Featured Video Play Icon

Görünen Adamın Görünmeyen Dünyası

Kimsenin görünmediği bir dünya hayal edin. İnsanları göremiyoruz. Sadece kafalarına taktıkları şapka, gözlerindeki gözlük gibi şeyler görünüyor. Ya da etkileşime girdikleri buna benzer aksesuarlar. Böyle şeyler sadece filmlerde olur diye düşünüyorsunuz değil mi? Hollywood filmlerinde. Doğru, haklısınız. En azından bugüne kadar öyleydi. Ama artık sadece sinemalarda değil YouTube’da da fantastik filmler görmeye başladık. Bu kez Hollywood’u beklemenize de gerek yok. Bugün size bahsedeceğim dizi Türkiye’de üretildi. Leyla ile Mecnun dizisinin hayranları toplanın. Onur Ünlü’nün yazıp yönettiği Görünen Adam başladı.

Dizinin yayınlanan ilk 3 bölümüyle ilgili düşüncelerime geçmeden önce konunun bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum: Cesaret! Aynı şeyi Leyla ile Mecnun dizisinde de hissetmiştim. Absürt komedi gibi yapılması zor bir işi yapmaya kalkmak. Hatta buna daha sonra bilim kurgu motifleri katmak. Türkiye’deki yayıncılık kriterleri açısından baktığınızda yapımcıların çok rahat reddedeceği türden işler bunlar. Gerekçeleri de çok basit olur: Tutmaz derler. Kesip atarlar. Siz izleyicileri sizden daha iyi tanıdıklarını iddia ederler. Bence saçmalık. Televizyona yıllarca aptal kutusu dedik. Neden biliyor musunuz? İzleyiciyi aptal yerine koyan yapımlar yüzünden. Oysa dünyanın her yerinde her seviyede insan var. Özellikle Türkiye’deki gençler tüm imkansızlıklara rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor. Tek problem yeterince arzın olmaması. Dizi/film yapımcıları daha cesur arzlar yapabilirse; bu ülkede düşünmeyi, araştırmayı seven, leb demeden leblebiyi anlayabilen pratik zekalı insanların da olduğunu kabul edip onlara göre bir şeyler sunarlarsa talebin de olduğunu görecekler.

Hala göremeyecek olanlar da kalacak tabi. Onları da görünen adam dizisini izlemeye davet ediyorum. Başka bir cesaret denemesi. İlk 3 bölümü izleyince bazı şeyler için ne kadar uğraştıklarını görüyorsunuz, daha doğrusu göremiyorsunuz ki görsel efektlerin görünmeyeni makbuldür. Tabi sadece görsel efektlerden bahsetmiyorum. Onları yapmak da kolay değil, emek işi elbette ama yaratılan dünyanın kendi içindeki kuralları, absürt kuralları benim daha çok hoşuma gitti. Kimsenin görünmediği bir dünyada bize karakterleri göstermek için aksesuarlardan faydalanmışlar. Bir de yansımalardan. Karakterleri aynalardan, camdaki yansımalardan, hatta çay kaşıklarından görebiliyoruz. Yani görünmeyen dünya bize aynalardan yansıyor. Dolayısıyla diziyi izleyebilmek için önce aynaların dilinden anlaman gerekecek.

Bugünlerde bir web dizisi hazırlığı içinde olduğum için bu tür bir anlatım tekniği kullanmanın hem prodüksiyon açısından hem de izleyicinin konuyu takip edebilmesi açısından ne kadar zor ve riskli olduğunu görebiliyorum.

Başroldeki karakterimizin adı da özenle seçilmiş: Kurtuluş. Çünkü kendisi henüz kurtulamamış bir karakter. Çok dertli, çoook. Otorite tarafından sürekli ezilmiş. Sindirilmiş. Belki de o yüzden görünmez hale gelmiş. Bu dünyada dertli insanlar ne yapar? Hikaye anlatıcısı olurlar. Dertlerini bu şekilde ifade etmeye çalışırlar. Benim gibi değil. Daha güçlü bir şekilde. Ozan olur, türküler yakarlar. İşte dizideki Kurtuluş karakteri de böyle biri. Özay Gönlüm gibi, Neşet Ertaş gibi usta hikaye anlatıcılarının peşinden gitmeye çalışan kendi halinde bir ozan.

Peki bu ozanı ezen otorite ne? Başta çalıştığı iş yeri. Sher-Teq. İsim yine özenle seçilmiş. Tıpkı Mr. Robot dizindeki Evil Corporation gibi Sher-Teq de teknoloji merkezli bir şirket. Ama ürünleri de kendisi de kendine has bir tasarıma sahip. İşte Kurtuluş’un gündüzleri yaptığı şey bu şirketin ürünlerini yani teknolojinin şerrini pazarlayıp satmak. İlk bakışta bir call center’dan farkı yok, gibi. Masaların üstündeki bilgisayarlar yerine ekran tüpleri olması dışında. Bir de masa lambalarının su borularına takılmış tek bir çıplak ampulden ibaret olması. Eğer bir anlam kayması yoksa bunlar da parlak fikirleri temsil ediyor olmalı. Dolayısıyla prodüksiyon tasarımı olarak baktığınızda Terry Gilliam’ın Brazil’indekini andıran bir dünyada buluyoruz Kurtuluş’u. Oradakinden farklı olarak o bir devlet memuru değil, özel sektör memuru. Bir de arkadaki logodan anladığımız kadarıyla bu dünya bir öküzün boynuzları üzerinde yükseliyor.

Daha pek çok sembol, ve bunun yanı sıra renkli ve bir o kadar da absürd karakterler var. Kötülerin en kötüsü, Sher-Teq’in arkasındaki şer odağı Eşref Şerif gibi. Yine mi kelime oyunu? Evet. Hatları bu kadar keskin çizilmiş bir kötünün olması klişe mi? Kesinlikle. Ama hikayelerdeki klişeler türkülerdeki nakaratlar gibidir. Siz yeter ki derdinizi anlatmanın bir yolunu bulun. İster absürd komediyle, ister türküyle.

Ben sizi daha fazla tutmayayım. Görünen adamın görünmez dünyasını bir de siz izleyin. Beğeniler, abonelikler bizler gibi içerik üreticileri için tek kriter olmamakla birlikte önemli bir gösterge. O yüzden Türkiye’de bu tür projelerin gelişmesini istiyorsanız kanala abone olun, hikayeyi beğendiyseniz bunu bir şekilde gösterin. Gösterin ki geleneksel medyada, televizyonlarda iş yapanlar da böyle bir talebin olduğunu görsünler. Ha bir de kendi gördüklerinizi, analizlerinizi, yorumlarınızı anlatın. Eminim siz de daha pek çok ayrıntıyı yakalayacaksınız. Yıllarca görünmez kaldığınız için belki de başroldeki karakterle empati kuracaksınız. Kurtuluş kendini kurtarabilecek mi, kurtaracaksa bu nasıl olacak hep beraber göreceğiz. Ben küçük bir ipucu yakaladım bile. Onur Ünlü’nün de dediği gibi: Aşkın gören gözlere ihtiyacı yok. Görünen adam görünse de görünmese de fark etmez.

“Görünen Adamın Görünmeyen Dünyası” üzerine 5 yorum

  1. Abi yeri değil biliyorum ama Photoshop CS6 da normalde ekrandan katman seçmek için CTRL+ MOUSE Click şeklinde çalışıyordu, ne yaptıysam artık tam tersi, ctrlye basılı değilken tıkladığımda en üstteki katmanı seçiyor otomatik olarak Ctrl ye basılı iken de seçili katmanda harekete devam ettiriyorum. 10 yıldır kullanmama rağmen ilk defa böyle bir sıkıntı yaşadım, siz de eski bir adobe çalışanı olduğunuz için en iyi siz bilirsiniz dedim ilk aklıma siz geldiniz.Neden böyle olmuş olabilir ?

  2. Aslında bu dünyada insanlar gerçekten “görünmez” ve “görünmek” maharet… Herkes birbirinden o kadar kopuk ki “görünmek” belki de imkansız… Ya da karşıdakini “insan” olarak “görebilmek” için görme duyusunu kullanabilme yeteneğinden yoksun bir sürü insan var… Onur Ünlü belkide bunu eleştirmiştir bu filminde kim bilir…

  3. Bence görünmezlik kavramı fazlasıyla göreceli, benim için görünmez insanlar bir başkasının umut kaynağı olabilir. İnsanların fikirlerinize önem vermemesi ya da dikkat çekmiyor olmanız görünmez oldukları anlamına gelmiyor fakat etrafımda böyle düşünen bir çok insan var. Görünebilmek de size kalmış, sadece istersek görünebiliriz. Herkesin dikkat çekme tekniği farklı bazıları görselliğiyle bazıları zekasıyla bazıları da ikisine kullanır. fakat bunu gösteremediğiniz sürece – ki bence zeka ile gösterilmesi gerekir- ne şekilde olursa olsun insanlar için yok olacaksınız. Arkadaşlarınızla oturup çay içtiğinizde birisi yanınıza usulca gelip seni meşhur etmek istiyorum demeyecek. Kendi ışığımızı kendimiz yaratmalıyız. Fark edilmeyi beklemek değil fark ettirmek zorundayız, aksi halde “görünmez” oluruz.

Bir Cevap Yazın