Kategoriler
Teknoloji

Gerçek Iron Man 

“Uçan böcekler olmadan çiçekli bitkiler olmazdı.”

Tarih: 1 Eylül 2020. Yer: Los Angeles semaları.
Ses: Havalimanı kulesiyle American Airlines uçağının pilotu arasında geçen konuşma kaydı.

  • Kule. American 1997. Az önce sırtında jetpack olan bir adamın yanından geçtik.
  • American 1997, tamam, teşekkürler. Sağınızda mıydı, solunuzda mı?
  • Sol tarafımızdaydı. Eee, belki eee… Yaklaşık 300 metre uzağımızda. Bizimle aynı yükseklikte…

Bu konuşmalar 1 Eylül 2020’de Los Angeles Havalimanı’na iniş yapmaya çalışan bir pilotla kontrol kulesi arasında kaydedildi. Sizin de duyduğunuz gibi pilot Jetpack’li bir adamı rapor etti. Bizimle aynı yükseklikte derken yerden 900 metre yukarıda olduğunu kastediyor. Sırtında Jetpack’li bir adam! Yerden 900 metre yukarıda. 10 dakika sonra Çin’den gelen başka bir uçağın pilotu da aynı kişiyi görerek kuleye bildirdi. Sırtında jetpack’le uçan bu kişinin kim olduğu henüz tespit edilemedi. FBI konuyu araştırmaya devam ediyor. 

Hani bir film kahramanı olmasa Tony Stark’tan şüpheleneceğim. Kendisini Iron Man olarak tanıyıp sevdiğimiz bu karakterin yaşadığı yer Los Angeles Havalimanı’na oldukça yakın. Gerçi Iron Man’in 3. filminde yapılan bir saldırıda bu malikâne epeyce bir hasar almıştı ve aynı hikayede Demir Adam kendisini havalandıran bu “havalı” zırhını da bizzat kendi elleriyle yok etmişti.

Dolayısıyla pilotların gördüğü bu kişi bir çizgi-roman ve film karakteri olan Iron Man olamaz. İmkanı yok 🙂 Peki gerçek hayatta gerçek bir Iron Man olabilir mi? Bazıları (Elon Musk) sık sık Tony Stark’a benzetiliyor. Üstelik onun da yaşadığı ve çalıştığı yer Los Angeles Havalimanı’na oldukça yakın. Ama her şeyi de o yapmasın canım. Dünyada buna benzer uçan kıyafetler, araçlar tasarlayarak denemeler yapan hiç de azımsanmayacak sayıda kişi var.

İnsanların gözü önünde yapılan ilk başarılı deneme ta 1961 yılında gerçekleştirildi. Meşhur Bell laboratuvarında tasarlanan bu giysiye roket kemeri adı verilmişti. Hidrojen peroksitle çalışan motoru son derece gürültülüydü. Üretilmesi çok pahalıydı. Uçurulması çok zordu. En fazla 30 saniye havada kalabiliyordu. Aradan 60 yıl geçti ve pek fazla bir şey değişmedi. Ya da değişen tasarımcılara ilham veren çizgi-roman kahramanı oldu diyelim. 

O zamanlar bu tasarımcılara ilham veren karakter Buck Rogers’tı. Bu gördüğünüz kişi 60’lı yıllarda 14 farklı tipteki prototiple 1000’den fazla uçuş gerçekleştirmiş. Hemen her teknolojide olduğu gibi bunda da önce askeri alanda nasıl kullanılabilir diye düşünülmüş. 15-20 yıl boyunca denemeler yapılmış ama belli ki bunlar pek de bir işe yaramamış. Şunu unutmamak lazım: bir teknolojiyi icat etmekten çok onu kullanılabilir hale getirmek daha önemli.

Yaygın hale getirilemezse onu kullananlar bizim gözümüzde bir süper kahramana dönüşüyor.  Bunun tipik bir örneğini vereyim size. James Bond filmlerinin vazgeçilmez parçası onun kullandığı teknolojik aletlerdir. Serinin 60’lı 70’li yıllarda çekilen filmlerinde beni en çok etkileyen aletlerden biri minik fotoğraf makineleriydi. Normalde şu büyüklükteki makinelerin olduğu bir dönemde o cebindeki minicik bir cihazla belgelerin fotoğraflarını çekerdi. Ben de “ah o alet bende olsa kütüphaneye gidip kitapların ilgimi çeken sayfalarının fotoğraflarını çekip ne arşiv yapardım” diye düşünür ama kendim bile buna inanmazdım. Çünkü o filmleri izlerken bir gün dünyadaki insanların yarısından fazlasının bundan çok daha gelişmiş bir cihazı ceplerinde hatta bileklerinde taşıyabileceğini hayal bile edemezdik. Bakın aynı dönemde aynı James Bond cebine minik fotoğraf makinesini koyduktan sonra balkondan kaçmak için jetpack kullanıyordu. Tabi aslında onu kullanan Sean Connery değil, az önce sözünü ettiğim 1000’den fazla uçuş gerçekleştiren Bill Suitor. Ama konuyu anladık sanırım: parlak bir fikir bulmak yetmiyor. Onu uygulanabilir hale getirmek için çok çalışmak gerekiyor. Bazen çok çalışmak da yetmiyor. Sonuçta az önce de söylediğim gibi jetpack konusunda, neredeyse sınırsız imkanlara sahip askeri güçler 15-20 yıl boyunca çalışmışlar. Bir şey elde edilemeyince bu teknoloji olimpiyatların açılışında kullanılan bir gösteriye dönüşmekten başka bir kullanım alanı bulamamış kendisine… Bir de Michael Jackson bir ara konserlerinin sonunda bunu kullanarak sahneden ayrılıyordu…

Ne acı değil mi? İnsanlık olarak en büyük teknolojik sıçramaları yapabilmek için önce birbirimizi nasıl daha rahat yok edebiliriz diye düşünüyoruz. O ihtimaller tükenince de bunu bir eğlence aracına dönüştürüyoruz. Peki bu iki ucun bir arası olamaz mı? Jetpack insanlara yardım etmek için kullanılamaz mı?

Bu görüntüler 29 Eylül 2020’de İngiltere’nin kuzeyindeki dağlık bir bölgede kaydedilmiş. 10 yaşındaki bir kız yamaçtan yuvarlanıp bacağını incitmiş. Annesinin gönderdiği yardım çağrısına yeni nesil bir ambulans cevap veriyor. Yeni nesil bir ambulans çünkü içinde gerçek bir Iron Man var. Kaskını takıp sırtına jetpack türü bir çanta yerleştiriyor. Ancak bu kez motorları sırtında değil kollarında taşıyor. Bir kaç saniye içinde yerden havalanıyor ve büyük bir hızla kazanın gerçekleştiği olay yerine doğru yola koyuluyor. Kollarını belli bir açıya getirince roketlerin itiş gücü yardımıyla yönünü değiştirebiliyor. Normalde bu dağlık alandaki patika yollardan en hızlı yöntemlerle bile yarım saatte gidilebilecek bir mesafeyi o 90 saniye içerisinde kat etmeyi başarıyor. Olay yerine vardığında ilk müdahaleyi yapıyor ve “helikopter ambulans” gelene kadar tıbbi yardımı sağlamaya devam ediyor. Jetpack’lerin kullanımı konusunda gerçekleştirilen bu tatbikat benim şimdiye kadar gördüğüm en anlamlı kullanım şekillerinden biri oldu. Yer ekiplerinin ulaşamayacağı bir noktaya, hava ekiplerinden çok daha hızlı ulaşıp durum ve ihtiyaç tespiti yapmak ve ambulans gelene kadar ilk yardımı gerçekleştirmek.

Bu fikri eski ama uygulaması yeni teknoloji 5 yıldan beri geliştirilmeye devam ediyor. Tasarladıkları özel kıyafetin motorları yaklaşık 1000 beygir gücünde. Onları önce bacaklara yerleştirmeyi denemişler. Sonuçta bizler doğduktan sonra bacaklarımızın üzerinde doğrulup yürümeye çalışıyoruz ve düşündüğünüzde bu oldukça karmaşık bir denge mekanizmasını kullanmak demek. Ama biz düşünmüyoruz. Düşünmeden yürüyebiliyoruz. Aynı denge mekanizmasını teknolojinin yardımıyla uçmak için kullanamaz mıyız? İşte bu fikri test etmeye başlamışlar. Bacaklarda dengeyi sağlayamayınca kollara odaklanmışlar. Parmakların ucundaki bir düğmeyle motorların itiş gücü kontrol edilebiliyor. Gerçi motorların güç üretmesi ve bunun sayesinde hızlı gidebilmek o kadar da zor olmamış. Bunu kullanarak birkaç kez rekorlar kitabına girmeyi bile başarmışlar. Asıl zorluk hareketleri kontrol edebilmekte. Bunun için insan aklının ve vücudunun büyük bir uyum içerisinde çalışması gerekiyor. Bacaklardaki motorları birleştirip tek bir motor şeklinde sırta yerleştirince üçgen şeklinde ideal bir itiş gücü kombinasyonu sağlamışlar. Kameraları dengede ve stabil tutabilmek için kullanılan tripodlar gibi. Güvenlik için kafaya takılan kask sadece güvenliği sağlamıyor. Aynı zamanda yükseklik, hız ve yakıt gibi bazı bilgileri gözün önündeki merceklere yansıtıyor. Yani gerçek Iron Man’in kaskında da Jarvis benzeri bir yardımcısı var.

Akla gelen soru, motorların aşağıya uyguladığı güç nedeniyle altta birisi olsa zarar görür mü? Büyük bir ihtimalle evet. Zaten o yüzden genellikle kırsal alanlarda veya göllerin, denizlerin üstünde uçuyorlar. Zarar itiş gücünden kaynaklanıyor, sıcaklıktan değil. Kıyafetin mucidi ve test pilotu olan Richard Browning sıcaklığın hızla dağıldığını ve neredeyse saç kurutma makinesinden bile daha az zarar verdiğini söylüyor. 

Asıl tehlike kullanılan yakıtta. Jet yakıtı ya da dizel yakıt kullanılıyor ki aslında bu ikisi hemen hemen aynı şey. Son derece yanıcı ve hatta patlayıcı maddeler. Üzerinizde taşıdığınız bir kıyafetin yakıtı olarak düşündüğünüzde önemli bir risk oluşturuyor. 

Peki ne işe yarar bu kıyafet? Nerede kullanılır? Bu soruya verebileceğiniz uygun bir cevap ve cebinizde yarım milyon dolara yakın bir paranız varsa hemen şimdi bir tanesini satın alıp kullanmaya başlayabilirsiniz. Evet bir yarış arabası kadar pahalı. Belki de kullanım alanı bu olabilir. Formula 1 benzeri uçan insan yarışları düzenlenebilir. 

Peki başka bir soru soralım. Bu kıyafet daha verimli hale nasıl getirilir? Mesela dakikada 3,5 litre yakıt tüketen bu kıyafete fosil yakıtlar yerine pillerle güç verilebilir mi? Şu anda bunun üzerinde çalışıyorlar. Daha verimli bir versiyon üretilene kadar var olan haliyle bu prototipin kullanımı oldukça sınırlı olacak demektir. 

Kıyafetin mucidi yani yaşayan Iron Man de bu konuda gerçekçi. Kısa vadede eğlence ya da yarışma amacıyla kullanılabileceğini söylüyor. Sadece bu bile insanlara ilham verebilir. İleride yaygınlaşması muhtemel daha verimli araçların icat edilmesini sağlayabilir. 

Uçabilen insanlarla ilham vermek. Herhalde bu konuda bizden daha şanslısı yoktur. İsmail Cevheri bundan 1000 yıl önce yani ilk uçağı icat eden Wright Kardeşler’den 900 yıl önce bir uçma denemesi yaparken ölmüş. Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi yine 17. yüzyılda uçma denemeleri gerçekleştirmiş. En azından Evliya Çelebi öyle rivayet ediyor. Büyük bir ihtimalle abartılı hikayeler bunlar. Lagari Hasan Çelebi’nin yaptığı denemeyi 2009’da Mythbusters ekibi tekrarlamaya çalışmış ama başaramamıştı. Hezarfen Ahmet Çelebi’nin uçtuğu ve konduğu yer düşünüldüğünde bu uçuş fizik kurallarıyla açıklanamıyor. Ama ben işin orasında değilim. Bu denemeler gerçekten yapıldıysa neden tekrar edilmedi? Neden bu uçuşları -eğer yapıldıysa- o gün izleyenler bundan etkilenip yeni denemelere girişmedi? Biz ilham alma özürlü müyüz? Sanmıyorum. 

Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi bu tür abartılı hikayelerle doludur. Rahmetli bugün yaşasaydı muhtemelen Stan Lee gibi biri olurdu. Gerçek hayattaki karakterleri alıp, mübalağa sanatıyla hikayeleştirerek insanlara aktarırdı. Mesele Hezarfen Ahmet Çelebi ya da Lagari Hasan Çelebi gibi tarihi şahsiyetlerin gerçekten uçup uçmadıkları değil. Mesele bu gibi hikayeleri dinleyerek büyüyen bizlerin o fikirleri alıp, geliştirip, yaygınlaştırma becerisi. 

Size tarihteki ilk Iron Man’in kim olduğunu söyleyeyim mi? İsmail Cevheri. M.S. 1008 yılında uçuş denemesi yapmak için kendi imal ettiği tahta kanatları iki koluna bağlayarak Nişabur’da bir caminin damına çıktı. Atladı. Fakat bir müddet uçtuktan sonra düşerek hayatını kaybetti. Onun hayatına mal olan bu denemesinden çok o denemeyi yapmadan hemen önce orada toplanan halka söylediği şu son sözlerin hepimize ilham vermesi gerekiyor: “Ey ahali benim yaptığım buluşu şimdiye kadar kimse yapmamıştır. Sizin gözlerinizin önünde şimdi uçacağım. Dünyada yapılacak en mühim şey göklere uçmaktadır. Ben de onu yapacağım.”  

Efsane ya da gerçek. Önemli olan bu ikisini birleştirebilmek. Daha önce yapılmayan işlere girişmek. Çünkü birileri bu efsaneleri yazmaya devam ediyor. Adına Buck Rogers diyor, Iron Man diyor. Bunlarla önce tüm dünyayı hikayelerle cezbediyor. Dünya yetmeyince hala gösterilmekte olan yeni bir dizide olduğu gibi öte gezegenlere gidip orada androidleri uçuruyor. Bu hikayeler hayal gücümüzü çimdikliyor, beynimizde yeni bağlantılar kuruyor. İşte asıl mesele bu. Eski hikayelerden ilham alıp yeni bağlantılar oluşturmak… 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir