Featured Video Play Icon

Teknoloji bizi ölümsüzleştirecek mi?

Ölümsüzlük! Hayatta en çok istediğimiz şey. Aradaki ilişkiyi ve çelişkiyi fark ettiniz mi? Dinlediğimiz hikayelerden anladığımız kadarıyla insanlık var olduğu müddetçe insan da hep var olmak istemiş. Ab-ı hayat, hayat suyu ya da bengi su kavramını bir düşünün. Hemen her kültürde var bu. Fountain of youth. İçenlere sonsuz bir hayat veriyor. Efsanelerde bu suyun “Zulmet” diye tanımlanan karanlık ve bilinmeyen bir dünyada gizli olduğu söyleniyor.

Acaba insanlık bu karanlık dünyayı yavaş yavaş keşfediyor olabilir mi? Elindeki teknoloji feneriyle? Yani teknoloji sayesinde bu bengi suyunu bulabilir miyiz? Bu hayatta ölümsüz olabilir miyiz?

Bu gördüğünüz Arizona’daki çölün ortasında buz gibi bir tesis var. Aradaki çelişkiyi fark ettiniz mi? Bu buz gibi tesisin içinde de yüzlerce donmuş beden. Cryonics denilen bir işleme tabi tutulmuşlar. Alüminyum kapsüllerde −196°C’lik sıvı nitrojenin içinde baş aşağı duruyorlar. Tesisin yöneticilerine göre bu insanlar şu anda hasta. Yani onlara ölüler demeyin. Onlar teknolojinin gelişmesini bekliyorlar.

Biliyorsunuz teknoloji insan hayatındaki problemleri çözmeye çalışır. Bazılarına göre ölüm de bir problem ve bunun çözümü için pek çok yaklaşım öne sürülüyor. Ve bunlardan iki tanesi son dönemlerde çok ilgi çekmeye başladı: gençleştirme teknolojisi ve akıl yükleme.

Gençleştirme teknolojileri bize yaşlanmanın etkilerinden korunabileceğimizi vaad ediyor. Hemen aklınıza bazı reklam sloganları gelmiştir zaten. Jerontoloji uzmanlarına göre yaşlanmak da bir çeşit hastalık ve hücreleri yenileyerek veya tamir ederek bu hastalığın önüne geçmek mümkün. Mesela gelecekte bir “gençleştirme kliniği”ne gideceksiniz. Vücudunuzdaki sağlıksız hücreler alınacak ve yerine sağlıklıları yerleştirilecek. Aslına bakarsanız teknolojinin gelişmesiyle insanların hayat süreleri gerçekten de uzadı ve uzamaya devam ediyor. Ama bu yeni teknolojilerin vaatleri biraz daha ileri seviyede. Yeni hücrelerin, organların eklenmesiyle yaşlanma sadece geciktirilmekle kalmayacak, vücut saatimiz de adeta tersine işlemeye başlayacak. Yani giderek gençleşme ihtimalimiz var, diyorlar. Bu tam anlamıyla bir ölümsüzlük sayılmaz aslında. Düşünsenize her yıl düzenli olarak kliniğe gidiyorsunuz. Yaşınız 70’den 60’a, 50’ye, 40’a, 30’a geriliyor. Tam hayatınızın baharına geri dönmek üzereyken kliniğin tam önünde belediyenin kazdığı çukuru göremiyorsun. Game Over!

Ama bir ihtimal daha var, demiştik. O da sevmek değil maalesef, teknolojiye göre akıl yüklemek. Nasıl yani? Biz indirmeyi biliyoruz da, download etmeyi, yüklemek nasıl oluyor? Bu metoda göre gelecekte beyniniz taranacak, yani dijital bir kopyası çıkartılacak. Çünkü bu görüşte olanlar, insan beynini organik bir harddisk, organik bir bilgisayar olarak düşünüyorlar. Yani bizi biz yapan her şey onun içinde saklı. Hatta bir zamanlar onun kapasitesini 10 TB olarak hesaplayanlar vardı ama sanırım Western Digital 8 TB’lık hard diskleri piyasaya çıkardıktan sonra bu hesabın yanlış olabileceği ortaya çıktı. Şimdilerde bunun tam olarak hesaplanamayacağı ya da yüzlerce katı olabileceğine dair bazı araştırmalar var.

İnsan beyni bir bilgisayar ve harddisk gibi midir tartışmaları hala hararetli bir şekilde devam ediyor. Biz bunları bir kenara bırakalım. Diyelim ki bu yapılabildi. Gençleştirme teknolojilerine göre bu çok daha avantajlı olmaz mı? Nasıl fotoğraflarımız kaybolmasın diye onları tarayıp dijital ortamlara aktarabiliyoruz, gelecekte aklımızı tarayıp, anılarımızı Dropbox ya da Google Drive gibi bir yere yükleyebiliriz. Aklımızı bir kere dijitalleştirdikten sonra onun bir sürü yedeğini de alırız. “Aklımı kaybettim” deyimi ortadan kalkmış olur. Hemen yedekten indiriver 🙂 Peki ya aynı anda iki dijital kopyamız birden çalışmaya başlarsa ne olur? Yani içimde bir ben var benden içeri değil de dışımda bir ben var benden dışarı gibi olursa? Artık ben “ben” olur muyum? Yoksa her birisi farklı deneyimler yaşamaya başlayan bu kopyalarım farklı “şey”lere mi dönüşür?

Bu konuyla ilgili de tartışmalar devam ediyor. Özellikle filozoflar bu işin etiğini konuşuyorlar. Ben beynim miyim yoksa bundan bağımsız bir bilinçten söz edebilir miyiz?

Mesela filozof David Chalmers bilimin doğası gereği nesnel olduğunu söylüyor. Oysa sahip olduğumuz bilinç yine doğası gereği özneldir. Bu yüzden asla bir “bilinç bilimi” olamaz. Bugüne kadar psikiyatristler davranışları nesnel yani objektif olarak incedi. Nörobilimciler beyni objektif olarak incedi. Ama kimse “bilinç”ten bahsetmedi. Dolayısıyla bir gün aklımızı kopyaladığımızda, kopyalanan şey bir insandan çok zombi olabilir diyor. Biz biz yapan bilince sahip olamayacağı için.

Buna karşı çıkanlar da var. Başka bir filozof Daniel Dennett beyni her şeyiyle kopyalayınca onun içindeki bütün fonksiyonların da kopyalanmış olacağını söylüyor. Şöyle düşünün. İçinde işletim sistemi de olan bir harddiski klonlarsak, sadece içindeki bilgileri değil, o bilgiler arasındaki ilişkiyi ve onları işleme metodlarını da kopyalamış oluruz. Tabi bu durumda bilinç dediğimiz şey işletim sistemi mi?

Filozoflar arasındaki bu tartışmalar o kadar popüler hale geldi ki bunu filmlerde bile izledik.

Şimdi bu tartışmaları da bir kenara bırakalım. Diyelim ki oldu. Beynimizi taradık ve aklımızı dijital bir ortama yükledik. Her şeyiyle. Ve onu çalıştırdık. Sonra ne olacak? Hiç kimsenin bir fikri yok. Birden uyandınız. Artık vücut diye bir şeyiniz yok. Fiziksel varlığınız sona ermiş. Ama dijital olarak varsınız. Böyle bir durumda aynı şeyleri hisseder misiniz? Ya hissedemezseniz? Ya başkalarıyla iletişim dahi kuramazsanız? Ya yaşarken sahip olduğunuz bir takım şeyler kaybolursa? Mesela vicdan, cesaret, aşk! Artık geri dönüşü yok. Ya kendinizi kapatacak bir iradeniz bile kalmamışsa? Bu şekilde var olmak, sonsuza kadar. Hoşunuza gider mi? Ölümsüzlük, bir çeşit lanete dönüşmez mi? Karanlığa?

