23 Haz 2019 ·Sinema ·1.230 kelime

Dünyanın en iyi belgeseli tam 56 yıldır çekiliyor ve muhtemelen hiç izlemediniz

Dünyanın en iyi belgeseli tam 56 yıldır çekiliyor ve muhtemelen hiç izlemediniz
YouTube'da izle →

Dünyanın en saygın film eleştirmenlerinden Roger Ebert’ın “tüm zamanların en iyi filmleri” diye bir listesi var. Listedeki 10 filmden 9 tanesi şöyle: Kazablanka, Yurttaş Kane, Floating Weeds (Yüzen Otlar), Gates of Heaven (Cennetin Kapıları), Tatlı Hayat, Notorious (Adı Çıkmış), Kızgın Boğa, Üçüncü Adam, ve benim de favorim olan 2001: Uzay Macerası. Zaten klasik film listelerinin pek çoğunda üç aşağı beş yukarı yer alan başlıklar bunlar. Ama onuncusunu bu tür listelerde pek göremezsiniz. Çünkü tüm zamanların en iyi filmleri listesindeki bu film diğerleri gibi bir kurmaca değil. Senaryosu ya da oyuncuları yok. Gerçek insanların hayatlarını anlatan bir belgesel bu: Up.

Üstelik 1964 yılından beri yayımlanmaya devam ediyor. 3,5 yıl kadar önce bir TEDx konuşmamda bu belgeselden bahsetmiş ve 2019’da yayımlanacak yeni bölümünü heyecanla bekliyorum demiştim. O bölüm yayımlandı ve ben de bu vesileyle bir kez de kendi kanalımda size bu belgeselden bahsetmek istedim.

Bu gördüğünüz çocuklar ilk kez bir araya geliyor. Hepsi de 7 yaşında, sıradan çocuklar. Fakat hepsinin ayrı bir hikayesi var; farklı toplumsal sınıflardan, farklı sosyal çevrelerden geliyorlar. Peki 1963 yılının soğuk bir kış gününde neden bir araya getirilmişler biliyor musunuz? Gelecekte onların nasıl bir insan olacağını anlayabilmek için. Çünkü bunu anlarsak dünyanın neye dönüşeceğini de anlayabiliriz.

Bu gördüğünüz çocuklardan biri içinde bulunduğumuz 2019 yılında belki bir mağazada tezgahtar olarak çalışıyor. Bir başkasıysa o tezgahtarın çalıştığı marketler zincirinin en tepesindeki yönetici. Kim bilir? Ama şu anda 7 yaşındaki halleriyle onları izlerken hepsini aynı, tertemiz, bembeyaz sayfalar olarak görüyoruz. Bu sayfaları herkes kendi üslubuyla dolduracak.

"Ölü Ozanlar Derneği" filmindeki öğretmen Bay Keating'in yaptığı gibi, geçmişe ait bu simaları incelemenizi istiyorum. Sizlerden pek de farklı değiller, öyle değil mi? Sizin kendinizi şu anda hissettiğiniz gibi, yenilmez hissediyorlar! Şu çocuğa bakın mesela. Adı Nick. Fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Her gün evinden tek odalı okuluna 6 km yürüyerek gidiyor. Büyüdüğü zaman Ay’da neler olup bittiğini öğrenmek istiyor. Unutmayın o 7 yaşında bu belgesel çekilirken Ay’a gidilmesine daha 5 yıl vardı. Aradan yarım asır geçti. Acaba Nick şu anda ne yapıyor?

1964 yılında yayımlanan “Seven Up!” belgeseli işte bu soruların cevaplarını arıyordu. Az önce size gösterdiğim kısım çekilirken aslında yapımcıların aklında sadece bir bölüm yapmak varmış. Amaçları da toplumsal sınıfların insan hayatını nasıl etkilediğini göstermekmiş. Zengin doğduysan şanslısın, çünkü iyi bir eğitim alırsın; toplumsal statüsü yüksek insanlarla daha kolay tanışırsın ve böylelikle çok daha avantajlı fırsatlar yakalarsın. Hayata 1-0 önde başlarsın. Yani bir sistem eleştirisi yapmak istemiş belgeselin yapımcıları. Bu eleştiriyi yapıp orada noktayı koymak. Hatta şöyle bir şey düşünmüşler: çocuklar sokakta yürürken, bazıları diğerlerinin önüne geçecek ve o sırada anlatıcı o davudi sesiyle diyecek ki: “bu 20 çocuktan sadece 3’ü başarılı olacak.” Sonra bu fikri çöpe atmışlar. Neden mi? Sanırım videonun sonunda hep birlikte anlayacağız.

