Oturmak
Yeni Sigara mı?
Masamda Pofi adında bir deniz süngeri oturuyor, sabahtan beri kalkmadı. Bacaklarımızdaki kaslar da tıpkı onun gibi çalışıyor: kullanıldıkça ıslanıyor, oturdukça kuruyor. Akşam spora gitmek süngeri bir kez ıslatıyor ama ertesi gün sandalyede yeniden kurutuyoruz. Peki onu gün boyu ıslak tutmak için ne kadar sık kalkmak gerekiyor?
Köşe penceresinde aç Telefonda tam sayfada açıp Paylaş › Ana Ekrana Ekle ile uygulama gibi kullanabilirsiniz.Köşe penceresi Chrome, Edge ve Brave'de açılıyor; burada yeni sekmede açabilirsiniz.
Şu an bu videoyu nasıl izliyorsunuz? Şöyle kendinize bir bakar mısınız lütfen? Muhtemelen sırtınız biraz kamburlaşmış durumda, değil mi? Omuzlarınız öne düşmüş. Belki bir bacağınızı böyle altınıza topladınız. Belki de boynunuz ekrana doğru uzanmış durumda. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben de bu senaryoyu yazarken tam olarak böyle oturuyordum.
Çünkü hepimiz sürekli oturuyoruz. Hem de "oturmak yeni sigara" gibi çok kışkırtıcı sloganları duymamıza rağmen oturmaya devam ediyoruz. Evet, uzun süre hareketsiz kalmanın zararlarını bilmeyen kimse yoktur herhalde. Kalbe, damarlara, sırta hiç de iyi gelmediğinin farkındayız. Peki madem hepimiz biliyoruz, neden hiçbirimiz yerimizden kalkmıyoruz? Sınava çalışırken oturuyoruz, kod yazarken oturuyoruz, toplantıdan toplantıya bağlanırken oturuyoruz. Oturan patatese döndük resmen ya!
Bu patates değil bu arada. Patates benzetmesini çok sevmediğim için bunu süngerden yaptım. Sabahtan beri burada oturup duruyor. Hatta ona bir isim bile koydum. Pofi dedim. Kendisi gerçek bir deniz süngeri. Yani şunun gibi bir şey. Bu da onun kardeşi zaten. İkisi de aynı yerden geliyor. Aynı denizden. Ama biri burada sabahtan beri sandalyede boş boş oturuyor, sıkılıyor. Öteki suda duruyor. O da sıkılıyor.
Bizim de içimizde bunlardan var. Hem de kocamanları. Bacaklarımızdaki, kalçamızdaki kaslar tam olarak böyle birer sünger. Biz oturdukça onlar da Pofi gibi kuruyor. Neden kuruduklarını, onları nasıl yeniden ıslatacağımızı birazdan göreceğiz. Ve size söz veriyorum, bu videonun ortasında sizi ayağa kaldıracağım. Ama önce şu meşhur slogana bir bakalım.
Oturmakla kalp arasındaki bağı ilk fark eden, 1950'lerin Londra'sında bir doktordu1. O yıllarda kalp krizleri hızla artıyordu ve kimse sebebini tam olarak bilmiyordu. Doktor da bu soruya kafayı takmış olacak ki, bir gün o meşhur iki katlı kırmızı otobüslerden birine binince aklına bir fikir geldi. Belki biletini keserlerken, belki de merdivenden nefes nefese inen biletçiye bakarken.
Bu otobüslerin her birinde iki kişi çalışıyordu. Biri şoför, bütün gün direksiyonun başında oturuyor. Oturmak zorunda. Öteki biletçi. Bütün gün o daracık merdivenlerden bir aşağı bir yukarı koşturuyor. Koşturmak zorunda. Hatta o kadar ki günde 500 basamaktan fazla2 inip çıkması gerekiyor. Tam bir kontrollü deney. Çünkü aynı otobüste, aynı trafikte bunlar meydana geliyor. Ve iki deneğimizden birisi oturan kişi, ötekisi yürüyen kişi. Doktorun otobüste aklına gelen fikir de buydu.
Kontrollü bir deney yapmak ve şoförle biletçinin sağlık kayıtlarını karşılaştırmak. Hatta ölüm sebeplerini. Ve bulduğu şey şu. Kalp krizinden ölen şoförler, kalp krizinden ölen biletçilerden iki kat fazla.
