Kategoriler
Felsefe Tasarım Teknoloji

Matrix Uyanıyor!

Gerçek nedir?

Bir şeyin gerçek olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? 

Binlerce yıldır bunların yanıtını arıyoruz. Bu arayışın bugüne kadarki en iyi öykülerinden biri “The Matrix” filminde anlatıldı. 

  • Merhaba, ben Thomas Anderson. Pek çoğunuz gibi ben de bilgisayarlarla çalışıyorum. Gerçek dünyanın sınırlamalarının ötesinde hissettiğim bu özgürlük duygusunu seviyorum. 

The Matrix, bugüne kadar yapılmış en iyi filmlerden biri. İzleyenler açılış sahnesinin o ikonik görüntülerini gayet iyi hatırlayacaktır. Ancak size gösterdiğim görüntüler 1999 yılında çekilen o filmden değildi. 2021 yılında o görüntülere bakılarak tümüyle bilgisayar ortamında üretilmiş yeni görüntülerdi

Hangisinin gerçek olduğunu nasıl anlayabiliriz? 

Peki neden bilgisayar ortamında bu görüntüler yeniden üretilmiş? Teknolojik bir demo yapmak için. Bir gösteri.  Metaverse’ün mimarlarından Epic Games’e ait oyun motoru “Unreal Engine”den söz etmiştim sizlere. Hatta onu kullanarak bir “MetaHuman” tasarlamıştım. İşte bu oyun motorunun yeni nesil 5. sürümüyle neler yapılabileceğini göstermek için “Matrix Awakens – Matrix Uyanıyor” adında bir deneyim tasarlamışlar. Bu ay sonuna doğru gösterime girecek olan filmle doğrudan ilişkili değil. Şimdilik sadece PlayStation ve Xbox oyun konsollarının son versiyonlarıyla içine girilebilen bir “Matrix Metaverse” diyebiliriz, ikisini birbirinden ayırt edebilirsek…

Bu demo az önce size gösterdiğim ilk Matrix filminin açılış sahnesiyle başlıyor. Fakat Thomas Anderson karakterinin bir belgeselci edasıyla yaptığı konuşmayla devam ediyor. Bilgisayarlar üzerine bir konuşma bu. 

  • Ama bilgisayarlar aynı zamanda aynalardır.  Kim ve ne olduğumuzu, yaptığımız seçimleri yansıtırlar. Kurduğumuz dünyaları… 

Ayna dünyalar ve bu dünyaları kurgulayabilen bilgisayarlar… Başka hangi soruları akla getirdi?

  • Ayrıca neden başka bir şey yerine, belirli bir şeyi seçmek istediğimize dair soruları akıllara getiriyorlar. Neden Y yerine X yapmak istiyoruz? Hatta kim olduğumuz ve ne istediğimiz gibi fikirler nereden geliyor?  

Şu anda karşımızda konuşanın bir “MetaHuman” olduğunun farkındayız değil mi? Ve burası bir ayna dünya. 0 ve 1’lerden oluşturulmuş bir görüntü. İşte tam bu noktada o dünyadaki başka bir yansıtıcıdan -bir TV ekranından- tekrar 1999’daki asıl filmi görmeye başlıyoruz. 

  • Kırmızı hapı alırsan, sana bu işlerin ne kadar derin olduğunu gösteririm.
  • Bu gerçek değil mi?
  • Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsın?

Bu boyutsuz, boş, beyaz alan “Construct.” Simülasyonları çalıştırmak için oluşturulan sanal çalışma alanı. Soldaki Morpheus’un sağdaki Neo’yu Matrix hakkında bilgilendirdiği yer. Peki ya ortadakine ne diyeceğiz? O neden burada?

  • Mesela neden burada olduğumu bile bilmiyorum. Uyandığımı ve buraya gelmem gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum. İnsanlara şu soruyu sormak benim için önemliydi: “Neyin gerçek olduğunu nasıl biliyoruz?” 

Neyin gerçek olduğunu nasıl biliyoruz? Nasıl? Canlılarda bilinç dediğimiz şey aynalarla ilişkilendirilir. Bebekler aynada kendilerini görüp, gördüğünün kim olduğunu anlamaya başladığında bilinç kazanmaya başladıklarını söyleriz. Bir çeşit uyanıştır bu deneyim. İşte tam da bu yüzden “Neyin gerçek olduğunu nasıl biliyoruz?” sorusunun hemen ardından aynaya dönüp bir bakmak gerekir.

  • Merhaba, ben Keanu Reeves. Yirmi yıl önce, Matrix Üçlemesi’nde Thomas Anderson karakterini ilk kez canlandırmıştım. 