Sistem eleştirisini yapıp orada noktayı koymamışlar, onu bir virgüle dönüştürmeye karar vermişler. Neden onların geleceğiyle ilgili tahminlerde bulunmak yerine gerçekten onların ne olacağını, ne yapacaklarını takip etmiyoruz ki diye düşünmüşler. İlk bölümde topladıkları 20 çocuktan 14’üyle 7 yıl sonra ikinci bir bölüm daha çekmişler. Daha sonra belgeselin yapımcısı ve yönetmeni Michael Apted bu fikri hayatının projesi haline getirmiş. Her 7 yılda bir onları tekrar ziyaret ederek yeni bir bölüm daha çekmiş. Böylece bu insanların hayatında onları 7, 14, 21, 28, 35, 42, 49, 56 ve 63 yaşlarındayken izleyebiliyoruz.

Bu kadar uzun vadeli bir projede elbette bazı aksaklıklar da yaşanmış. İlk bölümden 21 yıl sonra 1984’de yayımlanan 4. Bölümde iki çocuk -daha doğrusu artık 28 yaşına gelen- iki kişi yer alamamış. Kaderin garip bir cilvesine bakın ki bunlardan biri olan Charles da meslek olarak kendisine belgeselciliği seçmiş. Ancak ironik bir şekilde tüm bu projedeki insanlardan sadece o artık bunun bir parçası olmak istemediğini, gelecek bölümlerde yer almayacağını hatta kendisiyle ilgili her şeyi eski bölümlerden de silmelerini istemiş. Diğer kişiler bugüne kadar bazı yıllarda yer alamasalar da hayatlarının yedi yılda bir kaydedilmesine, belgelenmesine izin vermişler.

O çocuklar bu yıl 63 yaşındalar. Belgeselin geçtiğimiz hafta yayımlanan 9. Bölümünde 14’ünün 11’iyle yeniden röportaj yapıldı. Yapılamayanlardan biri Charles, artık izin vermiyor. Biriyle teknik nedenlerle yapılamadı, sonuncusuysa artık hayatta değil. Dolayısıyla birinin hayatı ilk kez başından sonuna 7 yıllık aralıklarla kaydedilmiş oldu. Üstelik rastgele seçilmiş sıradan birinin hayatı.

Filmlere konu olacak bir kahraman değil. Çünkü öyle filmleri izlediğinizde hep olağanüstü şeyleri görmeyi bekliyorsunuz. Ancak bu belgeseldeki kişiler okula gidiyor, mezun oluyor, bir işe giriyor, evleniyor, çocuk sahibi oluyor, bazıları boşanıyor, işsiz kalıyor.

Yani hangi bölümünü izlerseniz izleyin kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Düşünün. Şu anda bu videoyu izleyen herkes bir zamanlar 7 yaşında bir çocuktu. Şu anda bazılarınız 14 yaşında bir ergen, bazılarınız 21 ya da 28 yaşında bir genç. En azından kanal istatistiklerim %75’inizin bu yaş aralığında olduğunu bana söylüyor. 35 de olsanız 42 de fark etmez. Bu belgeselde yolun hangi yarısında olursanız olun bir şekilde ya geçmişinizi ya da geleceğinizi görüyorsunuz. Belki siz de Nick gibi fakir bir ailede doğdunuz. Bir köy okulunu zorluklarla bitirdiniz.

Diyor ki Nick: “Bu tam olarak benim hayatımın bir fotoğrafı değil. Ama birinin hayatının fotoğrafı.”

