Kategoriler
Eğitim Felsefe

Neden LEGO ve Minecraft Bu Kadar Tatmin Edici?

Bazen dünyayı anlamak için gözlerinizi kapatmanız gerekir. Böylece çıkan sesleri daha iyi duymaya başlarsınız. İki parça sert plastiğin, mikroskobik bir hassasiyetle birbirine geçerken çıkardığı o tatmin edici “klik” sesi… Duydunuz mu? Bu ses “başardın, oldu, bu parça buraya ait” diyor.

Beynimiz bu fiziksel geri bildirimi seviyor. Ancak tuhaf olan şu: Biz fiziksel dünyadan kopup ekranların arkasına geçtiğimizde bile bu histen vazgeçmedik. Minecraft’ı oynamamış olabilirsiniz ama şunu duymuşsunuzdur. Bir toprak bloğunu kırdığınızda çıkan o tok ses, ya da bir taşı yerine koyduğunuzda duyduğunuz o “tak” efekti… DEVAMI ▷

Kategoriler
Felsefe

Neden her şey grileşiyor?

Burası Pleasantville. Eğer Türkiye’de olsaydı “Hoş Köy” derdik. Burada hava hep ideal durumdadır, her zaman 22 derece. Burada yangın çıkmaz, itfaiyeciler sadece ağaçta kalan kedileri kurtarmak için çalışır. Burada kitapların içi boştur, attığınız toplar her zaman basket olur. Yani hayat… Hayat her zaman “hoş”tur. Adı üstinde “Hoş Köy.”

Böyle bir yerde yaşamak istemez miydiniz? İsterdiniz değil mi? Zaten yaşıyorsunuz. İnanmıyorsanız şu an bulunduğunuz odadan çıkın. Sokağa inin. Biraz yürüyün. Etrafınıza bir göz atın. Park halindeki arabalara bakın. Mağaza vitrinlerine bakın. Yeni yapılan binalara bakın. Hatta “fast food” restoranlarına bakın.  DEVAMI ▷

Kategoriler
Felsefe

Biz birer dalgayız

Japon sanatçı Hokusai’nin o meşhur eserini bilirsiniz: “Kanagawa’daki Büyük Dalga.” O pençe gibi kıvrılmış devasa su kütlesi, altındaki çaresiz tekneleri yutmak üzeredir. Yüzyıllar boyunca bu çizim, sadece bir sanatçının hayal gücü oalrak kabul edildi. Çünkü bilim insanlarına göre okyanuslar, öngörülebilir, lineer matematiksel kurallara uyan yerlerdi. Denizciler limanlara dönüp “Sudan bir duvar gibi yükselen devasa bir dalga gördük, 30 metre boyundaydı, aniden karşımızda belirdi!” dediklerinde, onlara inanan tek kişi işte böyle ressamlar olurdu. DEVAMI ▷

Kategoriler
Felsefe Sinema

PLURIBUS

1800’lü yıllarda insanlar kafanın şeklinden kişiliğinizi anlamaya çalışıyorlarmış. Kafanın bu bölgesindeki çıkıntı korkuyla ilgili, şu bölgesindeki girinti felesefi bir kişiliğiniz olacağını gösteriyor filan gibi şeyler söylüyorlarmış. “Frenoloji” diyorlarmış buna da, yani zihin bilimi. Ama gerçeklikle ilgisi yok, bilim filan değil, bilim kılığında kurgu. Yani ben de mesela tam şu anda şöyle bir şey diyebilirim. Beynin bu bölgesi alacakaranlık kuşağıyla ilgili, şu bölgesi çok fazla X-Files izlediği için çıkıntı yapmış. Aaa bir dakika, ben bu kafayı biliyorum ya. Bu Vince Gilligan’ın kafası! Hani şu tüm zamanların en iyi dizilerinden Breaking Bad’i, sonra da Better Call Saul’u yapan adam. İşte bu adam şimdi de PLURIBUS diye yeni bir diziye başladı ve ilk bölümü tüm zamanların en iyi açılışlarından biri oldu. O kadar iyiydi ki geçen Cuma günü yayınlanır yayınlanmaz izlemeye başladığımda gözlerime inanamadım, çünkü yoğun ilgi nedeniyle Apple TV çöktü, yarım saat kendine gelemedi. Ama tüm bu aksamalara rağmen gerçekten de çok iyi bir iş çıkmış ortaya. Bu kafanın tüm bölgeleri, tüm yeteneklerini döktürmüş bu yapımda: Psikolojik gerilim, felsefi bilim kurgu, karaktere dayalı drama, korku atmosferi, hepsi var.  DEVAMI ▷

Kategoriler
Felsefe Verimlilik

Ayna Konuşmaları: Alışkanlık Kazanmanın Yeni Yolu

Şu sahneleri hatırlıyor musunuz?

Truman Burbank’in aynada kendine cesaret verdiği an… Matt Damon’ın Mars’ta kameraya günlük kaydederken, imkansızı başarma azmini anlattığı sahne…

Ben bu sahneleri izlerken aklıma çok ilginç bir fikir geldi. Neydi o sahnelerin ortak noktası? Kendimizle konuşmak.

Kendi kendine konuşana ne derler? 

Boşverin, ne derlerse desinler. Bu yöntem bazı alışkanlıkları kazanmak konusunda çok işimize yarayabilir. İşte bugün sizinle alışkanlık oluşturma konusunda, filmlerdeki bazı sahnelerden ilham alarak ve bilimsel kaynaklarla buluşturarak geliştirdiğim yepyeni bir yöntemi paylaşacağım: Ayna Konuşmaları. DEVAMI ▷

Kategoriler
Felsefe Sinema

Apple’ın böyle bir dizi yaptığına inanamıyorum! Severance

Geçen hafta New York’ta, Grand Central Terminal’in mermerle kaplı tarihi salonunda garip bir manzarayla karşılaştım. Dev bir cam küpün içine, yeşil halı kaplı minik bir ofis yerleştirmişler. Telaşla işlerine yetişmeye çalışan bu insanlar az sonra kendi gidecekleri şirketlerindeki masalarının adeta küçük bir kopyasını orada görüyordu. Klasik bir çalışma kübiğinde bulabileceğiniz tüm detaylar vardı. Tam o sırada birileri o cam kübün içine girmeye başladı.  DEVAMI ▷