Featured Video Play Icon

Newton’un Beşiği

Bu gördüğünüz düzeneğin adına “Newton’un beşiği” deniyor. Aynı hizada dizilmiş 5 toptan oluşan bir düzenek. Nedense daha çok iş yerlerinde masaların üzerinde gördüğümüz bir şey. Sanırım bunu masasının üzerine koyanlar, çevresine bu 5 topu idare edebiliyorsam herkesi idare edebilirim gibi bir mesaj veriyor. Peki bunun ötesinde başka anlamları olabilir mi? Bu minik küreler acaba bize nasıl bir hikaye anlatıyor?

Newton’un Beşiğini almak için tıklayın

Newton'un Beşiğini almak için tıklayın
Newton’un Beşiği

Bu düzenek adını ünlü fizikçi Isaac Newton’dan alıyor. Böyle bir şeyi icat etse yakışırdı kendisine fakat o icat etmemiş. Hatta onun yaşadığı dönemde bile icat edilmemiş. Bu aletin kimin tarafından ilk olarak yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Ama isim babası belli. 1967’de Simon Prebble adlı bir oyuncu buna “Newton’un beşiği” adını vermiş.

Bu beşik, öncelikle içinde yaşadığımız dünyanın temel fizik yasaları hakkında bize bilgi veriyor. İlk topu havaya kaldırınca potansiyel bir enerji yükleniyor. Bıraktığımızda bu potansiyel enerji yerçekiminin etkisiyle kinetik enerjiye dönüşüyor ve gidip ikinci topa değiyor. İlk topun momentumu, değdiği ikinci topa geçiyor. Bu şekilde momentum, sırayla diğer toplara iletiliyor ve en son topa kadar gidiyor. Son top, momentum transferi sonucu havaya kalkıyor ve tekrar geriye gelerek kendinden önceki topa değiyor.

Olan biteni bu şekilde fiziksel olarak açıklamış olduk. Bu kadar mı yani? Bu bilgi kafamızda başka anlamları ortaya çıkartamaz mı? Ben bu kürelere bakınca bir hareket ve değişim zinciri görüyorum mesela. Tıpkı etrafımıza baktığımızda fark ettiğimiz gibi. Bir şeylerin sürekli değiştiğini görüyoruz. Bu değişiklikler kendiliğinden olmuyor. Bu topun yerinin değişmesi için önce başka bir topun pozisyonunu değiştirmesi gerekiyor. Dediğim gibi bu bir hareket ve değişim zinciri.

Eğer şu anki durumumuzdan hoşnut değilsek; kendimizi, hayatımızı ve çevremizi değiştirmek istiyorsak fizik yasalarını farklı bir gözle etüd etmeliyiz. Harekete geçmek için bu minik kürelerin hikayesine kulak vermeliyiz.

Bunun için Newton’un hareketle ilgili yasalarına bir bakalım. Daha çok fizikçi kimliğiyle bilinen Isaac Newton 1687 yılında tarihin en önemli bilimsel kitaplarından birini yayınladı: “Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica” adlı bu kitap klasik mekaniğin temelini atmıştır. Kitabın nefis bir ismi var ama nedense çoğunluk bu ismin ikinci yarısına “matematiksel ilkeler” tarafına odaklanmış durumda. Oysa kitabın tam adı “Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri.” O zaman gelin biz matematiksel ilkelerden yola çıkarak doğa felsefesine ilişkin anlamları okumayı deneyelim. Matematiği ve fiziği kendi hayatlarımıza uygulamaya çalışalım.

Dünyada gördüğünüz en küçük bir cisim bile pozisyonunu, var olan durumunu değiştirmek istemez. Hareket etmek istemez. Tembeldir. Bu kurduğum cümlede “cisim” yerine kendinizi koyun. Cisim sizsiniz. Bu video boyunca sizlere “cisim” diyeceğim kusura bakmazsanız.

Cisimler oldukları gibi kalmak ister. Bu aynı zamanda Newton’un keşfettiği hareket yasalarından birincisidir. Bu evrendeki en küçük bir cisim bile durup dururken hareket etmez. Hareketsizlik durumunu korur. Ta ki onun üzerine bir dış kuvvet etki edene kadar. Bu dış kuvveti uyguladığınız anda harekete geçer ve bu kez hareketlilik durumunu korumaya çalışır. Teoride bu hareketi sonsuza kadar sürdürür. Mesela uzayda böyle bir cisme vurursanız hiç durmadan yoluna devam eder. Ama dünyada işler farklıdır. Burada her zamanki gibi dış güçler vardır. Ve onu bir şekilde durdurur. Havadaki ya da yerdeki sürtünme kuvveti ya da başka türlü şeyler bu hareketliliği engeller. Böylelikle Newton’un 1. yasasını daha iyi anlayabiliriz. Cisimler var olan pozisyonlarını korumayı ister ve yine cisimler önceden yaptıkları şeyleri yapmaya devam etmek ister, cisimler. Dediğim gibi tembeldirler. Ama sağolsunlar bilim insanları bu tembelliği daha nazikçe ifade etmeyi başarmışlar ve bu duruma “eylemsizlik” demişler.

