Kategoriler
Teknoloji

Denizler altında 468 kablo, internetin %99’u

İnternet deyince genelde “bulut”lar akla gelir. Birisine e-posta göndermek için internet tabanlı “bulut bilişim hizmetleri”ni kullanırız. Ya da bir web sitemiz varsa bunu evimizdeki bilgisayarda değil de bu hizmeti veren uzak bir sunucuda barındırırız. İşte o uzaktaki sunucunun yeri bizim bulunduğumuz yer olmadığı için soyut bir kavram olan “bulut”tadır deriz. İşin ironik tarafıysa şu: bir e-posta gönderdiğimizde ya da bir web sitesine girdiğimizde diğerleriyle aramızdaki iletişim yukarılarda değil aşağılarda gerçekleşir. Şu anda izlemekte olduğunuz bu video da dahil olmak üzere 2020 yılı başı itibariyle internetteki tüm uluslararası iletişimin %99’u denizlerin altına döşenmiş 468 tane kablo hattıyla sağlanıyor. Hepsi bu! 468 tane kablo. Tabi bunların bazılarının uzunlukları sadece 131 kilometre, bazılarının uzunluklarıysa 20.000 km. Yine de o kablolardan birini kesseniz koskoca bir kıtanın interneti gidebilir.

Nitekim 2018’de böyle bir olay oldu. Fransa’dan başlayıp ta Güney Afrika’ya kadar ulaşan yaklaşık 17.000 km uzunluğunda bir kablo var. Bu kablo Avrupa ve Afrika’nın batı sahillerindeki 22 ülkeyi birbirine ve internete bağlıyor. Trol avcılığı yapan bir balıkçı teknesi sağolsun kabloyu yanlışlıkla koparınca 10 ülkenin interneti kesilmiş. Adamlar “internet trollüğü” kavramına yeni bir bakış açısı kazandırmışlar resmen!

Kablolarla ilgili tek problemli olay bu değil. Nasıl olsun ki? Toplamda 1.2 milyon km uzunluğundaki kablolardan bahsediyoruz. Her yıl 200 civarında irili ufaklı problemle karşılaşılıyor. Bazen kablonun üstüne gemiler yanlışlıkla demir atıyor, bazen de depremler ya da su altı volkan patlamaları nedeniyle bu kablolar hasar görebiliyor. 2007’de deniz korsanları Tayland, Vietnam ve Hong Kong’u bağlayan bir kablonun 11 kilometrelik kısmını çalıp 100 tonluk hurda olarak satmışlar. Adamlar “internet korsanlığı” kavramına yeni bir bakış açısı kazandırmışlar resmen!

Bir de köpekbalıkları acıkınca internet kablosunun tadına bakmak isteyebiliyor. Bu görüntüler başka bir olaya ait ama köpekbalıklarının kabloları yemek isteyebileceği ilk kez Kanarya Adaları açıklarında keşfedildi. Denizler altındaki iletişim ağlarını inceleyen şu kitaba göre 1985’te o bölgede kablo döşeyen mühendisler bir süre sonra sinyal güçlendiriciye giden elektrik kablosunda bir kısa devre olduğunu fark ettiler. Bunun nasıl suyla temas ettiğini anlamak için inceleme yaptıklarında kablonun üstünde köpek balığı dişi bularak şaşkına döndüler. Karalardaki kablolara sincap gibi kemirgenlerin dadandığı biliniyordu ama köpekbalıklarının kablolarla bir alıp veremediği yoktu. Deniz biyologları daha da şaşkına döndü, çünkü o güne kadar köpekbalıklarının suyun 1 km derinliğine inebileceği bilinmiyordu. Biyologların su tanklarında yaptıkları testler sonucunda kabloların değil, içinden geçen akım nedeniyle oluşan elektrik alanının onları çektiği, kendi avlarını bulma konusunda bu tür alanlardan etkilendikleri ortaya çıktı. Kablocular da bu alanı yok edebilmek ve kablolarını koruyabilmek için yalıtım malzemelerini tekrar gözden geçirmek zorunda kaldılar. 

İnternet kablosu deyince bizim aklımıza evlerimizde kullandığımız en fazla bir parmak kalınlığındaki kablolar geliyor. Bu bir ethernet kablosu. Veriyi elektrikle iletiyor. Ucuz bir yöntem ama bu tür kablolarda sinyal kaybı çok olduğu için uzun mesafelerde tercih edilmiyor. Bir de kablosuz internet var. Bu yöntemde veriler radyo dalgalarıyla iletiliyor. 

Peki çok büyük miktarda veriyi, binlerce kilometre boyunca sinyal kaybı yaşamadan ve en önemlisi çok hızlı göndermek için ne yapılabilir? Bakın çok hızlı diyorum. Elektrikten daha hızlı giden şey nedir? Işık tabiki. Verileri ışık hızında taşıyabilmek için onları ışıkla taşımak gerekiyor ve bunun için de fiberoptik kablolar kullanılıyor. Evlerde özellikle müzik sistemlerini bağlamak için bu tür kablolar olabiliyor. Eğer sizde de varsa bir ucunu bağlayıp diğer ucundan gelen kırmızı lazer ışığı görebilirsiniz. Çünkü bu kabloların içinde bildiğiniz cam var. O camın içine ışığı belli bir açıyla gönderince yansıyarak ilerliyor. Aynı kablonun içine farklı açılarda ışık göndererek aynı anda farklı veriler taşınabiliyor. Yüzlerce terabitlik bilgi. Bir başka deyişle şu anda izlemekte olduğunuz bu video gibi milyonlarca video aynı anda iletilebiliyor. Üstelik bu optik fiberlerin kalınlığı insan saç teli kadar. Tabi bunları çıplak haliyle okyanusun altına döşeyemezsiniz, bırakın köpekbalıklarını hamsiler bile bunları afiyetle yer. (Tabi siz şimdi diyeceksiniz ki okyanusta hamsi yaşar mı? Yaşar tabi Avustralya hamsisi var, Büyük Okyanus’ta yaşayan, Arjantin hamsisi var Atlas okyanusunda). Neyse, işte bu saç teli inceliğindeki kabloların başına bir şey gelmesin diye etrafı jel, plastik, çelik, bakır, polikarbonat, aluminyum, polietilen gibi farklı malzemelerden oluşan 7 ayrı katmanla sarmalanıyor

Kablolar bu şekilde üretildikten sonra çok uzun oldukları için büyük makaralara sarılıyor. Çok büyük makaralara. Bu makaralar da yaklaşık bir ayda onları denizlerin altına döşeyecek olan gemilere yükleniyor. Çünkü bunlar gerçekten de okyanus tabanına indiriliyor. Eğer taban yumuşaksa kablo bazı noktalarda binlerce metre suyun altındaki zemine gömülüyor. Eğer taban sertse dibe bırakılıyor. Tabi burada onun ne kadar gergin olması gerektiğiyle ilgili çok dikkatli hesaplamalar yapmak gerekiyor. Ayrıca bazı yerlerde mercan resifleri ya da gemi batıkları olduğundan oralarda kablonun dolanmaması için aylar öncesinden planlamalar yapılıyor. 

Her gün kullandığımız internet için böylesine zahmetli işlerin yapıldığını öğrenmek insanı gerçekten şaşırtıyor. Bu çalışmalar sayesinde videonun başında verdiğim köpekbalığı örneğinde olduğu gibi yeni keşifler de yapılabiliyor. Birazdan bu sayede yapılan çok önemli bir coğrafi keşiften söz edeceğim. Peki tüm bu zahmetlere, bu maliyetlere niye katlanılıyor? Çünkü internette var olmak büyük şirketlerden küçük kişisel girişimcilere kadar herkese avantajlar sağlıyor.

—–

Eğer siz de bir girişimci ya da küçük işletme sahibiyseniz bu videonun sponsorunun düzenlediği ücretsiz eğitime katılmak isteyebilirsiniz. Dünyanın dört bir yanındaki girişimcilerin online dünyada başarılı olması için gerekli araç ve yardımı sunan GoDaddy, Habitat Derneği iş birliğiyle Türkiye’nin 13 ilinde “Dijital Ben” adı verilen eğitimler düzenliyor. 1 gün süren bu eğitimler, online varlığın tanımıyla başlıyor ve profesyonel e-posta adresinin önemi, bir web sitesini planlama, kurma ve güvenliğini sağlama gibi konulara odaklanıyor. Eğitimde ayrıca “GoDaddy Hazır Web Sitesi” ile web sitesi kurmak üzerine yapılan bir uygulamayla katılımcılar kendi sitelerini oluşturabiliyor. Türkiye’nin dijital dönüşümüne katkı sağlayan bu ücretsiz ve Türkçe eğitimlere katılmak istiyorsanız videonun altındaki linke tıklayarak kayıt yaptırabilirsiniz. 

—–

İnternetin %99’unu taşıyan bu kablo ağında bir şey dikkatinizi çekti mi? Haritada bu kabloların en yoğun olduğu yerlerden biri Atlantik Okyanusu. Peki o okyanusun tabanında ne var? Kuzey Kutbu’ndan başlayıp Güney yarımküredeki Bouvet Adası’na kadar uzanan sıradağlar. Evet Atlas Okyanusu’nun ortasında suyun altında tüm taban boyunca uzanan dağlar var. Hatta bunların bazılarının yüksek bölümleri yer yer su yüzeyine çıkarak okyanusta adalar oluşturuyor. İzlanda bu adalardan biri. 

Bütün bu coğrafi bilgileri şimdilerde gayet iyi biliyoruz. Hatta okyanusun altına kablo döşerken bu bilgileri kullanarak ne kadar kabloya ihtiyaç duyulacağı ve bunların farklı yüksekliklerdeki deniz altı dağlarının üzerinden nasıl geçirileceği hep bunlara göre hesaplanıyor. Bunları biliyoruz çünkü okyanusun altında uzanan bu sıradağlar 1872 yılında yine bir transatlantik kablo döşeme girişimi sırasında keşfedildi. Ta o zamanlar bile bu çok zorlu iş yapılabiliyormuş.

Suların altına kablo döşeme fikrini ilk kez uygulamaya geçiren kişiyi mutlaka duymuşsunuzdur. Samuel Morse. Hani telgraflarda kullanılan Mors alfabesine ismini veren kişi. İlk kez 1842’de New York’da denizin altına 3 km uzunluğunda bir kablo döşeyerek telgraf mesajının güvenli bir şekilde iletilebileceğini test etmiş. Bundan sadece 16 yıl sonra da binlerce kilometre uzunluğundaki ilk kablo Avrupa’yla Amerika kıtalarını birleştirmiş. 1858’de Atlantik okyanusunu aşan ilk telgraf mesajı Amerika’ya ulaşmış. Mesajın gönderilmesi 17 saat 40 dakikada gerçekleşmiş çünkü bir kelimenin bile yazılıp ulaştırılması birkaç dakika sürüyormuş. Günümüzde saç telinden bile ince kablolardan her saniye trilyonlarca kelimelik bilgi gönderilebiliyor. Örneğin 2018’de döşenen son kablolardan biri olan 6605 km uzunluğundaki MAREA kablosundan saniyede 208 Terabit bilgi taşınabiliyor

Ama şunu da unutmamak lazım. O ilk kablo döşenmeden önce herhangi bir bilginin Avrupa’dan Amerika’ya ulaşması rüzgarların ve gemilerin hızına bağlı olarak bir ay sürüyordu. O mesaja cevap vermek için bir ay daha. 163 yıl önce insanlar en fazla bu hızda haberleşebiliyordu. İnsanlığın iletişimi hızlandırma çabaları, sadece iki insan ömrü süresinde suların altına milyonlarca kilometre uzunluğunda kablolar döşetti, o kablolar döşenirken okyanusların altında dünyanın yarısını saracak uzunlukta sıradağlar keşfedildi, denizin binlerce metre derinliklerindeki yaşam hakkında bilgi sahibi olundu ve nihayet telgraf kabloları fiberoptik internet kablolarına dönüştü. 

Sırada ne var? İnterneti dünya yörüngesindeki uydulara taşımak mı? Eğer bu uyduların hızı bir gün kabloların hızını geçerse işte o gün gerçek anlamda bulutlardaki internetten bahsedebileceğiz. O zamana kadar aklınızda olsun. Girdiğiniz web siteleri ya da gönderilen e-postalar ya da izlediğiniz buna benzer videoalar bulutlardan değil aşağılardan, okyanusların binlerce metre derinliklerinden geliyor. 

“Denizler altında 468 kablo, internetin %99’u” için 5 yanıt

Sevgili Baris,
Videolarinin neredeyse hepsini buyuk bir keyifle seyrettik. Ellerine, emegine saglik; daha da onemlisi beynine saglik! Sayende su zevzeklerle dolu youtube dunyasinda biraz isik bulduk. Hergun bakiyorum yeni birsey var mi, daha once yayinladigin ama benim kacirdigim ilginc bir icerik var mi diye… Iyi ki varsin, sakin bizi yalniz ve isiksiz birakma!
Internet konusundaki yazinin sonunda kisaca degindigin uydu internet konusunda biraz daha bilgi edinebildin mi? Elon Musk denemesini yapiyor diye biliyorum ama ozellikle Turkiye’den bu konuda girisim var mi? Ticari olarak ne zaman sunulabilecegi konusunda bir ongoru ya da bilgi iceren yazi gecti mi eline? Uydu internet nasil calisir, datayi nasil iletiyor, uydu dunyanin oteki tarafina gectiginde iletisimi nasil sagliyor, uydu internetle kablo internet birbiriyle nasil iletisim kuruyor, yani nasil oluyor da oluyor? Bizi biraz aydinlatabilir misin? Bu videonun devaminda, bir de uydu internet videosu yapabilir misin?
Cok tesekkurler,
Sevgi ve saygilarimla.

Bu yeni gelişmeler inovatif çalışkan ve insanlığa faydalı işler yapmak isteyen gençlerin elinden çıkacaktir bu kişiler de biz olabiliriz tabi sıkılmadan usanmadan çalışarak kitap okuyarak ve bizi zihinsel ve bedensel açidan tüketen bazı illetleri birakarak mesela telefon televizyon vs bunlat insanlarin kafalarini kaldirip etraflarina bakmalarina ve cokca kitap oyuyup zihinsel manada gelişmelerini onlemekte .. Tabi gelecegin basarili insanlari bunu bilerek kendisini bunlardan koruyabilendir bence haksızmıyım ?

Merhaba barış özcan
Seni büyük bir keyifle izliyorum.
Ve bu bilgiyi öğrenmem bana bazı gerçekleri gösterdi
Teşekkürler.
Not- İssim vermedim. Çünkü internet’e güvenmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.