Kategoriler
Sinema

2021’de OSCAR’ı hangi film almalı?

2021’nin en iyi film Oscar adayları arasında iki film ilginç özellikler ve biraz da benzerlikler taşıyor. Ben bu videoyu ödüller dağıtılmadan 24 saat önce yayına verdiğimde hala en iddialı aday Nomadland idi. Eleştirmenlerin gözdesi olan bu filme karşılık tüm adaylar içinde benim en sevdiğim film Minari oldu. 

Her iki film de üst katmanda göçebelik ve yerleşik olma konularının üzerine gidiyor. Nomadland kelimenin tam anlamıyla göçebeler diyarı demek. Tabi böyle söyleyince aklınıza gelecek Orta Asya stepleri yerine ABD’nin orta batısında geçiyor olaylar. Atlar yerine karavanları binek yapmış insanların hikayesini anlatıyor bize. Neredeyse bir belgesel gerçekçiliğinde. Ekonomik krizde eşi ve eviyle beraber hemen her şeyini kaybetmiş birinin arayışına eşlik ediyoruz. 

Minari filminde de evinden ayrılmış bir aile var. Bu kez sadece başka bir ülkeden, Güney Kore’den göçmekle kalmayıp ABD içinde ilk ulaştıkları California’dan da yine ülkenin ortalarındaki ücra bir yere göç eden bir ailenin hikayesi bu. Yaptıkları bu ikinci göçün amacı yerleşik olmak. Ulaştıkları toprakları ekip biçerek ürün yetiştirmek. 

Dediğim gibi üst katmanda göçebe hayat ve yerleşik hayat temalarıyla bezenmiş bu iki film 2021’in en önemli Oscar adayları haline gelmiş. İki film arasındaki başka bir benzerlik de hikayeyi anlatan kişilerin Asya kökenli Amerikalılar olması. Nomadland’i Çin asıllı Chloé Zhao, Minari’yi ise Güney Kore asıllı Lee Isaac Chung yazıp yönetmişler. 

Her iki filmde de bol bol doğayı görüyoruz. Birinde onun en soğuk tonlarıyla, diğerindeyse en sıcak renkleriyle… İkisi de bir arayış filmi. Ve bence aradıkları şey yuva. Tıpkı göçmen kuşların yaptığı gibi… Adına ev dediğimiz şeyin tam olarak ne olduğunu, ne anlama geldiğini belki de evlerimizde en çok vakit geçirdiğimiz şu dönemde sorgulamamızı sağlıyor bu filmler. Ama ben bu videoda kendi favorim Minari filmi üzerinden bu sorgulamayı yapmak istiyorum.  Çünkü bu film belirsizliklerle dolu bir dünyada neden hala umutlu olmamız gerektiğini bize fısıldıyor. 

Filmin konusu şöyle başlıyor. Güney Kore’li genç ailenin babası Jacob, California’daki işini bırakıp ailesini Amerika’nın içindeki kırsal bir bölgeye taşıyor. Bir yandan eski işi olan civcivleri cinsiyetlerine göre ayrıştırmayı yaparken bir yandan da satın aldığı toprak parçasını ekip biçmeye başlıyor. 

Nasıl konu? Herhalde filmi izleyenlerin binde biri bile böyle bir konuyu hayatlarında duymamıştır. Ya da filmle ilgili bu videoyu izleyen sizler neden 1,5 saatinizi böyle bir konuya harcayasınız ki? Çünkü bu son derece spesifik konunun içinde son derece evrensel hatta neredeyse zamansız diyebileceğimiz türde bir hikaye var. 

Bütün gün civcivlerin poposuna bakıp erkekleri, dişilerinden ayıklamadığınıza eminim. Ama bütün gün buna benzer sıkıcı bir başka işi, kendiniz için değil de yine başkaları için yaptığınıza da neredeyse eminim. Bir noktada artık durup, şansınızı başka bir yerde başka bir şey yaparak denemeyi istemediniz mi? İşte Jacob’ın yaptığı şey bu. Riskli de olsa ailesini kuş uçmaz kervan geçmez bir yere o yüzden sürüklüyor. 

Onun riski sadece kazanıp kazanmamaktan ibaret değil. Oğlunun kalbi delik ve gerektiğinde tıbbi müdehale yapılması gerekiyor. Oysa artık en yakınlarındaki hastane saatler uzaklıkta. Bu toprak parçasının üstündeki ev, aslında tekerlekli büyük bir karavandan başka bir şey değil. Alın size Nomadland filmiyle bir benzerlik daha. Fakat bu kez o evi hareket etmek için değil toprağa bağlanmak için kullanacaklar. 

Her ailede görülen farklı dinamikler elbette bu ailede de var. Jacob’ın bu özgüveniyle üstlendiği riskli tavrına karşılık eşi Monica şüpheci ve koruyucu. Ebeveynler arasındaki bu iki uç, belirsizlikler karşısındaki tavırlarını da ortaya seriyor. Monica temelleri bile olmayan bu yeni tekerlekli evi bir yuva haline getirebilmek için her türlü gayreti gösteriyor. En sonunda annesinden yardım istiyor. Ta Güney Kore’den kalkıp gelen yaşlı anneyle artık çekirdek ailenin tüm nesilleri tamamlanmış oluyor. Geleneksel bilgelik, modern yenilik arayışına eşlik ediyor. 

Yeni aldığı araziyi ekip biçebilmek için suya ihtiyaç duyan Jacob, kuyu kazmak için en uygun yeri bulmaya çalışırken önce eskilerden gelen bir teknikle karşılaşıyor. Dovsing adı verilen bu teknikte Y şeklinde ince bir dal yardımıyla toprağın altındaki suyu bulmaya çalışıyorlar. Herhangi bir bilimsel araç kullanmayan bu su kaynağı arayıcılarının iddiası bazı cisimlerden yayılan ışınımlara karşı hassas oldukları yönünde. Bir su kaynağına yaklaşınca arayıcının elindeki değneğin ucunun büküldüğünü ve kuyuyu oraya kazması gerektiğini söylüyor. Fakat Jacob bu tür bir yöntem yerine kendi yöntemini tercih ediyor. 

  • Biz aklımızı kullanırız.

Bu film sadece toprakla ve suyla alakalı değil. Hava ve ateş de hikayenin kıvrımlarına yön veriyor. Antik öğretilerde evrenin temeli olduğu düşünülen bu dört element, filmdeki bu dört kişilik aileye benzer şekilde bir arada uyumu ortaya çıkartıyor. Bu elementler bazen yakıcı, yıkıcı olsa da aynı zamanda doğadaki çeşitliliğin ve zenginliğin kaynağı.

Yönetmen Minari’deki hikayesini kurgularken kutsal kitaplarda aktarılan öykülere de öykünmüş olmalı. Çünkü uyumlu bir dengeye kavuşmadan önce hikayenin başında bir sel tehlikesi, sonunda da yangın trajedisini atlatmak zorunda kalıyorlar. 

Bu su ve ateş elementlerini ben hikayedeki anne ve babaya benzetiyorum. Babanın maddi bağımsızlığına kavuşmak uğruna her şeyi feda edebilecek derecede üstlendiği risk, tıpkı ateş gibi yakıcı bir niteliğe sahip. Sonuçta ailenin yıkılmasına bile sebep olabilir. Öte yandan bir toprak ve su gibi davranan anne ve anneanne karakterleri için ailenin bir arada huzur içinde kalabilmesi ulaşılabilecek en büyük hedef. O yüzden Monica çocuklarını topraktaki bitkiler gibi köklerine bağlı yetiştirmeye çalışıyor. Büyük anneyse yakındaki bir derede doğal olarak akan suyu keşfediyor. O suyun olduğu yere tohum serpiyor. Serptiği tohumlar filme adını veren Minari bitkisine ait. 

Böylece filmin en önemli mesajı da yine büyük annenin eliyle toprağa yerleştirilmiş oluyor. Çünkü Minari neredeyse şiirsel bir bitki.

Her yerde yetişiyor. Yani herkes onu toplayıp yiyebilir. Zengin ya da fakir fark etmez. Herkes tadına bakabilir ve sağlıklı olabilir. Çorbaya, salataya, kimçiye her tür yemeğin içine katılabilir. Hastaysan sana şifa verir. Minari harika bir şeydir. 

Biraz ileride anne ve baba tarafından ıslah edilmeye, ehlileştirilmeye çalışılan topraklarda yaşanan tüm zorluklara inat, bu derenin kenarında onlardan bir önceki ve bir sonraki nesil bir arada kendilerini doğanın akışına bırakmış durumdadır. Küçük çocuk oradan geçmekte olan bir yılanı görüp de onu yok etmeye kalkınca büyük anne onu durdurur.

Saklanmasındansa görünmesi daha iyidir der. Çünkü saklanan şeyler daha tehlikeli ve korkutucudur. Sadece doğada değil, insanın doğasında da bu böyledir. 

En az Minari kadar şiirsel olan bir başka şeyse büyük bir felakete istemeden yol açtıktan sonra gecenin karanlığında kaybolmaya çalışan büyük annedir. Ailenin bu en yaşlı bilgesini yok olmaktan kurtarmak için ailenin en genç ferdi koşmaya başlar. Kalbi delik olduğu için filmin başından beri koşmaması öğütlenen çocuk adeta kendini feda edercesine büyük anneyi durdurmaya çalışır. 

Başlarına gelen tüm bu felaketler çok acı verici olsa da aslında onları güçlendirmiştir. Birbirilerine daha sıkı bağlanmalarını sağlamıştır. Ayrılıp kopma noktasına gelen aile, tüm çabalarıyla büyük bir zorlukla elde ettikleri her şeyi kaybetse de bu maddi şeylerden çok daha önemli erdemleri elde ederler. Sahip olduklarına güvenmek, inanmak ve minnettar olmak. 

Ne kadar çabalarsak çabalayalım yapmaya çalıştığımız şeyler, ulaşmak istediğimiz hedefler bir türlü gerçekleşmeyebilir. Elde ettiğimiz derme çatma şeyler bile bir anda alt üst olup elimizden kayıp gidebilir. Oysa biraz ötede biz hiçbir şey yapmasak da sular akar, çevresini yemyeşil hale getirir. Bunun farkına varmamızı sağlayan şey de Minari bitkisi gibi şiirseldir. 

O içimizdeki umuttur. Eğer istersek Minari gibi umut da her yerde yetişir. herkes onu toplayıp yiyebilir. Zengin ya da fakir fark etmez. Herkes tadına bakabilir ve sağlıklı olabilir. Çorbaya, salataya, kimçiye her tür yemeğin içine katılabilir. Hastaysan sana şifa verir. Umut harika bir şeydir. 

Hangi film Oscar alacak bu videoyu çekerken bilemiyorum. Ama favori adaylardan ikisi de kendi kimliğini, bu dünyadaki yerini arayan insanlarla ilgili. Bence kendi evini, yuvasını arayanlar için cevabı Minari filmi çok güzel veriyor.

Umudun olduğu yer, evimizdir. 

“2021’de OSCAR’ı hangi film almalı?” için 4 yanıt

Yasal olarak tavsiye ettiğiniz filmleri izleyecek yer bulamadım, Türkiye’de. Spoiler yedik ama oldun. 🙂
Diğer yandan geçen senenin filmleri daha ön planda veya daha geni yankı uyandıran filmler gibi duruyor. Malum salgın en çok sinemayı vurdu, lakin buna rağmen pekala başarılı eserler de ortaya çıktı.

Barış Abi Superpeer platformunda ücretli abonelik için burs diye nitelendirdiğin bir sistem benzeri yapı kuracağını söylemiştin. Bu henüz gerçekleştirilmedi mi veya iptal mi oldu? Bu sistemle ilgili bilgiler verebilir misin lütfen?

Not: Bu yorumu yazmak için en iyi platformun burası olduğunu düşündüm.

Vincent Van Gogh ile ilgili bir video yapma fırsatınız var ise çok isterim Barış bey. Tabloları ve hayatı video yapmaya değer gibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir