Kategoriler
Eğitim

Beyin nasıl çalışır? – Yaz Okulu 2

İnsan beynini pek çok şeye benzetirler. Ben daha çok ormana benzetiyorum. Neden acaba 🙂 Öğrenmeyi öğrendiğimiz yaz okulunun ilk bölümünde size bildiklerinizi unutun demiştim. 2. Bölümde beynimizi tanıyacağız. Bunun için önce ormanda yolumuzu bulmamız lazım.

İlk kez gittiğiniz bir yerde dolaşırken, beyninizdeki hücreler kendi aralarında haberleşerek o bölgenin bir haritasını oluşturur. Masaldaki Hansel ve Gretel ormanda kaybolmamak için ekmek kırıntıları bırakıyordu ya. İşte beynimizin içinde bu ekmek kırıntılarını biz hep bırakıyoruz.

Şimdi bulunduğum yerden göle gitmenin bir yolunu arayacağım. Ağaçtan ağaca ilerleyerek denemeler yapmam lazım. Bazı denemelerim başarısız olacak ama en azından beynimdeki haritanın tamamlanmasına yarayacak.

Aynı şeyi bilim insanları fareler üzerinde de deniyor. Onların ilk kez bırakıldıkları bir ortamda nasıl davrandıkları inceleniyor. Farenin beyin hücreleri sinyal gönderdikçe ekranda beyaz bir nokta oluşuyor. Bir süre sonra bu noktalar bir desene dönüşüyor. Beynin çalışması açısından fareler ve insanlar arasında epeyce bir benzerlik var.

Nihayet göle ulaştım. Buraya gelene kadar izlediğim yolu öğrenebilmek için beynim küçük ekmek kırıntıları bıraktı. İşte yeni bir bilgiyi tam da böyle öğreniyoruz. Fakat problem şu: bir şeyi ilk kez öğrendiğimizde beynimizdeki ekmek kırıntılarıyla oluşturduğumuz o desen çabucak kaybolabilir. Malum, kuşlar ekmek kırıntılarını yemeyi çok sever 🙂 Dolayısıyla bıraktığımız izler silinebilir. Çünkü ekmek kırıntılarıyla desen oluşturmak bilgiyi kısa süreli hafızaya almak gibidir. Birisiyle konuşurken bir isim ya da telefon söylediğinde geçici olarak ezberleriz ve sonra da unuturuz ya… İşte öyle. Eğer göle ulaşmak için takip ettiğim bu yolu daha iyi öğrenebilmek istiyorsam, bir kaç kez daha gidip gelmem, yani öğrendiklerimi tekrar etmem gerekiyor. Bunu yaparsam yeni öğrendiğim bilgiye ait desen kalıcı hale geliyor. Ormanda aynı yoldan gide gele bir patika oluşturmak gibi. İşte bu tür patikalarla, yollarla bilgi desenleri oluşturarak öğrendiklerimizi uzun süreli hafızamıza yerleştiriyoruz.

Dolayısıyla yeni bir konuyu öğrenirken, ya da bir sınava çalışırken bir kez ve yoğun bir çalışma yaparsanız, o bilgiler kısa süreli hafızanıza yerleşir ve sonra da uçup gider. Küçük kuşlar gelip bıraktığınız kırıntıları yer.

Şimdi bir yardımcı kaynak önerme zamanı. “A Mind for Numbers” kitabının yazarı Barbara Oakley’le ilgili bir kaynak bu. Aslında bu kitabı da önerebilirim ama sadece İngilizce’si var maalesef. Kitabın yazarı Barbara Oakley, önsözünde matematik ve bilimden nefret ederek büyüdüğünü söylüyor. Sonra bu konularla ilgili yaklaşımının yanlış olduğunu fark ediyor. 26 yaşından sonra trigonometriyle matematiğe giriş yapıyor ve özellikle doğru tekrarlama tekniklerini kullanarak bu kez başarılı olmaya başlıyor. Kendisi şu anda mühendislik alanında ABD’in prestijli üniversitelerinde ders veren bir profesör. 26 yaşında matematiğe başlayan birisi için büyük başarı. İşte size tavsiye edeceğim yardımcı kaynak da onun bu tecrübelerine dayalı olarak hazırladığı ücretsiz bir kurs. Bu kurs da İngilizce ama videoların altında Türkçe altyazı seçeneği var.

Dr. Oakley şöyle bir örnek veriyor. Her şeyi bir seferde ve çok yoğunlaşarak öğrenmeye çalışmak, üst üste tuğla taşları dizmeye benzer. Bilgi duvarınız en ufak bir sarsıntıda yerle bir olur. Oysa bu taşları adım adım dizip sonra biraz dinlenip taşların arasındaki sıvanın kurumasını beklerseniz o zaman çok sağlam bir duvar örmüş olursunuz. Yani sıkı çalışmak kadar ara vermek de önemli.

Bu konuyla ilgili önereceğim ikinci yardımcı kaynak daha önce videosunu yayınladığım “Tek mi? Çift mi? Zaman yönetimi.” Bu benim üniversite yıllarında kendi geliştirdiğim bir çalışma tekniği. Beyninizin yoğun ve dağınık modlar arasında geçiş yapmasını sağlıyorsunuz. Dileyenler buna benzeyen Pomodoro tekniğini de kullanabilirler.

Önemli olan beyninizi dinlendirirken kafanızda az önce bahsettiğim yolları oluşturmasına imkan vermek. Tek seferde öğrenmeye çalışmak yerine, bu aralardan sonra tekrarlar yaparak ilerlemek daha doğru bir yaklaşım. Böylece bir kaç kez aynı konuyu okur ya da çalışırsanız, beyninizde bilgilerden kalıcı patikalar, desenler oluşturursunuz.

Tekrar etmek önemli. Fakat bunun da bir tekniği var. Haftanın her günü aynı şeyi tekrar etmek o kadar da etkili değil. Onun yerine “aralıklı tekrar tekniği”ni kullanmalısınız. Diyelim ki Pazartesi bir konuyu öğrendiniz ve Salı günü de tekrar ettiniz. Çarşamba’yı atlayıp Perşembe bir tekrar daha yapın. Sonra Cuma ve Cumartesi’yi atlayıp Pazar günü bir tekrar daha yapın. Araştırmalara göre bu şekilde aralıklı tekrarlar çok daha etkili. Gördüğünüz gibi her zaman çok çalışmak gerekmiyor.

Beyni bir ormana benzetmiştim ya. Gerçekten de öyle. Şu etraftaki ağaçların birer nöron yani sinir hücresi olduğunu varsayalım. Eğer ağaçlara toprağın altından bakabilseydik gerçekten de beynimizdeki hücrelere benzediklerini fark ederdik. Ağacın gövdesi hücrenin çekirdeği gibi. Kökleri de sinapslara benziyor. Hücrelerimiz bu sinapslar yardımıyla haberleşiyor. Biz yeni bir şey öğrenirken aslında bol bol nöronlar arasında bağlantılar kuruyoruz. Yani ağaçların arasında yürüyerek patikalar oluşturuyoruz. Ne kadar çok bağlantı kurarsak o kadar çok öğreniyoruz. Hepimizin kafasında bu ağaçlardan 100 milyar tane var

“İnsanlarda 100 milyar sinir hücresi vardır. Bunların sadece %15’i etkin durumdadır.”

Kafamızdaki ormanda yer alan her bir ağacın köklerinde binlerce uzantı var. Toplamda 100 trilyon civarında birbiriyle bağlantı kurmaya hazır dalları taşıyoruz her birimiz kafamızda. Yani bir Amazon ormanı var kafamızda 🙂 Tüm bu dalların birbiriyle kurabileceği bağlantıları bir düşünsenize…

İnsan vücudunda yıldızlardan ve galaksilerden daha fazla bağlantı bulunur. Devasa bir bilgi ağına sahibiz. Ama neredeyse hiç erişimimiz yoktur.”

Kafamızdaki Amazon ormanının büyük çoğunluğuna balta girmemiş. Henüz keşfedilmemiş. İşte o ormanın içinde bilgi yapılarını kurmak, bizim elimizde. Onun içinde patikalar ve yollar açmak. Ağaçların arasında bilgi desenleri oluşturmak.

Orman ve beyin arasında ilginç bir benzerlik daha var. Tıpkı ağaçlar gibi nöronların da suya ihtiyacı var. Doktorlar bol bol su içmeyi tavsiye ediyor ya, öğrenirken yani hücreler arası bağlantılar kurarken de bol bol suya ihtiyaç var. Eğer yeterli su içmezseniz bu strese sebep olur ve kan basıncınızı yükseltir. Oysa beynin daha iyi öğrenebilmesi için rahatlaması gerekiyor. Hatta en rahat olduğumuz uykumuzda bile öğrenmeye devam ediyoruz. Beynimiz o sırada metabolik toksinleri temizliyor. O gün öğrendiğimiz önemli bilgileri düzenlerken bir yandan da önemsiz olanları siliyor. Yedikleriniz de çok önemli. Çünkü beyninizin enerjiye ihtiyacı var. Nasıl olmasın ki? 25 Wattlık bir ampulü yakacak kadar çok elektrik enerjisi üretiyoruz. Aklımıza gelen parlak fikirlerin neden ampul sembolüyle gösterildiğini anladınız mı? Bu enerjiyi ancak dengeli beslenerek yani yeterli miktarda protein, karbonhidrat, sebze ve meyve yiyerek elde edebiliriz. Dengesiz beslenirseniz ne olur? Mesela çok miktarda şekerli yiyecekler tüketirseniz? Beyniniz yoğun modda çalışamaz hale gelir. Konsantre olamazsınız. Okuduğunuzu anlayamazsınız. Şekerli şeyleri çok tüketirseniz beyniniz Sünger Bop’un beynine dönüşür.

Bir yerde uzun süre oturmak da aynı etkiye sebep olur. O yüzden çalışırken verdiğiniz aralarda kalkıp yürüyüş ya da spor yapmanın öğrenmeye de pozitif katkısı olur. Daha derin nefes ve dolayısıyla oksijen almaya başlarsınız. Nöronlardaki o kıvılcımı ateşleyebilmek için oksijene ihtiyacınız var.

“Beynin en etkileyici yönlerinden biri, önüne gelen neredeyse bütün işleri öğrenme esnekliğine sahip oluşudur.” Bunu size önereceğim üçüncü yardımcı kaynağın yazarı David Eagleman söylüyor. “Incognito – Beynin Gizli Hayatı” adlı kitabında beynin işleyişini anlatıyor.

Iron Man’in bir bölümünde de vardı beynin işleyişi. Onun bir hologramı yapılıyordu. Vücudumuzdaki her şeyin onunla bir ilgisi olduğu gösteriliyordu. Beynimizin içine bir kez girmeye başladık mı biz de fark edeceğiz ki onun kapasitesi, geliştirilmek üzere tasarlanmış.

Onu geliştirebilmek için bir yerlerden başlamanız lazım. İster önerdiğim kitaptan, ister geçmişte konuyla ilgili yaptığım diğer videolardan ya da isterseniz başta bahsettiğim kurstan başlayın. Ama yeter ki başlayın. Çünkü beynimizle ilgili bir başka ilginç konu da bu bir türlü başlayamama meselesi. Başlayamadıkça endişe ve stresimiz artıyor ve bunlar arttıkça beynimiz kendini başka işlerle meşgul ediyor. Peki ya çözüm? Hiç düşünmeden başlamak. Soğuk bir gölün buz gibi sularına kendinizi birdenbire bırakmak gibi… Hiç düşünmeden başlamak.

Hiç düşünmemenizi kolaylaştıracak son bir öneri. “Orman banyosu” yapın. Japonlar buna Shinrin-Yoku diyor. Hani geçen bölümde önerdiğim Captain Fantastic ve çocuklarının yaptığı gibi. Sadece bir ormana gidin, yavaşça yürüyün ve ağaçların arasında oturup hiçbir şey yapmadan öylece durun. Sadece nefes alın. Iron Man’daki holograma sahip olmayabilirsiniz. Ama beyninizin içine girmenin en kolay yolu bu. Geçen bölümde ormanda kurduğunuz o akademiniz, aslında sizin kendi beyniniz.

“Beyin nasıl çalışır? – Yaz Okulu 2” için 5 yanıt

Youtube’dan görme ihtimaliniz düşük diye buradan yazıyorum.

Videoda kullandığınız belgeselle alakalı olarak bir yanlışı düzelteyim.
“Evrendeki yıldız sayısı, beynimizdeki sinaps sayısından ortalama bir tahminle 700.000.000 (700 milyon) kat daha fazladır. Evrendeki atom sayısı, en tutucu tahminle beyindeki sinaps sayısından 1.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 (1066 kat) fazladır.”
Kaynak: https://evrimagaci.org/beynimizdeki-sinaps-sayisi-evrendeki-yildiz-sayisindan-cok-mudur-3508

Bizim açımızdan çok Harika bir konuya değinmişsiniz. Eğitici içerikler hazırlayarak bizleri çok mutlu ettiğinizden emin olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir