28 Tem 2019 ·Gelecek·Teknoloji ·1.274 kelime

Elon Musk’ın son girişimi Neuralink 2020’de insan beynine çip takacak

Elon Musk’ın son girişimi Neuralink 2020’de insan beynine çip takacak
YouTube'da izle →

Sizlere iki film sahnesi izletmek istiyorum. İkisinde de insan beynine nasıl kablo bağlandığını göreceksiniz. Birincisi hemen herkesin bildiği bir filmden: 1999 yapımı Matrix’ten geliyor.

Oldukça acı verici bir deneyime benziyor. Şimdi ikinci göstereceğim sahne çok daha yeni bir tarihte 2019 Temmuz ayında çekildiği için daha acısız bir deneyimi bize gösteriyor. Bir tane kalın kablo yerine beyne birden çok ince kablo bağlanıyor. Evet bu ikinci sahneyi hangi filmden aldığımı merak ediyorsunuz değil mi? Aslına bakarsanız bir filmden değil bir sunumdan aldım bu sahneyi. Neuralink şirketinin geliştirdiği bir robotun gerçek görüntülerini izledik. Dikiş makinesi gibi çalışan bu robot kablo dikiyor. O kabloların bir ucu insan beynine diğer ucu da bir bilgisayara bağlanacak. Yani bir beyin-bilgisayar-bağlantısı yapılacak: BBB. Şaka gibi geliyor kulağa. Ya da bu ancak bilim-kurgu filmlerinde olabilir diye düşünüyorsunuz önce. Ama dedim ya bu sahneyi bir sunumdan aldım diye. Sunumu yapan kişi Elon Musk. Mars’a gidecek roketler ve kendi kendine gidebilen elektrikli otomobillerden sonra insan beynine de el atmadan duramamış. Az önce gösterdiğim teknolojiyi geliştiren Neuralink şirketi o ve arkadaşları tarafından 2016’da gizlice (hadi gizlice demeyelim de sessiz sedasız) kuruldu. Çünkü kamuoyu bunu ancak 2017 Mart’ında öğrendi. O zamana kadar çeşitli üniversitelerden dünyanın en ünlü sinir bilim uzmanlarını işe almışlardı bile. 90 kişinin 3 yıllık çalışmalarının sonucu, geçtiğimiz 16 Temmuz’da yapılan bir sunumla tüm dünyaya açıklandı. 

Teknik olarak bir “beyin-bilgisayar arayüzü” üzerinde çalışıyorlar. Ne demek bu? Önce beynimizin nasıl çalıştığını anlayalım. Kanalımı takip edenler hatırlayacaktır, geçen yıl dört bölümlük bir yaz okulu serisi yapıp beynimizi ve onun nasıl öğrendiğini anlatmıştım. Beynin iç yapısını ağaçların köklerine benzetmiştim. Ağaçlar beyin hücrelerimizi yani nöronları temsil ediyor. Kafamızda yüz milyar ağaçtan oluşan bir orman var diyebiliriz ve bu ağaçların kökleri birbirlerine dokunarak iletişim kuruyor. İki beyin hücresi bir sinaps bağlantısı kurarak birbirine kimyasal sinyaller gönderiyor. İşte tam bu sırada çevresinde küçük bir elektrik alanı oluşturuyor. Bu alana incecik bir kablo -bir elektrod- koyarsanız o sinyalleri yakalayabiliyorsunuz. Yani beyin hücresinin ürettiği bilgiyi kaydedebiliyorsunuz. Peki ya bunu kaydetmekle kalmayıp kullanabilirsek ne olur? Mesela bir bilgisayarı beynimizle kullanabilir miyiz? 

Zaten beynimizle kullanıyoruz. Ama şu anda beynimizle bilgisayarlar arasında arayüzler var. Mesela kursörü oynatmak için fareyi kullanmak ya da düşüncelerimizi yazmak için bir klavyenin tuşlarına basmak zorundayız. Bu da çok yavaş bir bağlantı şekli. Beyin hücrelerimizde oluşan düşünceleri yine beynimizi kullanarak kontrol ettiğimiz kolumuza ve oradan da parmaklarımıza aktarıyoruz. Her kelimeyi ve her harfi tek tek klavyede tuşlayarak bilgisayar ortamına gönderiyoruz. Bu da büyük bir zaman ve enerji kaybına yol açıyor. Neuralink bu düşünceler daha beynimizdeyken onları minik kablolarla yakalayıp çok hızlı bir şekilde bilgisayara bağlamayı sağlayacak bir cihaz üzerinde çalışıyor. 

Bu sistemin dört temel parçası var: dikici bir robot, kablolar, elektronik çipler ve algoritmalar. Beyne sokulan kablolar çok ince. Saç telinin onda biri kadar. Ucu neredeyse beyin hücrelerimiz kadar küçük. Robotlar üzerindeki özel mikroskoplar yardımıyla bu kabloları 24 mikron genişlikteki bir iğneyle beyne dikiyor. Bu iş çok hassas. Çünkü damarlara denk gelirse travmaya yol açabilir. Herkesin beyni birbirinden farklı. Üstelik beynimiz yerinde sabit değil. Nefes alışımız ve kalp atışlarımız bile hedeflenen hücrelerin pozisyonunu değiştirebiliyor. O yüzden kablo dikimi sırasındaki aralıklarda bilgisayar en doğru noktayı hesaplıyor. Bu hızla bile 1 saatin altında binlerce kabloyu beyne yerleştirebiliyor. Kabloların diğer ucunda küçük bir çip var. Beyinden kablolarla toplanan bilgi bu çiplerle kablosuz olarak aktarılabiliyor. Neyseki saçlarımızın arasından sarkacak kablolar olmayacak :) Çiplerdeki bilgiler bluetooth bağlantısıyla cep telefonunuzdaki bir uygulamaya gönderilecek. 

Bunun ilk versiyonu fareler üzerinde denenmiş. Gördüğünüz çipe 3072 elektrod takılabiliyor. Diğer ucuna USB-C kablo takabiliyorsunuz. Neuralink bu sistemi 2020 yılında insanlar üzerinde denemeye başlamak istiyor. Bunun için yeni ve çok daha küçük bir çip geliştirmişler. Parmak ucunuza sığabilecek olan bu çiplerden beyninize 4 ila 10 taneye kadar yerleştirilebilecek. Çiplerin kabloları derinin altından kulağınızın arkasındaki bir cihaza bağlanacak. Bu cihazda pil ve bluetooth anteni var. Tüm bunlar sayesinde beyniniz bir cep telefonu uygulamasına bağlanacak. Başlangıçta telefonunuzu yönetmek, yazı yazmak ya da bilgisayar kursörünü hareket ettirmek için sadece beyninizi kullanabileceksiniz. 

Bu sunumu izledikten sonra o kadar şaşırdım ki hemen bir video hazırlamak yerine önce işin doğruluğunu araştırmak ve bilimsel anlamda ne kadar gerçekçi olduğunu anlamak istedim. Neurolink bu anlattıklarımı daha teknik bir şekilde açıklayan 12 sayfalık bir belge (whitepaper) yayımladı. Önce o belgeyi okudum. Bu konuda çalışma yapan diğer nörobilim uzmanlarının sosyal medya paylaşımlarını ve yorumlarını takip ettim. Hatta kendi aralarında bunu değerlendirdikleri bir toplantıya online olarak katıldım. Edindiğim izlenim olarak şunu söyleyebilirim ki gerçekten şu ana kadar bu alanda yapılan en etkileyici çalışmaya imza atmışlar

Şu ana kadar diyorum çünkü 2000’li yılların başından beri bu konuda çeşitli denemeler yapılmış. 2004 yılında felç olmuş bir hastanın beynine 96 elektrodlu bir çip yerleştirilmiş. Bu görüntülerde hastanın Pong oynadığını görüyorsunuz. Ama klavye ya da fare kullanmadan. Sadece beyniyle... 

Facebook düşünceleri yazıya dönüştüren bir uygulama üzerinde çalıştığını duyurdu. Amaçları dakikada 100 kelimeyi yazabilmek.

Bu verdiğim örnekler beyin-bilgisayar bağlantısı konusundaydı. Washington Üniversitesi’nde beyinden-beyne bağlantı üzerinde çalışılıyor. Yaptıkları çok ilginç bir deney var. Üç kişi üç ayrı odaya yerleştiriliyor. Bunlara tetris benzeri bir oyun oynatılıyor. Üç kişiden ikisi “gönderici” olarak adlandırılıyor. Üçüncü kişi bir “alıcı.” Alıcının ekranında oyunun alt kısmı görünmüyor. Göndericilerin ekranındaysa tüm oyun açık ve görülebilir durumda. Tetris oyununda biliyorsunuz gelen parçaları döndürmek ya da döndürmemek gibi kararlar vermek zorundasınız. Bu kararı da oyunun altındaki parçaların durumuna göre verirsiniz. Şimdi göndericilerin ekranındaki parçaya bakın. Bunun döndürülmemesi gerekiyor. “Parçayı döndürmeli mi?” sorusunun iki tarafında seçenekler var. Gönderici hayır seçeneğine doğru bakıyor ve odaklanıyor. Seçeneğin üzerinde yanıp sönen ışıkların da yardımıyla beyninde buna uygun bir sinyal üretiliyor. Aynı şeyi ikinci gönderici de yapıyor. Beyinde üretilen sinyaller yakalanıyor, kodlara dönüştürülüyor ve bir uyarıcı sinyal halinde alıcının beynine gönderiliyor. Alıcı gelen sinyali değerlendirerek kendi cevabını veriyor. Böylece üç kişi farklı odalardan beyinlerini birbirine bağlayarak bir oyun oynamayı başardı. İleride bunu kablosuz yapabildiğimizi hayal etsenize. Telepati!

Beyin-bilgisayar ve beyin-beyin bağlantılarından sonra şimdi size bir beyin-makine bağlantısı örneği vereceğim. 2008 yılında bir maymunun beynine bir çip yerleştirildi ve bu kez maymun sadece bir yazılımı değil bir makineyi kontrol etmeye başladı. Sizlere dünyanın ilk cyborg’larından birini takdim edeyim. Bu görüntülerdeki robot kolu maymun kullanıyor ve kendini besliyor. Ama gördüğünüz gibi elleri sabitlenmiş durumda. Sadece beynindeki çipe gönderdiği sinyallerle bu işlemi gerçekleştiriyor. Organik bir canlıyla sentetik bir makinenin birleşimini görüyoruz. 

Neuralink’in uzun vadeli hedefi tam olarak bu. Makinelerle, onların beyni olan yapay zekayla insanları birleştirmek. Bu benim yorumum değil. Neuralink sunumunda Elon Musk aynen şöyle dedi: “Yapay zekayla birleşebilmek için etkili bir seçeneğe sahip olacağız.”

Neden böyle bir şey yapmak isteyelim ki? Çünkü yapay zekanın gelecekte insanlar için çok korkutucu bir tehdit olabileceğini düşünen pek çok insan var. Bunlardan biri de Elon Musk. Bu tehditlere karşı tedbir alabilmek için OpenAI adında kar amacı gütmeyen bir inisiyatifin kurulmasına öncülük de etti. OpenAI’ın San Fransisco’da güzel bir ofisi var ve bilin bakalım bu ofisi kiminle paylaşıyor? Neuralink şirketiyle. Neuralink genel kitleye tıbbi sorunları çözmek için geliştirilen bir teknoloji olarak tanıtılıyor ve kısa vadede gerçekten bunu hedefliyor. Ama diğer Elon Musk girişimlerinde olduğu gibi bunun da uzun vadeli bir başka hedefi daha var. Yapay zeka tehdidine karşı bir çözüm olarak insan zekasını onunla birleştirmek. Kontrolsüz bir gücü kontrol edebilmek için belki de en doğru strateji bu olabilir. Düşmanını yakın tutmak. Beyninin içinde...

Çünkü yapay zeka “bildiğimiz anlamdaki” insanlığın icat ettiği son büyük şey olabilir. Öte yandan “beyin-bilgisayar arayüzü” teknolojisi de henüz bilmediğimiz anlamda -artık cyborg mu dersiniz yoksa transhuman mı bilemiyorum ama- bu yeni tür insanlarla ilgili yapılan ilk icat olabilir. Asıl soru şu. Bugüne kadar fareler ve maymunlar üzerinde denemeler yapıldığını söylemiştik. Ya insanlar üzerinde de ileri seviyede denemeler yapıldıysa? Ya insan zekasıyla yapay zeka çoktan birleştiyse ve gördüğümüz o çipleri, çipleri saç eker gibi beyne eken robotları 3 yıl gibi çok kısa bir sürede geliştiren bu insanlar aslında o yeni insanların ilk örnekleriyse? Yok canım bu kez galiba biraz fazla ileri gittim...