Gölgelerin gücü silüetler

“Gölgelerin gücü adına!” diye bağıran bir çizgi film kahramanı vardı eskiden. Ben bunu “görünmeyenin gücü adına” diye çeviriyorum. Çünkü sanatta bir şeyi gölgede bırakmak, silüet haline getirmek, en az onu göstermek kadar güçlü olabilir.

Barisozcan-siluet

Paris’e yaptığım bir seyahatte hatıra olsun diye siyah fon kağıdından portremi kestirmiştim. Çünkü o yıllarda cep telefonundan selfie çekilemiyordu. Ama insanlardaki motivasyon hep aynıdır. Güzel bir an yakaladığında o anı ve içinde kendisini dondurmak, kaydetmek, adeta ölümsüzleştirmek ister. Bu 300 yıl önce de aynıydı. O zamanlar henüz fotoğraf makinesi icad edilmediği için kendi “selfie”sini çektiremeyen insanlar resim veya heykelini yaptırırdı. 18. yüzyılda çok sert ekonomik yaptırımlar uygulayan Fransız maliye bakanı yüzünden resmini yaptıramayan halk, bu işi ucuz yoldan çözmenin yolunu buldu. Siyah bir kağıdı keserek profil portrelerini yaptırmaya başladı. Mecburen seçtikleri bu ucuz yönteme de “silüet” dediler çünkü onları bu duruma sokan maliye bakanının adı Étienne de Silhouette idi. DEVAMI ▷

Kalem klavyeden keskindir

Not almak için ne kullanırsınız? Cep telefonu, ses kayıt cihazı, bilgisayar? Bugüne kadar pek çok not alma cihazı ve yazılımı denedikten sonra nihayet en iyi teknolojiyi buldum: kalem ve kağıt.

Kullandığım uygulamalarla alışveriş listesini bile internette “bulut ortamında” tutuyorum. Paylaşım ve işbirliği özellikleri sayesinde eşim son dakikada kendi cihazından listeyi güncelleyebiliyor ve ben de böylelikle “süt almayı” unutmuyorum 🙂

İşte bu ve benzeri pratiklik özelliklerinden dolayı her geçen gün kağıt ve kalemden daha da uzaklaşıyoruz. Bilgisayar klavyesini kullanmak, kalemi tutmaktan daha kolay hale geldi.

Bu gidişe bir dur diyerek bundan böyle notlarımı kalem kağıtla tutmaya karar verdim. Neden bilgisayarla çok daha hızlı not almak varken, en yavaş kayıt yöntemini tercih ettim? Çünkü not almak, yazı yazmak sadece kaydetmek demek değildir. Yavaşlık bir avantajdır. Söylenen her şeyi aynen yazamayacağımıza göre, daha dikkatli dinler, anlamaya çalışır ve yeniden anlamlandırıp yazarız. Her şeyi değil, özeti, özü. Biz bilgi-sayar değiliz. Bilgiyi alıp depolamak olmamalı işimiz. Duyduklarımızı sonradan hatırlamak için, öğrenmek için not alırız. Sonradan bakmasak bile, kağıt ve kalemle not aldığımızda, beynimiz bilgiyi sadece aktarmak/saymak yerine işlemeye başlar. Öğrenmenin en iyi yolu öğretmektir derler. Kalemle not alırken, yazarken aslında o an öğrendiğimizi kendimize öğretmeye başlıyoruz. DEVAMI ▷

Google’ın yeni logosu

Google’ın yeni logosu. Sevdiniz mi? Yoksa nefret mi ettiniz? Neden bu konu bu kadar önemli? Çünkü birileri her gün milyarlarca kez görülen bir şeyi değiştirmeye kalktı da ondan…

Markalar da tıpkı insanlar gibi bir hayat yaşıyor. Onların da değişmeye, kendilerini yenilemeye ihtiyacı var. Google, bir marka olarak neredeyse internetle özdeş. İnternet çok değişti, Google neden değişmesin?

Google’ın ilk logosunu kurucularından Sergey Brin tasarladı. 1998’de henüz Stanford Üniversitesi’nde bir doktora öğrencisiyken bilgisayarındaki ücretsiz grafik tasarım programı GIMP’i açtı, yazıtiplerinden Catull’ı seçti ve Google’ın logosunu tasarladı. Aynı logo, renklerine ve tipografisine yapılan küçük makyajlarla bugüne kadar geldi. DEVAMI ▷

80/20 kuralı

Beş minik kardeş parmak varmış. Bir kuş görmüşler. Baş parmak bu kuşu tutmuş, temizlemiş, pişirmiş ve yemiş. Diğerleri de hani bize hani bize demişler… Baş parmak da demiş ki: “eee dünyanın düzeni böyle, sonuçların %80’ini, eylemlerin %20’si oluşturur”.

Dünyada pek çok ilginç oran var. Bunlardan biri de 80-20 oranı. Bu oran ilk önce ekonomide gözlemlenmiş. Vilfredo Pareto, İtalya’nın topraklarının %80’inin, nüfusun %20’sine ait olduğunu bulmuş. Daha sonra bu oranın başka konularda da ortaya çıktığını fark etmiş. Hemen adını koymuş: Pareto ilkesi. Hemen her yerde “öngörülebilir bir dengesizlik” varmış. Gelir adaletsizliği şeklinde tanımladığımız bu veriler halen geçerli. Şu anda tüm dünya nüfusunun %20’si toplam zenginliğin %80’ine sahip. DEVAMI ▷

Summer 3

Çok klasik bir müziği yeniden keşfetmeye ne dersiniz? Vivaldi’nin 4 mevsiminden bahsediyorum. Özellikle de yaz fırtınasının anlatıldığı Summer 3’ten…

Barok müziğin en bilinen bestecilerinden Vivaldi’nin 4 mevsiminin 1000’den fazla farklı albüm ve konser kaydı var. Hatta bunlardan biri tüm zamanların en çok dinlenen klasik müzik albümlerinden biri. Ben bunların hepsini dinlemedim ama dinlediklerim içinde bir tanesi beni gerçekten çok etkiliyor: Recomposed.

Bu bir analog remix. Tamamen yeniden kompoze edilmiş. Vivaldi’nin 4 mevsiminde kullandığı motifler ve elementlerden yararlanılmış. Asıl bestelerin dörtte üçüne sadık kalınmış ve postmodern minimalistik bir tarzda yeniden yorumlanmış. Müziği dinlerken sanki Vivaldi’nin yeniden doğduğunu ve müziğini bu kez de bizim yüzyılımızın insanlarına yeniden yaptığını sanıyorsunuz. DEVAMI ▷

Mr. Robot’la kuralları yıkmak

Matrix filminden yola çıkarak fotoğrafçılıkta kullanılabilecek 9 kompozisyon kuralını incelemiştik. Kuralları öğrenip yerli yerinde kullanmaya başladıktan sonra yapılması gereken şey nedir? Onları yıkmak! Bunun için Mr.Robot dizisini kullanacağız.

Mr. Robot dizisinde Elliot ve Tyrell'in ilk karşılaşması

Mr. Robot’daki baş karakterimiz bir siber güvenlik firmasında çalışıyor. Bu plandaki kompozisyona bakarak hemen onun kravatlı / takım elbiseli yani beyaz yakalı adam olduğunu zannetmeyin. Bizim adamımız çekingen, utangaç, antisosyal. O yüzden baskın karakter ayakta durup elleri cebinde konuşuyorken o çerçevemizin alt tarafında adeta ezilmiş durumda. Buraya kadar kompozisyon kuralları açısından hiç bir problem yok. Üçler kuralı uygulanmış. Her iki karakter de olması gerektiği gibi çizgilerin üzerine yerleştirilmiş. DEVAMI ▷

Zaman yönetimi tekniği: Tek mi Çift mi?

90’lı yıllarda öğrenciyken zamanımı daha verimli kullanmak için bir yöntem geliştirdim. Adı: Tek mi, çift mi? Sonra büyüdüm ve üretkenlik adına daha başka teknikler olduğunu da öğrendim. Sizce bu teknikleri kullanarak zamanımızı tasarlayabilir miyiz?

Size kendi tekniğimden bahsedeceğim ama önce en popüler zaman yönetimi metodu olan Pomodoro‘yu görelim. Tam benim “tek mi çift mi” tekniğimi geliştirdiğim 90’lı yıllarda ortaya çıkmış ve bilhassa yazılımcı ve tasarımcı dünyasında ilgi görmüş bir teknik ama bence herkes uygulayabilir.  Çünkü çok basit.

Önce bir zamanlayıcı (timer) buluyorsunuz ve 25 dakikaya ayarlayıp çalışmaya başlıyorsunuz. 25 dakika dolduktan sonra 5 dakikalık kısa bir ara veriyorsunuz. Buna bir “pomodoro” deniyor. İşinizin miktarına göre arka arkaya 4 pomodoro yapabilirsiniz. Her 4 pomodorodan sonra 20-30 dakikalık daha uzun molalar verebilirsiniz. Kolay. Ama daha da kolaylaştırılabilir mi? Evet. Tek mi çift mi yöntemimi bekleyin 🙂 Bu arada bu yöntemi de eleştirenler yok değil. DEVAMI ▷