Pentagon yeni UFO dosyalarını açtı!
UFO
8 Mayıs 2026 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı'nın daha doğrusu yeni adıyla "Department of War" (Savaş Bakanlığı) web sitesinin içinde yeni ve oldukça canlı bir bölüm açıldı. Şuraya bir bakar mısınız? Sanki bir bilgisayar oyunundan çıkmış gibi. Aşağıya doğru kaydırıyoruz, belgelerin üzerinde gezerken böyle parlamalar filan beliriyor. Ciuvv ciuvv. Yukarıda bir slide show var, herkesin kolayca algılayabileceği bir gösterim dili kullanmışlar; sağa sola doğru kaydırıyorsunuz, o da ne, duvar kağıdı gibi gözüken bir kapsül resmi bile var. Bütün bunların hangi adreste durduğunu tekrar hatırlatayım size; tarayıcınıza gidiyorsunuz, şu üç harfli üç kelimeyi yazıyorsunuz, war.gov/UFO. Tekrar ediyorum, WAR-GOV-UFO! Erişilebilir, kolay yazılabilir bir formatta. Ve bu güzel duvar kağıdı görselinin hemen altında başkanın verdiği direktifi görüyoruz. Şöyle yazmış: "Gösterilen muazzam ilgi üzerine, Savaş Bakanı'nı ve diğer ilgili Bakanlık ve Kurumları, uzaylı ve dünya dışı yaşam, tanımlanamayan hava fenomenleri (UAP) ve tanımlanamayan uçan cisimlerle (UFO) ilgili Devlet Dosyalarını ve bu son derece karmaşık ama olağanüstü ilginç ve önemli konularla bağlantılı tüm bilgileri tanımlama ve yayımlama sürecini başlatmaya yönlendireceğim. TANRI AMERİKA'YI KORUSUN!" Şubat ayında bizzat Donald Trump'ın Truth Social üzerinden verdiği bu direktifle başlatılan bir program var, PURSUE programı. Onun ilk somut meyvelerinden biri diyebiliriz bu site için; tam 162 tane "gizli" belgeyi hiçbir aracı olmadan doğrudan ekranımızda görüyoruz. Müthiş bir şeffaflık. Görüyorsunuz işte bir devletin en derin, en ulaşılamaz kasalarından çıkan belgeler bunlar.
Mesela bu ilk belge). Nedense böyle siyah beyaz yapmışlar. X Files gibi bir hava. Üzerindeki şu damgalara bakar mısınız? Allah ne verdiyse basmışlar üstüne. Yeni açıklanan "çok gizli" bu belgeye kadar geldiniz diyelim. Büyük bir heyecanla download butonuna basıyorsunuz ve orjinal PDF belgeyi indiriyorsunuz. O da ne! Aslında renkliymiş bu. 214 sayfa mı? Kim okuyacak bunları? 162 belgeden daha birincisi bile 214 sayfaysa ohoo! Merak etmeyin ben çoğuna baktım, hızlıca bir taradım. İçeride ne var ne yok anlatayım kısaca. 1947 yazından 1968 yazına kadar uzanan polis raporları, vatandaş mektupları, askeri yazışmalar yığını var. Houston'lı bir vatandaş mesela sekiz milimetrelik film ve "uçan daire parçaları" diye bir paket göndermiş FBI'a; lab incelemiş, raporda diyor ki bunlar oyuncak uçurtma, biz incelemiyoruz bile. Oak Ridge'den bir fotoğraf var, Pentagon'un kendi istihbaratı analiz etmiş, demişler ki: filmin geliştirme aşamasında üzerine düşen bir damla su bu. Ondan oluşmuş o uçan obje görüntüsü. Kapağa baktığınızda bir sürü "declassification" damgası var: dosya 1971'den beri FOIPA kopyalarıyla halka açık, 2007'de FBI'ın otomatik ilkesiyle topluca yayımlanmış, FBI Vault'tan yıllardır indirilebiliyor. Yani 2026'da büyük bir törenle "gizli açıklıyoruz" denilen bu dosya aslında 19 yıldır internette. PURSUE'nun yeni paketlemesinde değişen tek şey, dosyanın biraz daha az karartılmış birkaç sayfası daha var. Yani eski bir bilgiyi yeni bir paketle, böyle cancanlı, parlamalı bir oyun arayüzüyle ve üç harfli kolay yazılır bir adresle yeniden sunmuşlar.
Niye acaba açık kaynak kodlu Wikipedia benzeri bir web sitesinin o erişilebilir, tıklanabilir, bilgi mimarisine uygun tasarımı burada tercih edilmemiş? Doğru düzgün çalışan bir arama motoru bile yok. Tek tek sayfalar arasında gezinmek belgeleri download etmek ve içlerinde arama yapmak gerekiyor. Onu sizin takdirinize bırakıyorum. Bu 17 sayfa süren belge listesinin içinde 82 askeri rapor, 56 FBI dosyası, 12 NASA dökümanı ve 8 Dışişleri notu var. Bunlardan bazıları öne çıkıyor, onları tartışacağız. Apollo 12 ve Apollo 17 astronotlarının çektiği fotoğraflar ve hatta o görev sırasında kaydedilmiş sesler var. 2022 Irak askeri yazışmaları var, 2024 Suriye operasyonlarında drone operatörlerinin kaydettiği videolar var. Böyle çok spesifik materyallerle karşılaşıyorsunuz. Dosyaların birçoğunun üzerinde de yıllardır o çok alıştığımız siyah redaksiyon bantları var. Çünkü bu "evren çapında önemli sonuçlar" doğurabilecek bir açıklamaya benziyor ilk bakışta. Neredeyse yeni bir oyun lansmanı kadar heyecanlandığımı söyleyebilirim. Ama bu ilk şokun ve o ambiyansın göz boyayan, sizi büyüleyen etkisinden bir kez kurtarınca kendinizi, şunu da görüyorsunuz tabii: bazı yerlerde belgelerin gezegenimize dışarıdan gelen varlıklarla temasa dair hiçbir kanıt içermediği deklare edilmiş. Ama yine de işte resmi bir dille kurulan bu tür kesin cümleler, özellikle de işin içinde astronotlar ya da aktif çatışma bölgelerindeki yorgun askerler filan olduğunda, bir gizemi çözmekten çok cevapsız bırakan, kamuoyunda bu konulara uzak, bilimsel düşünce metodolojisine ve kritik soru sorma becerilerine sahip olmayan geniş kitleler nezdinde cevap vermekten çok kafa karıştıran ve soruların sayısını artıran bir noktaya gittiğini insan ister istemez düşünüyor. Bu kurduğum cümle iyi başladı ama toparlayabildm mi emin değilim. Yine de sormak istiyorum: Acaba aradığımız "gerçek" gerçekten de bu piksellerin arasında bir yerlerde mi saklanıyor, yoksa gördüğümüz şeyler sadece zihnimizin o bitmek bilmeyen anlama açlığının yarattığı birer seraptan mı ibaret?
İkinci dosyaya geçelim. 4 sayfalık belge içerisinde bir sayfa daktilo metni ve üç sayfa el yazısı var. Birisi sayfanın bir köşesine kalemle başka bir başlık daha düşmüş, "UFO SIGHTING BY BORMAN" diye. Bunlar konuşma transkripsiyonları. 4 Aralık 1965'te Gemini 7 misyonunun birinci gününde, uçuşun dört saat yirmi dördüncü dakikasında geçen bir telsiz diyaloğu. Komutan Frank Borman Houston'a "We have a bogey at ten o'clock high" diye sesleniyor, saat 10 yönünde yüksekte tanımlanamayan bir cisim var. "Bogey" diyor UFO yerine. Yandaki Jim Lovell da pencereden gördüğü şeyi anlatıyor: "It's a brilliant body in the sun against a black background with trillions of particles on it, slowly tumbling." Karanlık fonun üzerinde milyarlarca parçacık taşıyan parlak bir cisim, yavaşça takla atıyor. Gerçekten de çok çarpıcı ifadeler bunlar. "Bogey" diyor ya daha ne desin! Öcü demek. Ama tabi askeri jargonda tam öyle değil: "Radarda tespit edilen ancak dost mu düşman mı olduğu henüz teşhis edilemeyen, şüpheli hava aracı" demek. Yani gerçekten de bir UFO. Şüpheli, tanımlanamayan bir şey gördükleri kesin. Kesin olan başka bir şey bu konuşmalar daha ilk günden beri biliniyordu. Yani ortada gizli saklı iken açıklanmış bir durum yok bu belge özelinde. Birincisi, bu konuşmanın PAO yani Public Affairs Office sunucusu, NASA'nın basın kanalı; Artemis canlı yayınlarımızda da vardı bu roldeki kişiler hatırlarsanız ve orada da astronotlarla yapılan bu konuşmalar canlı olarak yayınlanmıştı. Aynı şey o zaman da olmuş ve bu bilgiler NASA tarafından ta Aralık 1965'te basına verilmiş. İkincisi, bu astronotlar yani Borman ve Lovell yıllar boyu ısrarla aynı şeyi söylediler: biz gördüğümüz şeyin bir "debris" olduğunu anladık ve bunu da bildirdik, kendi uzay aracımızdan kopmuş, güneşte parlayan donmuş atık parçaları bunlar. Bu arada NASA'nın Johnson Space Center'ı bu uzay görevinin sadece bu kısmını değil tamamını bütün "air-to-ground" ve "PAO commentary" kayıtlarını sadece kendi sitesine değil archive.org'a yüklemiş; PAO commentary transkripti ve air-to-ground transkripti, Public Domain lisansıyla yani herkese açık bir şekilde orada. Tam 522.5 GB'lık arşiv orada da var kendi web sitesinde de. Borman'ın "bogey" sözü o 1670 sayfanın içinde üç ayrı yerde geçiyor. War.gov/UFO' da gördüğümüz o 4 sayfalık dosya, NASA'nın 60 yıldır kendi sitesinde tuttuğu o tam commentary'nin küçücük bir parçasını izole edip kapağına yeni bir tape numarası iliştirerek bir web sitesinin içinde tekrar dolaşıma sokmaktan ibaret.
PURSUE arşivinde Apollo 12 misyonundan da Alan Bean'in 19 Kasım 1969'da Houston'a "dışarıda bir sürü ışık parlaması, sanki Ay'dan kaçıyormuş gibi" diye seslendiği telsiz kaydı var; üç yıl sonra Apollo 17'de jeolog Schmitt aynı manzarayı "Dört Temmuz kutlamaları gibi" diye tarif edecek. İkisinin de gördüğü şey Apollo komuta modülünün outgassing'i, itici gazların uzay boşluğunda donup parlayan damlacıkları. Şimdi başka bir belgeye geçiyoruz. bu fotoğrafa tıkladığımızda karşımıza şöyle bir açıklama çıkıyor: "PURSUE kapsamındaki tarihsel UAP materyallerinin gözden geçirilmesinin bir parçası olarak Department of War, Aralık 1972'de Apollo 17 misyonu sırasında çekilen bu NASA fotoğrafını incelemek üzere bir dosya açtı. Görüntü, ay gökyüzünün sağ alt çeyreğinde üç noktanın oluşturduğu üçgen formasyonu, büyütüldüğünde net olarak seçilebiliyor. Bu fotoğraf daha önce de yayımlanmış ve meraklı gözlemciler tarafından tartışılmış olmasına rağmen anomalinin doğası hakkında konsensüs yok. Yeni ön analizler bu görüntü unsurunun sahnedeki fiziksel bir cismin sonucu olabileceğine işaret ediyor. Soruşturmanın bir parçası olarak hükümet Apollo 17 misyonundan orijinal filmi temin etti ve NASA ile DOW tam analizinin sonuçları tamamlandığında yayımlanacak." Bunu okuyunca ben de bu fotoğrafın orijinalini araştırmaya başladım. Apollo missions'a ait bütün fotoğraflar zaten halka açık bir şekilde en az iki ayrı yerde duruyor: bir tanesi USRA-LPI'nin (Lunar and Planetary Institute) Apollo Image Atlas sayfasında, 70 milimetrelik Hasselblad film kataloğu olarak; bir diğeri de Project Apollo Archive başlığı altında Flickr'a yüksek çözünürlüklü olarak yüklenmiş halde. Ben her iki kaynaktan da bu fotoğrafları indirdim, war.gov'da çerçevelenmiş halini bunlarla yan yana koydum, zoomed kısımları piksel piksel bilgisayar üzerinde analiz ettim. Bu da yetmedi, o fotoğrafın çekildiği anda yapılan konuşmaların kayıtlarını buldum: Lunar Surface Journal bölümündeki bu konuşma kayıtlarını ve editöryel notları da okudum. Çıkan tablo şu: Pentagon'un "üçgen formasyonu" diye sunduğu fotoğrafın tam dosya kodu AS17-147-22469. Bu kare, Schmitt tarafından çekilmiş. Yani ay yüzeyine inecek olan Ay Modülü Pilotu tarafından ki kendisi aynı zamanda Ay'a giden ilk jeologdur. Lunar Module'ün sağ penceresinden çekmiş. Pre-EVA-1 Right Window Pan serisinden alınmış. Yani kamera soldan sağa doğru ufku tararken ardışık olarak çekilmiş bir panoramik dizinin parçası. NASA Apollo Lunar Surface Journal'da bu fotoğraf otuz yıldır "normal horizon sequence" olarak dokümante edilmiş, sıradan bir ufuk panoraması. Daha da güzeli, Schmitt'in mission transcript'inde "There's also a few very bright sparkles from the surface" yani "yüzeyden gelen birkaç parlak parıltı" gözlemi var; O sitenin baş editörü Eric Jones de bu cümleye şu dipnotu düşmüş: "These were almost certainly glass beads", yani "bunlar neredeyse kesinlikle cam boncuklardı". Apollo numuneleri içinde bulunan, volkanik püskürmelerle oluşmuş, güneş ışığında parlak yansıyan o mikro turuncu ve siyah cam taneleri. Jeolog Schmitt bunları anında tanımış tabi. Ama işte Pentagon şu anda bunu yeniden araştırdıklarını söylüyor "konsensüs yok, fiziksel obje olabilir" diyor. Kararı biz vereceğiz yani. Ben açıkcası bu vesileyle uzaylı bulamasak da o geçmiş görevlerde çekilen son derece ayrıntılı fotoğraflara bir kez daha yakından bakma şansı yakaladığımız için mutlu oluyorum; bence siz de bakabilirsiniz, tüm linkleri aşağıya bırakacağım. Kendi görüşüm, bu şekilde panoromik bir dizi fotoğraftan sadece birinde gözüktüğü için ben bunun başka bir sebepten oluşmuş olabileceğini zannediyorum. Birkaç hipotez de kurabiliriz aslında. Bir kere o üç noktanın renkleri tutarsız: ikisi mavi, biri kırmızımsı turuncu. Aynı güneş ışığında üç paralel fiziksel cisim üç farklı dalga boyunda parlamaz; ama dijital tarayıcının kırmızı, yeşil, mavi kanallarındaki minik bir toz veya sensör hatası farklı pozisyonlarda görünüp sahte bir üçgen örüntüsü oluşturabilir. Apollo filmleri 1990'larda dijital taramaya alındığında tam bu mümkün. En sade açıklama da şu: üç rastgele nokta her zaman üçgen oluşturur, çünkü üç noktanın aynı doğru üzerinde dizilme ihtimali matematiksel olarak çok düşük; bizim "üçgen formasyon" dediğimiz şey çoğu zaman beynin örüntü tanıma refleksinin kurduğu bir desen, yani geometric pareidolia. Hangisi doğru olursa olsun, bu açıklamalar "orada fiziksel bir cisim olabilir" iddiasından çok daha tutarlı bence.
belge listesinde otuz sekiz numaralı raporun adı şöyle dosyalanmış: DOW-UAP-PR38. Belgenin içine girdiğinizde sizi karşılayan şey 1 Ocak 2013'te ABD Merkez Komutanlığı'na bağlı isim ve konum verilmemiş bir askeri platformdaki kızılötesi sensörden alınmış 1 dakika 46 saniyelik bir video kaydı. Sensör, simsiyah bir gök fonunda, kollarının uzunluğu birbirinden farklı, parlak ve sekiz uçlu bir yıldıza benzeyen tuhaf bir nesneyi takip ediyor. Bu yıldız önce hareketsiz duruyormuş gibi başlıyor, sonra kadrajda kayıyor ve bir an sonra karenin dışına çıkıyor. Pentagon dosyanın altına kendi avukatı tarafından yazılmış gibi duran ihtiyatlı bir not düşmüş: "Bu açıklama yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmuştur. Okuyucular, bu açıklamanın hiçbir bölümünü olayın geçerliliği, niteliği veya önemi hakkında analitik bir yargı, soruşturma sonucu veya olgusal bir tespit olarak yorumlamamalıdır." Dosyanın resmi adının başında "unresolved" yani "çözümlenmemiş" damgası var, ve raporu sunan asker görüntünün üzerine tek bir sözlü veya yazılı tanıklık bile iliştirmemiş. Yani burada elimizde sadece görüntü var, üzerine hiç dokunulmamış bir görüntü. Biz de internet klavye kahramanları olarak uzmanlığımızla olmasa bile hayal gücümüzle buna bir açıklama getirebiliriz. Sanırım!
Aslına bakarsanız bu görüntü de yeni değil. Yaklaşık iki yıl önce gündeme girmişti. UFO gazetecisi Jeremy Corbell ve ortağı George Knapp, Ocak 2024'te bu videonun bir karesini sosyal medyada paylaştı ve ona "Chandelier UFO", yani "avize UFO" adını verdi. Bu kareyi paylaşırken Corbell, görüntüyü kendilerine sızdırdığını söylediği isimsiz bir istihbarat yetkilisinin ağzından şu sözleri de aktarmıştı: "kanat yok, garip bir itki sistemi var, akıl almaz hızlarda hareket ediyor." Görüntüyü kimin, hangi platformdan, hangi sensör modunda kaydettiğini tabiki paylaşmadı. Allah korusun sonra birileri analitik düşünür de mantıklı bir açıklama getirir diye. Ama gel gör ki optik mühendisleri için bu desen gayet tanıdık bir desen. Konuyu en derinden inceleyen Metabunk forumunda, bir astrofotografi uzmanı önderliğinde Maskulator adındaki teleskop diffraction simülasyon yazılımıyla bu deseni adım adım yeniden ürettiler. Ve şunu iddia ettiler: Bu sekiz uçlu yıldız bir nesne değil, bir Raytheon MTS-B Multi-Spectral Targeting System sensörünün ürettiği saf optik diffraction artefaktı. MTS-B, MQ-1 Predator ve MQ-9 Reaper kızılötesi ile görünür spektrumda hedef tespiti yapan o meşhur gözküresi. Bu sensörün mercek sisteminde iki belirgin optik özellik var: bir tanesi karenin köşelerine doğru çapraz parıltı çizgileri bırakan örümcek bacakları yani ikincil aynayı tutan destekler, diğeri ise dikey ve yatay eksende haç şeklinde parıltı çizen kare iris açıklığı. Bu iki desen, çok parlak bir nokta ısı kaynağına bakıldığında üst üste binerek tam tamına sekiz uçlu bir yıldız oluşturuyor. James Webb Uzay Teleskobu'nun çektiği yıldız fotoğraflarında gördüğümüz o altı uçlu spike desenini düşünün, geometrisi farklı olsa da fiziği birebir aynı, optik geometri başka türlü davranamaz. Görüntünün merkezindeki o ufak parlak nokta gerçek bir kaynak, büyük olasılıkla bir jet motorunun egzoz ısısı veya yer yüzeyindeki bir termal odak, geri kalan o gösterişli sekiz kollu süs deseni ise tamamen optik. "Akıl almaz hızla hareket ediyor" iddiası da büyük ölçüde sensör platformunun kendi hareketinden doğan paralaks etkisi, insansız hava aracı yörüngede dönerken çok uzaktaki sabit bir nokta görüntü çerçevesinde hızla kayıyormuş gibi görünüyor. Üstüne üstlük tıpatıp aynı sekiz uçlu diffraction deseni, başka MQ-9 görüntülerinde görünür ışıkta da yıllardır belgelenmiş durumda. Yani Pentagon'un üstüne ihtiyatla "çözümlenmemiş" yazıp masaya bıraktığı bu görüntüyü, sensörü üreten Raytheon'un kendi teknik dokümanlarına bir astrofotografi yazılımıyla baktığınızda birkaç saatte bu gizem çözülebiliyor.