Peki bu konuşan gerçekten o muydu? Sizin yorumunuzu çok merak ediyorum. Bu aynanın kirli, paslı yüzeyinin arkasından gördüğümüz kişi gerçek miydi? Bu teknoloji demosunu yorumlayarak göstermeye devam edeceğim ama tam da bu noktada Keanu Reves’in anlattığı bir hikayeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. 

Bir gece yönetmen bir arkadaşının evine akşam yemeğine gitmiş. Yönetmenin 13, 15 ve 17 yaşlarında üç çocuğu varmış. Ve bu çocuklar “Matrix” filmini hiç izlememişler. Düşünsenize akşam evinize yemeğe Keanu Reeves geliyor ve siz onun oynadığı filmi hiç izlememişsiniz. Bu bana çok komik gelmişti önce ama düşününce gayet normal bir durum. Matrix, benim gençliğimin filmi. Her nesil kendi gerçekliğini yaratıyor ve onun peşinden gidiyor. Her neyse, çocukların babası olan yönetmen Keanu’dan filmin ne hakkında olduğunu anlatmasını istemiş. O da anlatmaya başlamış. Hikayenin devamı beni çocukların Matrix filmini izlememiş olmasından daha fazla şaşırttı. Keanu’nun çocuklarla yaptığı bu konuşma o kadar çarpıcı ki şimdi anlatırsam değeri azalabilir. O yüzden videonun en sonunda anlatıp size de düşünme payı bırakmak istiyorum.

  • Bu filmler, ağır çekim sahneler gibi örneklerle dijital sinemanın öncüleri oldu. O dönemde, dijital çağın sinemayı ve hikaye anlatımını nerelere taşıyabileceğinden bahsederdik. 

Hakikaten o görsel efektleri ilk izlediğimizde duyduğumuz heyecanı hiç unutamıyorum. Az önce izlediğimiz “Bullet Time – Kurşun Zamanı” gibi hem yenilikçi hem de zaman kavramını kurcalayan yeni efekt türlerinin ilk örnekleriydi bunlar. Şu anda izlediğimiz teknolojik demonun 20 yıl sonra nasıl bir noktaya ulaşabileceğini hayal bile edemiyorum. Sanırım oyunlarla oyuncular arasındaki tüm sınırlar ortadan kalkmış olacak. Film sektöründeki oyuncuları da tümüyle dönüştürecek.

  • Oyuncuların her zaman genç kalmaya çalıştığı bir sektörde ölümsüz olabilecek dijital yüzler olup olmayacağını merak ediyorduk. 
  • Merhaba, ben Carrie-Anne Moss. Matrix filmlerinde Trinity karakterini canlandırdım. 

Tek bir düğmeye basarak kendi dijital kopyalarını oluşturmak ve çoğaltmak. Teknoloji dünyasında “SaaS – bir servis olarak yazılım” adı verilen bir kavram vardır. Şu anda “DHaaS – bir servis olarak dijital insan” hizmeti vermeye başlayan şirketler olduğunu biliyor muydunuz? 

  • Yirmi yıl önce, yüzlerin ve bedenlerin de kıyafet değiştirir gibi değiştirilebileceği bir çağa ne kadar kaldığını kendi kendimize soruyorduk. 
  • Tamamen dijital bir dünyada benliğin anlamını düşünüyorduk. 

Teorik olarak bu çağda, 2020’li yıllarda bunları yapmaya başladık. Fakat, her ne kadar şu ana kadar izlediğim en gerçekçi teknoloji demosu olsa da bunda bile en zayıf noktanın hala “MetaHuman”lar olduğunu düşünüyorum. Ancak demo buradan itibaren çok acayip bir dönüşüm geçirecek. 

  • Yaratabileceğimiz bir dünya kendi dünyamız kadar gerçek gibiyse gerçeklik ne anlama gelir?

Gördüklerimizin hala bir film olmadığını, bir oyun motoruyla üretildiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Zaten birazdan basit bir oyun mekaniğinin nasıl çalıştırılabileceğini de gösterecekler. 

  • Vay canına. Ne oldu öyle?
  • Evet, istedikleri buydu. Yaptığın teori ve felsefe muhabbetlerini sevdiklerini ama ateşli aksiyon sahneleri de istediklerini söylediler. 

Bir dakka! İstedikleri bu muydu? Kim bu istekleri yapanlar? Demonun içindeki en “meta” espri geliyor şimdi hazır mısınız?

