“Bayanlar, baylar kaptanınız konuşuyor”
Bu anonsu biliyorsunuz değil mi? “Kaptanınız konuşuyor.” İyi de neden konuşuyor? Konuşacağına uçağı uçursa daha iyi olmaz mı?
Olmaz. Çünkü ister uçakların, ister gemilerin ya da hatta isterse uzay araçlarının kaptanlarının asıl görevi yönetmektir, bir yerden bir yere güvenle ulaştırmak. O anonsu duyduğumuzda içimiz rahatlar. Biliriz ki önde, o karmaşık panellerin başında, bizi gideceğimiz yere güvenle götürecek bir insan, yani bir irade, bir “agency” var.
Ama durum hep böyle değildi. İlginç bir dönüm noktası yaşandı. 1914 yılında. Şu uçağın kanadında yürüyen adamı görüyor musunuz? O Amerikalı mucit Lawrence Sperry, 18 Haziran 1914’te uçağının kontrollerini bıraktı ve kanatların üzerinde yürümeye başladı. Uçak düşmedi. Düz bir çizgide uçmaya devam etti. Çünkü Sperry, “Otopilot” denen bir şeyi icat etmişti.
İşte tam 2026’nın başındayken, tüm insanlık olarak Lawrence Sperry’nin o kanadın üzerinde durduğu bir andayız. Çünkü bu yıl bir çeşit eşik yılı olacak. Tarihimizde ilk kez “Kaptan Koltuğunu” devretmeye hazırlanıyoruz. Ve bu kez sadece uçaklarda, gemilerde değil. İşimizde, evimizde, enerjimizde ve hatta kendi biyolojik bedenimizde.
“Bayanlar, baylar kaptanınız konuşuyor, hazırsanız kemerlerinizi bağlayın. Bilinmeyenlerle dolu 2026’ya doğru uçuşa geçiyoruz. Bugün 5 farklı rota üzerinde uçarak 2026’da meydana gelmesi muhtemel gelişmeleri göreceğiz. Yapay Zeka dünyasında neler bekleniyor, robotlar nihayet evlere girebilecek mi, SpaceX Mars’a insansız roket gönderebilecek mi ya da NASA, astronotları Ay’a yollayabilecek mi? İşte tüm bunların cevaplarını öğreneceğimiz bir yıl olacak.
Şimdi koltuklarınızı dik, algılarınızı açık konuma getirin ve merak etmeyin. Otopilot devre dışı kalsa da biz hala buradayız.”
ROTA 01 / HEDEF: SİLİKON VADİSİ
Son birkaç yıldır yapay zeka ile “sohbet ediyoruz”. Ona yazı yazdırıyoruz, kodlama yaptırıyoruz, resim çizdirip insanları kandırmaya çalışıyoruz. Yani o bizim “yardımcı pilotumuz” (Co-pilot). Ama 2026’da bu ilişki biraz değişebilir.
Artık “Chatbot” devri bitiyor, “Agent” (Ajan) devri başlıyor.
Nedir bu ajan? Ajan, sizinle sadece konuşan değil, sizin adınıza “aksiyon alan, harekete geçen” yazılım demek. 2026’da yapay zekaya “Bana Tokyo uçak biletlerini listele” demeyeceksiniz. “Haziran ayında Japonya’ya gitmem lazım, bütçem bu, ilgi alanlarım şu, takvimimi ayarla, bileti al, bana uygun otellerde yer ayırt ve havaalanı transferlerini organize et” diyeceksiniz. Ve o, kredi kartınızı kullanıp, siteler arasında gezip, bu işi “halledecek”. Ya da batıracak. Teoride durum böyle. Bakalım olabilecek mi, çünkü ben gerçekten de uzun bir Japonya gezisini bu tür araçları kullanarak organize etmeyi planlıyorum ve tüm aşamalarını da bir vlog haline getirip sizlerle paylaşmayı hedefliyorum, hatırlatıcıları filan açın ya da yapay zeka ajanınıza söyleyin o ayarlasın 🙂
Şimdi Yapay Zeka deyip duruyoruz aslında bu çeok genel bir başlık ama son yıllarda bunu söylerken asıl kastettiğimiz şey LLM’ler. Yani “Large Language Model”lar. İşte bu yıl yaygınlaşması beklenen “Ajan kullanma yöntemi”ne de “Large Action Models” (Büyük Eylem Modelleri) deniyor. Bu yıl Silikon Vadisi’nden Çin’e kadar herkesin en çok odaklandığı konu bu olacak. Özellikle Çin, 2026 için “AI+” (Yapay Zeka Artı) adında devasa bir strateji belirledi. Nasıl ki “İnternet+” stratejisiyle her şeyi internete bağladılar, şimdi de yapay zekayı sadece telefonlara değil; enerji şebekelerine, fabrikalara, tıbbi araştırmalara entegre ediyorlar.
