Kategoriler
Sanat

Heykeller neden beyazdır?

Heykel denince aklınıza beyaz mermerden yapılmış figürler geliyor değil mi? Gerçekten de internette heykel kelimesini arattığınızda çoğunlukla bu renkte heykeller görürsünüz. Özellikle Yunan ve Roma döneminde yapılmış heykeller nedense -mermerden yapıldığı için- hep beyazdır. Eğer yolunuz Aydın’ın Geyre köyüne düşerse orada bulunan kalıntılarda da bunu görebilirsiniz. Orada yaklaşık 6000 yıl önce kurulmuş Afrodisias kenti gelmiş geçmiş en önemli heykeltraşlık merkezlerinden biriydi. Dünyanın dört bir tarafındaki müzelerde sergilenen pek çok heykel Afrodisias’da yapılmıştır.

Bu kentin keşfedilmesi de çok ilginçtir. Fotoğrafçı Ara Güler başka bir amaçla fotoğraf çekmek için gittiği o bölgede kaybolunca geceyi Geyre köyünde geçirmiş. Henüz elektriğin köylere gitmediği, aydınlatmanın lüx lambalarla yapıldığı yıllar. “Kahvede, gözlerim karanlığa alışınca bir de baktım insanlar beyaz mermer sütunların üstünde pişti oynuyorlar” diye kendine has eğlenceli üslubuyla anlatıyor orayı nasıl bulduğunu. Hikayenin ayrıntılarıyla ilgilenenler Coşkun Aral’ın YouTube kanalında tamamını izleyebilirler. Gerçi orada Ara Güler’in anlattıkları biraz abartılı ve tam olarak gerçekleri yansıtmıyor. Afrodisias onun kaybolup orayı keşfetme olayından ve 1961’de sistematik olarak kazılara başlanmasından daha önce de biliniyordu; 1904’ten itibaren bir kaç kez daha kazı girişimi yapılmıştı ve hatta bu yerde yapılan kazılarda çok büyük emeği geçen Kenan Erim’in orayla ilgili çeşitli makaleleri de vardı. Biz konumuza dönecek olursak Afrodisias’da yapılan Hellenistik ve Roma dönemlerine ait heykellerin de beyaz olduğunu görebilirsiniz.  

Peki heykeller neden beyazdır? Aslında değildir. O gördüğünüz eski heykellerin büyük çoğunluğu ilk yapıldığında renkliydi. Hem de çok parlak canlı renklerle boyanmışlardı. Çünkü o dönemlerde heykeltraşlar ve ressamlar bir takım olarak çalışırdı. Sanatta, mimaride, heykellerde böyle çeşitli renklere yer verilmesine “polychrome” tekniği deniliyor ve bu teknik binlerce yıldır kullanılıyor. Ama gel gör ki konunun uzmanları bunu ta 18. Yüzyıldan beri tartışıyor. Bu heykeller beyaz mıydı renkli miydi diye. 60’lı yıllardan itibaren yeni araştırma tekniklerinin gelişmesiyle heykelleri ultraviole ışık altında inceleyenler bunların renkli yapıldığından artık kesinlikle emin oldular. Ama genel olarak insanların kafasında onlar beyaz olarak yaşamaya devam ediyor ve bu algıyı değiştirmek kolay olmayacak gibi görünüyor. Peki bunun sebebi ne?

Renk korkusu olabilir mi? Chromophobia! David Batchelor’ın aynı isimde yazdığı kitapta Batı kültürünün genel olarak renkli şeylerden pek hoşlanmadığı öne sürülüyor. Renk, çoğu zaman yozlaştırıcı, yabancı ya da yüzeysel olarak kabul ediliyor. Heykellerin renklendirilmiş haline baktığımızda biraz daha amatörce yapılmış gibi görüyoruz. Daha basit, yavan ve hatta çirkin gibi geliyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen imparator Kaligula’nın büstüne bir bakın. Saygın bir heykelden çok bir vitrin mankeni gibi durmuyor mu? İşte kafamızdaki kültürel kodlar bize bunu düşündürtüyor.

Sanatın başka alanlarında da bunu görebiliriz. Siyah-beyaz fotoğraflar daha havalıdır. Daha estetik algılanır. Tıpkı siyah arkaplan önünde beyaz tişörtüyle konuşan YouTuberlar gibi 😉 Ödül beklentisi olan yönetmenler filmlerini renkli değil de siyah-beyaz çekmeyi tercih eder.

Georgia Üniversitesi antik sanat profesörü Mark Abbe, bu “renkleri küçümseme eğiliminin Batı sanat tarihinde estetik düşünce hakkındaki en yaygın yanılgı” olduğunu söylüyor. Nitekim bazı sanat tarihçileri hala heykelleri renklendirme fikrine şiddetle karşı çıkıyor. İmparator Augustus’un bu halini gören bir tarihçi onu “karşı cinsin kıyafetlerini giyip taksi çağıran biri”ne benzetmişti.

Demek ki ön yargılar eğitimli kişilerde de olabiliyor, yanlış algıların silinmesi pek kolay olmuyor. Tabi bu sadece algılarla ilgili değil. Bazı insanlar gerçekten belli renklerden korku duyabilir. Sarı korkusu ya da kırmızı korkusu literatüre geçmiş durumda.

Alfred Hitchcock’un 49. filminde Marnie karakteri kırmızıdan korkuyordu. Çocukluğunda yaşadığı bir travma sonucu olarak bu rengi görünce psikolojik  reaksiyon gösteriyordu.

Bir araştırmada Akdeniz’de yaşayan çamuka balığının da kırmızıdan pek hoşlanmadığı bulundu. Öte yandan sanıldığının aksine boğaların kırmızı rengi görünce kızıp saldırdığı doğru değil. Çünkü onlar renk körü. Onları irite eden şey matadorların kendisi. Bir başka araştırmada deniz kaplumbağalarının sarı dalga spektrumundan hoşlanmadığı ve hatta bunun sayesinde denizde yolunu bulabildiği tespit edilmiş.

Şimdi diyeceksiniz ki heykellerin hepsi beyaz değil. Kullanılan malzemeye göre başka renkte heykeller de yapılıyor. Rodin’in bronzdan yapılan düşünen adamı gibi. Doğru, haklısınız. Ama unutmayın 19. Yüzyılda yaşayan Rodin neredeyse modern kabul edilebilecek bir heykeltraş. Zaten renklerden kaçınma eğilimi son yüzyıllarda ortaya çıkmış. Sanat tarihçilerine göre son 600 yılda yapılan heykellerin tek renk olmasının en önemli sebebi sanatçıların gördüğü klasik heykellerin de böyle olduğunu düşünmeleri. Bu “atalarımızdan böyle beyaz gördük biz de beyaz yaparız” düşüncesi o kadar kanıksanmış ki renkli heykel fikri neredeyse bir tabuya dönüşmüş. Tabii tek sebep bu değil.

İtalya’daki rönesans sanatçıları estetik saflığı renklilikte değil beyazda görmüş. Bir zamanlar birlikte çalışan ressamları ve heykeltraşları birbirinden ayırmış. Daha çok resimleriyle tanıdığımız ama heykel yaptığını da bildiğimiz Leonardo Davinci bile bu iki alanın ayrışması gerektiğini düşünüyordu.

İşte bu son yüzyıllarda giderek yükselen beyaz mermerden heykel ideali klasik sanatlardan hoşlanan Adolf Hitler tarafından da benimsendi. Hatta bir propaganda aracı olarak da kullanıldı. O yüzden bazıları “heykel dediğin beyaz olur” şeklinde özetleyebileceğimiz bu bakış açısına sahip kişilerin içten içe “beyazların üstünlüğü öğretisi” nedeniyle böyle düşündüğünü söylüyor.

Ben o kadar ileri gitmeyeceğim. Sanatla bilimi buluşturan bir yaklaşım içerisindeyim. Sonuçta beyaz ışık, görünür spektrumun tüm dalga boylarını içeriyor. Tüm renkleri içinde barındırıyor. Dolayısıyla kolay algılanıyor.

Ne demiştik, dünyanın en önemli heykeltraşlık merkezlerinden biri Anadolu topraklarındaki Afrodisias kentiydi. Bu kentin ismi Afrodit’ten gelir. Bu Afrodit’ten değil! Afrodit aşktır, zevktir, tutkudur. En önemlisi güzelliktir. Biz binlerce yıldır bu kavramları bulup ortaya çıkartmak için taşları yontuyoruz. Siz onu kırmızıya boyamak istersiniz, bir başkası maviye, bir diğeri yeşile. Farklı renklerden korkmak, onları yok saymak yerine; buluşturup, karıştırıp, kaynaştırıp yeni renkler icat etmek daha iyi değil mi? Taşların ve insanların içinde saklı gerçek güzellik ve beyazlık bu şekilde ortaya çıkmaz mı?

“Heykeller neden beyazdır?” için 17 yanıt

Göbeklitepe hakkında detaylı bir video bekliyorum. Sizin anlatiminizla farklı bir göbeklitepe hikayesi ortaya çıkacaktır. Umarım yorumunu gorurusunuz ve göbeklitepe ile ilgili detaylı bir video hazirlasiniz. Başarılarınızın devamı dilerim.

Barış abi üniversite sınavı bitti ve yaz tatili başladı kendimi her yönden eksik hissediyorum benim gibi gençlere öneriniz var mı? ( sanat ve sinema konusunda kendimi geliştirmek istiyorum önerebileceğiniz kitaplar var mı?)

Barış abi ben güzel sanatlar lisesinde okuyorum ve ileride animasyon okumak istiyorum bunun için baba resim ve hayal gücü ile ilgil konuları kapsayan kitap öneririmisn ?

Merhaba Barış abi. Atatürk’ün heykelleri neden siyah? Neden beyaz yapılmıyor? Renkli de yapılabilir aslında. Merak ettim.

Acaba telefonun bulunuşunu detaylı bir şekilde anlatır mısınız ? Çünkü graham bell telefonu bulduğunu nasıl anlar ve kiminle konuşur ki. Umarım bu yorumumu görür ve dikkate alırsınız

Merhaba Barış Bey, din ile ilgili bir video da yapabilir misiniz? Bu geçici dünya için binlerce kitap okuyup, kısıtlı bir bilgisayar olan beyin için bu kadar çok zaman ayıran biri olarak ahiretle ilgili fikir ve düşüncelerinizi gerçekten merak ediyorum. Dört dörtlük bir hayattan sonra yaşlanınca ve ölünce bu kadar zamanı neden sadece başkalarının fikirlerini okuyarak harcamışım dermiydiniz? Teşekkür ederim.

İnşallah siz de bu yorumu yazacak kadar cahil yaşadıktan sonra öteki tarafta beynini neden kullanmadın israf ettin sorusuna cevap verebilirsiniz. Teşekkür ederim.

Barış abi kim bu serisinde çektiğin videoların devamı gelirmi? Eğer gelirse nicola teslanın hayatını da anlatır mısın böyle önemli insanların yaşantısından örnekler alıyorum ve oldukça faydalı oluyor,geliştiriyor.

Barış abi kim bu serisinde çektiğin videoların devamı gelirmi eğer gelirse nicola teslanın hayatını da anlatır mısın böyle önemli insanların yaşantısından örnekler alıyorum ve oldukça faydalı oluyor,geliştiriyor.

Baris merhaba, bu videonu izledikten sonra aklıma geldi. Italyan bir belgesel kanalında izledim. Michelangelo’nun, kendi doneminde, uzun yıllar fake heykeller yaptigini, yani yunan heykellerinin taklitini yapıp ve bir sure toprak altında beklettikten sonra sanki gercek antik yunan heykeliymiş gibi pazarladigini biliyor muydun? Direk kendisi satmıyor ama, ortak calistigi bir tüccara satıyor , tüccar daüstüne komisyon ekleyip başkasına satıyor.
Olayin ortaya cikisi da su sekilde: bir gün o donemin Roma’daki krallarından birinin saraydaki tarihçisi Michelangelo’nun tüccarınin onlara getirdiği heykellerin gercek olmadigini farkediyor. Kral Michelangelo’yu saraya cagiriyor, bu bilgi doğru mu degil mi diye, doğru oldugunu ispatlaninca tüccarı cezalandırıyor sahtekarlık sucundan , Michelangelo’ya ise bu sırrın aralarında kalacagini söyleyerek saray sanatcisi olmasını teklif ediyor, boyle bir yetenege ceza vereceğime benimle olsun diyor yani.
Ve bu sekilde Michelangelo tüm Italya’ya ün salıyor basarili bir saray sanatcisi olarak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir