendirilip bir anlama dönüştürülebilir. Hikayemizdeki sistem her bir katılımcı çeşitli ilişkiler yaşadıkça onlar hakkında bilgi ediniyor. Bunları kullanarak da en uygun eşi seçmeye çalışıyor. O kadar iyi tasarlanmış ki bu sistem bütün bu buluşmaların ardından %99,8 isabetle doğru eşleşmeyi yapabiliyor. Ama o noktaya varana kadar katılımcıların çeşitli uzunluklarda pek çok ilişki yaşamaları gerekiyor. Nitekim ilk buluşmanın ardından artık farklı kişilerle birlikte olan çiftimiz, sistem onları eşleştirmese de bir partide kısa süreliğine tekrar buluşuyorlar. İkinci kez. Aralarındaki o garip çekimi orada bile hissediyorsunuz. Ama onların yapabilecekleri fazla bir şey yok. Çünkü içinde yaşadıkları sisteme inanmaları gerekiyor.

  • Sisteme inanın, çünkü başarıyor. Bir sürü deneyim yaşıyorsunuz ve bir gün sizi nihai eşinizle bir araya getiriyor.

İşte bu noktadan sonra bu çiftlerin nasıl bir dünyada yaşadıklarını düşünmeye başlıyorsunuz. Bir çeşit kült mü? Paralel bir evren mi? Yoksa bir rüya mı? Ya da bazıları için bir kabus?

  • (Geri sayım) 5 ay
  • 2 ay
  • 7 hafta

Yaşadıkları bu alanın etrafında çok yüksek bir duvar var. Bir sınır. Sistem dışına çıkmak, bu hayattan kurtulmak imkansız görünüyor. O dünyada yaşamak zorundasın. Bu testlerden geçmek zorundasın. Başına gelen kötü şeylerden bile bir ders çıkartmalısın. Çünkü herşeyin bir nedeni vardır.

  • Pekala, nefret ettiğim biriyle yaşamak nasılmış anladım. Bu da sistem için faydalı mı?
  • Herşeyin bir nedeni vardır.

Hemen ardından bizim çift tekrar biraraya geliyor. Üçüncü kez. Tıpkı ilk seferinde olduğu gibi sistem tarafından. Bu arada biri uzun süreli tek bir ilişki yaşamış durumda, diğeri kısa süreli pek çok ilişki. İkisi de yaşadıkları onca deneyimden sonra bu yeni birlikteliklerinde geri sayım aracına bakmamaya karar veriyorlar. Ne kadar süreceğini bilmeden yaşamaya başlıyorlar.  Belki 1 saat sürecek. Ya da 2 gün. 3 hafta, ya da 4 yıl. Bu 1, 2, 3, 4 meselesine biraz takmış gibi gözükebilirim ama unutmayın herşeyin bir sebebi vardır.

Çiftimiz birbirinden gerçekten hoşlanıyor. Artık bunu açıkca görebiliyoruz. Her şey çok güzel gidiyor. Ama her zaman bir “ama” vardır ya. İşte bu kez içindeki merak duygusuna yenilen Ferhad (Frank) daha fazla dayanamayıp ne kadar sürelerinin kaldığına bakıyor. Ve o anda olanlar oluyor. Cinderella’nın balosunda saat 12.00’yi vurmuş gibi büyü bozuluyor. Sistem sürelerinin önce 5 yıl olduğunu söylese de bunu kısaltmaya başlıyor. Çünkü taraflardan biri ihanet etmiştir. Aralarındaki güven duygusuna. Ve birleşeceklerini düşündüğümüz bu iki daire büsbütün birbirinden ayrılıyor.

Sonra yine sonu gelmez buluşmalar. Farklı eşleşmeler. Aradıkları mutluluğu bir türlü bulamayan çiftler. Nihayet bir gün, sistem mükemmel eşi bulduğunu söylüyor. Ve onunla tanışmadan önce daha önceki ilişkilerden biriyle vedalaşabileceğini belirtiyor. Ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Bizim çift dördüncü kez bir araya geliyor. Ne kadar süreleri kaldığına bakıyorlar: 1.24, yo 1.23. Sonuçta 1, 2, 3, 4. Her yerde bu rakamları görüyoruz. Bu bir tesadüf mü? Yoksa herşeyin bir plana göre yürüdüğünü mü bize hissettirmeye çalışıyorlar? Sisteme göre. İşte o anda bir karar veriyorlar.

