Hayat gibi oyun

YouTube’da video yapmaya başladıktan sonra fark ettiğim bir şey var. Buraların raconu oyun videosu yapmak. O yüzden ben de bir oyun videosu hazırlamaya karar verdim. Size hayat gibi bir oyundan bahsedeceğim.

Şimdiki oyunlarda hikaye çok önemli biliyorsunuz. Benim seçtiğim oyunun hikayesi oldukça eski. Yaklaşık 1500 yıl kadar önce bir alimle bir zalimin karşılaşmasıyla başlıyor. Zalim olan tahmin edebileceğiniz gibi bir kral. Hindistan’da yaşıyor ve savaşı çok seviyor. Halkı da bundan çok çektiği için artık dayanamayıp barışı çok seven alimden yardım istiyor. Alim düşünüyor taşınıyor. Sonunda en cahil ve zalim birinin bile hoşuna gidecek şahane bir çözüm buluyor. Bir oyun!

DEVAMI ▷

Mavi hap mı, kırmızı hap mı?

Bu senin son şansın. Bundan sonra geri dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve neye inanmak istersen ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin ne kadar derinlere gittiğini gösteririm. Unutma, sana vadettiğim tek şey hakikat, fazlası değil…

Seçim. Her gün yapmak zorundayız. Yaptığımız bazı seçimler bizi cahilliğin mutluluğunda bırakırken, bazıları hakikatin çölüne götürür. Ama neyi seçersek seçelim, bunun geri dönüşü yoktur.

Ya içinde yaşadığımız simülasyonda kalmaya yani uyumaya devam ederiz ya da uyanır ve gerçeklerle yüzleşiriz.

Matrix’de Morpheus’un Neo’ya sunduğu seçim, kötülük ve iyilik arasında. Gerçek kötülük olan cahillikle, gerçek iyilik olan bilgelik arasında.

DEVAMI ▷

Yeniden düşün

Belgeselleri çok severim. Belgeseller dünya ve yaşam hakkında bize pek çok şey öğretip derinlemesine düşünmemizi sağlar. Hatta bazıları yeniden düşünmemizi… 

Yeniden düşün! Belgesellerini severek izlediğim National Geographic kanalı bir dönem yaptığı reklam kampanyasında bu sloganı kullanmıştı. Hatta anlattığı hikayelerden biri şöyleydi. Huzurlu görünen bir köyde yaşlı bir amca karpuzlarını eşek arabasıyla taşırken, yaşlı bir nineyi görüp selam verir. Tam o sırada bir ses duyulur ve bu sesten ürken eşek çiftesini savurur, araba devrilir ve içindeki karpuzlar aşağı dökülür. Muhtemelen az önce gördüğümüz yaşlı ninenin üstüne yuvarlanır. Beyazlaşan ekranda şu yazıyı görürüz: “Dünyada her yıl eşekler tarafından öldürülen insanların sayısı, uçak kazalarında ölenlerin sayısından fazladır. Yeniden düşün!”

DEVAMI ▷

Ex Machina ya da makineler düşünebilir mi?

Hepimizin cebinde yapay bir zeka var. İnternette yaptığımız her arama aslında kişiliğimizle ilgili önemli bir ipucunu da karşıdaki arama motoruna veriyor. Yani bir bilgisayara, yani hesap yapabilen ve yavaş yavaş düşünmeyi öğrenen bir makinaya içimizi açıyoruz. Bu makina günün birinde insan kadar zeki olursa ne yapar? exMachina filminin hikayesi bu sorunun etrafında dönüyor.

Son yıllarda izlediğim en iyi bilimkurgu filmlerinden biri. Film ilk bakışta Her, AI, Matrix, Pinokyo, Metropolis, Ghost in the Shell, Blade Runner gibi filmlere benziyor. Felsefi sorulara kapı açan, bir kaç kez izlenmesi gereken, çok katmanlı bir film.

Hikayemiz -anlayabildiğim ya da tahmin edebildiği kadarıyla- “singularity” yani tekillik zamanında geçiyor. Yakın gelecekte yapay zekanın insan zekasının ötesine geçeceği varsayımsal bir nokta, bir zaman adeta teknolojik bir milat. Varsayımsal yani farazii. Bu kelimenin altını çiziyorum. Peki bu nokta geldiğinde robotların bizden daha zeki olduğunu nasıl anlayacağız? Öncelikle “makinalar düşünebilir mi?” Aslında felsefi arka planını Dekart’a kadar götürebileceğimiz bu soru 1950’de Alan Turing tarafından da soruldu ve Turing testi ortaya çıktı.

DEVAMI ▷

Hikayede duygu, Wall-e, robotlar ve kalbe dokunmak

Ne anlatırsanız anlatın, tüm ruhunuzu açarak, karşınızdakinin kalbine dokunmaya çalışın

İnsanlar binlerce yıldır birbirlerine hikayeler anlatıyorlar. Hikaye anlatma tekniklerimiz çok değişti. Yaklaşık 100 yıllık bir geçmişiyle henüz çok genç olan sinema bile kendi tekniklerini doğurdu, geliştirdi ve sürekli olarak değiştirmeye devam ediyor. Bütün bu değişimler içerisinde temel kalan ve belki de hiç değişmeyecek olan bir şey var. Hikayenin kahramanlarıyla dinleyenler arasındaki duygusal ilişki. Bunu hikaye anlatımında sürekli yeni teknikler deneyen Peter Jackson da itiraf ediyor. Film yapımının hiç bir zaman temelli değişmeyeceğini söylüyor: “Çünkü bu, oyuncuların söylediği sözler ya da o anı yaşamaları esnasında izleyicinin kalbine dokunup dokunmamalarıyla ilgili bir şey”.

DEVAMI ▷