Kara Aynadan Yansıyan Korku – Black Mirror S03E05

Zenofobi. Kişinin yabancılardan ya da bir şekilde kendisinden farklı olan insanlardan korkmasına ve nefret etmesine verilen isim. Değişik olanın tehlikeli olduğu düşüncesiyle oluşan bir korku bu. Bir topluluğun içinde olan ama o topluluğun bir parçası sayılmayan bir gruba karşı duyulan korku. Irkçılıktan tutun ta bilimkurguda dünya-dışı varlıklardan korkmaya kadar gider bu.

O yüzden bugün sizlerle çok sevdiğim bir dizinin 3. Sezonunun 5. Bölümü hakkında konuşmak istiyorum. Black Mirror – Kara Ayna dizisinin. Bir dizi incelemesi ya da eleştirisi yapmayacağım. Konuşacağım şey genel olarak dizinin ve özel olarak bu bölümün ahlaki duruşu. Teknolojiye ve hayatımıza bakış açısı. Yine de “Spoiler” hassasiyeti olanlar burada bizden ayrılıp, bölümü izledikten sonra geri gelebilirler. Çünkü çok sıkı detaylara girmeyi düşünüyorum. Bu kaygıyı taşımayanlar için şimdi her şeyi en baştan anlatayım.

DEVAMI ▷

Gelecekte hangi mesleği seçmeliyim?

En korktuğum sorulardan bir tanesi ne biliyor musunuz? Bir berbere gittiğinizde ya da bir taksiye bindiğinizde ortamı ısıtmak için sorulan ilk soru: “Abi ne işle iştigal ediyoruz?” Bu soruyla karşılaşınca içimden “abesle iştigal ediyoruz” demek geçiyor ama öyle demiyorum. Şimdilerde “YouTuber”ım demek istiyorum ama anlaşılır mı bilemiyorum. O yüzden 3 yıl önce uğraştığım işi söyleyesim geliyor: “multidisipliner dijital bir medya ajansının kurucusu ve kreatif direktörüyüm” de diyemiyorum. 5 yıl önce uğraştığım iş zaten hiç bir şey ifade etmeyecek: “kreatif profesyonellere yönelik tasarım yazılımları üreten bir şirkette teknoloji evangelisti.” O yüzden 10 yıl önce kullandığım stratejiye dönesim geliyor. O zamanlar uğraştığım işlerin hepsinin de ortak paydası bilgisayar olduğu için “bilgisayarcıyım” diye kestirip atıyordum. Tabi bu sefer de ikinci soruya hazırlıklı olmanız gerekiyor: “abi bizim yeğen geçen bir CD taktı bilgisayara virüs mü ne bulaşmış, şimdi açınca bir sürü pencereler doluyor ekrana rezil oluyoruz konu komşuya, nasıl yaparız?” Tabi yeğen bulaştırmıştır kesin! Neyse ben o bildiğin bilgisayarcılardan değilim demek için uğraş dur bu sefer. Ben tüm bu “mesleğimi tanımlama” çabaları içerisinde boğulmamak için çırpınırken karşımdaki kişi bana bir can simidi olur belki düşüncesiyle “abi sen nereden mezunsun onu söyle hele” diye sorunca dananın kuyruğu orada kopuyor ve beni belirsizlikler okyanusunun ortasına bırakıyor: “Hukuk Fakültesi’nden mezunum.” Karşımdakinin donuk bakışlarına dayanamayıp ekliyorum: “20 sene önce YouTube Fakültesi yoktu.”

DEVAMI ▷

Mandela Etkisiyle Haritaların Ne İlgisi Var?

Bugün sizlerle haritalar hakkında konuşacağız. Haritaları neden değiştirmeliyiz, hiç düşündünüz mü? Bu ne? İstek konu mu? Mandela etkisini anlatır mısınız?

Bu kanalda genelde “istek video” almıyorum ama “Mandela Etkisi” hakkında o kadar çok mesaj geldi ki konuya kayıtsız kalamadım. Öncelikle “Mandela Etkisi” nedir, bunu anlayalım.

(Gizemli bir müzik eşliğinde) Monopoly oyununun üzerindeki maskotun gözünde bir monokl tek gözlük merceği var mıydı, yok muydu? Peki ya Mickey Mouse’un pantolon askısı? Volkswagen’in logosundaki V ve W harfleri birleşik mi değil mi?

Mandela etkisini internette araştırdığınızda bu ve buna benzer 15-20 tane çarpıcı örnekle karşılaşıyorsunuz. Doğru hatırladığınızı zannettiğiniz ama gerçekte farklı olan örnekler. Peki ya bu etkiye neden “Mandela” denmiş?

DEVAMI ▷

Daha iyi hissetmek için düğmeye basın!

İster inanın ister inanmayın, tüm teknolojik araçların tek bir amacı vardır: sizi daha iyi hissettirmek. Bazıları bunu hayatınızı kolaylaştıran gerçek çözümlerle sağlar, bazıları ise sadece sizi kandırarak. Gerçekte hiç bir şey yapmadan. Şimdi bu videoyu izlemeye devam etmek için lütfen şu düğmeye basın. İşe yaramazsa basmaya devam edin.

Her ne kadar merdivenleri çok sevsem ve hatta sadece onlarla ilgili videolar yapsam bile -bkz. dünyanın en ilginç merdiven tasarımları videosu- asansör teknolojisine karşı değilim. Ofisimiz 46. kata taşındıktan sonra daha sık kullanmaya başladığımı da itiraf etmeliyim. Benim derdim asansörün düğmeleriyle.