"Belki problem kilodur, şoförler zaten daha kilolu adamlardan seçiliyordur" diye bir soru geliyor akla, değil mi? Ama onu anlayabilmek için de bambaşka bir kayda bakmışlar. Pantolon ölçülerine3. Otobüs şirketinin çalışanlarına giydirdiği üniformadaki pantolonlara. Aynı bel ölçüsündeki şoförle biletçiyi karşılaştırmışlar. Ve yine merdiven inip çıkan biletçi daha sağlıklı çıkmış.
Evet arkadaşlar, tarihte hareketsizliğin bizi hasta edebileceğini, sağlıksız hâle getirebileceğini gösteren ilk büyük kanıt bu. Üzerinden 70 yıl kadar bir süre geçmesine rağmen çoğumuz bundan ders çıkaramadık maalesef. Biletçi gibi bir oturup bir kalkmak zorunda olan meslekler de giderek azaldığı için hepimiz masa başında bir şoför gibi davranıyoruz. Öyle bir zorunluluğumuz olmadığı hâlde.
“İnsan, küçük bölmelerde oturup bütün gün ekrana bakmak için yaratılmadı.”
Office Space, Mike Judge, 1999
"Yooo, hiç de öyle değil. Ben gayet de güzel egzersiz yapıyorum. Haftada en az 3 gün spor salonuna gidiyorum. Hafta sonu arkadaşlarla halı saha maçı yapıyoruz..." diyenler olacaktır tabii. Ama bu, koltuk patatesi olmadığınız anlamına gelmiyor. Bilim insanları bu duruma bir isim takmışlar. O yüzden patates deyip duruyorum size. Kusura bakmayın. Az önce tarif ettiğim durumdaki kişilere aktif patates diyorlar.
Çünkü evet, yani haftada 3 gün gittiğiniz spor salonunda egzersiz yapmanız, hafta sonu halı saha maçı yapmanız falan gayet güzel. Ama gündüz 8-10 saat hiç yerinden kalkmadan oturmaya devam ediyorsanız, akşam yaptığınız spor bunu tek başına silemiyor maalesef. Ama iyi haber şu ki çaresi sandığınızdan çok daha küçük.
Daha az otur, daha çok hareket et. Gayet basit bir kural. Uygulaması da çok zor olmamalı. Değil mi? Değil. Çünkü beynimiz için fazlasıyla belirsiz bir komut bu. Bir doktor size "bu ilacı günde 3 kez, 8 saat arayla içeceksin" dediğinde ne yapacağınızı bilirsiniz. Ortada net bir doz var. Ama "arada bir kalk" dendiğinde, kafanız bir soruya, bir koda, bir toplantıya gömülmüşken o "arada bir" hiç gelmiyor. Ne sıklıkla kalkmalıyız? Kalkınca ne kadar yürümeliyiz? 1 dakika yeter mi, yarım saat mi lazım?
New York'ta bir araştırmacı ve ekibi4 tam olarak bunu ölçmek istemiş. Yeni bir ilacın en küçük etkili dozunu arar gibi, oturmanın zararını silecek en küçük hareket dozunu aramışlar.
Gönüllüleri laboratuvara çağırıp tam 8 saat oturtmuşlar. Gerçek bir okul ya da iş günü gibi. Bilgisayarda çalışıyorlar, kitap okuyorlar, telefonlarına bakıyorlar, yemekleri masalarına geliyor. Tek fark, bazıları ara ara kalkıp yürüyor. Kimi saatte 1 dakika, kimi saatte 5 dakika. Kimi her yarım saatte 1 dakika, kimi her yarım saatte 5 dakika. Bir grup da hiç kalkmıyor. Yani bizim gibi. Bu yürüyüş koşu ya da antrenman değil bu arada. Koridorda vitrinlere bakar gibi, sakin bir yürüyüş.
Saatte 1 dakikalık yürüyüş bile tansiyonu 4-5 puan düşürmüş. Hem de tek bir günde.
Kan şekerinde ise beş gruptan yalnız biri kazanmış. Her yarım saatte 5 dakika yürüyenler. Onlarda yemekten sonra kanda fırlayan şeker %58 daha az yükselmiş. Yarıdan fazla.
Peki neden saatte bir değil de yarım saatte bir? Cevap Pofi'de. Sünger benzetmesini ben uydurmadım bu arada. Bu deneyi yapan araştırmacı da kaslarımızı tam olarak süngere benzetiyor.
“Kaslarımız kan şekeri için birer sünger gibi. Onları düzenli kullanıp kastığımızda, nemli bir sünger gibi kandaki şekeri emiyorlar.”
