Kategoriler
Felsefe

İnsanlık tarihi bir kitaba sığsaydı biz hangi sayfada olurduk?

Merhaba “insan”

Tanıştığımıza memnun oldum. İzin verirsen seni biraz daha yakından tanımak istiyorum. O yüzden senin hakkında bazı çıkarımlar yapacağım. 

Sosyal medya takipçi istatistiklerime göre %32 ihtimalle İstanbul’da yaşıyorsun. Dünyada 5 milyondan fazla nüfusa sahip 81 şehirden en kalabalık olan 15.sinde… 

Beni anlayabildiğine göre Türkçe biliyorsun. Şu anda dünyada en yaygın konuşulan 200 dilden 17.sini. Oysa 7.8 milyarlık dünya nüfusunun %12’si aralarında Türkçe’nin de olduğu bu 200 dilde yapılan konuşmalardan hiçbir şey anlamıyor. Çünkü dünyada 7117 farklı lisan var.

Yaşadığın yer ya da konuştuğun dil her ne olursa olsun seninle şu anda, burada, internet bulutunun içinde, sanal bir gerçeklikte buluştuk. Peki ya şimdi, burada değil de 120.000 yıl önce Arabistan’ın Nefud Çölü’nde karşılaşsaydık? Bu ne biçim bir soru diye düşünüyor olabilirsin. Doğrusu geçen haftaya kadar benim de aklıma gelmezdi. Ama sonra yeni yayımlanan şu araştırmayı okumaya başladım. Suudi Arabistan’ın kuzey batısındaki bu çöl, bir zamanlar gölmüş. Yani deve, fil gibi hayvanların ve insanların yollarının üstündeki bir uğrak yeriymiş. Bu izlerin develere, bunların da fillere ait olduğunu anlamak pek de zor değil. Peki ya bunlar? Bastığı yerleri toprak diyerek geçmeyip tanımaya çalışan bilim insanlarının yaptığı hassas derinlik ölçümlerini inceleyince daha iyi görebiliyoruz. Bunlar insanlara ait ayak izleri. 120.000 yıl önce Afrika’dan yola çıkıp şimdilerde çöl olan bu gölün yanında mola vermiş 7 kişiye ait ayak izleri. Belki de o yedi kişiden biri senin 4800. kuşaktan büyük annen ya da büyük baban. Çoğumuz 4. kuşaktan öncesini bile hatırlamıyor. Ne kadar az şey biliyoruz. Sadece kendimiz ya da kendi neslimizle ilgili değil, insanlık hakkındaki bilgilerimiz de çok sınırlı.

Geçenlerde e-posta kutuma bir mesaj düştüğünde bunu bana çok sade ama çok etkili bir şekilde gösteren bir çizimle karşılaştım. Yazar Tim Urban’dan gelen bu mesajdaki çizim onun henüz yayımlanmamış kitabı için hazırladığı taslaklardan biri. “İnsanlık tarihini 800 sayfalık bir kitaba dönüştürseydik ne olurdu?” gibi çok basit bir soruyu görselleştirmiş. Grafikteki her bir sayfa tarihteki 250 yılı ve her bir satır da 6000 yıllık bir dönemi temsil ediyor. Anatomik olarak modern sayılabilecek insanın tarihi 200.000 yıl öncesinden başlatılıyor. Üstteki sarı sayfaların ne kadar çok olduğunu fark ettiniz mi? O sayfalar boyunca insanlar göçebeydi, avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürüyordu. Sarı sayfaların altlarına doğru bir noktada insanların davranış olarak da modernleşmeye, bugünkü insanlara benzemeye başladığını görüyoruz. En alttaki iki satırda yani son 12.000 yıllık dönemde yiyeceklerimizi aramak, avlamak ve toplamak yerine onları yetiştirmeye karar vermişiz. Tarım yapabilmek için göçebelikten vazgeçip yerleşik hayata geçmişiz. Şimdilerde çoğumuzun yaşadığı kentlerin çok daha küçük ilk örneklerini inşa etmişiz. 33 satırlı bu grafiğin en alt satırında yaptıklarımızı yazmaya başlamışız. İnsanlığın kayıtlı tarihi sadece bu son 6000 yıllık dönemi -en alt satırı- kapsıyor. Tim Urban grafiğin son sayfalarına o dönemde yaşamış ve tarihe geçmiş bazı ünlü isimleri de eklemiş. Her sayfa tarihteki 250 yıllık dönemi temsil ediyor, unutmayın. Böyle bir kitapta şu sayfa M.Ö. 500 ila M.Ö. 250 yılları arasında yaşamış insanlardan bahsetseydi, muhtemelen Aristo ismini o döneme damgasını vuran kişilerden biri olarak öne çıkaracaktı. Çünkü bu kişiler, yaptıklarıyla, yazdıklarıyla diğer insanları derinden etkilediler, değiştirdiler. 

Bu grafiği biraz daha görselleştirmek için gerçek bir kitap kullanalım mı? Yaklaşık 800 sayfalık bir kitaba ihtiyacımız var. Kütüphanemden bir tane buldum. İnsanlık tarihini yıllara göre eşit miktarda sayfalara bölüştürüp bir kitaba sığdırabilseydik işte şöyle bir kitap olurdu. İnsanlık kitabı. Her bir sayfası dünya üzerinde yaşayan insanların 250 yıllık hayatını özetliyor. Okumaya başladığımızda her sayfada 250 yıl daha ileriye gidiyoruz. 250 yıl, 500 yıl, sayfayı çeviriyorum, 750 yıl, 1000 yıl. Biz şu anda bu kitabın 801. Sayfasındayız. Hatta her bir satırı 10 yıl olarak kabul edersek ikinci satırın sonundayız. Ya bunda ya da bir önceki sayfada doğduk ama biliyoruz ki hepimiz bu sayfada öleceğiz. Şu içinde bulunduğumuz satırda bile neler oldu neler… O satırdaki kelimeleri birer yıl olarak kabul edersek 2020’yi temsil eden en uygun kelime ne olurdu acaba? Bunu gerçekten merak ediyorum. Siz bir tarihçi olsaydınız hangi kelimeyi seçerdiniz? Peki her bir sayfanın en önemli insanını bulmaya devam etseydik bu sayfanın en önemli ismi kim olurdu? Bilemeyiz öyle değil mi? Daha sayfanın tamamlanmasına 23 satır var: 230 yıl. Kim bilir kimler doğacak ve yaptıklarıyla, yazdıklarıyla insanları nasıl etkileyecekler, nasıl değiştirecekler? 

Evet bunu bilemiyoruz, işin ilginci dünya tarihinde bildiğimiz tüm önemli isimler bu kitabın sadece son 11 sayfasında yazılı. Kitabın ilk 789 sayfasında yaşamış insanlar bizim için meçhul. Onları genellemekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Bu isimsiz insanlardan bazıları ateşi, bazıları da tekerleği buldu ama onların bırakın kim olduklarını bilmeyi hangi sayfada yaşadıklarından bile tam olarak emin değiliz. Arabistan çöllerinde geçen hafta bulunan 7 kişinin ayak izlerinden yola çıkarak onların 320. sayfayla 352. sayfa arasında bir yerlerde yaşamış olduklarını tahmin ediyoruz. 32 sayfalık bir aralık bu. 8000 yıllık bir dönem. Aynı 32 sayfalık bölüm kitabın sonlarında olsaydı orada piramitlerin yapıldığını da okuyacaktık, Mars’a gidildiğini de… 

O zaman insanlık tarihini yıllara göre eşit ağırlıklı olarak sayfalara bölmek pek de mantıklı değil. Bu sayfaların bazıları diğerlerine göre çok daha önemli. O sayfalarda sadece evrimsel değil devrimsel dönüşümlere tanık oluyoruz. Az önce sarı sayfaların altlarına doğru bir noktada insanların davranış olarak da modernleşmeye, bugünkü insanlara benzemeye başladığını görüyoruz demiştim. 60.000 yıl kadar önce, o noktada ne oldu biliyor musunuz? İnsanların adeta işletim sistemini değiştiren bir şey oldu. İnsanlar dili icat etti. O zamana kadar taşları, sopaları ya da bunlardan yaptıkları araçları elleriyle fırlatan insanlar, artık elleri yerine ağızlarıyla anlamlı sesleri, sözleri fırlatmaya başladılar. Bunun çok daha etkili bir araç olduğunu keşfettiler. O gün bugündür yüzlerce farklı formatta binlerce ayrı dili konuşuyoruz. 

İnsanlık kitabının sayfalarını çevirmeye devam ettiğimizde 30.000 yıl kadar önce 680. sayfada yeni bir devrimsel dönüşümün kitapta yeni bir bölümü başlattığına tanık oluyoruz. Fransa’daki bir mağaranın duvarına bu kez bilinçli olarak bir insan kendi elinin izini bırakıyor. Çünkü bu bir bilinç devrimi. Çünkü o izi bırakarak ilk sanat eserlerinden birini üreten kişi bizlere “ben buradaydım” demeye çalışıyor. “Ben vardım. Ben yaşadım.” İnsanlar artık konuştukları dili kalıcı hale getirmenin, onu kayıtlara geçirmenin de mümkün olduğunu fark ediyor. 

Ancak o kayıtların yazılara, yazıların da anlamlı içeriklere yani kitaplara dönüşmesi ancak son 10 sayfada gerçekleşiyor. Evet dünyada yazılmış kitapların tamamı insanlık kitabının son 10 sayfasında. Gösterdiğim grafiğin 1250-1500 yılları arasında yaşamış en meşhur kişi olarak Gutenberg’i göstermesine şaşmamalı. Çünkü onun icat ettiği matbaayla bu kitaplar herkesin erişebileceği bilgilere dönüştü. 800 sayfalık kitapta bizden 4 sayfa önce yaşamış olanların çoğu kitap denilen kavramın varlığından bile haberdar değildi. Onlar sadece kendi çevrelerindeki insanlardan, kendi dillerini bilenlerle konuşabildiklerinden öğrendikleri kadar bilgi sahibiydiler.

Belki dikkatinizi çekmiştir. Arkamdaki kütüphanenin üst raflarında kalın ciltli kitaplar var. Bu 60 cildin içinde insanlık tarihi boyunca yazılmış en önemli metinlerin, kitapların tamamı var. Geçen yüzyılın en önemli yazarlarından George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” de var, grafikte kendisine özel bir sayfa ayrılan Aristo’nun 2500 yıl önce yazdığı “Hayvanların Tarihi” de… 800 sayfalık insanlık kitabının son 10 sayfasında üretilen en önemli bilgiler bunlar. 

Bizim içinde bulunduğumuz 801. sayfanın daha henüz başlarındayız. Kitabın ortalarında gerçekleşen konuşma devrimi, sonlarına doğru gerçekleşen yazma devrimi, daha üç sayfa önce gerçekleşen bilgiyi çoğaltma ve yayma devrimlerinden sonra insanlar birbirleriyle daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde iletişim kurmaya başladılar. En başta da söylediğim gibi artık birbirimizi daha yakından tanıyabilme şansına sahibiz. İçinde bulunduğumuz sayfada matbaanın yerini internet, kitapların yerini de cep telefonları ve mobil cihazlar aldı. Bu teknolojileri ve cihazları kullanarak ürettiğimiz bilgi miktarı artık öyle ciltlere sığdırılabilecek gibi değil. Her yıl, daha önce 200000 yıl boyunca üretilmiş bilginin tamamından fazlasını üretiyoruz. Sadece insanlarla değil makinelerle de anlaşabilmek için yeni diller icat etmeye devam ediyoruz. Sadece kitaplarda olduğu gibi yazılı bir iletişim kurmuyoruz; bu videoda olduğu gibi görüntülü, sesli, grafikli, şekilli yeni formatlar türetiyoruz. 

Peki insanlığa ait bu kitap ne zaman ve nasıl bitecek? Benim seçtiğim kitap biraz daha kalın, 884 sayfa. 84 sayfa sonra, 21000 yıl sonra başka biri bir grafik çizecek olsa ona hangi satırları ilave edecek? Ya da bu dünyadaki insanlık tarihi cildi bitip, başka dünyalarda yeni sayfalar mı, yeni kitaplar mı oluşturmaya başlayacağız? Yoksa başkaları bunu çoktan yapmaya başladı mı? Benim arkamdaki ciltlere benzer ama binlerce yıldır değil de milyarlarca yıldır yazılmakta olan Galaktik bir Ansiklopedinin parçası mıyız? 

Buna benzer düşünce deneyleri yapmaktan çok hoşlanıyorum. Kavramlara böyle çok geniş bir perspektiften bakabilme çabasını kaybetmemeye çalışıyorum. İnsanlık kitabının 800. sayfasının  23. satırında yani 1977’de fırlatılan Voyager 1 uzay aracı aynı sayfanın sonlarında güneş sisteminin dışına çıktı ve çok geniş perspektifli bir fotoğraf çekip gönderdi. O fotoğrafta dünya soluk mavi bir nokta şeklinde görülüyor. Sadece bu fotoğrafa bakmak bile bizim evrendeki yerimizi anlamak açısından çok önemli. İşte insanlık tarihini bir kitaba benzetme gayretimin altında aslında tarihin buna benzer bir fotoğrafını çekme çabası var. Ben bu kitabın sayfaları arasında küçük bir noktayım. 

O halde soluk mavi nokta fotoğrafını gören Carl Sagan’ın dünya gezegeni için söylediği sözleri ben bu insanlık kitabına uyarlayarak söyleyebilirim. 

Şu kitaba tekrar bakın. Bu kitap bizim evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun içinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr bu kitabın içinde.

Eğer bir gün galaktik ansiklopedinin bir parçası haline gelecekse bu cilde, bu kitaba ne isim verilebilirdi acaba? İnsanlığı özetleyecek en anlamlı başlık ne olurdu? Belki de seçtiğim bu kitabın adı. War and Peace. Savaş ve Barış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir