Featured Video Play Icon

117 yıldır yanan ampul

İster inanın ister inanmayın şu anda dünyanın bir yerinde yanan bir ampul var. Buna inanmak kolay. Peki ya bu ampullerden birinin 1901’den beri açık olduğunu söylesem. İnanmıyor musunuz? O zaman sizi şöyle alalım. Burası California’da bir itfaiye istasyonu. Ve bu ampul 1901 yılından beri açık. Yani 2018 yılı itibariyle 117 yıldır yanıyor. Dolayısıyla “dünyanın en uzun süreli yanan ampulu” ünvanıyla rekorlar kitabına da girmiş durumda.

Düşünün o ampulü oraya takıp da açtıklarında Osmanlı İmparatorluğu vardı ve 2. Abdülhamid tahttaydı. Atatürk henüz 20 yaşında bir öğrenciydi. 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında o ampul de yanmaya devam etti. Nesiller geldi geçti ve hiç sönmedi. Onu yakanların torunlarının torunları bir doğum günü partisi yapıp 100. yaşını kutladılar. Ve belki de o partiye katılanlardan bazıları bugün aramızda yok ama ampul hala yanıyor.

Markasını merak ettiniz değil mi? Bu kadar dayanıklı ampuller ürettiğine göre biz de alalım. 3-4 yılda bir patlayıp duran ya da ömrü biten ampullerimiz yerine bunu kullanalım. Maalesef onu 1895 yılında üreten “Shelby Elektrik” fabrikası kapanmış. Ve bu kadar uzun ömürlü bir ampulü icad eden kişi de çoktan ölmüş. Kendisiyle birlikte işin sırrı da kaybolmuş.

Şöyle düşünün. Ampul denilen bir teknolojik icadın patenti 1880 yılında Thomas Edison tarafından alındı. Ve 15 sene gibi çok kısa sayılabilecek bir süre içinde bu alandaki teknolojik gelişmelerle neredeyse hiç patlamayan bir ampul üretilebildi. Aradan bir 15 sene daha geçerse kim bilir daha neler üretilir değil mi? Değil! Bakın şu gazete ilanı 1925 yılına ait. Ampulün icadından 45 sene sonra üretilen bir ampulün ömrünün 1000 saat olduğu yazıyor. Yani o itfaiye istasyonuna 1925 yılında bu ampülü taksalardı 41 gün sonra patlardı. Hani teknoloji ilerlemiyor muydu? Niye yıllar geçmiş olmasına rağmen ampullerin ömrü kısaldı?

Bu sorunun çok net bir cevabı var. Planlı eskitme. Bu bir endüstriyel tasarım konsepti. Ama bu kelimeler kulağa pek hoş gelmediği için “ürün yaşam döngüsü” deniyor. Üreticilerin planlı eskitme yerine kullanmayı tercih ettiği tanım bu. Bir ürün geliştirilirken onun tüm hayatı tasarlanıyor. Ve tabi ölümü de… Yani buna bir ürünün hayatını tasarlamak değil de hatasını tasarlamak demek daha doğru olur. Öyle bir ürün yapalım ki şu kadar kullanımdan, şu kadar aydan sonra işe yaramaz hale gelsin.

Kullandığınız cep telefonunun yeni bir modeli çıktığı zaman sizin eski modelin biraz yavaşlamaya başladığını, artık daha çok takıldığını hissettiniz mi hiç? Sonra yok canım tamamen psikolojik bu, herhalde yenisini almak istediğim için öyle düşünüyorum dediniz mi? Dediniz. Aslında tamamen psikolojik değil. Telefonunuz üretilirken ona biçilen ömrün sonuna geldiği için gerçekten yavaşlamaya başlıyor. Hatta geçen ay Apple bu konuda özür dilemek ve geri adım atmak zorunda kaldı. Çünkü iPhone 6’nın CPU’su ilk alındığında 1400 MHz hızında çalışırken 3 yıl geçtikten sonra 600 MHz’e düşürülüyormuş. Yani en az iki kat daha yavaş hale getiriliyor. Apple pil ömrü azaldığı için telefonun daha stabil çalışabilmesi adına bunu bilerek yaptığını açıkladı ama sıradan bir kullanıcının bunları anlayabilmesi çok zor. Hadi anladı diyelim o zaman da pilini değiştirerek tekrar hızlı çalışmasını sağlamak isteyebilir. Ama istese de bu cihazların içini açmak da pilini değiştirmek de pek kolay değil. Dolayısıyla sıradan bir kullanıcı için akla gelen ilk çözüm, sıradan bir tüketici olmak. Yeni çıkan modeli satın almak.

Bakın konuyu anlayabilmek için bu hikayedeki telefonun yerine bir otomobil koyun. Diyelim ki iPhone 6 model bir otomobil satın alıyorsunuz ve 2 sene sonra artık yarı hızda çalışmaya başlıyor. Sebebini bir türlü anlayamıyorsunuz. Acaba size mi öyle geliyor? Sanayiye de götüremiyorsunuz çünkü otomobilin içini açabilmek mümkün değil. Kimse de size yavaşlamanın sebebi aslında lastikler demiyor. Çünkü lastikleri değişince ilk günkü hızında çalışmaya başlayacağını öğrenirseniz yeni çıkan otomobili satın almazsınız.

İşte bu “planlı eskitme” pardon “ürün yaşam döngüsü”nün çok tipik bir örneği. Üreticiler cep telefonlarının her yıl yenilenmesini istiyor. Bu yıllık yaşam döngüsü isteği yeni bir şey de değil. Üstelik ilk örneklerini biraz önceki analojimde kullandığım otomobil dünyasında çıkmaya başlamış. Ta 1924’de. Artık otomobillerden bahsederken 2017 model, 2018 model diyoruz değil mi? 4 tekerlekli bir araç üreten yüzlerce marka ürettikleri binlerce otomobilin her yıl yeni bir modelini çıkartıyorlar. 1924 yılından beri bu böyle.

Bir dakika bizim ampulün gazete ilanı da 1925 yılına aitti değil mi? Gerçekten de “planlı eskitme” konseptinin tarihine baktığımızda 1920’li yılların bize el salladığını görüyoruz. 23 Aralık 1924’te Phoebus adında bir kartel kuruldu. Dünyanın en büyük ampül üreticileri tarafından. Kartelin aldığı ilk karar ampul ömrünün 1000 saate indirilmesiydi. Bakın indirilmesi diyorum, çünkü teknolojik olarak bundan çok daha kalitelisinin üretilebildiğini biliyoruz. Size komplo teorisi gibi gelmiş olabilir ama maalesef değil. Tarihçiler bu kartelin imzaladığı belgeleri ve raporları buldu. Raporlar diyorum çünkü dünyada üretilen ampülleri inceleyip 1000 saatten uzun ömürlü ampül üreten üreticiler varsa bunlara verilecek cezalar bile belirlenmiş. Ve böylece daha icad edildiği 1880’lerde bile 1500 saat olan ampulün ömrü 1940’lara gelindiğinde 1000 saate inmiş.

1940 yılında dünya bir başka önemli teknolojik icatla tanıştı: Naylon. Dünyanın ilk sentetik tekstil ürünü. İlk icadından sonra nerelerde kullanılabilir diye araştırıldı. Çok geçmeden patlayan 2. Dünya Savaşı bu arayışa bir son verdi. Çünkü naylon çok dayanıklı bir malzemeydi. Askerlerin paraşütlerinde ve çadırlarında kullanılmaya başlandı. Bir de kadın çorabı üretiminde. 1946’da yılda 360 milyon naylon kadın çorabı üretiliyordu. Ama talep bir türlü karşılanamıyordu. O kadar büyük bir ilgi vardı ki bazı yerlerde sonradan tarihe “naylon ayaklanması” olarak geçecek bir takım olaylar yaşandı. Mesela Pittsburgh’da 13000 çift naylon çorap getiren bir dükkanın önünde 40000 kişinin kuyruğa girdiği görüldü. Peki kadınların naylon çoraba bu kadar ilgi göstermesinin sebebi neydi biliyor musunuz? Çok dayanıklı olması. Uzun süre kullanılabilmesi. O kadar sağlamdı ki bu naylon çoraplar, arabınızın bagajına koyup gerektiğinde çekme halatı olarak kullanabilirdiniz. Şaka gibi değil mi? Peki şimdi modayla ilgili komşu vlog kanallarına soruyorum: niye sürekli çorabınız kaçıyor? “Çorabım kaçtı” gibi bir deyimin oluşmasına sebep olan şey ne? Yine naylon çorap.