PURSUE listesinde durumun ironisini en net gösteren dosyalardan biri, 5 saniyelik video. war.gov bu dosyayı da "çözümlenmemiş UAP raporu", oalrak etiketlemiş ama videonun yanına iliştirilmiş kendi mission raporunda şöyle yazıyor: gözlemlenen nesne "büyük olasılıkla bir füze" yani "possible missile", aynı sahnede tespit edilen ama videoya girmeyen dört nesne ise "büyük olasılıkla kuş." Yani Pentagon dosyaya "çözümlenmemiş" damgası basarken, raporu yazan kendi askeri zaten neye baktığını yazmış. Bu küçük çelişki PURSUE programının bütün mantığını bize özetliyor aslına bakarsanız; "yayımlanan dosya sayısı" ile "açıklanamayan vaka sayısı" aynı yere dökülmüş, oysa ikisi farklı şeyler. Bu arada bu belgelere yenileri de kelnmeye devam edecekmiş. Yani öyle bir günde harcamak yok. Azar azar gündemi beslemek lazım değil mi?
Aynı çelişki 2024'te Suriye'den gelen üç ardışık dosyada (PR-31, PR-32, PR-33) tekrar ediyor. Pentagon görüntüleri "bilinmeyen kaynaklı parlamalar" diye tarif ediyor; oysa askeri optik dilinde "glare)" doğrudan bir sensör artefaktı: lensin merceğinden geçen güçlü bir ısı kaynağı sensörün diğer optik elemanlarında yansımalar üretir. Aktif çatışma bölgesinde uçan platformun rotor ısısı, başka uçakların egzozu, yer patlamaları bile bu glare'lere kaynak olabilir.
PURSUE arşivinde Pentagon'un "en ikna edici" diye damgaladığı vakaların başında 2023'te Amerika'nın batısında yaşanan iki ayrı dosya geliyor. İlki, yedi federal kanun uygulayıcı ajanın iki gün boyunca Batı eyaletlerinde birbirinden bağımsız konumlardan kaydettiği tanıklıklar: gökyüzünde turuncu büyük küreler, içlerinden ikişer üçer küçük kırmızı küreler fırlatılıyor; sabit parlak büyük bir küre yakından gözlemleniyor; yere yakın ilerleyen büyük bir nesne takip ediliyor; bir tanık gördüğünü "şeffaf uçurtma" gibi tarif ediyor. Pentagon'un kendi notu şöyle: "Tanıkların güvenilirliği ve olayların potansiyel olarak anomalik doğası, bu raporu AARO'nun mevcut arşivindeki en ikna edici raporlardan biri haline getirmektedir." İkincisi de aynı arşivin içinde duran FBI Composite Sketch başlıklı dosya, Eylül 2023'te birbirini doğrulayan tanık ifadelerine dayanarak FBI laboratuvarının ürettiği bir composite görsel. Belgeyi açtığınızda karşınıza şu çıkıyor: yeşil bir çayır, arkada bir ağaç sırası, mavi gökyüzü ve sağ üst köşede parlak beyaz bir ışıktan adeta görünür hale gelmiş, kırk ila altmış metre uzunluğunda bronz bir ellipsoid cisim. Tipik bir UFO duvar kağıdı estetiği aslında. Ama Pentagon'un kendi açıklaması şöyle: "actual site photo with FBI Lab rendered graphic overlay", yani arka plan olay yerinin gerçek fotoğrafı, üzerine binmiş ışık parlaması ve bronz cisim ise FBI laboratuvarının grafik biriminin tanık tariflerinden Photoshop'ta üretip sahnenin üstüne giydirdiği bir overlay. Yani Pentagon'un "en güçlü vakalardan biri" damgası vurduğu bu belgede aslında elimizde gerçek bir fotoğraf yok, radar kaydı yok, kızılötesi sensör verisi yok; sadece bir grup tanığın sözlü tarifi ve onun bir grafik tasarımcının elinden geçmiş bir yorumu var. "Compelling" damgası tanıkların güvenilirliğini onaylıyor olabilir; ama biz biliyoruz ki insan algısı gece gökyüzünde atmosfere giren bir Starlink parçasını, askeri bir balon veya drone formasyonunu, sıvı yakıtlı bir roket kuyruğunu çoğu zaman olduğu şekliyle değil beklediği şekilde rapor eder. Görselleştirme aşaması da Photoshop'a düştüğünde, "actual site photo" cümlesindeki o "actual" kelimesi görüntünün asıl konusu olan bronz cismi kapsamıyor; sadece onun üzerine yerleştirildiği o boş çayırı kapsıyor.
Alanında söz sahibi olan araştırma kurumlarının ve bilim insanlarının, yayımlanan bu 162 belgeye nasıl bir analitik çerçeveden yaklaştığını bilmek isteyenler için biraz da onları aktarayım. Harvard Üniversitesi astrofizikçisi ve uzayda teknolojik izler arayan Galileo Project'in kurucusu Avi Loeb, verilerin internete düşmesinden hemen sonra kaleme aldığı değerlendirmesinde olaya temkinli bir sınır çizmiş. Kendisini 3i Atlas videosunda epeyce bir eleştirmiştim. Çünkü her ne kadar Loeb'in temel duruşu skeptik olsa da bir yandan evrenin barındırdığı o sonsuz sürprizlere kapısını kapatmayan bir bilim insanının esnekliği imajını da kurmaya çalışıyor. 3i Atlas fenomeninde bu konuda epeyce bir esnek yorum yapmıştı. Ama bakın o bile yayımlanan bu spesifik belge setinin içinde insan dışı bir kökene işaret eden olağanüstü hiçbir kanıt bulunmadığını söylemiş. Asıl problemin Pentagon'un yayımladığı bazı görüntülerden zaman, konum, yükseklik ve cihaz kalibrasyonu gibi bağlamı kuracak o hayati verilerin silinmiş olması olduğunu da vurguluyor. Dünyanın farklı köşelerine dağılmış teleskoplar ve parçacık hızlandırıcıları evrenin sırrını çözmeye çalışırken, hiçbir araştırmacı nerede ve hangi şartlarda çekildiği belli olmayan, sadece hareket eden birkaç gri pikselden ibaret bir askeri video karesi üzerinden bilimsel bir teori inşa edemez. İşte böyle referanssız görüntüleri şeffaflık maskesi altında internete salmanın modern bilime hiçbir somut katkısı olamaz.
Bu süslü web sitesinin içinde kaybolmadan altlarda bir yerde duran asıl kaynak bağlantısını keşfederseniz AARO diye bir başka resmi web sitesi olduğunu görüyorsunuz. İşte o AARO 2024 raporu, dünyada doğrulanabilir hiçbir uzaylı kanıtı veya fizik ötesi teknoloji olmadığını resmi devlet arşivlerine geçirmiş çok net bir rapor bu. David Grusch'ın Kongre'de patlatan o "insan dışı biyolojik kalıntılar" ve gizli ters mühendislik programları iddiaları bu raporda yalanlanıyor. Eski AARO direktörü ve lazer fizikçisi Sean Kirkpatrick, Aralık 2023'te istifa etmeden önce 800'ün üzerindeki vakayı tek tek ölçümleyip hiçbirinin evrenin temel fizik yasalarına meydan okumadığını kanıtlamıştı. UAP raporlarının neredeyse yarısını meşgul eden o meşhur "metalik küre" tasvirlerinin bile, jet motorlarının yaydığı yoğun ısıyı algılayan kızılötesi kameraların yazılımsal olarak ekranda oluşturduğu sensör artefaktları olabileceğini detaylı olarak göstermişti. 80 yıl içinde her dönem incelenen vakaların belirli bir oranı açıklanamayan statüsünde kaldı. Bu oran hep sabit. Eğer gökyüzünde gerçekten dünya dışı araçlar dolaşıyor olsaydı, artan sensör ve kamera kalitemizle birlikte toplam açıklanamayan vaka sayısının dramatik bir şekilde artması gerekirdi değil mi? Oysa artmadı, kategorik olarak sabit kaldı.
Ortada oldukça paradoksal bir durum var; Pentagon aynı gün aynı portal üzerinden gigabaytlarca dosyayı indirime açıyor, şeffaflık adına bildiği her şeyi masaya döktüğünü ilan ediyor ama basın sözcüleri kameralar karşısına geçip bu belgelerin o aranan büyük kanıtı içermediğini savunuyor. "Bilinmeyen" kelimesi ile "dünya dışı" kelimesi arasındaki anlamsal bir boşluk var. Ve resmi makamlar bu boşluğu ustalıkla kullanıyor. Bakın bir ara bunlara artık UAP denilmeye başlanmıştı. Oysa şimdi ne denmiş: WAR-GOV-UFO! Sokaktan geçen bir vatandaşa UAP derseniz hiç bir şey anlamaz. Ama UFO derseniz, da-da-dannn! Bilimsel literatürde bir gözlemin "açıklanamayan" olması, onun başka bir yıldız sisteminden dünyamızı ziyarete geldiğini kanıtlamaz; o sadece bizim elimizdeki cihazların ve teorilerin o an o piksel kümesini okuyacak olgunluğa erişmediğini ispatlar.
