Kategoriler
Bilim Sinema Uzay

Project Hail Mary

“Project Hail Mary” filmini yani Türkiye’de gösterime giren ismiyle “Kurtuluş Projesi”ni sinemada yeni izledim ve sıcağı sıcağına görüşlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Spoiler vermeden sadece fragmanda gösterilenlerle sınırlı tutmaya çalışacağım bu görüşleri. Çünkü bu film, olmuş. Filmler eskisi kadar iyi değil bence ama işte bu sinemanın, iyi bir filmin bir insana hissettirebileceği neredeyse her şeyi hissettiriyor. 

Önce hiç bilmeyenler için kısa bir bilgilendirme yapayım. Project Hail Mary, Andy Weir’in aynı adlı romanından uyarlanmış bir bilim kurgu filmi. Senaryosunu Drew Goddard yazmış, yönetmen koltuğunda Phil Lord ve Christopher Miller var, başrolde Ryan Gosling. Hikaye şöyle: Ryland Grace adında bir fen bilgisi öğretmeni, Dünya’dan çok uzaktaki bir uzay gemisinde uyanıyor. Hafızası gitmiş. Kim olduğunu hatırlamıyor, nerede olduğunu bilmiyor, neden orada olduğunu anlamıyor, başlangıçta. Sonra hafızası yavaş yavaş geri gelmeye başlıyor ve o da bu sırada neden orada olduğunu yani görevini keşfediyor: Güneş’i yok eden gizemli bir maddeyi durdurmak ve böylece Dünya’yı kurtarmak. “Dünyayı Kurtaran Adam” hikayesi yani bu özünde ama klişe değil çünkü bu görevde hiç beklemediği bir şey oluyor ve bence asıl hikaye o sırada geliştirdiği bu beklenmedik dostluk hikayesi. DEVAMI ▷

Kategoriler
Edebiyat Felsefe Sanat Sinema

Olmak ya da HAMNET

“To be or not to be.”

“Olmak ya da olmamak.”

Dünyanın en meşhur sözlerinden biri.

Shakespeare’i hiç okumamış insanlar bile bu sözü bilir. Onu bir poster üzerinde görmüşlerdir, bir filmde duymuşlardır, belki bir espride karşılarına çıkmıştır. Yüzlerce yıldır tekrarlanan bir söz bu. O kadar çok tekrarlandı ki artık neredeyse anlamını kaybetti. Bir klişe haline geldi. İçi boşaldı.

Ama size bir şey söyleyeyim mi?

Gerçekten de içi boş-luk dolu bir söz bu. Bu cümlenin tamamını düşündüğünüzde ilginç bir şey farkediyorsunuz.  DEVAMI ▷

Kategoriler
Sanat Sinema

Netflix ve Warner Bros. Birleşirse Ne Olur?

Matrix filmini hiç izlememiş olanlar bile onun bir sahnesini gayet iyi bilir. Meşhur hap sahnesini. Morpheus’un bir elinde mavi, diğerinde kırmızı hap vardır ve Neo bunlardan birini seçmek zorundadır. 

O filmin en başında bir logo görürüz. Yapım şirketi Warner Bros.’un logosunu. İşte hayatımızda belki yüzlerce kez gördüğümüz o logo şu anda satılmak üzere ve önünde iki seçenek var. İki alıcı. Daha da ilginç bir şey söyleyeyim mi? Bu alıcılardan birinin logosu mavi, diğerininki de kırmızı. Perdenin ya da ekranın bu tarafındaki seyirciler olarak bizler de hangi hapın yutulacağını merakla bekliyoruz. Bunu basit bir alışveriş gibi göremeyiz. Çünkü sonuçları hiç farkında bile olmadan dünya görüşümüzü etkileyecek. Gelecek yıllarda oluşmaya devam edecek kültürel belleğimizi şekillendirecek. DEVAMI ▷

Kategoriler
Müzik Sinema

Müzikle Uyanan Hafıza

Bir adam var. Adı Henry. Yaşlı bir adam. Demans hastası. Yıllardır bakım evinde. Başı öne eğik, gözleri boş, çevresinde olup bitenlere tepkisiz. Sorulara cevap vermiyor, kendi çocuklarını tanıyamıyor hatta kim olduğunu bile hatırlamıyor gibi görünüyor.

Sonra birileri ona bir kulaklık takıyor. Ve gençliğinde sevdiği bir müziği açıyor. 

Ve bir şeyler oluyor. Henry değişmeye başlıyor. Gözleri açılıyor, başını kaldırıyor, gülümsüyor. Müzikle birlikte sallanmaya, ona eşlik etmeye başlıyor. Sorular sorunca cevap veriyor, Cab Calloway’den bahsediyor, eski günlerini hatırlıyor. Sanki karanlık bir odada bir anda ışık yanmış gibi. DEVAMI ▷

Kategoriler
Felsefe Sinema

PLURIBUS

1800’lü yıllarda insanlar kafanın şeklinden kişiliğinizi anlamaya çalışıyorlarmış. Kafanın bu bölgesindeki çıkıntı korkuyla ilgili, şu bölgesindeki girinti felesefi bir kişiliğiniz olacağını gösteriyor filan gibi şeyler söylüyorlarmış. “Frenoloji” diyorlarmış buna da, yani zihin bilimi. Ama gerçeklikle ilgisi yok, bilim filan değil, bilim kılığında kurgu. Yani ben de mesela tam şu anda şöyle bir şey diyebilirim. Beynin bu bölgesi alacakaranlık kuşağıyla ilgili, şu bölgesi çok fazla X-Files izlediği için çıkıntı yapmış. Aaa bir dakika, ben bu kafayı biliyorum ya. Bu Vince Gilligan’ın kafası! Hani şu tüm zamanların en iyi dizilerinden Breaking Bad’i, sonra da Better Call Saul’u yapan adam. İşte bu adam şimdi de PLURIBUS diye yeni bir diziye başladı ve ilk bölümü tüm zamanların en iyi açılışlarından biri oldu. O kadar iyiydi ki geçen Cuma günü yayınlanır yayınlanmaz izlemeye başladığımda gözlerime inanamadım, çünkü yoğun ilgi nedeniyle Apple TV çöktü, yarım saat kendine gelemedi. Ama tüm bu aksamalara rağmen gerçekten de çok iyi bir iş çıkmış ortaya. Bu kafanın tüm bölgeleri, tüm yeteneklerini döktürmüş bu yapımda: Psikolojik gerilim, felsefi bilim kurgu, karaktere dayalı drama, korku atmosferi, hepsi var.  DEVAMI ▷

Kategoriler
Sanat Sinema

Louvre Soygununa Neden Bu Kadar Takıldık?

Paris. 19 Ekim 2025. Sabah saat 09:30 civarı. 

Louvre’un Seine nehrine bakan cephesinde, şantiyelerdekine benzeyen bir hareketlilik var. Bir kaldırma sepeti, altın yaldızlı bir pencereye doğru yükseliyor. Dakikalar sonra, Apollon Galerisi’nde alarmlar çalıyor. Vitrinler kesiliyor, camlar kırılıyor. İçeriden Napolyon dönemine ait, “hesaplanamayacak kadar değerli” mücevherler alınıyor. Yaklaşık yedi dakika. O kadar sürdü her şey. Sonra motosiklet sesleri uzaklaştı. Dışarıda, aceleyle düşürülmüş, hasar görmüş bir taç kaldı. Müze boşaltıldı. Tüm Paris bunu konuştu. Tüm Dünya bunları izledi. DEVAMI ▷