Featured Video Play Icon

Yıldız Savaşları – Hiç Bitmeyecek Bir Hikaye

Hayatımda sinemada izlediğim ikinci film Star Wars’tur. Yıl 1980. Film üç yıl gecikmeyle Türkiye’de gösterimde. Artık olmayan Üsküdar Sunar Sineması’nın karanlık salonunda 6 yaşında bir çocuğun gözlerini hayal edin ve o gözlerden yansıyan filmin ilk görüntülerini…

star-wars-illustration

Konuyu hala bilmeyen insanlığın %1’i için kısa bir özet. Filmin adı Yıldız Savaşları. Alternatif bir evrende geçiyor; çok çok uzun zaman önce, unutulmuş zamanlarda, uzak bir galakside. Tüm iyi hikayelerde olduğu gibi iyiler ve kötüler arasındaki mücadeleyi anlatıyor. Tüm iyi filmlerde olduğu gibi (bkz: Godfather) bir ailenin başından geçenlere tanık oluyoruz. Bu kez ailenin babası Godfather değil Darth Vader. Filmdeki kötülüğün neredeyse cisimleşmiş bir sembolü. Aslında eskiden en iyilerdenmiş ama sonradan bozulmuş, karanlık tarafa geçmiş. Zaten hep böyle olur en iyiler bir bozuldu mu, ortalama biri olarak kalamaz en kötüye dönüşüverir. En iyilere Jedi deniyor. Galakside korunması gereken en önemli şeyleri, barışı ve adaleti koruyorlar. Bunun için gerektiğinde savaşmaktan çekinmiyorlar. Kullandıkları temel silah ise ışın kılıcı.

Ama nasıl olur? Teknolojik olarak böylesine gelişmiş bir evrende hala kılıç kullanan var mı? Galaksinin her köşesine ışık hızında gidebiliyorsunuz, ama bir gezegeni anında yok eden “Ölüm Yıldızı” gibi bir silahın karşısına kılıçla çıkıyorsunuz. Olacak şey mi?

Neden olmasın? Hikayenin asıl gücü burada. Onlarca yıldır her yaştan, her kültürden farklı insanları koltuğuna yapıştıran sihirli formül. David ve Goliath’ın hikayesi bu ya da bizdeki adıyla Davud ve Calut’un. David ve Goliath İncil’de de anlatılan bir hikayedir. David kocaman bir dev olan Goliath ile savaşacaktır. Kötü dev Goliath, tıpkı Star Wars’daki Ölüm Yıldızı gibi çok büyüktür ve çok güçlüdür ama yine de bir zayıf noktası vardır: alnının ortası. Orayı korumak için kalın bir miğfer giymiştir. David miğferi çıkarttırmak için ordusunun kalkanları ile güneş ışığını Goliath’a yanısıtır. Goliath ısınan miğferi çıkardığında ise David sapanı ile taşı sallar ve Goliath’ı iki kaşının arasından, alnından vurup yere indirir. Sonra da gidip kılıcıyla kötü devi öldürür.

david-goliath

Yani Star Wars bu hikayeyi mi alıp kopyalamış? Kopyalamış demeyelim. Steve Jobs sadece iyi sanatçıların kopyaladığını, büyük sanatçıların başka türlü davrandığını söyler. O yüzden biz de “esinlenmiş, ilham almış” dersek daha doğru bir tabir olacak. Sonuçta filmin yapımcısı ve yönetmeni George Lucas, tıpkı Isaac Newton’un yaptığını yapmış. Ne demişti Newton: “Eğer daha ileriyi gördüysem, devlerin omuzlarında durduğum için olmuştur.” (Bugün devlerden gidiyoruz 🙂 Lucas modern bir uzay destanı yazabilmek için kendisine bir sürü dev bulup omuzlarına çıkmıştır.

Örneğin 1930’lu yıllarda yayınlanmış Flash Gordon’un hikayesi. Bir üçleme şeklinde filme de alınan bu hikayede kahramanlarımız uzayda seyahat edip, buz krallığı, orman krallığı, sualtı krallığı ve uçan şehir gibi yerlere giderek kötü imparatorun planlarını bozmaya çalışırlar. 1970’li yıllarda Lucas bu hikayeyi yeniden anlatmak için haklarını satın almak ister ama alamaz. Onun yerine kendi film üçlemesini yapmaya karar verir. Bu üçlemede de bir grup kahramınımız galakside seyahat edip, kar ve buz gezegeni, orman gezegeni, sualtı şehri ve bulutların arasındaki şehir gibi yerlere giderek kötü imparatorun planlarını bozmaya çalışırlar. Filmin başında uzayın derinliklerine doğru akan yazının orijinal bir fikir mi olduğunu sanıyorsunuz? Bir de ondan 40 yıl önce yapılmış Flash Gordon filmlerinin başını bir izleyin. Gezegenleri yok eden dev silahlar Hollywood’un fıtratında var galiba.

Silah demişken tekrar ışın kılıcına dönelim. Asaletin ve kahramanlığın simgesi olarak tasarlanmış bir silah. Ortaçağda şövalyelerin kullandığı kılıçlar gibi. Zaten Jedi’ların diğer adı da Jedi Şövalyesidir. Ancak dövüşme tekniklerine ve kullanım amaçlarına baktığımızda daha çok Doğunun şövalyeleri diyebileceğimiz samurayların kılıçlarına benziyor. Yani Lucas, tüm Batılı iyi yönetmenlerin yaptığı gibi Doğu’nun sinema devlerinin omuzlarına çıkmayı da ihmal etmemiş.

Akira Kurosawa’nın 1958 yapımı Hidden Fortress – Gizli Kale filminde savaştan kaçan iki köylü vardır. Bunlar yorgun argın yollarda giderken birbirleriyle münakaşa eder ve yollarını ayırırlar. Fakat ikisi de yakalanıp köle olarak çalıştırılırlar. Sonra bir şekilde kurtulurlar ve düşmanın elinde esir tutulan bir prensesi kurtarmak isteyen biriyle karşılaşırlar. Sadece hikaye değil onun anlatılış biçimi ve hatta görüntüler bile güzel bir esin kaynağı olmuş. Lucas, Kurosawa’nın başka filmlerini de izlemiş olmalı, Yojimbo gibi filmleri. Işın kılıcı öyle bir silah ki rakibini öldürmek yerine sakat bırakıyor. Böylelikle hasmınız kopan parçalarını mekanik olarak yeniden oluşturup varlığını devam ettirebiliyor. Yavaş yavaş karanlığa dönüşen yani bir çeşit “transhuman”olmaya başlayan Anakin’in sağ eline siyah eldiven giymesi de bir düellonun sonucu. Yani bu silah sadece savunma amaçlı yapılmış; öldürmek ya da yok etmek için değil. Obi-Wan Kenobi’nin deyimi ile “Daha uygar bir çağ için seçkin bir silah.”

Işın kılıçlarının renkleri vardır. Çünkü renk sembolizmi konusunda da çok zengindir Star Wars. Karanlık tarafa geçmiş kötülüğün rengi tabiki siyahtır. Prensesler ve iyiler, Jedi’lar beyazdır. Han Solo ise hem siyah hem beyazdır çünkü karmaşık bir karakterdir, biraz hırslı-paragöz, biraz kaba ama özünde iyi. Stormtrooper’lar iki yüzlüdür, münafıktır, beyaz gibi görünseler de içlerinin siyah olduğunu biliriz.

darth-vader

Hep söylemişimdir: Uzak Doğu ne kadar uzaksa Vahşi Batı o kadar vahşidir. Japon filmlerinin Batıdaki tercümesi çoğu zaman Western formatında olmuştur. Kurosawa’nın “Yedi Samuray”ını izlemeye üşenenler için “Muhteşem Yedili” yapılır. Star Wars, Western filmlerinden ve savaş filmlerinden de motifler taşır. Eve döndüğünde yakıp yıkılmış bir harabeyle karşılaşma (The Searchers, 1956), gölgesinden bile hızlı silah çeken kovboylar (The Good, The Bad and The Ugly, 1966), hava saldırıları (The Dambusters, 1955), savaş pilotları (The Bridges at Toko-ri, 1954), kısaca Dünya Savaşları’nın insan belleğine kazıdığı ne kadar görüntü varsa, Yıldız Savaşları’nda da vardır.

Yanlış anlaşılmasın. Söylemeye çalıştığım şey Star Wars’un oradan buradan kopyala yapıştırla oluşturulmuş bir film olduğu değil. İyi hikayeleri ustalıkla bir araya getirip yeni bir mozaik oluşturmayı başarmış George Lucas. Aslında izlediğimiz şey sadece bir film değil; bir mitoloji, bir destan, bir efsane. Biz “Yıldız Savaşları”nı binlerce yıldır severek izliyoruz. Yıldız Savaşları, Yüzüklerin Efendisi, Matrix gibi filmler, kadim hikayelerin yeni teknolojilerle yeniden anlatılmasından başka bir şey değildir.

jedi

George Lucas, Star Wars evrenini yazarken en çok ilham aldığı yazarlardan birisi Joseph Campbell’dı. Onun kitaplarını ve monomit felsefesini başka bir video/yazıda anlatırım. Lucas’ın klasik kahramanlık hikayesine nasıl “en yeni ve en güçlü soluğu getirdiği” hakkında konuşurken şöyle diyor: Faust’ta Goethe’nin söylediği ama Lucas’ın modern dille ifade ettiği bir şey bu: teknolojinin bizi kurtaramayacağı mesajı. Bilgisayarlarımız, araçlarımız, makinelerimiz yeterli değil. Kendi sezgilerimize, öz varlığımıza inanmak zorundayız.”

İlk Star Wars filminden bugüne neredeyse 40 yıl geçmiş. Ama hikaye burada bitmedi, bitmeyecek de… İnsanlığın ortak kültüründen, geçmişinden, korkularından ve sevgisinden beslenen tüm hikayeler gibi ölümsüzleşecek.

“Yıldız Savaşları – Hiç Bitmeyecek Bir Hikaye” üzerine 6 yorum

  1. Sayın Barış Özcan,
    Bugüne kadar tek bir Star Wars filmi bile izlememiş olan yüzde 1’lik kesimden biri olarak videonuzu henüz başında iken kapattım, çünkü spoiler verip vermediğinizi bilemedim. Spoiler olup olmadığına dair bir uyarıda ya da bilgilendirmede bulunmanız çok güzel olurdu ve sizin düşünceli yaklaşımınıza yaraşırdı.
    Tahminimce Star Wars serisine hakim birisiniz. Yakın zaman içinde seriyi izlemeyi düşünüyorum. Sizce orijinal dilinde mi, Türkçe dublajla mı izlemeliyim? Ve hangi sıralama ile tabii ki…
    Yorumumu yanıtlarsanız müteşekkir olurum. Saygılarımla.

    1. “Spoiler” tanımı kişiden kişiye değişiyor. Tanıdığım bazı kişiler filmin “trailer”ını bile izlemekten çekiniyor örneğin. Videolarımda -bana göre- spoiler yok. Olduğunda elbette belirtirim. Ama “trailer”larda olduğu gibi filmlerden bol bol sahne var. Anlatımım ve bu sahneler sizin filme bakış açınızı olumlu/olumsuz etkileyebilir.

Bir Cevap Yazın