Bu durumda benim 2026 yılına dair bir kehanetim olacak. Finans piyasalarında en az bir kez büyük bir ani çöküş göreceğiz. Çünkü LLM’ler zaten belirsizliklerle doluydu. Şimdi LAM’ler döneminde birbirleriyle rekabet eden ve karmaşık görevler üstlenen milyonlarca gelişmiş yapay zeka ajanının öngörülemez etkileşimleri, sadece ekonomide de değil, siber savunma ve ticaret gibi geniş bir yelpazede büyük ve beklenmedik krizleri tetikleyebilir.
ROTA 02 / HEDEF: EVİMİZ
Dijital dünyadaki bu zeka devrimi, 2026’da fiziksel dünyada da vücut bulmaya başlayacak. Çünkü insansı robotlar (Humanoidler) evlerimize girmeye hazırlanıyor.
Norveçli şirket 1X’in “Neo” isimli robotunu hatırladınız mı? Geçen yıl ilk duyurulduğunda bir video ile ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bu öyle metal yığını gibi duran, korkutucu robotlardan değil. Üzerine eşofman giydirilmiş, yani yumuşatılmış bir robot. “Ev arkadaşı”nız olmak istiyor. Şirketin amacı 2026 sonuna kadar binlerce Neo’yu evlere sokmak. Tabi minik bir ücret karşılığında. 20000 USD.
Tabi onlar tek değil. Tesla’nın Optimus’u, Çinli Unitree’nin ve başka bazı şirketlerin robotları da var bu yarışta.
Burada mühendislerin çözmeye çalıştığı çok ilginç bir sorun var: “Kör Jimnastikçi Problemi” diyorlar. Jimnastikçi kısmını anlayabiliriz. Bugün robotlar, Boston Dynamics videolarından da bildiğimiz gibi ters takla atabiliyor, parkur yapabiliyor, dans edebiliyor. Müthiş atletikler. Ama bir mutfağa girip kahve makinesinin düğmesine basmak ya da yumuşak bir meyveyi ezmeden tutmak onlar için ters takla atmaktan daha zor. Çünkü dünyayı bizim gibi “hissetmiyorlar”. Bu anlamda körler.
İşte 2026, yapay zekanın sadece “beyin” olmaktan çıkıp, “bedenlendiği” (yani embodied intelligence haline geldiği) yıl olacak. Robotlar artık simülasyonlarda değil, gerçek evlerin dağınık odalarında öğrenmeye başlayacak. 2026’da belki bir C-3PO’yu görmeyeceğiz ama, “bana bir fincan kahve yapıp getir” dediğimizde bunu başarabilen ilk robotlarla tanışacağız. Türk kahvesi pişirmeyi de öğrenirlerse bu iş tamamdır.
ROTA 03 / HEDEF: MARS & AY
2026’da insanlığın üçüncü rotası uzay olacak. Çünkü bu yıl, önemli bir hizalanma gerçekleşecek. Dünya ve Mars arasında. Bu iki gezegen her 26 ayda bir birbirine en yakın konuma gelir. Eğer Mars’a bir araç gönderilecekse bu en yakın konumdayken gönderilir. İlginç değil mi tam da 2026’da, 26 aylık döngü tamamlanıyor. 26’ya ilişkin başka bazı ilginç noktalar da var videonun sonunda onlara da değineceğim ama bu bağlamda döngü tamamlanıyor ve Mars için “kalkış penceresi” 2026’nın sonunda açılıyor. SpaceX, Mars’a ilk insansız Starship görevini bu pencerede göndermeyi planlıyor. Test uçuşlarını yakından takip eden biri olarak buna yetişebileceklerini pek sanmıyorum ama Elon Musk’ı tanıyorsam başarısız olacağını bile bile bir uzay gemisini yollar ve hatta içine de Tesla Optimus robotlarını koyar. Daha önce arabasını koyup gönderdiği gibi. Tabi o uzay gemisi Mars’a gitse de iniş yapabilir mi onu hep birlikte göreceğiz.
Tabi bu yıl asıl uzay trafiği Mars’ta değil, yanı başımızdaki Ay’da gerçekleşecek. Ay’ın güney kutbu, şu an Güneş Sistemi’nin en değerli, en çok hedeflenen bölgesi. Neden? Çünkü orada, o karanlık kraterlerin dibinde, milyarlarca yıldır saklanan su buzu olduğu düşünülüyor. Ve onu kullanarak pek çok şey yapılabilir.
2026’da Çin’in Chang’e 7 görevi tam olarak buraya, Shackleton kraterinin yakınına inmeye çalışacak. Amaç sadece keşif değil; geleceğin Ay üssü için yer kapmak. Aynı dönemde NASA’nın Artemis programı da 4 astronotu Ay yörüngesine göndermeyi deneyecek. Eğer bu gerçekleşirse 1972’den bu yana alçak yörünge dışına çıkan ilk astronotlar olacak. Bu uçuşta bazı tarihi ilkler de yaşanacak: Mürettebatta ilk kez bir kadın (Christina Koch) ve ilk kez siyahi bir astronot (Victor Glover) yer alacak. Ayrıca bu uçuş, insanların Dünya’dan en uzağa seyahat ettiği görev olarak tarihe geçebilir. 10 gün sürecek bu görev, Ay’a inmeyecekler ama etrafında tur atıp keşif yapacaklar, insanlı iniş için hazırlıkları tamamlayacaklar. Önümüzdeki yıl da iniş yapmayı hedefliyorlar. Bunun için de SpaceX’in Starship aracı seçilmişti. Ancak aracın gelişimi beklenenden yavaş ilerliyor az önce de söylediğim gibi. Bazı basın yayın kuruluşlarının ele geçirdiği belgelere göre, aracın 2028’den önce hazır olamayacağı zannediliyor. NASA, SpaceX’teki gecikmelerden dolayı endişeli ve Blue Origin gibi diğer şirketlerin iniş araçlarını değerlendirmeyi düşünüyor. Yani Ay’da kalıcı olarak “kimlerin bayrağı dalgalanacak” sorusunun cevabı 2026’da netleşmeye başlayacak. Bu yıl ki insanlı ama iniş olmayan Ay görevi için Şubat, Mart, Nisan ayları hedefleniyor.
Ve 2026’da gökyüzünde kişisel olarak beni çok heyecanlandıran bir olay daha yaşanacak. 12 Ağustos’ta tam güneş tutulması. Tutulma yolu Grönland’dan başlayıp İzlanda üzerinden geçecek ve İspanya’nın kuzeyinde son bulacak. En uzun karanlık anı, İzlanda’nın hemen batısında yaşanacak. İzlemek için en uygun yer meteorologlara göre muhtemelen İspanya olacak, havası daha açık ve güneşli olduğu için. Yine de tam olarak bilebilmek zor. Evet Güneş tutulmaları binlerce yıl öncesinden tahmin edilebilir ama hava durumu maalesef edilemiyor.
Tahmin edilemeyen başka bir şey de iklim. Bu konuda yaptığım bir tahmin maalesef beklenenden hızlı gerçekleşecek gibi görünüyor. 2018’de “son 12 yıl” diye bir video yapmıştım ve 2030’da Dünya’nın 1.5 derece ısınacağını söylemiştim. Bunun için 2030’a kadar beklemeye gerek kalmadı bu yıl 1.5 derece sınırını muhtemelen aşacağız. Ama aşırı karamsarlığa kapılmayalım, çünkü çözüm belki de gökyüzünde değil, ayaklarımızın altında olabilir.
Çünkü 2026’da enerjide bir “Jeotermal Rönesans” bekleniyor. Utah çölünde, Fervo Energy adında bir şirket, petrol endüstrisinin o tartışmalı “kırma” (fracking) teknolojisini aldı ve jeotermale uyarladı. Artık sıcak su kaynağı bulmaya gerek yok; sıcak kayaları bulup suyu biz basıyoruz. 2026’da bu teknoloji şebekeye temiz, 7/24 kesintisiz elektrik vermeye başlayacak. Yani bu yıl Dünya’nın kalbindeki ısıyı, devasa bir batarya gibi kullanmayı öğrenmeye çalışacağız.
ROTA 04 / HEDEF: İNSAN BEDENİ
Otonomi sadece dış dünyada değil, kendi bedenimizde de sınırları zorluyor. İlk süper insanları görmeye hazırlanın.
Çünkü 2026’da, Las Vegas’ta “Enhanced Games” (Geliştirilmiş Oyunlar) adı verilen bir organizasyon yapılacak. Bu yeni olimpiyatların tartışmalı bir kuralı var: Doping serbest. Evet, yanlış duymadınız. Sporcuların performans artırıcı ilaçlar kullanmasına, doktor gözetiminde izin veriliyor.
Organizatorler buna “bilimsel özgürlük” diyor, eleştirenler ise “sağlık cinayeti”. Amaç, insan vücudunun sınırlarının bilimle nereye kadar zorlanabileceğini görmek. “Doğal” olanla “Yapay” olanın birbirine karıştığı o gri alandayız.
Aynı gri alan, kilo verme ilaçlarında da var. Ozempic gibi ilaçların patent süreleri dolmaya başlıyor ve 2026’da ucuz, jenerik versiyonlarının tüm dünyaya yayılması bekleniyor. Hatta artık iğne değil, hap formunda. Bu, obezite pandemisi için bir mucize olabilir ama bence en büyük yan etkisi yeni bir kültür yaratması. “zahmetsiz değişim” üzerine kurulu yeni bir kültür. Oysa atalarımız ne demiş: “no pain, no gain.” Yani “Zahmetsiz rahmet olmaz.”
ROTA 05 / HEDEF: YENİ KÜLTÜR
O zaman son olarak, bu kültür konusundaki rotamıza bir göz atalım. Bir başka deyişle Dünya’nın hikayesini bu yıl en etkili kim anlatacak?
2026’da genel olarak Dünya’nın kulaklıklarında, ekranlarında daha çok İspanyolca duyulacak. Latin Amerika kültürü; müziğiyle, dizileriyle global bir fenomen haline geliyor. Bad Bunny’nin Super Bowl’da sahne alacak olması veya Meksika yapımı içeriklerin Netflix’i domine etmesi tesadüf değil.
Diğer tarafta ise Asya’nın “yumuşak gücü” var. Çin, sadece fabrikalarıyla değil, artık hikayeleriyle de Dünya’yı fethetmek istiyor. “Black Myth: Wukong” oyununun başarısı veya “Labubu” gibi oyuncakların Batı’da viral olması bunun bir işareti. Eskiden sadece “Made in China” (Çin Malı) vardı, şimdi “Created in China” (Çin Tasarımı) dönemi başlıyor.
Bu arada özellikle ABD’de şarap kültüründe bir değişim var. Gençler daha az alkol tüketiyor, “California Sober” diye bir akım çıktı. Sadece mantar gibi doğal ürünler kullanıp alkolü bırakma akımı yayılıyor.
Ama 2026’nın en büyük kültürel olayı bu değil. Bir video oyunu. Yıllardır gözlediğimiz bir oyun. GTA VI. On üç yıllık bekleyişin ardından Kasım ayında çıkacak. Analistler ilk yılda üç milyar doların üzerinde satış bekliyor. Bu, eğlence tarihinin ekonomik olarak en değerli lansmanı olabilir. Bir video oyunu, Hollywood’un tüm gişe rekorlarını geride bırakabilir. “Oyun oynamak” artık bir alt kültür değil; film izlemekten bile önemli görülen bir ana akım haline gelebilir.
Müzik dünyasında ise biraz daha tuhaf şeyler oluyor, bugünkü ilk rotamızdan etkilenerek. The Velvet Sundown adında bir grup çıktı. Dört kişilik, yakışıklı, Orion Del Mar ya da Milo Rains gibi isimleri olan müzisyenleri var. Şarkıları milyonlarca kez dinlendi. Ancak tuhaf olan şey şu. Hiçbiri gerçek değil. Tamamen yapay zeka tarafından yaratıldılar. Ve Amerikalıların üçte biri bunda herhangi bir sorun görmüyor. Üretim maliyeti sıfıra yakın, streaming geliri gayet gerçek. 2026’da artık böyle var olmayan sanatçıları da dinlemeye başlayacağız.