Tamamen rastgele seçilmiş bu insanların hayatlarını izledikçe bir sonraki 7 yılın onlara ne getireceğini merak ediyorsunuz. Belgeselin yapımcıları ve kendileri dahil ileride ne olacaklarını bilmeden bir ömrü yaşayıp gidiyorlar. Dedim ya en başında bir sistem eleştirisi yapmak amacıyla yola çıkmışlardı ve hatta çocuklardan sadece 3’ünün başarılı olacağını söylemeyi düşünmüşler ama sonra bu fikri çöpe atmışlardı. İyi ki de atmışlar. Çünkü o 3 kişi arasında Nick olmayacaktı. Toplumsal statü olarak doğuştan şanssız biriydi. Ama bu fakir çocuğun önce Oxford Üniversitesi’ni kazandığını sonra da ABD’ne giderek nükleer fizikçi olarak çalışmaya başladığını görüyoruz. Belgeselin dördüncü bölümünde 28 yaşında evleniyor. Evlendiği kişi izleyicilerden gelen eleştirilerden hoşlanmadığı için 35 ve 42 yaşlarında çekilen bölümlerde yer almak istemiyor. Çünkü eleştiriler bu evliliğin yürümeyeceği şeklinde. Gerçekten de yürümüyor ve 49. Yaşında çekilen bölümde Nick’i ondan boşanmış ve başka bir kadınla evli olarak izliyoruz. 2019’da artık 63 yaşındaki Nick bir nükleer fizik profesörü. Biliyorum Çernobil dizisindeki Valery Legasov karakterine benzetiyorsunuz. Sadece bir benzerlik. Çünkü bu bir senaryo değil. Nick de bir oyuncu değil. Bu hayatın ta kendisi. Fakir ya da zengin doğuyorsun. Çok çalışıp çok çabalıyorsun. Bir yerde kazanırken başka bir yerde kaybediyorsun. Hayatın iniş çıkışlarla dolu oluyor. 7 yıl sonra nerede nasıl biri olacağını kestiremiyorsun.

Sıradan hayatları anlatan bu belgeseli iyi yapan da bu bence. Bize gösterdikleri her kişi aslında yedi yılda bir yeni birisine dönüşüyor. Onları hayatlarının dokuz ayrı bölümünde dokuz farklı insan olarak görüyoruz. Kendimizi onların hayatının dip noktasında bir yerlerde yakalamışsak fark ediyoruz ki bu hep böyle olmayacak. 7 yıl içerisinde yeni bir insan haline gelebilirsin. Kendimizi onların hayatının başarılı bir noktasında da yakalamış olabiliriz. O zaman da anlıyoruz ki içinde bulunduğun o parlak durum sürüp gitmeyecek. 7 yıl içerisinde hemen her şeyini kaybedebilirsin.

7 yaşından beri hayatını takip ettiğimiz Nick’in hikayesinde olduğu gibi. Zorluklarla başlayan hayatında, çalıştı, çabaladı ve kendisi hakkındaki tahminleri, istatististikleri şaşırtarak başardı. Kendi ifadesiyle şu anda dünyanın en güzel kadınıyla evli; onu seven çocukları ve torunları var; bir nükleer fizik profesörü olarak kariyerinde istediği noktaya gelmiş durumda. Ancak büyük bir ihtimalle bir sonraki bölümde yer alamayacak. Çünkü bir önceki bölümde sapasağlam olan bu adam geçtiğimiz 7 yıl içerisinde gırtlak kanserine yakalanmış.  

Hayatı yaşarken şunu unutmayın. Gelmiş olduğunuz nokta, bir nokta değil. Size öyle geliyor. Yedi yıl sonra tüm hücrelerinizle değişmiş olacaksınız. Nokta zannettiğiniz şeyi virgüle dönüştürüp devam etmek sizin elinizde. 7 yaşındayken bembeyaz olan defterinizi umutsuzca karalamak yerine ona güzel şeyler yazmaya devam etmek sizin elinizde...

Up belgeselinin bazı bölümleri YouTube’daki şu oynatma listesinden izlenebilir.