Kategoriler
Uzay

29 Şubat’ta doğarsan ne olur?

Doğum günü 29 Şubat olanlar el kaldırsın! Mümkünse aşağıya bir de yorum bıraksın. Bi’şey deneyeceğim. Eğer bu kanala bugüne kadar abone olan herkes bu videoyu 29 Şubat 2020 tarihine kadar izlerse -ki düşük bir ihtimal-  ama yine de izler ve hatta yorum yaparsa -ki bu daha da düşük bir ihtimal- 2759 kişi doğum gününün 29 Şubat olduğunu yazacak. Nereden mi biliyorum? Çünkü istatistiksel olarak böyle bir günde doğma ihtimalleri 365’te bir değil 1461’de bir. 2759*1461 = abone sayım (4030899). Çünkü Şubat’ın 29’u her 365 günde bir değil dört yılda bir takvimlerimizde beliriyor. (365*4)+1=1461 İşte böylesine düşük ihtimalli bir günde doğunca ne oluyor? Bende enteresan bazı örnekler var ama eminim bugünde doğanlar, kendi ilginç hikayelerini de anlatacaklardır. Öncesinde neden böyle bir güne ihtiyaç duyulduğunu tekrar hatırlayalım.

Biliyorsunuz Dünya kendi ekseni etrafında her dönüşünde bir günü yaşıyoruz. Gündelik ritmimiz bunun üzerine kurulu. Dünya bu hareketini yaparken bir de Güneş’in etrafında dönüyor. Bunu da tam 365 günde yapmıyor, 365.242 günde yapıyor. Şimdi bir uzaylı arkadaşımızla anlaşsak ve her yıl uzayda dünyanın güneş etrafındaki aynı pozisyonunda buluşmaya karar versek… Bizim kullandığımız takvim ve saate göre 31 Aralık gece yarısı saat 12:00’de burada buluşalım desek… Bir sonraki yıl o uzaylı arkadaşımızı 5 saat 48 dakika 46 saniye beklemek zorunda kalırız. Çünkü güneşin etrafında bir tur atıp yine aynı pozisyona geldiğimizde saat 12:00 değil sabaha karşı 5:48 oluyor. Dünya güneşin çevresinde 365 günden biraz daha yavaş dönüyor. Yuvarlarsak 6 saat kadar, bir günün dörtte biri. O kadarcıktan bir şey olmaz diye düşünebiliriz. Hatta bana kalsa ben 1 yılı 360 gün ilan ederim. 360 derece gibi. Hem böylece her ay da tam 30 gün olur. Matematiksel olarak her şey harika!

Neden böyle bir şey yapmıyoruz? Çünkü bir kaç milyar yıl önce bir cisim Dünya’ya çarptı. Dünya eskiden dimdik dönerken o çarpmanın da etkisiyle bir afalladı. Dönme ekseniyle yörünge ekseni arasında bir açı oluştu. 14. Yüzyılda İbnü’l Şatir adlı bir gökbilimci bu açıyı 23,4 derece olarak hesapladı. Fakat Dünya artık nasıl afalladıysa 41000 yıllık bir döngüyle bu açı 22,1 ile 24,5 derece arasında değişiyor. Bu eğiklik yüzünden şu anda çoğunluğumuzun bulunduğu Kuzey yarımkürede kış mevsimi yaşanırken az da olsa bazılarınızın bulunduğu güney yarımkürede yaz mevsimi var. Yani ufacık gibi gözüken bir afallama bizim yıllık ritmimizi belirliyor. Eğer bir turdaki o 6 saatlik fazlalığı yuvarlayıp 1 yılı 365 gün kabul etsek ne olur biliyor musunuz? 31 Aralık 2750 tarihinde yeni yıla soğuk bir kış gününde değil Temmuz sıcaklarında gireriz. O yıl uzaylı arkadaşımızla aynı noktada buluşmak için 6 ay beklemek zorunda kalırız. Daha da önemlisi mevsimlere göre yapılan başta tarım olmak üzere pek çok alanda ritim bozulur. İşte biz insanların günlük ritmini belirleyen gece/gündüz ve yıllık ritmini belirleyen mevsimler arasındaki senkronizasyonu sağlamak zorunda olduğumuz için böyle bir yuvarlamayı yapamıyoruz. Onun yerine bu yaklaşık çeyrek günleri 4 yıl boyunca yok kabul edip biriktiriyoruz ve sonra da tam bir gün olarak takvimimize ekliyoruz. Bu işleme “enterkalasyon” ya da “embolizm” deniyor. Sembolizm değil embolizm. Evet, işte embolizm yüzünden bu yıl 365 değil 366 gün. 

“Artık yıl” adını verdiğimiz bu yılları hesaplamak çok kolay. O yıl olimpiyatlar varsa artık yıldayız demektir 🙂 Tabi bu yıl Coronavirüs endişesiyle olimpiyatların bile iptal edilebilme ihtimali olduğunu düşünürsek bizim için daha sağlıklı bir referans sistemi lazım. Matematik gibi. 4’e bölünebilen yıllar artık yıldır. Son iki hanesini bölebiliyorsanız zaten 4’e bölünebilir. 2020’deyiz. 20 dörde bölünebiliyor. O zaman artık yıldayız demektir. Dolayısıyla 29 Şubat’ta doğanlar doğum gününü kutlayabilir. Fakat 365 gün 6 saat bile aslında bir yuvarlama sonucu ulaştığımız değer. Gerçek değer neydi? 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye. İşte aradaki 11 dakika 14 saniyelik yuvarlama farkı bile mevsimlerin ritmini uzun vadede bozabiliyor. O yüzden artık yıl hesabında şu istisnai kurallar da kullanılıyor: 100’ün katı olan yıllardan sadece 400’e kalansız olarak bölünebilenler “artık yıl”dır. Örneğin 1600 ve 2000 yılları artık yıldır ama 1900 ve aramızdan bazılarının görebileceği 2100 yılı artık bir yıl değildir. Fakat bu hesap bile yeterince hassas olmadığı için 400’e kalansız bölünebildiği halde 4000’e kalansız olarak bölünebilen yıllar artık yıl kabul edilmez. Örneğin M.S. 4000 ve 8000 yılları 4’e ve 400’e bölünebildiği halde artık yıl olmayacak. Dikkat ederseniz hep dörtlerden gidiyoruz. Bunun dört mevsimle doğrudan alakası yok. Mevsimler kaymasın diye yapılan bir senkronizasyon sadece. Yani takvim yılının 4 yılda bir kulağını çekip ona bir  ayar veriyoruz. Diyoruz ki bu sene Şubat 29 gün olacak.

Peki o gün doğanlar ne yapacak? Dört yılda bir mi doğum gününü kutlayacak? Aranızdan 2759 kişi dışındaki herkes “oo takıldığın şeye bak” diye düşünüyor öyle değil mi? Ama 29 Şubat doğumlu 2759 kişi artı Süperman (ya da diğer adıyla Kal-El) için bu tarih çok önemli. Bir de Penzance Korsanları operasındaki Frederic için. Çünkü hikayeye göre korsanların yetiştirdiği bu kişi onlardan ayrılabilmek için 21. Yaş gününü beklemek zorundadır. Doğduktan 21 yıl sonra onlardan ayrılır ve hatta bir kıza aşık olur. Gel gör ki 29 Şubat doğumlu olduğu için korsanlar onu 5 yaşından biraz daha büyük olarak kabul ederler. 21. Yaş gününü doğduktan ancak 88 yıl sonra kutlayabilecektir. Bakın 21*4=84 bile değil 88 diyorum. Çünkü arada 1900 yılı var ve az önce anlattığım nedenlerden ötürü o yıl da “artık yıl” olarak kabul edilmiyor, dolayısıyla 29 Şubat 1900 diye bir tarih yok. 

Tabiki yaş günü ile yaşlanma günü farklı bir şey. Ama bu farklılık bazı bölgelerde yasal problemlere yol açabiliyor. Mesela 29 Şubat 2000 tarihinde Yeni Zelanda’da doğan biri 28 Şubat 2018’de ehliyet alabilirken aynı gün Hong Kong’da doğan başka biri 1 Mart 2018’de bu hakkı kazanıyor. İşte bu ve benzeri sebeplerden ötürü o gün doğmak kimilerine göre bir şans kimilerine göre de şanssızlık. Eğer yıllık sabit bir maaş alıyorsanız bu yıl fazladan bir gün çalışmış oluyorsunuz. Yıllık sabit bir kira ödüyorsanız bu yıl fazladan bir gün bedava oturuyorsunuz. 

Peki herşeyi anladık da Şubat’ın suçu ne? Neden diğer aylar 30 ya da 31 gün sürerken sadece Şubat 28 gün ve dört yılda bir 29 gün? Romalılar yüzünden. Şu an kullandığımız takvimin kökeni Romalılara dayanıyor ve M.Ö. 750 yılına kadar Romalılar biraz benim kafadaymış. “Ya bir yılda 10 ay yeter” diyorlarmış, düz hesap. Takvimleri Mart’ta başlayıp Aralık’ta bitiyormuş. Ocak ve Şubat yok. Yani var da kışın o günlerinde hiçbir şey yapmadıkları için günleri saymıyorlar. Kış isimsiz, kış koca bir boşlukmuş onlar için. Sonra bir kral gelmiş “ya yazık bu zamana onlara da Ocak ve Şubat adında iki güzel ay koyalım 28’er de gün verelim” demiş. Demiş de yüzyıllarca mevsim senkronunu bir türlü tutturamamışlar. Yılı bazen 354, bazen 355 gün yapmışlar, araya fazladan aylar ekleyip çıkarmışlar. En son Jül Sezar gelmiş. Bir yılı 365 gün yapacak şekilde ayları 30 ve 31’e tamamlamış. Bir tek Şubat’ı 28 bırakmış. 

İşte 29 Şubat’ta doğmak kökenleri ta Jül Sezar’a kadar uzanan çok enteresan istisnai bir durum. Ne demiştik? 1461’de 1 ihtimal. Peki size çok daha istisnai bir durum, bir kaç milyarda bir ihtimal örneği vereyim mi? Heidi Henriksen ile tanışın. 29 Şubat 1960’da doğmuş. Tam dört yıl sonra 29 Şubat 1964’de kardeşi Olav dünyaya gelmiş. Tam dört yıl sonra 29 Şubat 1968’de diğer kardeşi Leif-Martin onlara katılmış. Ardışık olarak üç artık yılda doğan bu üç kardeş bu yıl 29 Şubat’ta 14, 13 ve 12. yaş günlerini kutluyorlar. Bir aileden bir kişinin 29 Şubat’ta doğma ihtimali 1461’de birken üç kişinin birden doğma ihtimali 3.11 milyarda bir. Dünyanın nüfusu 7.8 milyar olduğuna göre şu anda istatistiksel olarak bu durumda bir başka aile daha olması gerekiyor. Ve böyle bir aile gerçekten de var. Az önce gösterdiğim Olav’la aynı gün 29 Şubat 1964’de doğan Eric’le tanışın şimdi de. Babası Peter 29 Şubat 1940 doğumlu ve kızı Bethany 29 Şubat 1996’da dünyaya gelmiş. Yalnız önemli bir ayrıntı var. Doğal doğum değil, Sezaryen. Yani şanslarını biraz zorlamışlar 🙂 Milattan önce 45 yılında Jül Sezar’ın Şubat’a eklediği günden binlerce yıl sonra “sezaryen doğumla” aynı aileden aynı tarihte doğan üçüncü nesil olmak. 29 Şubat’ta doğarak oluşturulabilecek en ilginç durum bu olsa gerek!

“29 Şubat’ta doğarsan ne olur?” için 5 yanıt

artık yılların bu boyutta sonuç yarattığını derli toplu anlattınız sagolun. Kosovadan selamlar. ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir