14 Tem 2019 ·Teknoloji ·1.121 kelime

Montauk Projesi

Montauk Projesi
YouTube'da izle →

Şimdilerde 3. sezonu başlayan “Stranger Things” dizisi gizemli konuları ele aldığı için başlangıçta ilgimi çekiyordu ve ilk sezonunu da severek izlemiştim. Açıkçası aynı heyecanı 2. ve 3. sezonlarda yaşayamadım, dolayısıyla bu video bir dizi tavsiyesi olmayacak. Dizinin işlediği temalar ve genel konusu dışında herhangi bir ayrıntıya da girmeyeceğim, yani sürpriz kaçıran ipuçları ya da spoiler yok. Bu videoda cevap arayacağım soru şu olacak: Bu kadar tuhaf şeylerin anlatıldığı bu dizi acaba gerçek olaylardan yola çıkılarak yazılmış olabilir mi? Stranger Things aslında insanların kaçırılarak üzerlerinde çeşitli zihin kontrol deneyleri yapıldığı söylenen Montauk Projesi mi?

Önce diziyi bilmeyenler için 3 yıl önce yayımlanan ilk sezonunun konusunu genel olarak aktarayım. Olaylar ufak, sakin ve “hayali” bir kasabada başlıyor. Gerçekten hayali mi onu az sonra anlayacağız. Bu kasabada küçük bir çocuk kaybolunca, hükümet tarafından yürütülen gizli deneylerin, korkutucu doğaüstü güçlerin ve daha sonra tuhaf bir küçük kızın da içinde olduğu büyük bir gizemli hikaye başlıyor. İlk sezonu benim için biraz da nostaljik olduğu için çok sevmiştim. Müzikleri, kostümleri ve diğer ayrıntılarıyla 80’li yılların yani çocukluğumun atmosferini ekrana çok güzel yansıtmışlardı. Hayatımda izlediğim ilk film olan E.T.’ye epeyce benzeyen referanslarla doluydu ki Spielberg’ün yönettiği bu filmi herkese tavsiye ederim. Aynı yönetmenin yine uzaylılarla ilgili bir başka filmi olan “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” ya da döneme ait başka yönetmenlerin gizem, korku ve fantastik türlerde çekilmiş pek çok filmine benzer sahnelerle dolu “Stranger Things” dizisi. Bunlardan bir grup arkadaşın yaz macerasını anlatan “Stand by Me” filmine bu kanalın ilk videolarından birinde yaklaşık 5 yıl önce değinmiştim. Stranger Things’in yönetmenleri Duffer kardeşler adeta bir DJ gibi o dönemin filmlerini remix’leyip yeni bir hikayeyle harmanlayarak önümüze koymuşlardı. Fakat sonra biraz araştırınca fark ettim ki onların anlattıkları bu hikaye de pek yeni sayılmaz. 

Şimdi size bir kitaptan bahsedeceğim. Montauk Projesi adlı bu kitaptaki olaylar ufak, sakin ve hayali olmayan gerçek bir kasabada geçiyor. Long Island’ın Doğu tarafındaki en uç noktasında yer alan Montauk kasabasında... Tesadüfe bakın ki tıpkı dizide olduğu gibi bu kasabanın da hemen yanında terkedilmiş bir askeri üs var: Camp Hero adlı bu üssün yıllar boyu pek çok deneye sahne olduğu iddia ediliyor. Üssün merkezinde devasa bir radar kulesi var. Terk edilmiş bu kulenin zamanında ünlü Philedalphia deneyi de dahil olmak üzere pek çok deneyde kullanıldığı söyleniyor. Mesela her Cuma günü Montauk kasabası sakinlerinin beyinlerini etkileyecek sinyaller gönderdiği gibi söylentiler. 1983 yılına kadar kullanılan bu tesis o yıldan sonra kapatılarak terk edilmiş. Tam da Stranger Things dizisindeki olayların yaşandığı yıllar bunlar. Bu arada bu benzerlikler dizinin yazarı ve yönetmeni olan Duffer kardeşler tarafından da itiraf edildi. Hatta diziyi yazarken adını Stranger Things değil önce Montauk olarak koyduklarını açıkladılar

Tüm bu iddialar çok ilgimi çektiği için geçtiğimiz aylarda bu küçük balıkçı kasabasına, Montauk’a kısa bir gezi yaptım. Hatta Cuma gecesini orada geçirdim ama herhangi bir sinyal gönderildiğini hissetmedim. Yine de gitmişken o sinyallerin kaynağına terkedilmiş olan o askeri üsse “Camp Hero”ya da uğradım.

Komplo teorileri söz konusu olunca ister istemez Sadettin Teksoy formatına giriyorum gördüğünüz gibi. Camp Hero şu anda koruma altındaki bir parka dönüştürülmüş durumda. Yaklaşık 3 kilometrekarelik bu alanın çeşitli yerlerinde şu anda kapatılmış olan yer altı giriş kapıları var. Zaten deneylerin de yer altındaki bu tünellerde yapıldığı söyleniyor. 

Hep “iddia ediliyor, söyleniyor” gibi cümleler kuruyorum dikkat ederseniz. Komplo teorilerini araştırdığınızda çoğunlukla tek bir kaynağa ulaşırsınız. Montauk projesinin kaynağı az önce size gösterdiğim kitap. Bu projeye çocukken katılan ve hafızasını kaybeden bir kişinin daha sonra bu anıları yeniden hatırlamaya başlayıp anlatmasıyla ortaya çıkmış bu kitap. 