Eylemsizlik bizim hayatımızın bir parçası. Harekete geçmek o yüzden kolay değil. İlk adımı atmak her zaman zordur. Ama bir kez o adımı attıktan sonra işler kolaylaşır. Bir momentum kazanırsınız. Bu momentumu korumaya başlarsınız. Tik tak, tik tak. Adeta zamanla senkronize olursunuz.

Harekete geçmek için her zaman böyle bir dış kuvvet bekleme. Muhtaç olduğun bu kuvvet aslında her zaman içinde “potansiyel” olarak var. Artık bu kuvveti damarlarındaki kanda mı bulursun, o kanın beslediği beyninin kıvrımlarında mı yoksa onu pompalayan kalbinde mi? Buna sen karar ver. Sonuçta içindeki potansiyeli kinetik enerjiye çevirmek için o ilk topu senin havaya kaldırman gerekiyor. O zaman ilk yasayı tekrar edelim.

Newton’ın birinci yasası: Eylemsizlik yasası

“Lex I: Corpus omne perseverare in statu suo quiescendi vel movendi uniformiter in directum, nisi quatenus a viribus impressis cogitur statum illum mutare.”

“Yasa I: Tüm cisimler bir kuvvet etkisi tarafından durumunu değiştirmeye zorlanmadıkça düzgün doğrusal hareketini veya durağanlığını korur.”

Kuvvet çok önemli. Peki bu kuvvetle ilgili fizikten, matematikten başka neler öğrenebiliriz? Bunun için ikinci yasaya bakmamız gerekecek. Bilim tarihinin en önemli formüllerinden birine…

F = m.a

Bu formülü şöyle okuyabiliriz: “Bir cismin ivmesi, üzerine uygulanan kuvvet ile doğru, cismin kütlesi ile ters orantılıdır.” Şimdi bu cümledeki cisim kimdi? Biz. Kendimiz. Eğer ivmelenmek istiyorsak, var olan hızımızı arttırmak istiyorsak, ya kütlemizi azaltacağız yani zayıflayacağız, ya da kuvvetimizi arttıracağız.

Newton’un ikinci yasası: İvme yasası olarak biliniyor.

“Lex II: Mutationem motus proportionalem esse vi motrici impressae, et fieri secundum lineam rectam qua vis illa imprimitur…”

“Yasa II: Bir cismin momentumundaki değişim, cisim üzerine uygulanan itme ile orantılıdır ve itmenin uygulandığı düz doğru boyunca meydana gelir.”

Bir kuvvet ister tümüyle bir seferde, isterse de kademeli ve art arda uygulansın, eğer bir hareket oluşturuyorsa, bu kuvvetin iki katı büyüklüğe sahip başka bir kuvvet hareketi ikiye, üç katı büyüklüğündeki bir kuvvet hareketi üçe katlayacaktır. Ve bu hareket, eğer cisim daha önceden hareket halinde ise, önceki hareket ile aynı doğrultuda olması durumunda önceki hareket ile toplanır.

Şimdi fizikten öğrendiklerimizi hayatımıza uygulayalım. Hayatımızda giderek hızlanan bir değişim gözlemlemek için irade gücümüzü, kuvvetimizi bir hedefe yönlendirip o doğrultuda sürekli olarak uygulamamız gerekir. Sadece bir şeyler yapmak, eylemsizlikten kurtulmak yetmiyor. Tek başına hızlı olmak bizi bir noktadan ötekine götürürmek için gerekli ama yeterli değil. İvmelenmek için bir yöne, bir doğrultuya ihtiyacımız var. Dolayısıyla odaklanmış bir güce.

Ve dostlarım tüm gücümüzü, irade kuvvetimizi belli bir hedefe, doğrultuya yönlendirince de maalesef iş bitmiyor. Önümüze engeller çıkıyor. Oluşturmaya başladığımız etkiye karşı tepkiler ortaya çıkmaya başlıyor. Ki bu da bizi Newton’un üçüncü yasasına getiriyor:

Newton’un üçüncü yasası: Etki-tepki yasası

“Lex III: Actioni contrariam semper et æqualem esse reactionem: sive corporum duorum actiones in se mutuo semper esse æquales et in partes contrarias dirigi.”

“Yasa III: Her kuvvete karşılık, her zaman eşit ve ters bir tepki kuvveti vardır: veya iki cismin birbirine uyguladığı kuvvetler her zaman eşit ve zıt yönelimlidirler.”

Newton’ın üçüncü yasası bize tüm kuvvetlerin birbirleriyle etkileşim içinde olduğunu söyler. Yani tek yönlü kuvvet diye bir şey yoktur. İçimizdeki irade kuvvetini kullanarak bir şey yapmaya başlayınca emin olun en başta kendi kendinize engeller üreteceksiniz. İçinizdeki “bahane motoru” çalışmaya başlayacak ve size diyecek ki “hiç zamanın yok”, “yine başarısız olacaksın”, “zaten yetenekli de değilsin!” Hadi bunları susturdunuz diyelim. Bu sefer de çevrenin tepkileri başlayacak. Size biçilmiş bir rol var sonuçta. O rolde sabit bir hızla ilerlemek varken ivmelenmeye çalışmak da neden? Sen misin irade gücünle bir etki meydana getirmeye çalışan? O zaman al sana tepki gücü.

Biz zaten biliyoruz ki yerdeki taşa bile vursan sana aynı güçte ve ters yönlü bir kuvvet uygulayacak. O zaman içte ve dışta bu tür tepkilerle karşılaşmak son derece normal. Hatta tersi işin tabiatına aykırı. Eğer bunu böyle kabul edersek kuvvetimizi arttırma irademiz güçlenmiş olmaz mı?

Bir cisim olarak biliyoruz ki harekete geçmek için önce kendimizi yükseltmemiz gerek. Yerçekimine rağmen. Havanın direncine rağmen. İçimizdeki iradenin kuvvetini arttırırsak bunu başarabiliriz. Yine bir cisim olarak biliyoruz ki içimizdeki potansiyel enerji ancak bu şekilde ortaya çıkar. Elbette tepkiler de oluşacaktır.  Bir kişi, iki kişi ya da üç kişi bize direnebilir. Yerinden kıpırdamak istemeyebilir. Ama emin olun dördüncü kişi sizin etkinizle harekete geçecektir. Ve bir kere harekete geçince artık kimse sizi durduramaz.

“Newton’un Beşiği” üzerine 56 yorum

  1. yorumlarım başlıyor, öncelikle olumsuz olacaklar bilgine barış ağabey. bence önce yanlış yerdesin en kötüsü yanlış amaç için. 3 idiot filmini izlediğini düşünüyorum ama oğlun için yanlış yerde olduğunu söylüyorsun yanlış bir amaç için( demekki izlememişin yada ..). direk mi konuşayım yada azcık yumuşatsam mı bilemedim, lafın bir erkeği bir dişisi vardır. dan diye konuşursan çook hoş karşılanmaz dinlenilmez. yanlış yerde yanlış amaç için desin bana göre tabi sen çok daha iyisini bilirsin hayatın için. soru sormak lazım önce hadi soralım, sen neden oradasın ? soru bir. iki oğluna eğitim veriyorsun kendine göre ( dil eğitimi alsın diye, bakıyorum hayatta en kolay iki insan anlaşıyor, dili ne olur sa olsun dillerini bilmeseler bile, ağabey insanların beyni ne olursa olsun en iyi yaptığımız iletişim ,dil iletişim aynı dili konuşamayan insan çok iyi anlaşabiliyor, bize yaratan dan ötürü verilen bir özellik. art niyet yoksa çok rahat. art niyetle kast ettiğim dilini konuş , ne yapacaksan dilini konuş anladığı dilde paralar akar . bu söylem para kazanmayla ilgili ve kesinlikle haklısın. senin tüm videolarını izledim, sana bakınca videolarına bakınca oğlanı Afrika’ya götürüp şempanzeler ile büyütmeni beklerdim. papağan olmasını istemediğini düşünürdüm, kendine ne öğretildiyse onu tekrarlayıp arkasına kazandığı paralar( yediği yemişler) tekrar aynı şeyleri söylemesini sağlamasın. ben dışarıdan gözlemciyim, baba değilim, ama babaların çocuklarına yapmak istedikleri ama yapamadıklarını çocuklarına yapmaya çalıştıklarını bilen bir çocuğum, babam tarafından… tüm insanlığın yanlış bir yolda ilerleyişi var . bir insanı takip etmek ve hiç düşünmeden inanmak ve tüm çalışmalarını bu doğrultuda yapmak gibi. bana göre e=mc2 doğru değil, bana göre ışık hızı sabit değil, bana göre F=Ma daki a yı ivmeyi bile anlamadık. bana göre ; biz güneşin tam olarak hangi noktasında yörüngesindeyiz. konum at desem konum gönderirsin, X Y Z üç boyutta da bu üç boyutlu sanal alemde güneşe göre konum at desem atamazsın. ama f=ma dersin , ayştayn dersin. hadi fma yı geçtim ayştaynıda geçtim, bu kadar teknoloji bilim gelişmişken 300 sene önceki bilgilerimize göre ki biz bu bilgilere göre uzaya uydu gönderiyoruz. gm1m2/r2 . iki cisim hesaplanabiliyor yörünge çekim kuvvetleri, 3 cisim olunca asla ve asla hesaplayamıyor muşuz.. papağan olmamak lazım , çocuklara da baba papağan gibi davranmamak lazım , ( yanlış yer yanlış amaç içinde doğru yer doğru amaç için gibi davranmaya gerek yok, kendi şahsi görüşüm) bir link paylaşmak istiyorum : https://www.youtube.com/watch?v=m-wBrexzxns&t=251s