Amerika Birleşik Devletleri'nin şeffaflık kelimesi etrafında kurduğu bu bitmek bilmeyen bürokratik oyunun tarihsel ölçeğine şöyle biraz uzaktan baksak çok daha net görebiliriz aslında olup bitenleri. 1947, Roswell. 1969, Blue Book kapatıldı. 2017, NYT sızıntısı. 2019, donanmanın resmi onayı. 2023, yeminli tanıklıklar. Ve bugün, 2026, PURSUE dosyaları. Bu 80 yıllık uzun kronolojinin her dönüm noktasında, "bu sefer her şey farklı olacak ve beklediğimiz o devrimsel gerçek nihayet ortaya çıkacak" beklentisi toplumu bir dalga gibi içine almayı başardı. Onun dışında konuşmamız, düşünmemiz gereken şeyleri bir anda unutuverdik. Ya bu sefer farklı mı? Hayır. Milyarlarca dolarlık askeri bütçeler harcanıp, uzayın derinliklerini eşeleyen kuantum sensörler icat edildikten sonra bile, o 80 yıllık bekleyişin sonucunda ortaya atılan on binlerce vakanın tek bir tanesi dahi bağımsız bilim kurulları tarafından dünya dışı bir kanıt olarak doğrulanamadı. İnsanlık için kısacık bir an olan ama söz konusu teknoloji olduğunda çağlar atladığımız bu 80 yıllık dönemin sonunda, işte hala elimizde bu siyah beyaz bulanık görüntüler var. Çok sıkıcı olduğu için böyle can canlı web siteleri içinde sunulmak zorunda.
Beni uzun süredir takip edenler, olayları zaman çizelgesine oturtup sonra o çizginin nerede koptuğunu bulmayı sevdiğimi gayet bilirler. Bundan yaklaşık üç yıl önce, tam da o iddialı Kongre tanıklıklarının dünyayı ayağa kaldırdığı saatlerde bu kanalda yine bir video yayımlamış ve çok net bir soru sormuştum: ABD yıllardır UFO'ları gizliyor mu? O günlerde sosyal medyanın ve haber bültenlerinin atmosferi o denli gergindi ki, Amerikan hükümetinin Nevada çöllerindeki yeraltı tesislerinde uzaylı cesetleri sakladığı fikri, en ciddi siyaset programlarının bile ana tartışma konusu haline gelmişti. Bugün, o videonun üzerinden geçen o üç yılın ardından, yine yeni bir döngünün içine girdik. Muhtemelen önümüzdeki üç hafta boyunca bu üç harfli üç kelimden oluşan web sitesinden yine bir sürü belge yayınlanır ve biz üç gün konuştuktan sonra hepsini unuturuz. Üç yıl sonra bir daha!
Tüm bu sürecin en vurucu mesajı o indirilen PDF dosyalarının, videoların içinde değil arkadaşlar. Tarayıcımıza yazdığımız o üç kelimelik adresin kendisinde saklı. Savunma Bakanlığı, tarihi köklerine dönüp Department of War adını aldığında, bilimsel ve teknik bir terim olan UAP yerine popüler kültürün kalbine kazınmış UFO kelimesini bilerek yan yana getirdi. WAR-GOV-UFO! Bu belli bir kitlenin yan yana görmekten çok hoşlanacağı bu kısaltmalara aldanmayın. Kısaltmalarla düşünürseniz kısa kalırsınız. Kestirme sonuçlara ulaşırsınız. Eğer gerçekten evreni merak ediyorsanız, bu süslü siteyi kapatın; Hubble Uzay Teleskobu'nun, James Webb Uzay Teleskobu'nun çektiği görüntüleri açın. Çünkü kimsenin gizlemediği gerçekler hâlâ orada; sadece şov yok diye gündeme girmiyorlar.