Hatırladığı deneylerden birinin adı “Montauk sandalyesi.” Üzerine oturan kişinin psişik güçlerini arttıran bir sandalyeymiş bu. Şimdi size kitaptan bir parçayı okuyacağım:

“Bir kişinin saçını elinde tutarak, Duncan (kitapta bahsedilen psişik güçleri arttırılmış olan kişilerden biri bu) görmek istediği kişiye odaklandı. Elinde tuttuğu saçın sahibine... Onun gördüklerini görmeye, duyduklarını duymaya başladı. Vücudunun hissettiği her şeyi o da hissedebiliyordu. Bu şekilde gezegendeki herhangi birinin gördüklerini o da görebilirdi.”

Bu denek Duncan’la ilgili bir başka bölümde de şunlar yazılmış:

“Deneylerin artık çok ileri gittiğini düşündüğümüz bir anda acil durum programını devreye soktuk. Görevlilerden biri hala sandalyede oturan Duncan’ın kulağına yaklaşarak -zamanı geldi- diye fısıldadı. Tam o anda Duncan’ın bilinçaltından bir canavar ortaya çıktı. Etrafımızdaki aletler onu gerçekten görüntüleyebilmeyi başardı. Büyük, kıllı, aç ve pis bir yaratıktı. O anda bulunduğumuz yerde değil üssün başka bir noktasında açığa çıkmıştı. Karşısına çıkan ne varsa yiyordu. Onu üsteki pek çok insan gördü. Ama herkes farklı bir şekilde tarif etti.”

Tüyler ürpertici bu açıklamalar acaba gerçek olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan. Komplo teorilerinin tüm cezbedici inandırıcılığına sahip. Anlatılanlar bu noktada kalsa belki çok daha rahat inanabiliriz. Fakat burada kalmıyor, çok daha ileri gidiyor.

Montauk kasabasındaki Camp Hero üssünde bundan çok daha fazlasının yapıldığı söyleniyor. Yer altındaki on iki katlı tesiste yüzlerce kişinin çalıştığı ve evsiz kişilerle çocukları kaçırarak onları elektromanyetik radyasyona tabi tuttukları yazıyor. Madde ve enerjinin transfer edilebildiği söyleniyor yani teleportasyon/ışınlama olayı. Zamanda delik açarak bir tünel oluşturdukları ve araştırmacıların bu tüneli kullanarak farklı zamanlara seyahat edebildikleri anlatılıyor. Bu şekilde uzaylılarla iletişime geçildiği ve karşılıklı teknoloji transferi yapıldığı iddia ediliyor. Hatta bu “zaman tüneli”nden geçen bir canavarın üsse ulaştığı ve oradaki ekipmanları imha ettiği, araştırmacıların bu yaratığı yok edebilmek için tüneli kapatmak zorunda kaldıkları belirtiliyor. Üssün 1983 yılında aniden kapatılmasının gerekçesi olarak da bu gösteriliyor.

Bu tür şeylere özellikle küçük yaşlarda inanmak hem çok kolay hem de çok zevklidir. Anlatılanların ne kadarı gerçek ne kadarı değil bunun takdirini size bırakıyorum. Bilimi ve teknolojiyi seven biri olarak bu gibi durumlara benim yaklaşımım hep şüpheci olmaktır. Aldığım Hukuk eğitimi nedeniyle bu tür iddiaların sahiplerinin kanıt göstermesini beklerim, çünkü “müddei iddiasını ispatla mükelleftir.” Montauk Projesi kitabında yazılanların herhangi bir kanıtı yok. Bir gün uzaylılarla iletişime geçmek, maddeyi ve enerjiyi transfer edebilmek mümkün olabilir belki. Ama ben bunların bu tesislerde gerçekten yapıldığına inanmıyorum. Dolayısıyla kitabı bir bilim kurgu romanı olarak değerlendiriyorum.

Fakat yine şüpheciliğin bizi götürmesi gereken bir başka nokta daha var. Montauk projesi ya da buna benzer hükümetler tarafından fonlanan ve yürütülen gizli projeler gerçekten var. Ve bu projelerde hem insanlar hem de hayvanlar kullanılıyor. Bu canlılar çoğu zaman yapılan deneylerden zarar görüyor. 1995 yılında ABD başkanı Bill Clinton bunların bir kısmını itiraf etmiş ve hatta özür dilemişti. Özellikle geçen yüzyıldaki Dünya savaşları ve ardından yaşanan soğuk savaş insanları akıl almaz şeyler yapmaya zorladı. Bu savaşlar içinde yaşadığımız yüzyılda bitmiş gibi gözükse de aslında bitmedi, sadece şekil değiştirdi. O yüzden Montauk Projesi’nde gizli kalmış pek çok detay olduğuna eminim. Bu detaylar belki de bilinçli olarak üretilen komplo teorileriyle sulandırılıp önce gizemli bir hale getiriliyor ve sonra da bilim-kurgu kategorisine sokuluyor olabilir. Bizim gibi sıradan insanlara düşen her anlatılana inanmamak ve her zaman bir şüphe payı bırakmak. Kanıt aramak. Akılcı olmak. Tüm bunlardan yola çıkarak ilk kez sizlere önümüzdeki videonun konusunu şimdiden söyleyeyim. Önümüzdeki hafta 50. yıldönümü nedeniyle yine gündeme gelecek olan tüm zamanların en tartışmalı konularından biri... 

Ay’a gerçekten gidildi mi?