  2. Barış abi bu yazdıklarımın yayınlanmasını istemem ama yine sen bilirsin. Cem Yılmaz ın çok güzel bir esprisi var ,” bana verilen eğitimle, bana verileni unutmaya çalıştım hiçbir işime yaramadı unutmaya çalışıyorum hala” diyor ya. Bana verilen eğitimle , gerek sistemin gerek kendime göre hatalardan kaynaklı, Khan akademi kurucusunun dediği gibi; delikli peynire döndü . 30 yaşımdan sonra hayatı dibine kadar sorgulamaya başladığımda, izlediğimde , aslında hiçbir şeyi daha çözememiş olduğumuzu, sene 1970 ler 1980 ler de ki gibi görevimiz tehlike vardı ilk oradan izlemiştim. Bilmiyorum izlemiş miydin, olmayan bir teknolojiyi var gibi gösterirdi. ben de izler vavy derdim . Bunlarla büyüyen bir nesil, uzay yolunu da izlemiş olacak ki, cep telefonu tablet dokunmatik ekran kullanıyoruz şuan. nereye doğru gidiyoruz.. Yada aslında nerede olmalıydık ta , şuan bunların çok çok gerisindeyiz.? Ben kendim 30 yaşımdan sonra bunları fark ettim “BEYNİNİ KULLAN DÜŞÜN SORGULA, SANA SÖYLENİLEN HİÇBİR ŞEYİ DE “KANUN” sayma, bu dünyada bu yaratılış sisteminde “KANUN” diye bir şey olamaz, var olamaz. Yaratılışın özüne aykırı, hayata bakıyorsan bakmayı biliyorsan mümkün olmadığını anlar insan. bu sebepten ötürü matematik fizik kimya nın KANUN dediklerine özellikle bir merakım var 🙂 Şimdilerde popüler olan” her şeyin kanunu” nu bulmak m teorisi sicim teorisi v.s. .. Tüm dünyaya baktığımda üzülüyorum, sebepleri neler deyip araştırdığımda daha çok üzülüyorum. %1 bunu istediği için %90 bu halde. 30 yaşımdan sonra dedim ben bu parayı kazanamıyorum, herkesin taptığı uğruna herşeyi yaptığı, ben bu parayı anlayacağım dedim, paranın peşine düştüm. Paranın peşine düşünce “belgesel olarak” hayatın çıplak gerçekleri yüzüme vuruldu. hayatın bir diğer gerçeği ise %90 kendini zora sokmaz beynini kullanmak zoruna gider düşünmek zoruna gider okumak zoruna gider (kendim de dahil) ben diyelim araştırma görevlisiyim üniversitede, hımm bakarım bana bir görev verilmiş yada bir araştırma yapmam bekleniyor, açarım bakarım Ahmet ne yapmış Mehmet ne yapmış bunları bulmuş , hımm tamam o zaman bende baktım bunları buldum der noktayı koyarım ki “TÜM DÜNYAnın BUNUN ÜSTÜNE” çalışıyor olduğunu 30 yaşımdan sonra gördüm. Videoların çok güzel anlatmaya çalıştığın yukarıda bahsettiğim gibi öyle insanlar olmayın diyorsun. Öyle olduysanız bile geç değil değişebilirsiniz diyorsun .Bende acizane fikir beyanında bulundum kendimce . Zaman desem zaman değil ya nefes nefes, ilk alınan nefes ile başladı hayat denen macera, ilk alınan nefisin borcu ile yaşıyoruz, bir nefes aldık bir nefes borcumuz var.Bana göre bir atom bile aynı değil, bırak diğer genellemeleri, ağaç, toprak, insan, hayvan. Ben bu sistemde tek bir atomun bile bir diğeri ile aynı olduğunu düşünmüyorum, TEK VE BİRİCİK tüm yaratılan. Saygılarım la Barış abi, ömründen almışsam bir kaç dakika hakkını helal et.