  • Sistemin doğru kişi olarak gördüğü kişiyi istemiyorum tamam mı?

Tamam mı çöpçatan teyzeler?

  • Seni istiyorum.
  • Ben de seni.

Kendi kararlarını verdiler. Oh be! Nihayet özgür iradelerinin farkına vardılar ve bir seçim yaptılar. Kendi seçimlerini. Hayatın dizginlerini ellerine aldılar.

  • Tanıştığımızdan beri bu dünya bizi ayrı tutmaya çalışıyor. Bu bir test. İnan öyle.

Peki bir çözümü var mı bu testin?

  • Hepsini siktir etmeliyiz.

Ağzınıza biber gazı sıkarım. Başkaldırmayın. Ama onlar başkaldırmaya karar veriyorlar. Kaçmaya. Duvardan atlamaya. Bu sistemin onlara çizdiği sınırları kabul etmemek demek. Otoriteye boyun eğmemek. Bir kez kendi kararlarında direttiler ve etraflarındaki dünya duruverdi. Ve bakın ayrı gibi gözüken aynı daireler nasıl da birleşmeye başladı. Artık duvardan atlayıp kaçmalarına hiçbir şey engel olamaz, diye düşünürken, o da ne? Yoksa herşey bir rüya mıymış?

Tabiki hayır. “Aaa herşey bir rüyaymış” formülü eski hikayelerde kaldı. Black Mirror gibi yenilerinde biz şöyle demeyi tercih ediyoruz: “Aaa herşey bir simülasyonmuş!” Dakikalardır izlediğimiz şey 998. Simülasyonmuş. Hepsi de bu ikili arasında geçen toplam 1000 simülasyondan 998 tanesinde sisteme başkaldıracak kadar birbirini sevmiş bu çift. Ferhad’ın Şirin için dağları delmesine benzer bir şekilde sistemi delmişler. En azından denemişler.

Yani anlayacağınız bizim başından beri çözmeye çalıştığımız bu dünya aslında bir mobil uygulamadan başka bir şey değilmiş. Facebook gibi bir şey. Teorisi de şu. Eğer bu “sistem”lere sadece fotoğraflarımızı değil de tüm bildiklerimizi, düşüncelerimizi, olaylara verdiğimiz tepkileri, bizi biz yapan herşeyi yüklersek ve orada sanal bir profil oluşturursak ne olur? Bir avatar? Herkes bunu yaparsa ve sistem bizi değil de avatarlarımızı sanal dünyalarda bir araya getirirse? Bir değil de binlerce kere. Olası bütün senaryoları hızlıca yaşatsa. Ve en sonunda gerçekten birbirini sevebilecek iki kişiyi bir araya getirse nasıl olur?

Görünüşe göre gayet de iyi olur. Hatta o kadar iyi olur ki Black Mirror gibi karanlık bir dizide bile mutlu sonla biten çok az sayıdaki bölümlerden biri haline gelebilir. Tabi buna mutlu bir son diyebilir miyiz? Asıl soru bu. Cevabı yine kendi içinde saklı olabilir. Çünkü bu dizi ilginç bir şekilde kendi içinde spoiler veriyor. 4. Sezonun 4. bölümündeyiz. Şirin, şey Amy suda taş sektirdiğinde taş hep 4 kez sekiyor ve dördüncüsünde suda kayboluyor. Zaten sisteme isyan etmeye en çok yaklaştığı anda sanal asistanını da 4 kez sektirip yok ediyor. Bölüm boyunca çiftimiz ikisi sistem tarafından olmak üzere toplam 4 kez bir araya geliyor. Yani biz onları normal bir dünyada yaşıyor zannederken aslında o dünyanın pek de normal olmadığını, gerçekten bir sistem ve plan üzerinde çalıştığının ipuçlarını veriyor. Ta ki 30. dakikaya kadar. Bölümün neredeyse yarısına geldiğimiz o anda artık açık açık bunun ne olduğunu söylüyor. İki ihtimal, ya da iki teori olabilir: Ya her şey tesadüf ve kişiler rastgele bir araya geliyor…

  • Peki ya inceleme yoksa, bizi rastgele bir araya getiriyorsa

Ve sistemin ne kadar akıllı olduğunu söyledikleri için biz de razı oluyoruz. Belki de aslında her şey rastgele. Rastgele sürelerle, rastgele bir düzenle insanlarla tanışıyoruz ve onlarla hayatımıza devam ediyoruz.

