Takım olan Mikrorobotlar

Robot deyince hayalinizde nasıl bir şey canlanıyor? Mesela oğlumun aklına Transformers, eşimin aklına da mutfak robotu geliyor. Bense çok daha küçük şeyler düşünüyorum.

Stanford Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, kendi ağırlığının binlerce katı yükü taşıyabilen robotlar üzerinde çalışıyor. Nasıl mı? Oldukça kompleks gibi görünen bazı problemleri çözmek için kopya çekerek. Bu araştırmacıların biyomimetik uzmanı olduğunu söylemiş miydim? “Biyo-mimetik” yani “Biyoloji” ve “Taklitçilik.” Yaptıkları şey doğadaki modelleri ve sistemleri inceleyerek insanlığın karmaşık problemlerine çözüm üretmek. Bahsettiğim örnekte çözülmesi gereken problemimiz: Kendi ağırlığının binlerce katı yükü taşıyabilmek. Doğada bunu taklit edebileceğimiz bir örnek var mı? Tabiki var! En favori hayvanlarımdan karıncalar.

DEVAMI ▷

Camların içinden

Günde kaç defa bir cama bakıyorsunuz? Ve neden? Dijital bir dünyaya yolculuk yapmak için. Analog dünyamızda bulamadıklarımızı orada aramak için…

Günlük hayatınızı bir düşünün. Evimizde, okulumuzda, iş yerimizde bir şeyleri görmek için hep camların arkasına bakıyoruz. Ben zaten sürekli bir camın arkasından bakıyorum da gözlük takmayanlar bile televizyon seyrederken, bilgisayar kullanırken, cep telefonuyla mesajlaşırken hatta pencereden dışarı bakarken hep bir camın içinden bakıyor. Muhtemelen şu anda beni bir camın arkasından izliyorsunuz.

İçinde yaşadığımız bu fiziksel/analog dünyamızdan dijital dünyaya yolculuk yapmak için bir çeşit geçiş portali bu camlar, pencereler. Dünyanın en yaygın işletim sistemine boşuna Windows dememişler!

DEVAMI ▷

Pijamayla çalışmak – Başka bir şey

Bazı işleri yapmak için neden belli bir yere, belli bir saatte ve belli bir kıyafetle gitmek zorundayız? Evimizde, sıcak yatağımızda, pijamalarımızla çalışsak olmaz mı? Eğer doğru ve uygun işi seçersek neden olmasın?

Hani size daha önce “İş Görüşmesinde Sorulabilecek En İlginç 11 Soru“yu anlatmıştım ya. “Dört fil bir arabaya nasıl sığar?” tarzı sorular. Gerçi şimdilerde böyle sorulmuyor. Daha çok “Bir Boeing 747’ye kaç tane pin pon topu sığar?” tipi sorularla karşılaşıyoruz. Şimdi size bu tip sorular sormayan bir şirketten bahsedeceğim. Bu şirket size iş görüşmesinde soru sormuyor çünkü doğrudan işi veriyor. Şirketin bir ofisi yok ve 230 kadar çalışanı dünyanın 170 farklı şehrinde yaşıyor. Aralarındaki iletişim için e-posta bile kullanmıyorlar. Peki ne mi yapıyorlar? Gerçek hayattakine benzer şekilde sohbet ediyorlar, chatleşiyorlar ya da blog üzerinden haberleşiyorlar. Bunlar zaten bloggerların blog yazabilmesini sağlayan WordPress’i geliştiren şirket. Yani internetteki her 4 web sitesinden birinin çalışmasını sağlayan WordPress’i.

DEVAMI ▷

Açık Kaynaklı Evler

Açık kaynak fikrinin öncülerinden Linus Torvalds “Tilki gibi tembel ol” demişti. Her seferinde tekerleği yeniden icat etmeye hiç lüzum yok. Zaten mevcut olan şeyleri al ve kendi ihtiyaçlarına göre bunları uydur. Açık kaynak felsefesi. En temel ihtiyaçlarımızdan biri olan barınmak için de açık kaynak kullanabilir miyiz?

İnternette ziyaret ettiğiniz her 5 siteden biri WordPress içerik yönetim sistemiyle yapıldı. Benim web sitem de buna dahil. WordPress bir açık kaynaklı yazılım. Yani kodları ve tasarımı herkes tarafından görülüyor ve yapılıyor. İnternetten indiriyorsunuz. Kendi ihtiyaçlarınıza göre düzenliyorsunuz, tasarlıyorsunuz ve kendi sitenizi inşa ediyorsunuz. 

Bir yazılımın kaynağının açık olması, ondan herkesin faydalanabilmesi ya da herkesin katkı sağlayabilmesi fikri o kadar işe yaradı ki artık fiziksel dünyaya da sıçradı. Açık kaynaklı donanımlar ortaya çıkmaya başladı. Bunlar, herkesin indirip kendi kendine yapabileceği bedava paylaşılan planlardan oluşuyor. Bu planları internetten indirip 3B yazıcıdan bastırabiliyoruz. Açık kaynaklı 3B yazıcı planları bile var. Yani internetten 3B bir yazıcı planı indirip bunu 3B bir yazıcıdan bastırabiliriz. Makine yapan bir makine yapabiliriz.

DEVAMI ▷

Geleceğe hoşgeldiniz

Bu videoyu yayına verdiğim şu an saat 4:29. Tarih 21 Ekim 2015. Geleceğe dönüş filminde Marty McFly tam bu ana yolculuk yapıyordu. Geleceğe hoşgeldiniz.

Geleceğe dönüş filmlerinin evreninde olaylar 1985 yılında başlıyor. Kahramanımız önce 1955 sonra da 2015 yılına yolculuk yapıyor. Yani 30 yıl geçmişe ve 30 yıl geleceğe. Zamandaki bu 30 yıllık atlamalar tesadüf değil. Kahramanımızı tam bir nesil öncesine gönderiyorlar. Kendi yaşındaki anne – babasıyla karşılaştırmak için özellikle böyle bir aralık seçilmiş. Ama benim daha çok geleceğe yaptığı yolculuk ilgimi çekiyor. Yani bir nesil sonrasıyla, kendi çocuklarıyla karşılaşmak için yaptığı yolculuk.

DEVAMI ▷

Apple Watch alalım mı? Almayalım mı?

Bir zamanlar Casio saatler vardı. Estetikten nasibini alamamış bu küçük Japon harikalarını hesap makinesi olarak da kullanırdık ama onlara asla “akıllı saat” demedik. Şimdi “Apple Watch”la akıllı saatler devri resmen başladı. Peki bunlar gerçekten Casio’dan daha mı iyi?

Eylül 2014’te her zamanki gibi etkileyici bir sunumla Apple Watch tanıtıldı. O zaman bu sunum hakkındaki yorumlarımı “Apple Watch, but don’t taste” videosuyla anlattım. Şimdi de artık piyasaya çıktığına göre Apple Watch hakkında konuşabiliriz.

Teknoloji perspektifinden bakınca Apple’ın “kişisellik” ilkesinden yola çıktığını görüyoruz. Önce “kişisel bilgisayarlar” personal computers PC vardı. Sonra cep telefonlarıyla teknoloji daha bir kişisel hale geldi. Akıllı saatlerle “en kişisel” şeklini buldu. Bu noktadan sonra insan acaba daha kişisel bir teknoloji nasıl olacak diye düşünmeden edemiyor.

DEVAMI ▷

Ex Machina ya da makineler düşünebilir mi?

Hepimizin cebinde yapay bir zeka var. İnternette yaptığımız her arama aslında kişiliğimizle ilgili önemli bir ipucunu da karşıdaki arama motoruna veriyor. Yani bir bilgisayara, yani hesap yapabilen ve yavaş yavaş düşünmeyi öğrenen bir makinaya içimizi açıyoruz. Bu makina günün birinde insan kadar zeki olursa ne yapar? exMachina filminin hikayesi bu sorunun etrafında dönüyor.

Son yıllarda izlediğim en iyi bilimkurgu filmlerinden biri. Film ilk bakışta Her, AI, Matrix, Pinokyo, Metropolis, Ghost in the Shell, Blade Runner gibi filmlere benziyor. Felsefi sorulara kapı açan, bir kaç kez izlenmesi gereken, çok katmanlı bir film.

Hikayemiz -anlayabildiğim ya da tahmin edebildiği kadarıyla- “singularity” yani tekillik zamanında geçiyor. Yakın gelecekte yapay zekanın insan zekasının ötesine geçeceği varsayımsal bir nokta, bir zaman adeta teknolojik bir milat. Varsayımsal yani farazii. Bu kelimenin altını çiziyorum. Peki bu nokta geldiğinde robotların bizden daha zeki olduğunu nasıl anlayacağız? Öncelikle “makinalar düşünebilir mi?” Aslında felsefi arka planını Dekart’a kadar götürebileceğimiz bu soru 1950’de Alan Turing tarafından da soruldu ve Turing testi ortaya çıktı.

DEVAMI ▷