Aradaki ilişkiyi ve çelişkiyi fark edebildiniz mi? Ölümsüz olabilmek için bengi suyu, hayat suyunu, ab-ı hayatı aramaya başladık. Nihayet onu bulduğumuzda her yer karanlıktı.

“Teknoloji bizi ölümsüzleştirecek mi?” üzerine 5 yorum

  1. Bu tüp konular dikkatimi çok çekiyor insan beyninin işleyişi, insan algısı ve bu algının yanılma olsılıkları ve insan iradesi. Bana okumam için önere bileceginiz kitaplar varmıdır özellikle bu konular üzerinde ? felsevi bilimsel veya teoriksel yaklaşımlar olabilir.

  2. Videoyu izleyipte geldim, belkide öyle karanlık bir ölümsüzlük yada internetin içine sıkışmış bir beyin değilde yaptığımız gelişmiş robotların içine koyup beynimizin içindeki bilgileri tekrar görme dokunma vs sensörlere sahip olan bir vücuda sahip olabiliriz ayrıca bolca yedek parçasıda olabilir.

    Birde şu film var: Chappie

  3. Beni endişelendiren konu gerçeklik anlayışımız. İde alemi ve realizm di sanırım iki baskın görüş var Dağa dağ dediğim için dağ vardır ya da dağ dağ oldugundan ben ona dağ derim. Ben bunlara bir tane daha eklemek istiyorum- ki vardır kesin ben bilmiyorumdur- bana bunu dağ diye ögrettikleri için ben buna dağ derim daha ilerisi bana bunu dikte ettikleri için ona dağ demek zorundayım yani kendi bilincimle değil başkalarının bilincinin etkisi altında kalarak dağa dağ derim. normal bir şey insanların birbirlerinin fikirlerini etkilemesi. iyi ve kötü yanı her zaman görülmüştür.ama dijital ortamda manipülasyon oldukça baskın olacak ve ben tamamen bilincimi kaybedecegim sıkıntı orada Basit bir örnek verelim birinden hoşlanıyorsunuz etkilemek için elinizden geleni yaparsınız ama o sizden etkilenir ya da etkilenmez çünkü kendi bilinci var ama birde dijital ortamda onu beynine girip sizden etkilenmesi ile ilgili bi fikir ektiğinizi düşünün korkunç olan bu .bunu temel alıp bir çok örnek verebiliriz çıkarcı ülkelerin tüm insanlığa manipüle etmek istegi herkesi kendi yanına cekme istegi masum insanlara yapılan bir katliamını sanki olasi bir terör olayını engellemiş gibi gösterme istegi iktidarların yalanlarına inanılmasını sağlamaları gibi ki bunları zaten yapıyorlar ama inanıp inanmak bize kalmış çünkü o hala benim aklım ne kadar manipüle edilsede onlara karsı koyan bir iradem var dogruyu bulma istegi ,vicdan adına her ne dersek diyelim bir şey var yani ama biri bana dijital ortamda bu fikirleri sinsice ekmeye calıstıgında onu ne engelleyecek? virüs programları mı ?ben buna inanmıyorum bu bazılarının işine gelmez ve bu dünyada bazılarını cıkarı gözetiminde dönüyor.yedekledigim bir beyni kullanmaya başladığımı düşünün içinde benim dışında herşey var olmayan olayları hatırlıyorum sevmediğim birini müthiş bir baglık duyuyorum vesaret vesaire korkunç … azıcık aklım var oda bana kalsın 😂😅

  4. Paylaşım için teşekkürler.. Eskiler boşuna dememişler ‘aklını başına al’ diye.. Olur mu olur.. Birgün akıllar yerlerde gezer 🙂

Bir Cevap Yazın