Keith Diaz, Columbia Üniversitesi'nde egzersiz bilimcisi, TED konuşması5, 2026
Emiyorlar. Ama ne zaman? Kasıldıklarında. Sünger suyun içinde öylece durursa pek bir şey olmuyor. Ama sıkıp bıraktığınız an suyu içine çekiyor. Yani bu sefer sıkılmak iyi bir şey. Vücudumuzdaki en büyük kaslar da bacaklarımızda ve kalçamızda. Yürüdükçe, merdiven çıktıkça bu kaslar kasılıp gevşiyor ve kandaki şekeri içine çekiyor. Üstelik insülini beklemeden.
Saatlerce oturduğumuzda ise bu dev sünger Pofi gibi sandalyede kuruyor. Bakın. Nemli olan suyu hemen çekiyor. Kuru olan ise öylece yüzüyor, suyu içine almakta zorlanıyor. Kullanılmayan kas da şekeri böyle zor emiyor. Şeker kanda dolaşıp duruyor. Akşam spora gidip içi rahat edenler, şimdi kulak verin.
“Egzersiz yaptığımızda sünger yeniden ıslanıyor. Ama o sünger sonunda yine kurur, günün geri kalanında neredeyse hiç kıpırdamazsanız.”
Keith Diaz, aynı konuşma
Yine kurur. Akşamki spor süngeri bir kez güzelce ıslatıyor. Ama ertesi gün sandalyeye oturduğunuz an kurumaya başlıyor.
“Gerek yok... gerek yok... gerek yok...”
SüngerBob, Sandy'nin susuz kubbesinde kururken. SüngerBob Kare Pantolon, “Tea at the Treedome”, 1999
Asıl mesele onu gün boyu ıslak tutmak.
Bu arada "Ben de ayakta çalışma masası alayım" diyenler olacaktır. Ayakta durmak da sünger için oturmaktan pek farklı değil. Kas yine susuyor. Önemli olan kasın kasılıp gevşemesi, yani hareket etmek.
Bir başka laboratuvar6 da beyne bakmış. Masa başında çalışan insanları 4 saat oturtup beyne giden kanın akışını ölçmüşler. Hiç kalkmayanlarda akış yavaşlamış. Her yarım saatte 2 dakika yürüyenlerde yavaşlamamış.
Bir grup daha var ama. Onlar 2 saatte bir kalkıp tek seferde 8 dakika yürümüş. Toplam yürüyüş süresi iki grupta da aynı. Ama onlarda da akış yavaşlamış. Yani mesele ne kadar uzun yürüdüğünüz değil, ne kadar sık kalktığınız.
O yüzden şimdi lütfen siz de kalkın. Evet, hemen şu anda... Bir dakika. Hazır kalkmışken Pofi'deki sayacı bir durdurayım ben. Videoyu durdurmanıza gerek yok. Telefonunuzu elinize alın ve sadece, öylece yürüyün. Koridordan gidip gelebilirsiniz. Etrafınızda merdiven varsa inip çıkabilirsiniz. Ya da mutfağa gidebilirsiniz. Hazır gitmişken bir bardak su doldurup içebilirsiniz.
Her yarım saatte 5 dakika. 8 saatlik bir günde tam 80 dakika ediyor. Neredeyse bir film süresi. Ya yazık değil mi o 5 dakikalara? Her yarım saatte 5 dakika mola verirsem dersim, işim ne olacak? Bunun cevabı, deney boyunca gönüllülere sorulan çok basit bir sorudan geliyor. "Nasılsınız?" Her yarım saatte 5 dakika yürüyenler kendilerini çok daha enerjik hissediyormuş. Yorgunlukları azalmış, keyifleri yerine gelmiş. Yani o 5 dakikayı çöpe atmıyorsunuz. Masaya döndüğünüzde bir sonraki yarım saate çok daha dinç başlıyorsunuz.
Hazır yürürken size bir deney daha anlatayım. Kanada'da bir üniversitede7 öğrencileri 50 dakikalık bir derse sokmuşlar. İki grubun dersi arada üç kez, 5'er dakikalık molalarla bölünüyor. Bir grup molada zıplıyor, yerinde koşuyor. Öteki grup molada bilgisayar oyunu oynuyor. Üçüncü grup ise dersi hiç ara vermeden, tek nefeste dinliyor. Ders bitince de hepsine aynı sınav. Hem de dersin içinden.
Sizce sınavda kim daha başarılı olmuş? Zıplayanlar, hareket edenler. Hem ders boyunca daha dikkatliymişler hem de sınavda daha iyi sonuç almışlar. Bir başka deyişle, oyun oynayanlar da hiç ara vermeyenlerden pek farklı değil.
Şimdi oturabilirsiniz. Ama 25 dakika sonra yeniden kalkacağız.
25 dakika çalışıp 5 dakika ara vermek. Toplamı tam 30 dakika. Bu kanalı eskiden beri izleyenler hatırlar, 2020'de burada canlı yayında birlikte Pomodoro yapmıştık. Meğer laboratuvarda bulunan doz, Pomodoro'yla birebir aynıymış. Tek fark, o 5 dakikayı sandalyede telefona bakarak değil, ayağa kalkıp süngeri sıkarak geçirmek. Ama bilmek başka, alışkanlık başka. Çalışırken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz bile.
O yüzden bu Pofi'yi dijital bir çalışma arkadaşına dönüştürdüm. Siz çalışırken o da sandalyesinde oturuyor. 25 dakika dolunca size el sallıyor. Kalkmazsanız kuruyor, kalkarsanız denize doğru yola çıkıyor. Telefonunuza da bağlanabiliyor. Yani o "arada bir"i artık sizin yerinize Pofi hatırlıyor. Basit bir şey, belki sizin de işinize yarar. Kendi siteme koydum: barisozcan.com/pofi.
Köşe penceresinde aç Telefonda tam sayfada açıp Paylaş › Ana Ekrana Ekle ile uygulama gibi kullanabilirsiniz.Köşe penceresi Chrome, Edge ve Brave'de açılıyor; burada yeni sekmede açabilirsiniz.
O doktor otobüslere bakarken, aynı yıllarda aynı şehirde başka bir doktor da akciğer kanserinin peşindeydi8. O da suçluyu buldu. Sigara. Sonraki 70 yılda dünya sigaraya karşı neler yapmadı ki. Reklamlarını yasakladı, paketlerine uyarılar bastı, kapalı alanlardan çıkardı. Oturmaya ise hiçbir şey olmadı. Üstüne sandalyelerimiz her yıl biraz daha rahatladı.
Peki oturmak gerçekten yeni sigara mı? Hayır. Sigara çok daha tehlikeli. Ama oturmanın sigaradan daha cömert bir tarafı var. Sigarayı bırakmak insanın yıllarını alabiliyor. Oturmayı bölmek ise 5 dakika. Üstelik her yarım saatte bir size yeniden şans veriyor.
Filmlerde birinin koltuğundan kalktığı an, hep bir şeylerin değiştiği andır. Gerçek hayatta da öyle. Sadece biraz daha sessiz. Kimse alkışlamıyor, arkadan müzik çalmıyor. Ama her yarım saatte bir, 5 dakikalığına kalktığınızda vücudunuzda bir şeyler gerçekten değişiyor. Kalkın. Yürüyün. Süngerinizi kurutmayın.
Notlar ve kaynaklar8
- Coronary Heart Disease in Transport Workers: A Progress Report (Morris ve Raffle, 1954)
- Exercise and the heart: A review of the early studies (Andrade ve Ignaszewski, 2007)
- Coronary Heart Disease in London Busmen (Heady, Morris, Kagan ve Raffle, 1961)
- Breaking Up Prolonged Sitting to Improve Cardiometabolic Risk: Dose-Response Analysis of a Randomized Crossover Trial (Duran, Diaz ve ark., 2023)
- What Sitting All Day Does to Your Brain and Body | Keith Diaz | TED
- Regular walking breaks prevent the decline in cerebral blood flow associated with prolonged sitting
- Sweat so you don't forget: exercise breaks improve learning, attention in university students (Fenesi ve ark., 2018)
- Smoking and Carcinoma of the Lung: Preliminary Report (Doll ve Hill, 1950)
Görsel kaynaklar ve lisanslar40
- Film alıntıları: Office Space (1999), Mike Judge: 20th Century Fox / Judgmental Films; WALL·E (2008), Andrew Stanton: Pixar Animation Studios / Walt Disney Pictures; The Apartment (Garsoniyer, 1960), Billy Wilder: The Mirisch Company / United Artists; Good Night, and Good Luck. (2005), George Clooney: Warner Independent Pictures / 2929 Productions
- Kapanıştaki film montajı: Ikiru (Yaşamak, 1952), Akira Kurosawa: Toho; The Truman Show (1998), Peter Weir: Paramount Pictures; The Secret Life of Walter Mitty (Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı, 2013), Ben Stiller: 20th Century Fox; Forrest Gump (1994), Robert Zemeckis: Paramount Pictures; Rocky (1976), John G. Avildsen: United Artists
- Dizi alıntıları: Seinfeld, “The Wait Out” (1996): Castle Rock Entertainment / NBC; SüngerBob Kare Pantolon, “Tea at the Treedome” (1999): Nickelodeon, yaratıcı Stephen Hillenburg
- Keith Diaz, “What Sitting All Day Does to Your Brain and Body”, TED, 2026: kısa alıntılar
- Makale sayfaları: Morris ve Raffle, British Journal of Industrial Medicine, 1954; Heady ve ark., British Journal of Preventive and Social Medicine, 1961; Doll ve Hill, British Medical Journal, 1950. Grafikler Duran ve ark. 2023, Carter ve ark. 2018 ve Fenesi ve ark. 2018 verileriyle yeniden çizildi
- Jerry Morris portresi: Mecurls, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Richard Doll portresi: CJ DUB, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0
- Londra 1955 (Brompton Road, Royal Exchange): Ben Brooksbank, geograph, CC BY-SA 2.0
- RT otobüs, Piccadilly Circus 1959: FORTEPAN / MZSL, Fortepan 28405, CC BY-SA 3.0
- Müzedeki RT otobüsün şoför kabini: RichardAsh1981, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0
- Gibson bilet makinesi: MedfordWillow, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Routemaster merdiveni: Graham Richardson, Flickr, CC BY 2.0
- “Sitting is the new smoking” afişleri: Scott Dexter ve Isabell Schulz, Flickr, CC BY-SA 2.0
- “COVID-19: sitting is the new smoking”, Tokunbo ve ark., African Health Sciences, 2021, CC BY 4.0
- Ofis koltuğu (Leap Chair): Steelcase Inc., CC BY 3.0
- Ahşap ofis sandalyesi ve deri döner sandalye: Auckland Museum, CC BY 4.0
- Utility sandalye: Philafrenzy, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
- Yatar koltuk: The Living Room, Kenmore, Flickr, CC BY 2.0
- Duvar saati: Alison, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Koşu ayakkabısı: Kulmalukko, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Deri top: Jmabel, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
- İlaç şişesi (Camoquin) ve aspirin kutusu: Wellcome Collection, CC BY 4.0
- Aspirin ve kalsiyum tabletleri: Ragesoss, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Kronometre: André Karwath, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Kadranlı telefon: CatalpaSpirit, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Cep telefonu: Beamish4, Wikimedia Commons, CC BY 4.0
- Dizüstü bilgisayar: Smial, Wikimedia Commons, Free Art License 1.3
- Kitap: Dr. Marcus Gossler, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
- Tansiyon aleti: Tiia Monto, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Kesme şeker: Poyraz 72, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Çivi: ArnoldReinhold, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
- Sigara paketi: Jeremy Segrott, Flickr, CC BY 2.0
- “No smoking” levhası: CEphoto, Uwe Aranas, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
- Domates zamanlayıcı: David (Standout), Flickr, CC BY 2.0
- McMaster Üniversitesi, 1959: Archives of Ontario (Open Government Licence, Ontario)
- Öğrenci fotoğrafları, 1966: Anefo / Nationaal Archief (McMaster dersinin değil, örnek görsel), CC0
- Üniforma pantolonu: Missouri History Museum
- Makas: Ranjithkumar Murugesan; patates: Bjh21; bardak: Kurt Kaiser; film makarası: DiscoA340; ayakta çalışma masası: Wikideas1; masaj koltuğu: Choikwangmo9; Wikimedia Commons, CC0
- Kamu malı: Gray's Anatomy (1918) gravürleri; ABD Donanması bültenleri; Imperial War Museums D 4632 ve D 4637 (1941); 1948-1958 sigara reklamları; Library of Congress HABS/HAER fotoğrafları; Atari joystick, Evan-Amos; sigara, Paolo Neo; delikli kart, Tangopaso
- Pofi karakteri ve oyun ekranları: barisozcan.com/pofi
Bu yazıda geçenler
İlgili
Project Hail MaryVideo · 27 Mart 2026
Sitcom'ların Büyüsü: Neden Tekrar Tekrar İzliyoruz?
20327 dk
Sitcom'ların Büyüsü: Neden Tekrar Tekrar İzliyoruz?111 Hz · Bölüm 203 · 27 dk
Neden sürekli yorgunuz?Video · 16 Şubat 2025
Komplo Teorisi mi, Yoksa Uyarı mı: Distopyalar
12921 dk
Komplo Teorisi mi, Yoksa Uyarı mı: Distopyalar111 Hz · Bölüm 129 · 21 dk
Öğrenmeyi Optimize Etme Yöntemleri
9724 dk
Öğrenmeyi Optimize Etme Yöntemleri111 Hz · Bölüm 97 · 24 dk







