Yıllardır internette, internetin kendisiyle ilgili bir teoriden bahsediliyor: Dead Internet Theory – Ölü İnternet Teorisi. Bu teoriye göre adı üstünde internet öldü. İnternet diye girdiğimiz yerde gördüğümüz etkileşimlerin büyük bir kısmı artık insanlar tarafından yapılmıyor. Algoritmaları manipüle etmek için birbirine yorum yapan botlar tarafından gerçekleştiriliyor. Elbette biz insanlar da varız ama azınlıktayız. Özellikle sosyal medyadaki postların, gönderilerin büyük çoğunluğu bot.
Bazen dünyayı anlamak için gözlerinizi kapatmanız gerekir. Böylece çıkan sesleri daha iyi duymaya başlarsınız. İki parça sert plastiğin, mikroskobik bir hassasiyetle birbirine geçerken çıkardığı o tatmin edici “klik” sesi… Duydunuz mu? Bu ses “başardın, oldu, bu parça buraya ait” diyor.
Beynimiz bu fiziksel geri bildirimi seviyor. Ancak tuhaf olan şu: Biz fiziksel dünyadan kopup ekranların arkasına geçtiğimizde bile bu histen vazgeçmedik. Minecraft’ı oynamamış olabilirsiniz ama şunu duymuşsunuzdur. Bir toprak bloğunu kırdığınızda çıkan o tok ses, ya da bir taşı yerine koyduğunuzda duyduğunuz o “tak” efekti…
Yarım asır sonra insanlık yeniden Ay’a gitmeye hazırlanıyor. Bu yüzyıldaki ilk insanlı Ay uçuşunun hazırlıkları artık son aşamasına yaklaştı. Artemis II roketi Florida’daki NASA Kennedy Uzay Merkezi’nde bulunan Araç Montaj Binası’ndan Fırlatma Kompleksi 39B’ye taşındı.
Bu kısım bana çok ironik geliyor, çünkü Dünya’nın en hızlı aracı yolculuğunun bu ilk kısmında saatte 1 km hızla gidiyor. Depodan rampaya 6 km’lik mesafeyi, 12 saatte geçebildi. Aynı roket fırlatıldıktan sonra 10 günde Ay’a gidip gelecek. Roketin tepesindeki Orion kapsülüyse, dört kişilik mürettebatını Dünya’ya geri getirmek üzere atmosfere daldığında saatte 40.000 km hıza ulaşacak. O yüzden ironik diyorum saatte 1 km ile başladığı yolculuk saatte 40.000 km ile bitecek.
Neden her şey grileşiyor?
Burası Pleasantville. Eğer Türkiye’de olsaydı “Hoş Köy” derdik. Burada hava hep ideal durumdadır, her zaman 22 derece. Burada yangın çıkmaz, itfaiyeciler sadece ağaçta kalan kedileri kurtarmak için çalışır. Burada kitapların içi boştur, attığınız toplar her zaman basket olur. Yani hayat… Hayat her zaman “hoş”tur. Adı üstinde “Hoş Köy.”
Böyle bir yerde yaşamak istemez miydiniz? İsterdiniz değil mi? Zaten yaşıyorsunuz. İnanmıyorsanız şu an bulunduğunuz odadan çıkın. Sokağa inin. Biraz yürüyün. Etrafınıza bir göz atın. Park halindeki arabalara bakın. Mağaza vitrinlerine bakın. Yeni yapılan binalara bakın. Hatta “fast food” restoranlarına bakın.
2026’da Dünyayı Değiştirecek 5 Büyük Trend
“Bayanlar, baylar kaptanınız konuşuyor”
Bu anonsu biliyorsunuz değil mi? “Kaptanınız konuşuyor.” İyi de neden konuşuyor? Konuşacağına uçağı uçursa daha iyi olmaz mı?
Olmaz. Çünkü ister uçakların, ister gemilerin ya da hatta isterse uzay araçlarının kaptanlarının asıl görevi yönetmektir, bir yerden bir yere güvenle ulaştırmak. O anonsu duyduğumuzda içimiz rahatlar. Biliriz ki önde, o karmaşık panellerin başında, bizi gideceğimiz yere güvenle götürecek bir insan, yani bir irade, bir “agency” var.
Analog Rönesans
Garip bir his, değil mi? Bir çeyrek yüzyıl bitti. Cümlenin ağırlığını hissediyor musun? Yirmi beş yıl. Sadece takvimde bir yaprak değişmiş gibi değil bu sefer. Sanki bir kitap bitti, yeni bir kitabı yazmaya başlıyor gibiyiz.
Dolayısıyla hoş bulduk diyelim 2026’ya… Ve daha da önemlisi, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine hoş bulduk.
Bunu hiç böyle düşündün mü bilmiyorum ama… Yüzyılın dörtte biri bitti ya. 2050 tam 25 yıl uzakta. Şu an 20 yaşındaysan, o yıl 45’ine basacaksın. 30’undaysan, emekliliği düşünmeye başlamış olacaksın. 40’ındaysan… torunların olabilir.