  • Bizi bir ilişkiden diğerine sokup aslında yavaş yavaş yıpratıyorsa?

Her seferinde biraz daha uysal, biraz daha umutsuz oluyorsun. Ta ki nihayetinde iyice yıpranıp “doğru kişi bu-dur herhalde” diyene kadar.

  • O noktaya geldiğinde öyle yıkık, öyle yorgun oluyorsun ki, öylece kabul ediyorsun. Razı geliyorsun.

Sonra da hayatının geri kalanı boyunca kendine aksini ikna ederek yaşamak zorunda kalıyorsun. Resmen gerçek hayatı tarif ediyor gibi değil mi? Bekleyin ikinci bir teori daha var.

  • Sistemin rastgele işlemediğini varsayalım.

Ellerindeki cihazları kullanarak tüm tepkileri topluyor. Detaylı bir profil çıkarıyor. Aklından geçen her çılgınca fikir, tüm hayallerin, tüm zayıf yönlerin, kafandaki her şey.

  • Peki kafandaki her şeye sahipse düşünceleri de var mıdır?
  • Ya sistem bizsek ve bir simülasyonda mahzursak?
  • Nasıl bilebilirdik ki? – Sanırım çözüldü.

Evet çözüldü. Sonuçta izlediğimiz bu bölüm ikinci teoriyi doğrulamış oldu. Her şey bir simülasyonmuş. Ve biz birinci teorideki gerçek hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buna mutlu son diyebilir miyiz? —————————————

Ve biz hayatlarımıza devam ederken ellerimizdeki cihazlar, tüm tepkilerimizi topluyor. Aklımızdan geçen her çılgınca fikri, tüm hayallerimizi, zayıf yönlerimizi, kafamızdaki her şeyi paylaştıkça detaylı bir profilimizi çıkarıyor. Ve biz belki de şu anda 998. simülasyonumuzun içindeyiz. Kim bilir?

“Kara aynanın içinde mi yoksa dışında mı yaşıyoruz? – Black Mirror S04E04” üzerine 11 yorum

  1. Aklına sağlık Barış abi, sayısal dizilim ve kendi içerisinde kurgusal bilgilendirmeyi farketmemiştim. Ayrıca epik bir aşk efsanesine teknolojik yorum olduĝu da aklıma gelmemişti.. Ben mutlu son olduğunu düşünüyorum, belki de Polyanna tarafım aĝır basıyordur. Açıkcası bana, Sadeleşmek, dünyaları kendi iradem ile her seferinde farklı bir şekilde görmeye çalışmak yaratıcı mutluluk verir. Varsın sanal profilimi oluştursunlar,
    Sevgiler ve saygılar,
    Azizcan

  2. Abi söylediklerin üzerine biraz düşününce simülasyon teorisine değindiğini anlıyorum (ruhi çenetinde yaptığı bir videoda bahsetmişti). Biliyorum din den konuşmaktan kaçınıyosun haklı olarak ama zaten bizi bir yaratan varsa aslında biz o yaratanın simülasyonu sayılmazmıyız? Senin bahsettiğini yorumlarsam eğer ya ateitlerin de kısmen dediği gibi tesadüfen oluştu bu evren yada teistlerin dediği gibi bizim bir yaraytıcımız var yani bir nevi simülasyonuz aslında. Emeğine sağlık abi çok değerli bir insansın..

  3. Barış abi ben senin en çok sanat tasarım ve teknoloji hikayeleri yaparken istikrarlı olmanı cok seviyorum ve seni digerlerinden ayırab en onemli ozelliklerinden birisi bence (enesbatur…) Çalışmalarının devamını dilerim ve tekrardan emeğine sağlık 😣😍👏👏👏👏

  4. Size nasıl ulaşabileceğimi düşünürken sitenizi buldum, eğer yoruma denk gelirseniz, az önce bir film izledim, filmin adı “mother!”, film bittikten sonra kafamda yorumlarken, acaba siz yorumlasanız nasıl olurdu diye düşünmeye başladım ve burdayım.

  5. Barış hocam(bir şeyler öğrenmeme vesile oldunuz sonuçta),
    Soo.cool dan aldığımız ürünler gelmiyor, çoğu kimse bu durumda diye yazmıştım size 1,5 hafta evvel. Halledeceğinizi belirmiştiniz. Herhangi bir gelişme var mı, sıkıntı nedir?

Bir Cevap Yazın