Çünkü aynı naylon çorabı icad eden DuPont firması ilk zamanlar talepleri yetiştiremese de bir süre sonra pazarın doyduğunu görmeye başlayınca, naylonu icad eden mühendislerine bu kez de onu zayıflatmak için araştırma yaptırmaya başlamış. Ve giderek daha dayanıksız çoraplar piyasaya sürülmüş. İşte bunlar hep planlı eskitme.

Peki giydiğimiz çorapların, kullandığımız ampullerin ya da cep telefonlarının ömrünün kısa olması kötü bir şey mi? Sonuçta bunlar için yapılan harcamalarla bir yandan da ekonomi canlanmış oluyor. Çünkü bu tür ürünlere karşı duyulan talep hiç bitmiyor. Talep bitmeyince arz da devam ediyor ve arz devam ettikçe ürünlerin fiyatı düşüyor. Bu da bizim gibi kullanıcılar için iyi bir şey… mi? Bu söylediklerim kısmen doğru. Ama işe bir de şu gözle bakın. 1 yıllık ömrü olan bir ürün üretmek demek, 1 yıl sonrası için çöp üretmek demek. Bu durumda sürekli olarak büyüyen teknolojik bir çöplük üretmiş oluyoruz. Dolayısıyla üretim, büyüme, gelişme gibi son derece pozitif gibi görünen kavramları bile yeniden düşünmek gerekiyor.

Tabi bir de şu var. Ampulden bahsettiğimizde artık temel bir ihtiyaçtan da bahsetmiş oluyoruz. Ampulümüz patlarsa yerine yenisini takmak zorundayız. Ama üretilen her ürün temel bir ihtiyaç olmayabilir. Bir de bunlardan çok miktarda üretildiğinde ve piyasaya arz edildiğinde ne olur? Tamam fiyatlar düşer belki ama bir yandan da ihtiyaç için değil zevk için alışveriş başlar. Bu şekilde kısa vadede ekonomik olarak büyümüş oluruz ama uzun vadede dünyayı yaşanmaz bir çöplüğe dönüştürürüz.

Ampul patladı, çorabım kaçtı gibi deyimleri hayatımıza sokan şey planlı eskitme kavramı oldu. Ama bu kavramın doğuşundan çok daha önce yakılan bir ampül hala yanmaya devam ediyor ve biz de seyrediyoruz. İşin ilginç yanı ampul yanmaya devam ediyor ama o canlı yayını yapan kamera (webcam) ömrünü doldurduğu için iki kez yenilenmek zorunda kalmış. Sonuncu kameranın ömrü ne zaman dolup ölecek ve yenilenmek zorunda kalacak bilmiyoruz. Ama aynı zamanda parlak fikirleri sembolize eden o ampül yanmaya ve yandıkça bize planlı olarak eskitilen eşyalarımızı hatırlatmaya daha epeyce bir süre devam edecek gibi gözüküyor.

“117 yıldır yanan ampul” üzerine 25 yorum

      1. ————————————————BARIŞ ÖZCAN HEMEN BU MESAJI OKU YOKSA 10 DAKİKA İÇİNDE———————————————
        ——————————————————————————-YOTUBE KANALINI SİLERİM—————————————————————————-

        – – – – – – – –
        – –
        – –
        – –
        – –
        – –
        – ——————– ——————– –
        – ————————– —————————— –
        – ——————- ——————— –
        – —- —– –
        – –
        – –
        – –
        – ——- ——- ——- –
        – – – – – – – –
        ——— ——– ——– ——–

        barış abi seni severek takipediyorum ancak hakkında video çekmeni istediğim üç konu var bence bu konuları olabilicek en iyi şekilde ele alabilecek tek youtuber
        1.biliyorum plasebo etkisi hakkında bi videon var ama bi kitap okudum kitabın ismi bilinçaltının gücü joseph murphy yazmış ve bu ve buna benzer kitaplar sadece düşünce gücü ile kanser ve benzzeri hastalıkların giderilebileceğini hatta bunlada kalmayıp düşünce gücü ile zengin olunabileceği ve çeşitli isteklerin yerine getirilebileceği bilinç altının herşeyi bilen inanılmaz zeka ve her şeye gücü yeten sonsuz bir güç olduğunu söylüyor insanın sa tek yapması gereken istemekmiş adamlar işin içine deneyeler telekinezi kuantumfiziği vs de sokmuş ben de dedim ki bu olayı yapsa yapsa barış özcan okuyup araştırıp basitçe özetliyip türk halkına iletir bu yüzden senden bununla alakalı acil bir video bekliyoruz
        2.antidepresanlar bugün eğer bir piskoloğa gidersen ve sana teşhis koyamazsa dediklerine göre direk yapştırıyo antidepresanları ve yine dendiğine göre bu anti depresanların çok kötü yan etkileri varmış ilk başta biraz mutluluk verirmiş ama sonra kalp rahatsızlıkları ve ani ölüm gibi şeylere sebep olup intihara kadar yönlendirirmiş hatta geçenlerde antalyada konferans veren ünlü yabancı bir piskyatr harward üniversitesinden prof dr krisch de buna benzer ifadeler kullanmış bir çok insan gibi 16 yaşında bir antidepresan kullanıcısı olan ben senden bu konu ile alakal ACİL video bekliyorum
        3. youtubede bülent sevinç adlı bir kanal gördüm ve piskiyatrinin yalan olduğunu hatta gelecekte yasaklanacığını iddia ediyordu ama böyle pekde atıp tutanlara benzemiyordu baya kameranın karşısına geçip takır takır iddialar ve tarihsel kanıtlar öne sürüyodu bi de sen ele al şu konuyu bide senden dinliyelim zamanını ayırdığın için teşekkürler
        ———————————————————————————————————————————————————————————————————-
        BU ARADA O EN YUKARDAKİ KANALI SİLERİM OLAYI FALAN DA TABİKİ BLÖF DÜ LÜTFEN KIZMA Bİ ŞEKİLDE DİKKATİNİ
        ÇEKMEM GEREKİYODU ÇÜNKÜ HAYTİ KONULAR
        İYİ GÜNLER
        Daha az göster
        YANITLA

  1. Videonuzu sabah izledim ve açık söylemek gerekirse tüm gün böyle bir şeyin nasıl olduğunu merak ettim. Sonrasında bunu babama sordum, ve bana “ampülün yanma sebebi onun sönmemesidir” dedi. Düşününce mantıklı geliyor insana, çünkü genel olarak ampüller ışığı açıp kapadığımız için bozulur. Bu ampül de kapanmadığına göre, onu bozacak ya da söndürecek bir durum söz konusu değil. Tabii ki 117 yıl kısa bir süre değil ama yine de bu fikri sizinle paylaşmak istedim:)

    1. Düşüncene saygım var fakat ampülün bozulmasının sebebi açıp kapama değildir ürün kalitesidir ampül yanarken elektrik enerjisini bi ışık enerjisine bide ısı enerjisine dönüştürür ampülün içindeki tel gibi şey kaliteli olursa orda bı sıkıntı çıkmaz ısı kaynaklı ve dışındaki camın kaliteside sağlam olursa ısı yüzünden sorun çıkarmayacaktır eski straforlar ve yeni straforları karşılaştırma imkanı elime geçmişti birisi koyu renk böle görüntüsü bile sağlam olduğunu belirtiyodu bi yumruk attım hafıf temas ettiğim yer içine kaçmıştı diğerine yumruk attım tüm parmaklarımın izi kaldı

    2. Dediğiniz gibi 117 yıl az bir süre değil. Işık yayan flamanın 117 yıldır üzerinden akım geçiyor, gerilime karşı direnç gösteriyor. Bir yerde yorulup kendini salıvermesi lazım. Kapatılıp açılmasa bile bir mucizedir bana göre…

  2. Selam Ben Elnur Kanalina bir yorum yapdim onu gormediysen oku
    bu arada bir kac sorum vardi kanalim Elnur Skorpin

  3. barış abi sen şu youtube aleminde gerçekten çok değerli bir insansın.. insallah değerin daha çok anlaşılır ve daha iyi yerlere gelirsin.:)

  4. Merhaba, kısa dönemli şeyleri üretip sürekli talep oluşmasını sağlama aslında yüzyıllardır ekonomistler tarafından tartışılan bir şey ve şu anki en baskın ekonomik düşüncelerden biri olan Keynesyenizmin de desteklediği bir olay. Bunun eleştirisi için “Broken window parable” ismindeki Bastiat’nın yazısı okunabilir.

  5. mrb barış abi yüksek lisans tez konumu belirlemeye çalıştığım bu hafta bu konu çok hoşuma gitti grafik tasarımla reklamla nası birleştirebilirim fikrinizi almak istedim 🙂 geri dönerseniz çok sevinirim bu paylaşımlar için çok teşekkür ederim kendi adıma

  6. Barış abi ampul ömrü için 1000 saat dediniz şimdi evimizde kullandığımız ampuller bana 1000 saatten fazla gibi geldi.Yıllardır kullanıyoruz ama patlamıyor.Neden acaba kafam karıştı.

  7. Merhaba Barış Bey,
    Kanalınızı ve videolarınızı ilgiyle takip ediyorum. Geçenlerde dikkatimi çeken bir şarkı ve konuyu paylaşmak istedim. Belki bu konuda eğlenceli bir video yaparsınız 🙂
    Şarkı: “Barış Manço – Memleket Nire”
    https://youtu.be/Gx6262LrWko

    Konu: Renksiz ve sanatsız bir dünya nasıl olurdu? 2002 yapımı İsyan (Equilibrium) filmine konu olan bir yaşam şekli bu.

    Dünyadaki tüm güzellikleri görmemizi, farketmemizi, değer vermemizi sağlayan duygularımızdır. Ancak, duygularımız aynı zamanda tüm kötülüklerin de anası… Bir şekilde insanlığın duygularını yokederseniz suçu kötülüğü de yok etmiş olursunuz.
    https://youtu.be/raleKODYeg0

    Geçmişten beri savaşların ana kaynağı din, dil, ırk, yaşam şekli farklılıkları olmuştur. Bunlar aynı zamanda kültürleri de oluşturan ögeler… Filmdeki dünyada din, dil, ırk ayrımı yok. Aslında ütopya olması lazım, ama sanat yasak, kültür yok.

    Günümüzde kültüre bu açıdan bakıyoruz bence, savaş sebebi olarak… Dünya genelinde yasaklamalar, kanunlar; kültürü, sanatı, duyguyu dizginliyor. Zaten ayrışmışız, yabancıyız. Dünyayı ülkelere, eyaletlere, şehirlere, ilçelere, köylere ayırmışız. Nerde kalmış dünya vatandaşlığı 🙂

    60lı 70lı yılların renkli, barışçıl punk bohem akımlarına geri dönmek gerekebilir. İnsanlara tekrar renkleri mutluluğu aşılamak için. Bu akımın Türkiye temsilcisi sevgili Barış Manço’nun bir şarkısı aslında durumu özetliyor.
    “-Tek bir soru hemşerim memleket nire?
    + bu dünya benim memleket
    – Hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire?
    + Dedim ya yahu bu dünya benim memleket”

    Melihcan Mehmetoğlu

  8. Abi “Quality Lamps” diye başlığı olan gazete haberini nereden buldun? yukarıda aradım ama bulamadım.

  9. Evet gençler, şimdi diyelim bir şey üretiyorsunuz, o ürünün üst akıl karteli Amarikadan gelip diyor ki; ‘”bu ürünün kalitesinin çok olmaması hakkında 100 yil önce karar aldık, sakın ha kaliteli üretmeyin yoksa 3 vakte kadar gelip sizi öldürürük. ”

    Gençler, 2 tık daha fazla rating niyetiyle yapılmış komplo teorilerine bakıp umutsuz filan olmayın. Herşey 3 aşağı 5 yukari piyasa kuralları ve öngörülebilir riskler içerisinde uretilebilir. Size “Ama yaptırtmiyolar abi” diye öğrenilmiş çaresizlik pazarlayan fikirlere itibar etmeyin.

Bir Cevap Yazın