  3. ( Gene sana bırakıyorum ağabey yayın konusunu )Bize anlatılanlar bu, kusura bakmazsan ağabey. Arkadan bir ses gelir “ komutan Logar bir cisim yaklaşıyor efendim” . “üç cisim problemi” var ne yapalım, boşver iki cisim gibi düşünüp halka öyle aktaralım . Komutan Logarla başladık öyle gidelim madem, komutan Logar efendim havadaki bıraktığımız cisimler lafımızı dinlemiyor aşağıya doğru düşüyorlar, hımm demek öyle, deki halka yukarıdan düşenler emre itaat etmeyenler, dünyanın gücünü sonuna kadar hissedecekler ve artı düşerken geçirdikleri zaman kadar ayrıca cezalandırılacaklar, anlamadım efendim ne demek istediniz, salak diyorum ki dünya yerçekim ivmesi x zaman , v=gt.  , komutan Logar ben bunu HALK a nasıl anlatabilirim, tüm yapılanlar dan sonra , doğru diyorsun , benim aklıma bunu kim sokmuştu, Newton sokmuştu aklınıza doğru diyorsun çağar gelsin huzuruma. Evet Newton senin dediğine göre davranıyoruz bizi dinlemiyorlar nedir sıkıntı, efendim bende anlamadım benim tek görebildiğim v=gt, niye g, yerçekim ivmesi bilmiyorum, niye t zaman , ölçtük öyle çıktı. Ben bilmiyorum formulüze ederim sadece. “yer-çekimini anlamamış bir insanlık, elektriği anlamamış bir insanlık, yaşadığı dünyayı yüzde yüz anlamamış bir insanlık (dünyanın merkezine sonda gönderme teknolojisi olmadan ha bire ahkam kesen gene insanlık) “ örnekler çoğaltılabilir şimdi aklıma gelen bunlar. Ver bir adamın eline yüz dereceye kadar ölçüm yapan bir alet ver, o alete göre 101 dereceyi göremez. Bizi bu hale getiren insanların yine istedikleri gibi bizlerde alkışlar alkışlarız evet ya tahminimiz doğruymuş 100 derecenin üzeri bir yokmuş der otururuz.. )))

  4. Zamanın aslında biz insanların bir algısı olduğunu, bir belgesel de görmüş ve şaşırmıştım. Her şeyde olduğu gibi, nasıl keşfetmiştik,bir bozukluk sayesinde, normal çalışmayan insan beyinleri sayesinde yine. Belgesel de insan beyni ve düzgün çalışmazsa neler olabileceği anlatılıyordu.Çok nadir görülen bir hastalık sonucu beynimiz doğru çalışmazsa zamanı algılayamıyor muşuz !!! VVayy be zaman bile dediğimiz “EN KESİN BİREY OLARAK BİLDİĞİMİZ DENEYİMLEDİĞİMİZ” yaşlanma, ileri geri önce sonra, yok öyle bir şey imiş 🙂 Tabi bize varda, bu beyin hasarı olan insana yok imiş ??? ( O günden beri “zaman” a da bir küsmüşlüğüm vardır, bizlere hep “t” diye öğretildi 🙂 !?

    Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
    Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
    Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz

    Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
    Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
    Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
    Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz (Yunus EMRE imiş) 🙂

  5. “insan.., insan için, insana rağmen.., insan , insan için… insan insana rağmen insan, insan,insan insan için ” aradaki noktalama işaretleri her okuyana göre serbest bırakılmıştır (kendimce noktalamış imiş im) (sadece çok basit bir cümle ve tekrarlardan ibaret. herkes kendi noktasını virgülünü kendi koysun bu basit cümleye ……. ekleme çıkarma serbest 🙂

  6. oğlum sen ne yapıyorsun, ne yapıyorum ki ağabey, “boş buldum yazıyorum” :))) ” oğlum bakk gittt , oğlum bak gittt” 🙂 🙂

  7. Zaman dediğimiz sadece bir algı imiş. İnsana zamanın bir algı değilde hayatın bir “KANUNU” denil imiş. Bana bunu gelip sorsalar hadi ispatla deseler, ispatı yok . sadece düşünüyorum ve sadece düşünüyorum, nefes alıp vermek 0 (oksijen atomu) yakar yanmayı tetikler imiş, demiri paslandırır imiş. Yemek yemek, oksijene yakıt sağlar imiş. Soba ve sobaya atılan odun kömür misali. “nefes” aldıkça vede “yedikçe” hayatta kalabiliyoruz.Büyüyoruz, ve de “yaşlanıyoruz”. Biz yaşlandıkça, hiçbir şey olmasa bile “zaman” bir diğer bilinen adıyla “t” kesinlikle evet “var” diyebiliyoruz. Bizi büyüten bizi yaşlandıran: başka bir paradoksun kapılarını aralıyor 🙂 ?
    Gelecek bölümde : “yakan ile yan mayı seven bir araya gelmiş” 🙂

  8. Bir yanlış yaptığımı fark ettim, bir link bir şarkı paylaşmak ile, günümüz dünyası, telif hakları v.s. boşver takma bu kadar Barış ağabey toparlar 🙂 dedim sonrasında Beyazı çok severim, beyazın kirlenmeye de ihtiyacı vardır diye düşünüyor aynı hatayı tekrarlamak istiyorum

  9. aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor. aradığınız kişi şuan witcher 3 oynuyor bu yüzden. neden oynarız, neden izleriz, neden alışkanlıklar ediniriz neden? bilmiyorum. gelecek bölümde ; witcher 3 bitireyim orada “bunu okuyanların istediği bir cevap var biliyorum” . insan kendi kendine birşeyler yapması gerekirken TV izlemeyi tercih eder, insan kendi hayatında birşeyler yapması gerektiğini hisseder iken her gün ve ve her gün aynı şeyleri yapar. biliyorum dostlarım ben sizin yerinize yapacağım, yapacağım derken w3 oynayarak tabiki. bakalım neymiş w3 oyunun sonu ! insan insana karşı ????????bu sözüm yanlış anlaşılmasın , gerçek bir insanı bir koltuğa oturtup, saatlerce oturtmak büyük başarıdır. bu arada oyunu illegal indirdim ama kesinlikle bir 100 TL kopar gönlümden 🙂 arayışa devam,”oyunun” bana öğreteceği çok şeyler var gibi bilmiyorum 🙂 ömür dene hayattan, nefes denen borçtan, varsın gitsin dedirtiyor 😉 bunları yazınca aklıma bir şarkı geldi :

  10. w3 te yaklaşık 4 gün harcadım, bana göre en anlamlı olay, yaş almış teyzeme, tavasını geri vermek oldu, tavası için ağlıyordu. derler-ki ; momentus var, momentus nedir: benzer kütleler ikiye ayrılır, sonra, büyük küçük, denir, sonra , büyük küçüğe çarparsa alim allah bu da bizi bir başka şarkıya getiriyor https://www.youtube.com/watch?v=N-9UbNeCIvQ 🙂

  11. ÖNCE TEKRAR EDELİM, BU DÜNYADA ” KANUN, KESİNLİK, HAKİKAT ” denen bir şey yoktur. BU DÜNYADA SADECE “nerede durduğumuz , sorunsalı vardır ” durduğumuz nokta hep değişkendir , hem zaman olarak , hem de kişiye göre , kime neye göre 🙂

  12. Dil öğrenmek ile ilgili “görsel atlamaç ” ını çok beğendim. Neden böyle bir isim verdim “video” , yerine çünkü dil çok önemli konuştuğumuz. Dil neden önemli, hiçbir şeyin sahibi zaten değiliz somut olarak, ortak yaşadığımız bizlerin elinde sadece konuştuklarımız, tümceler var. Tümce sayesinde anlaşıyorsak , tümceler sayesinde ayrışıyoruz, tümcenin bizi bir araya getirmesi de gerekir, ne var ne yoksa tümce, yani “Dil” yani “cümle”

  13. şuan hayatım da izlediğim en iyi diziyi tekrardan izliyorum Türkçe dublajı yok, çevirdiler söylediler zaman akıp gitti. kendi dilinde kendi alt yazılarıyla izliyorum, birazdan bu dizinin adını söyleceğim, az sonra söylüyorum adını… birazdan az sonra …

  14. Bir anlamı vardı, kelime karşılığı yukarıda bahsi geçen cümleler de anlatmaya çalıştığım, bir kelime vardı, bir paragrafı özetleyen tek bir kelime. Kelime nin anlamı şu olmalıydı; İstediğin ama yetersiz olduğun bir konuda, hayat ve hayatın şartları, seni alıp oturtuyor du karşısına, sen hazır olsan da olmasan da, biz buna ne diyorduk yaa

  15. Ve en iyi o zaman, öğreniyor idik işte o zaman. Birebir hazır olmadan kucağımızda, bulduğumuz zaman, neydi bu kelimenin “Türkçe”si ??

  16. Hayatımda en çok sevdiğim diziyi, o dili yeterince öğrenemeden, yeterince bilmeden ki ( eskiden dublajlı izlemiştim,hayal meyal bazı şeyler aklımda, yaşım küçüktü ) şimdi kendi dilinde izliyorum, ne yapalım mecburrrr 🙂 Bu arada ne idi bu Tümcenin anlamını içeren, “tek” bir kelime, hala düşünüyorum

  17. Aramaktır güzel olan, virgül koyar hayata, aramaktır güzel olan virgül koyar, söyleneceklere, aramaktır güzel olan, virgül koyar, yapılacaklara,aramak güzeldir. Nokta ile virgülün hikayesiydi bu, biri virgül koydu, diğeri nokta. Ne virgül,üstün gelebildi bu hayatta , nede nokta.Virgül devam ettirdi, susturdu nokta. Arandığını bilse virgül, noktanın, cümlelere virgül koyar mıydı,noktasız nokta. Virgül hayatı devam ettirirken, bir diğeri sonlandırırdı nokta. İkisinin hikayesinden kısa bir özet,virgül ve nokta.

  18. Hayata baktım, baktım, baktım, dedim insanlar gözlemci olarak yanılsama yaratıyor, hayvanları izleyim en doğal en saf onlar, senelerce onları izledim, yapacak birşey yok, “YARATILIŞTAN BÖYLE” ne yapalım, doğaya baktım hayvanlara, insanın karmaşasından uzak, kim kimi YERSE virgül,

  19. https:/ /www.youtube.com/watch?v=1Hyd81wQn_0 , biz bunu herkesten iyi yapmayı öğrendik, yaşayan tüm canlılardan daha iyi yapmayı

  20. “ziyaretçiler romantik akşam yemeği” yazılır google a, izlenir sonra düşünülür… üzerine

  21. Hayatı çok anlamaya uğraştım, onu bunu şunu geçtim artık, neyiz nereye gidiyoruz niçin yaşıyoruz, niçin bunları birbirimize yapıyoruz…., hayatın anlamını aramayı bir tarafa bıraktırıyor bir birimize yaptıklarımız

  22. Tüm hayat şu sorudan ibarettir; sen av mısın, sen avcımısın, sen gözlemcimisin. yedikçe rollerimizin değiştiğini göreceğiz, yada daha az yedikçe 🙂 bu üç rol nefes alıp verdikçe değişecek ya sonra…

  23. ne av,ne avcı, nede gözlemci DEĞİLİM artık, hepsinden içimde bir parça var ama hiçbiri DEĞİLİM, sürüklenmek gerek hayat denen akarsuda..

  24. oldum sanırız kendimizi, bizler öyle sanırız. Ama ben daha olmadım, çok yol var önümde köşelerimi yontacağım, oradan oraya vuracak çarpacak kırılacak, belirli bir düşünce sahibi olmak insanı tekerlekten önce kare tekerleklere sahip mal sahibi gibi hissettirir, daha tekerlek bilinmiyor ama sen kare olanına sahipsindir 🙂 borç ödeninceye kadar yuvarlanacağız, oradan oraya

  25. Tüm bunları sizlere bir hapishaneden yazıyorum, biliyorum ama hapishanedeyim, zihnimin hapishanesindeyim, ne zaman özgürleş irim onu bilmiyorum. doğru soruyu sormak lazım diye düşünüyorum, doğru soruyu sorduğumda … bunu söyleyen beynim şunu da çok iyi biliyor, her sorunun cevabı kendi içinde zaten var (imleç yanar söner yanar söner

  26. İnsanoğlu=instrument=Enstrüman mı acaba? bu kelime ve köklerine bakmak lazım 🙂 her üçünün de

  27. öncelikle yukarıdaki sorumun cevabını vereyim, insan bir alet mi, evet alet insan bildiğin ölçen biçen bir alet sonuçları gösteren bir alet 🙂 üstüne sonuçlara göre davranış geliştirebilen bir alet değil ya enstrüman doğrusu bu.Seneler sonra bugün lise arkadaşımla oturup çay içtim, ilk kez arabayı çalmıştık babamdan habersiz, şöyle 5dk dolaşıp geri getirmiştik.Yaşlar o zaman 15-16 gibi. Seneler sonra oturduk konuşuyoruz, bir şiir kitabı yazdım ben, ve bunu anne ve babama ithaf ettim, anlamadılar, sizin bana yaşattıklarınız dan dolayı oğlunuz ŞAİR OLDU ?? demek istedim gene anlamadılar ( imleç yanar söner yanar söner

  28. Videolarını izliyorum Barış ağabey sende biliyorsun 🙂 Benim aklıma bir arkadaş geldi çok çok beğendiğim sana da tavsiye ediyorum da etmiyorum. Bu arkadaş telif hakları konusunda çok çok hassas, ne yapalım bu da bizden bir insan yapacak bir şey yok. o yüzden link atmıyorum, umarım tariften de dolayı da telif hakkı demez. Videoya bayıldım ; şimdi tarifini veriyorum, önce google açılır sonra “rotasız seyyah çok güzelsin” yazılır ve izlenir (19 saniyede bundan daha iyi anlatılabilecek ne sanat ne tasarım ne de teknoloji düşünemiyorum )

  29. yenge selamlar olsun sana, kırmızı lahana tarifini hem ben yaptım hem annem yaptı, sonra ablam yaptı. On numara 5 yıldız idi çok önceleri yaptık niye bilmiyorum şimdi bundan bahsetme gereği hissettim. Sen olmasan Barış ağabey ne yapardı bilmiyorum ( imleç için parantez açıldı, yanıp sönüyor :)))

  30. Çok fazla film dizi izledim bu yaşıma kadar. Bazı filmler oldu, çok etkiledi. Senaryo, kurgu, oyunculuk, yönetmenlik, on üzerinden 8 e düşmedi. Bir film vardı hiç unutamadım,tıpkı hayatımı “benim başıma gelenleri anlatıyordu”. Bu yaşımda hala google yazarım, bir film izledim hayatım değişti. Bana acaba ne gösterecek diye. Hayatımda izlediğim hayatımı değiştirme noktasında, ilk 5 te olan bir filmdir. Tek başına yeterli gelmez, ama büyük bir etkendir. Salak bir filmdir, ticari amaçla çekilmiş bir filmdir, ama bende bıraktıkları öyle olmamıştır.

  31. Bedazzled Trailer yazılıp fragmanına bakılabilir. Hayatımda istediğim her şey oldu (yaşıma göre istediklerime göre tabi göreceli bunlar )

  32. Neleri istediğimden çok, sonuçları için ödediğim bedel, hep arzuladığımdan şeylerin ötesine geçti, en sonunda tabi.??? O yüzden ilk beşte bir filmdir, sevdiğim. 😉

  33. Ne diyebilirim bilmiyorum, ağzım açık izledim. Kendi sıkıntılarım bir tarafa, yaklaşık çok seneler sonra ilk defa yatağa başımı koyduğumda çok çok daha huzurlu olacağım, TEŞEKKÜRLER herkese, benlik birşey yok ben yatıyorum hadinn iyi geceler :))

  34. en son yazdığımdan beri 21 mayıstan beri kaç gün geçti, bende neler değişti, bende değişen çok bir şey yok. en son sevdiğimi kaybettiğmde aklıma gene sorular sorular geliyor. ölmek kolay arkada kalmak zor.Barkın abi , artık yok

  35. GOT BİTTİ BU SEZON. Bilmeyenler için açılımı “Game of Throenes” Yapımcıların azıcık aklı varsa, şu saatten sonra , bundan sonrası yazılmadı deniliyor, yersen. Hadi yedik ne yapardım, yarışma yapardım. Bir kaç milyon dolar ödüllü yarışma yapardım, adı da şu olurdu “better call saul” yok bu olmazdı karıştırdım 🙂 Bu saatten sonra bu işi ilk yazanın bir önemi kalmadı, bu saatten sonra kim bu başlatılan işe en iyi noktayı koyabilir, bu tartışılmalı, üstüne yarışma yapılıp para ödülü konulmalı, kazanan senaryo çekilmeli, bence

Bir Cevap Yazın