Sessizliğin sesindeki beyaz boşluk

4’33”

larger_2dd7923587d2bf9a229329ee78075d36

4 dakika 33 saniyelik sessizliğimin bir anlamı var. Videonun sonunda açıklayacağım. Farklı türden bir müzik icra ettim. Size sessizliğin sesini dinlettim. Beyaz bir gürültü gibi, boşluğun sesini. Beyaz boşluğun.

Müziği müzik yapan notalar kadar, onların arasındaki bu boşluklardır. Bir an coşkuyla dinlediğiniz müzik başka bir anda yavaşlar ve bazen tamamen durur. Bir süreliğine sessizliğin sesini dinletir size. Sonra tekrar yükselir. Az önce yaşadığınız sessizlik anı, şimdi dinlediğiniz melodiyi daha iyi duymanızı sağlar.

DEVAMI ▷

Dünyanın en ünlü tablosu

Dünyanın en ünlü tablosu: Mona Lisa. Yaklaşık 500 yaşında. Pek çok yönden gizemini koruyor. Benim için en gizemli tarafıysa ona bakınca ne gördüğümüz…

Mona Lisa. Kim bu kadın? Neden gülümsüyor? Bu gülümseme neden bu kadar etkili? Soruların sayısını rahatlıkla arttırabilir hatta spekülasyonlar yapıp, komplo teorileri bile üretebiliriz. Ama bunlara hiç gerek yok. Benim asıl merak ettiğim neden her yıl 6 milyon insan bu tabloyu görmeye gidiyor? Bir tasarım nasıl olur da bu kadar çok gözü kendi üstünde toplar ve beğeni uyandırır. Hem de 500 yıl boyunca…

mona-lisa

Bunun için önce kadim tasarımlara bakmak lazım. Mesela 5000 yıldır insanların gözünü alan piramitlere. Bir piramide baktığımızda üçgen şeklinde yüzeyler görürüz. Görsel sanatlarda üçgen formu bir kompozisyonda bize dengelilik, durağanlık, dinginlik gibi hisler verir. Baktığımızda bizde güven duygusu uyandırır. Sanırım tabloyu yapan Leonardo Da Vinci’nin de aradığı duygular bunlardı. Resmine çok sağlam bir geometrik temel attı ve bunun için dünyanın en sağlam yapılarından, piramitlerden ilham aldı. Mona Lisa’nın elleri bu piramidin tabanında. Yukarıya doğru uzanan çizgiler ister istemez bakışlarımızı onun yüzüne yönlendiriyor. Yüzündeki gizemli gülümsemeye… Yoksa mutluluğun resmi böyle bir şey mi? Ona bakınca bunu mu görmeliyiz?

DEVAMI ▷

Gölgelerin gücü silüetler

“Gölgelerin gücü adına!” diye bağıran bir çizgi film kahramanı vardı eskiden. Ben bunu “görünmeyenin gücü adına” diye çeviriyorum. Çünkü sanatta bir şeyi gölgede bırakmak, silüet haline getirmek, en az onu göstermek kadar güçlü olabilir.

Barisozcan-siluet

Paris’e yaptığım bir seyahatte hatıra olsun diye siyah fon kağıdından portremi kestirmiştim. Çünkü o yıllarda cep telefonundan selfie çekilemiyordu. Ama insanlardaki motivasyon hep aynıdır. Güzel bir an yakaladığında o anı ve içinde kendisini dondurmak, kaydetmek, adeta ölümsüzleştirmek ister. Bu 300 yıl önce de aynıydı. O zamanlar henüz fotoğraf makinesi icad edilmediği için kendi “selfie”sini çektiremeyen insanlar resim veya heykelini yaptırırdı. 18. yüzyılda çok sert ekonomik yaptırımlar uygulayan Fransız maliye bakanı yüzünden resmini yaptıramayan halk, bu işi ucuz yoldan çözmenin yolunu buldu. Siyah bir kağıdı keserek profil portrelerini yaptırmaya başladı. Mecburen seçtikleri bu ucuz yönteme de “silüet” dediler çünkü onları bu duruma sokan maliye bakanının adı Étienne de Silhouette idi.

DEVAMI ▷

Kalem klavyeden keskindir

Not almak için ne kullanırsınız? Cep telefonu, ses kayıt cihazı, bilgisayar? Bugüne kadar pek çok not alma cihazı ve yazılımı denedikten sonra nihayet en iyi teknolojiyi buldum: kalem ve kağıt.

Kullandığım uygulamalarla alışveriş listesini bile internette “bulut ortamında” tutuyorum. Paylaşım ve işbirliği özellikleri sayesinde eşim son dakikada kendi cihazından listeyi güncelleyebiliyor ve ben de böylelikle “süt almayı” unutmuyorum 🙂

İşte bu ve benzeri pratiklik özelliklerinden dolayı her geçen gün kağıt ve kalemden daha da uzaklaşıyoruz. Bilgisayar klavyesini kullanmak, kalemi tutmaktan daha kolay hale geldi.

Bu gidişe bir dur diyerek bundan böyle notlarımı kalem kağıtla tutmaya karar verdim. Neden bilgisayarla çok daha hızlı not almak varken, en yavaş kayıt yöntemini tercih ettim? Çünkü not almak, yazı yazmak sadece kaydetmek demek değildir. Yavaşlık bir avantajdır. Söylenen her şeyi aynen yazamayacağımıza göre, daha dikkatli dinler, anlamaya çalışır ve yeniden anlamlandırıp yazarız. Her şeyi değil, özeti, özü. Biz bilgi-sayar değiliz. Bilgiyi alıp depolamak olmamalı işimiz. Duyduklarımızı sonradan hatırlamak için, öğrenmek için not alırız. Sonradan bakmasak bile, kağıt ve kalemle not aldığımızda, beynimiz bilgiyi sadece aktarmak/saymak yerine işlemeye başlar. Öğrenmenin en iyi yolu öğretmektir derler. Kalemle not alırken, yazarken aslında o an öğrendiğimizi kendimize öğretmeye başlıyoruz.

DEVAMI ▷

Google’ın yeni logosu

Google’ın yeni logosu. Sevdiniz mi? Yoksa nefret mi ettiniz? Neden bu konu bu kadar önemli? Çünkü birileri her gün milyarlarca kez görülen bir şeyi değiştirmeye kalktı da ondan…

Markalar da tıpkı insanlar gibi bir hayat yaşıyor. Onların da değişmeye, kendilerini yenilemeye ihtiyacı var. Google, bir marka olarak neredeyse internetle özdeş. İnternet çok değişti, Google neden değişmesin?

Google’ın ilk logosunu kurucularından Sergey Brin tasarladı. 1998’de henüz Stanford Üniversitesi’nde bir doktora öğrencisiyken bilgisayarındaki ücretsiz grafik tasarım programı GIMP’i açtı, yazıtiplerinden Catull’ı seçti ve Google’ın logosunu tasarladı. Aynı logo, renklerine ve tipografisine yapılan küçük makyajlarla bugüne kadar geldi.

DEVAMI ▷

Mr. Robot’la kuralları yıkmak

Matrix filminden yola çıkarak fotoğrafçılıkta kullanılabilecek 9 kompozisyon kuralını incelemiştik. Kuralları öğrenip yerli yerinde kullanmaya başladıktan sonra yapılması gereken şey nedir? Onları yıkmak! Bunun için Mr.Robot dizisini kullanacağız.

Mr. Robot dizisinde Elliot ve Tyrell'in ilk karşılaşması

Mr. Robot’daki baş karakterimiz bir siber güvenlik firmasında çalışıyor. Bu plandaki kompozisyona bakarak hemen onun kravatlı / takım elbiseli yani beyaz yakalı adam olduğunu zannetmeyin. Bizim adamımız çekingen, utangaç, antisosyal. O yüzden baskın karakter ayakta durup elleri cebinde konuşuyorken o çerçevemizin alt tarafında adeta ezilmiş durumda. Buraya kadar kompozisyon kuralları açısından hiç bir problem yok. Üçler kuralı uygulanmış. Her iki karakter de olması gerektiği gibi çizgilerin üzerine yerleştirilmiş.

DEVAMI ▷

Daha iyi fotoğraf çekmek için… Film izleyin! Matrix’ten 9 kompozisyon kuralı

Hepimiz daha iyi fotoğraflar çekmek istiyoruz. Bunun için daha iyi görmeyi öğrenmemiz lazım. Peki gözümüzü nasıl eğitebiliriz? Bugüne kadar pek çok farklı yöntem duymuş veya denemiş olabilirsiniz ama ben size gözünüzü eğitmek için bambaşka bir yol önereceğim: bol bol film izleyin! Gelin size filmler yardımıyla nasıl daha iyi görebileceğinizi göstereyim.

Evet, bol bol film izleyin. Ama gerçekten, görmeye çalışarak izleyin. Biz film diyoruz ama İngilizce’de “motion picture” da deniyor, yani hareketli resimler. Aslında her saniye bize 24 tane fotoğraf karesi gösteriliyor. E bundan iyi eğitim mi olur? Hem de hızlandırılmış eğitim.

Şimdi size çok sevdiğim klasik bir bilim kurgu filminden, 99 yapımı Matrix’ten bir sahne göstereceğim ve bu sahne üzerinden fotoğrafta kompozisyon tekniklerini inceleyeceğiz.

İlk kuralımız “Rule of thirds (üçler kuralı)”

DEVAMI ▷