Tabi gerçek sanatçılar da boş durmuyor. BTS’in yedi üyesi askerlik görevlerini tamamladı. 2026’da yeni albüm ve bir dünya turnesiyle dönüyorlar. K-pop bir müzik türü olmasının ötesinde resmen küresel bir güce dönüştü, kültürel bir soft power haline geldi bunu kabul etmek lazım..
Podcast’ler her ne kadar Türkiye’de yeterli ilgiyi görmese de Dünya’da artık “niş” olmaktan çıkıp ana akıma oturdu. Altın Küre ödülleri 2026’da ilk kez podcast kategorisini ekliyor. Özellikle Amerikalı gençler geleneksel televizyondan çok podcast dinliyor. Ve podcast’ler de artık sadece ses değil; video’ya da dönüşüyor. Dünya genelinde sadece YouTube’da ayda bir milyar insan podcast izliyor. Ses ve görüntü arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Bu vesileyle ben de 2021’de sesli olarak başlattığım ve 217 bölüm yaptığım sesli podcastim 111 Hz’in 2026’dan itibaren videolu versiyonunu da yapmaya başladığımı duyurmuş olayım. Orada buradan biraz daha farklı şeyler var, psikoloji, felsefe, kişisel gelişim, tarih ve sosyal konular üzerine odaklandığımız bir yer. Bazen motive edici, bazen sorgulayıcı, bazen de sadece insan olmanın hallerine dair derinleştiğimiz, dertleştiğimiz bir alan. Dediğim gibi 2026’da hem sesli hem de görüntülü olarak devam edecek.
Ama 2026’da herkes değişmiyor. Mesela Hollywood değişim konusunda en yavaş hareket eden yerlerden biri herhalde. Hala o bildik rotasında: remake’ler yapıp duruyorlar. Bu yıl da öyle olacak. Disney, Moana’nın bu kez animasyonu yerine canlı çekim versiyonunu piyasaya çıkaracak. Greta Gerwig, Barbie’den sonra Narnia’yı yönetiyor. Mumya yeniden çekiliyor, bu sefer gerçek bir korku filmi olarak. Ve James Bond için de hazırlıklar başladı; Üstelik bu kez çok sevdiğimiz Denis Villeneuve yönetmen koltuğunda. Peki hikayecilik konusunda yeni fikirler mi tükendi de böyle habire eskileri yeniliyorlar? Sanmıyorum. Ama belki de eskiyi yeniden yorumlamak, yeni bir yaratıcılık biçimi olabilir. Benim en çok beklediğim filmlerden biri hakkındaysa çok az bilgi var. Spielberg’ün UFO’lar hakkındaki bu filmi 12 Haziran’da (yani ben Japonya’ya gitmeden hemen önce) gösterime girecek.
Kaptan Sizsiniz
Toparlamak gerekirse; 2026, direksiyonu bırakıp bırakmama konusunda büyük kararlar vereceğimiz bir yıl.
Yapay zeka “ajanlarımız” işlerimizi yaparken, biz o kazanılan zamanla ne yapacağız? Robotlar evimizi temizlerken, kahvemizi yapıp ikram ederken, biz yaratıcılığımızı mı körelteceğiz yoksa yeni sanatlar mı icra edeceğiz?
Lawrence Sperry otopilotu icat ettiğinde amacı pilotu yok etmek değildi, pilotun yorgunluğunu alıp daha güvenli uçmasını sağlamaktı.
2026’da karşımıza çıkacak saydığımız tüm bu teknolojilerin ortak noktası otonom olmaları. Yapay zeka ajanları, insansı robotlar, jeotermal enerji, biyolojik geliştirmeler. Uzaya gönderdiğimiz yeni nesil uzay araçları bile çok büyük oranda otonom çalışıyor. Hepsi birer “otopilot”. Umarım bunun verdiği rahatlıkla, konforla, zahmetsizlikle rotayı da onlara emanet etmeyiz. Bu aracın nereye gideceğine karar veren hala gerçek bir kaptana yani bir insana, bir iradeye, bir “agency”e ihtiyaç var.
2026’da Dünya dönmeye devam edecek, hem de bizim algımızda her zamankinden daha hızlı. Önemli olan bu hıza kapılıp savrulmak değil; o dönüşün ritmini yakalamak.