Kendisine bastıktan sonra tekrar tekrar basınca daha hızlı gelmesini sağlayamayan asansör çağırma düğmesi değil. Asansöre bindikten sonra kapıların kapanmasını sağlayamayan düğmeyle. Basıyorsunuz. Sonra bir daha basıyorsunuz. Bir daha, bir daha derken kapı kapanıyor ama siz bastığınız için mi kapanıyor yoksa zaten kapanacaktı da siz tam zamanında mı bastınız? Adamlar 46. kata 32 saniyede çıkan asansör teknolojisi geliştirmişler, içine koydukları kapı kapama düğmesi bozuk olacak değil herhalde diye düşünürken merak edip bu konuyu biraz araştırdım. Gerçekten de işe yaramıyormuş. Hepsi olmasa bile çoğu asansörde kapının kapanma süresi özel kurallara tabi olduğu için bundan daha kısa sürede kapatabilmek mümkün değil. Ama yine de orada bir düğme var.

DEVAMI ▷

İnsan Kontrollü Dev Robotlar

Pek çok filmde ya da animede görmüşsünüzdür. İnsanların bir kıyafet ya da bir zırh gibi giydiği robotları. Aslında bu yöntem bir robotu kontrol etmenin en kolay yolu gibi gözüküyor. Ama devasa bir robotu bu şekilde kontrol edebilmek gerçekten mümkün mü?

Giyilebilen robot deyince aklınıza hemen Iron Man gelmiştir herhalde. Ama ben daha büyük robotlardan söz etmek istiyorum. Bunlar için kullanılan özel bir tanım var. Mecha. Japonca. Mekanik kelimesinden türetilmiş. Bunlar devasa robotlar ama insana benzeyen uzuvları var. Dolayısıyla Iron Man’den çok onun düşmanlarından biri olan Iron Monger bu kategoriye giriyor.

Kurgusal hikayelerde bunları çoğunlukla savaş makineleri olarak görüyoruz. Ama bazen de ağır yükleri kaldırmak, polis ya da itfaiyeci olarak davranmak gibi  sivil amaçlara da hizmet edebiliyorlar.

DEVAMI ▷

Yıldızlar Arasında 20 Yıl

İnsanlık başka gezegenlere uzay aracı gönderme konusunu başardı. Peki başka bir yıldıza gidebilmek mümkün mü? Aralarında Stephen Hawking’in de bulunduğu bir grup bilim insanının bu konuyla ilgili bir çözümü var. Rus bir iş adamının da bu işe yatıracak parası.

Yıldızlara yolculuk yapmak. İnsanoğlunun en büyük rüyalarından biri ve belki de sandığımızdan çok daha kısa bir süre içerisinde gerçekleşecek. Bu konuyla ilgili en ciddi projelerden birini, “Starshot” projesini Nisan 2016’da dünyanın en ünlü bilim insanlarından Stephen Hawking açıkladı.

“Yıldızlarla bizim aramızda etrafımızı kuşatan çok büyük bir boşluk sınırı var ama artık bunu aşabiliriz” diyor Hawking.

Aşılması gereken bu boşluğu nasıl tarif edebiliriz? Bize en yakın yıldızı ele alalım: Alpha Centauri. Tam 4.37 ışık yılı uzaklıkta. 4 filan deyince ne kadar yakınmış gibi gözüküyor değil mi? 4 km uzakta der gibi… Ama bu ışığın kat ettiği mesafe. Yani mesela orada birisi ışıkları kapatsa ya da yıldız bir anda yok olsa biz 4 yıl boyunca onu görmeye devam ederiz, kendi güneşimiz için bu süre 8 dakika. Bugüne kadar yapılmış en hızlı uzay aracını oraya göndermeye kalksak 30.000 yılda oraya ulaşır. Kayıtlı insanlık tarihinin sadece 5000 yıl olduğunu düşünürsek bu da epeyce uzun bir süre. İşte o yüzden “Starshot Projesi” oldukça iddialı. Çünkü bu mesafeyi 20 yıllık bir yolculukla aşmayı planlıyorlar. Peki nasıl?

DEVAMI ▷

Neden not almalıyız?

Dünyanın en eski teknolojilerinden biri kalem. Düşünsenize insanlığın ürettiği neredeyse tüm fikirler önce kalemle vücut buldu; sonra kağıt üzerinde notlara dönüştü ve nihayetinde dünyayı değiştirdi. Bir başka bakış açısıyla şöyle de diyebiliriz. Not alınmayan fikirler yüzünden kimbilir ne kadar çok değerli düşünce kaybolup gitti. O yüzden not almak -abartacağım şimdi- neredeyse antik bir sanat!

Küçük bir sorum var şimdi size. Hazır mısınız? Şu notların kime ait olduğunu tahmin edebilir misiniz? Biraz daha ipucu vereyim. Dünyanın en başarılı iş adamlarından biri olarak kabul edilen Richard Branson’a. Kendi yazdığı blog yazısında kurduğu Virgin Holding’in en başarılı şirketlerinden bazılarının çok alakasız anlarda doğduğunu belirtmiş. Eğer not defterlerimizi açıp o anlarda gelen fikirleri yazmasaydık belki de bunlar hiç gerçekleşemeyecekti diyor.

DEVAMI ▷