Instagram’ın logosu neden değişti?

Instagram’ın logosu neden değişti? 400 milyon kullanıcı tarafından her gün 80 milyon fotoğraf ve video paylaşılan bir platformunuz olunca en ufak bir değişiklik bile çok göze batıyor. Ama Instagram’ın yaptığı değişiklik en değişim severleri bile zorlayacak türden.

Instagram’ın logosuna ne çok alışmışız. Halbuki 5 yıl önce hayatımızda böyle bir şey yoktu. Onun görmeye alışık olduğumuz logosu ilk ortaya çıktığında fotoğraf çekip filtre ekleyerek paylaşmak dışında pek az şey yapılabiliyordu. Oysa şimdi video çekiliyor, kolaj yapılıyor; GIF benzeri “boomerang”lar, “hyperlapse”ler oluşturuluyor. Yani çocuk büyümeye başladı. Üstündeki kıyafeti yenilemenin vakti çoktan geldi. Zaten o yüzden Instagram’ın tasarım ekibi yaklaşık 1 yıldır bu değişiklik üzerinde çalışıyormuş.

DEVAMI ▷

Filografikler

Tasarım karmaşadan sadelik çıkartma sanatıdır. Karmaşa deyince aklınıza sadece görsel bir karmaşıklık gelmesin. Soyut kavramları da sadeleştirebilirsiniz. Fikirleri görselleştirmekten bahsediyorum. Felsefeyle grafiği buluşturmak…

Gelin birlikte bunu yapmaya çalışalım. Benim kendime göre olaylara bir bakış açım var. Şöyle bir noktadan bakıyorum. Bana göre “doğru” bu noktadır. İşin doğrusu budur. Ama sana göre böyle olmayabilir. Sen de şu noktadan hareket ederek kendine bir dünya görüşü oluşturmuş olabilirsin. İkimizin aynı fikirde olduğu alanlar da var, farklı olduğu yerler de… Başka bir kişi başka bir noktadan bakar. Herkesin bakış açısı, değer yargıları birbirinden farklıdır. Bilgi dediğimiz şey göreceli olabilir. Sadece insandan insana değil, zamandan zamana, toplumdan topluma değişebilir. İşte genel olarak bu söylediklerim felsefe tarihinde Relativizm – Görecilik olarak adlandırılıyor. Felsefeciler tarafından ortaya konan bu düşüncenin fizikte de karşılığını görebiliyoruz. Kuantum fiziğine bağlı bilimsel ve kuramsal gelişmeler bu felsefi akımın da gelişmesine sebep olmuş. İşte üzerinde konuştukça derinleşebileceğiniz böylesine karmaşık bir konuyu görselleştirmek istiyorsunuz. Diyelim ki “Relativizm” üzerine bir konferans için poster tasarlayacaksınız. Nasıl yaparsınız? Bu karmaşının içinde sadeliği nasıl yakalarsınız? Aslında bunu yaptık bile.

DEVAMI ▷

İçinde her şey olan bir resim

Evinizin, odanızın duvarına sadece tek bir resim asmak durumunda kalsaydınız, nasıl bir resim seçerdiniz? Bu soru uzun zamandır zihnimi meşgul ediyordu. Geçenlerde kendi cevabımı galiba buldum.

Baktıkça bana ilham veren görselleri hep sevmişimdir. Geçenlerde bulduğum ve duvarıma asmak istediğim resim tam da böyle. İlham verici. Neden biliyor musunuz? Çünkü içinde her şey var. Her şey derken, gerçekten her şey. 13.8 milyar yaşında olduğu tahmin edilen evrendeki her şey. Dünya, güneş sistemi, yıldızlar, galaksiler, gök adalar. Bugüne kadar insanoğlunun gördüğü her şeyin bir araya toplandığı bir resim.

Bu da hemen aklıma dünyanın en iyi film açılış sahnelerinden birini getirdi. Filmlerde sahneler genellikle olayların geçtiği mekanı ve zamanı göstererek başlar. Bu filmde de böyle. Olaylar işte tam burada başlıyor. Bu gördüğünüz yerde. Yoksa bu duyduğunuz yerde mi demeliydim? Çünkü evreni gerçekten görebilmek için ona sadece bakmak yetmez. Aynı zamanda onu dinlemelisiniz. Duyduğunuz gürültü ve müzikten de anlayacağınız üzere modern zamanlardayız. Şimdi yavaş yavaş uzaklaşmaya başlıyoruz. Mesafeler arttıkça daha eski zamanlarda çıkarttığımız sesleri de işitiyoruz. Sadece mekanda değil zamanda da geriye doğru gidiyoruz. Contact – Mesaj filminin açılış sahnesi biraz uzun bir uzay/zaman yolculuğu olacağı için biz bu arada resmimize geri dönelim.

DEVAMI ▷

Sessizliğin sesindeki beyaz boşluk

4’33”

larger_2dd7923587d2bf9a229329ee78075d36

4 dakika 33 saniyelik sessizliğimin bir anlamı var. Videonun sonunda açıklayacağım. Farklı türden bir müzik icra ettim. Size sessizliğin sesini dinlettim. Beyaz bir gürültü gibi, boşluğun sesini. Beyaz boşluğun.

Müziği müzik yapan notalar kadar, onların arasındaki bu boşluklardır. Bir an coşkuyla dinlediğiniz müzik başka bir anda yavaşlar ve bazen tamamen durur. Bir süreliğine sessizliğin sesini dinletir size. Sonra tekrar yükselir. Az önce yaşadığınız sessizlik anı, şimdi dinlediğiniz melodiyi daha iyi duymanızı sağlar.

DEVAMI ▷

Dünyanın en ünlü tablosu

Dünyanın en ünlü tablosu: Mona Lisa. Yaklaşık 500 yaşında. Pek çok yönden gizemini koruyor. Benim için en gizemli tarafıysa ona bakınca ne gördüğümüz…

Mona Lisa. Kim bu kadın? Neden gülümsüyor? Bu gülümseme neden bu kadar etkili? Soruların sayısını rahatlıkla arttırabilir hatta spekülasyonlar yapıp, komplo teorileri bile üretebiliriz. Ama bunlara hiç gerek yok. Benim asıl merak ettiğim neden her yıl 6 milyon insan bu tabloyu görmeye gidiyor? Bir tasarım nasıl olur da bu kadar çok gözü kendi üstünde toplar ve beğeni uyandırır. Hem de 500 yıl boyunca…

mona-lisa

Bunun için önce kadim tasarımlara bakmak lazım. Mesela 5000 yıldır insanların gözünü alan piramitlere. Bir piramide baktığımızda üçgen şeklinde yüzeyler görürüz. Görsel sanatlarda üçgen formu bir kompozisyonda bize dengelilik, durağanlık, dinginlik gibi hisler verir. Baktığımızda bizde güven duygusu uyandırır. Sanırım tabloyu yapan Leonardo Da Vinci’nin de aradığı duygular bunlardı. Resmine çok sağlam bir geometrik temel attı ve bunun için dünyanın en sağlam yapılarından, piramitlerden ilham aldı. Mona Lisa’nın elleri bu piramidin tabanında. Yukarıya doğru uzanan çizgiler ister istemez bakışlarımızı onun yüzüne yönlendiriyor. Yüzündeki gizemli gülümsemeye… Yoksa mutluluğun resmi böyle bir şey mi? Ona bakınca bunu mu görmeliyiz?

DEVAMI ▷

Gölgelerin gücü silüetler

“Gölgelerin gücü adına!” diye bağıran bir çizgi film kahramanı vardı eskiden. Ben bunu “görünmeyenin gücü adına” diye çeviriyorum. Çünkü sanatta bir şeyi gölgede bırakmak, silüet haline getirmek, en az onu göstermek kadar güçlü olabilir.

Barisozcan-siluet

Paris’e yaptığım bir seyahatte hatıra olsun diye siyah fon kağıdından portremi kestirmiştim. Çünkü o yıllarda cep telefonundan selfie çekilemiyordu. Ama insanlardaki motivasyon hep aynıdır. Güzel bir an yakaladığında o anı ve içinde kendisini dondurmak, kaydetmek, adeta ölümsüzleştirmek ister. Bu 300 yıl önce de aynıydı. O zamanlar henüz fotoğraf makinesi icad edilmediği için kendi “selfie”sini çektiremeyen insanlar resim veya heykelini yaptırırdı. 18. yüzyılda çok sert ekonomik yaptırımlar uygulayan Fransız maliye bakanı yüzünden resmini yaptıramayan halk, bu işi ucuz yoldan çözmenin yolunu buldu. Siyah bir kağıdı keserek profil portrelerini yaptırmaya başladı. Mecburen seçtikleri bu ucuz yönteme de “silüet” dediler çünkü onları bu duruma sokan maliye bakanının adı Étienne de Silhouette idi.

DEVAMI ▷

Kalem klavyeden keskindir

Not almak için ne kullanırsınız? Cep telefonu, ses kayıt cihazı, bilgisayar? Bugüne kadar pek çok not alma cihazı ve yazılımı denedikten sonra nihayet en iyi teknolojiyi buldum: kalem ve kağıt.

Kullandığım uygulamalarla alışveriş listesini bile internette “bulut ortamında” tutuyorum. Paylaşım ve işbirliği özellikleri sayesinde eşim son dakikada kendi cihazından listeyi güncelleyebiliyor ve ben de böylelikle “süt almayı” unutmuyorum 🙂

İşte bu ve benzeri pratiklik özelliklerinden dolayı her geçen gün kağıt ve kalemden daha da uzaklaşıyoruz. Bilgisayar klavyesini kullanmak, kalemi tutmaktan daha kolay hale geldi.

Bu gidişe bir dur diyerek bundan böyle notlarımı kalem kağıtla tutmaya karar verdim. Neden bilgisayarla çok daha hızlı not almak varken, en yavaş kayıt yöntemini tercih ettim? Çünkü not almak, yazı yazmak sadece kaydetmek demek değildir. Yavaşlık bir avantajdır. Söylenen her şeyi aynen yazamayacağımıza göre, daha dikkatli dinler, anlamaya çalışır ve yeniden anlamlandırıp yazarız. Her şeyi değil, özeti, özü. Biz bilgi-sayar değiliz. Bilgiyi alıp depolamak olmamalı işimiz. Duyduklarımızı sonradan hatırlamak için, öğrenmek için not alırız. Sonradan bakmasak bile, kağıt ve kalemle not aldığımızda, beynimiz bilgiyi sadece aktarmak/saymak yerine işlemeye başlar. Öğrenmenin en iyi yolu öğretmektir derler. Kalemle not alırken, yazarken aslında o an öğrendiğimizi kendimize öğretmeye başlıyoruz.

DEVAMI ▷