  • Kim dedi onu?
  • Pazarlama ekibi.
  • Pazarlama mı?
  • Yaratıcılık anlamında tüm kontrolün bizde olduğunu sanıyordum.
  • Matrix’e hoş geldin.

Çok zekice bir diyalog. O sırada pazarlama ekibinin ürün yerleştirdiği bir otobüsü görmemiz de ince bir dokunuş. Tüm kontrollerin bizde olmadığını bu şekilde hatırlattıktan bir süre sonra ekranın altında oyun kontrollerini göstermeleri de kurgunun ne kadar iyi hazırlandığını kanıtlıyor. Artık böylesine kaliteli grafiklerle hazırlanan bu dünyanın sadece film gibi arkanıza yaslanıp izlenen türde bir yer olmadığını görüyorsunuz. Tüm bunlarla etkileşime girebiliyorsunuz. Yakın gelecekte “First person shooter” tipi oyunların nasıl bir ortamda oynanabileceğini deneyimliyorsunuz. 

Şaka gibi… Ama gerçek. Yani gerçek değil de… Tüm bunlar gerçek zamanlı olarak üretildi. Kovalamaca yaptığımız o sokaklarda arabadan inip yürümeye başlayabilirsiniz. Çünkü bu bir “open-world” açık dünya. 

Gördüğünüz bu hayali kent tümüyle bilgisayar ortamında modellenmiş. Los Angeles şehir merkezinden daha büyük. İçinde 260 km uzunluğunda yollar var. 512 km kaldırım. Bu yollara park etmiş 45073 otomobilden 38146 tanesi sürülebilir ve çarparak ya da başka yöntemlerle imha edilebilir vaziyette. Her biri binlerce parçadan oluşturulmuş 7000 bina var. O binlerce parçanın her biri milyonlarca poligondan oluşuyor. Dolayısıyla gördüğümüz bu şeylerin arkasında toplamda milyarlarca poligon kullanılmış. Son olarak bu kentte 35000 metahuman yaşıyor. Tabi buna yaşamak denirse. Simüle ediliyorlar demek daha doğru.  

Şimdi sizi kentin içindeki 1248 kavşak noktasından birine götüreyim. Dediğim gibi bu bir oyun değil. Açık bir dünya. İçinde dilediğiniz gibi dolaşabiliyorsunuz. İstediğiniz açıdan, istediğiniz yere bakabiliyorsunuz. Bir arabaya atlayıp 260 km boyunca uzanan sokaklarda dolaşabiliyorsunuz. 

Tüm bunları iki boyutlu bir ekrandan gördüğümüzde bile gerçek olmadığına inanmakta güçlük çekmeye başlıyoruz. Zaten adında gerçek olmayan yazılı bir motorla üretilmiş. Ama bir gözlük takıp da o kentin içindeki metahuman’lardan biri gibi dolaştığınızı düşünsenize. 

Yine de bunun bir illüzyon olduğunu da akıldan çıkarmamak lazım. Her zaman söylerim. İçinde bulunduğunuz yerin gerçekliğinden kuşku duyuyorsanız yaya geçitlerine bakın. Yerlerdeki yaya geçidi çizgilerinde bir şey dikkatinizi çekti mi? Kendini tekrar eden bir doku var. Bu da gayet normal. 1248 kavşak noktasındaki her bir çizgiyi farklı bir dokuyla kaplayacak kadar hafıza ve işlemci gücüne sahip değil hala en gelişmiş konsollar bile. O yüzden bazı şeylerde illüzyon yapmak gerekiyor. Ama bu aşılması çok da zor olmayan bir mühendislik probleminden ibaret. 

Bu demo bizlere gelecek yıllarda hazırlanacak oyunların nasıl bir şey olabileceğine dair bir potansiyeli gösteriyor. Bana göre bu potansiyel hikaye anlatıcılığında bir sonraki seviyeyi temsil ediyor. Bizleri hikayelerin izleyicisi olmaktan çıkarıp, onun bir parçası haline getiriyor. 

Ve elbette bunun yan etkileri de olacak. 

Ya 1999’daki filmin açılışındaki gibi Matrix bizi ele geçirirse?.. Ya parçası haline geldikten sonra bazılarımız içinden çıkmak istemezse… Ya da içinde olduğunu unutursa…

Daha da enteresan bir soruyu sormama izin verin şimdi. Ya gerçeğin ne olduğunu aramaktan vazgeçerse…

Akşam yemeğine davet edilen Keanu Reeves’in Matrix filmini bilmeyen çocuklarla karşılaştığını anlatmıştım. Yönetmen ondan çocuklara filmi anlatmasını istemişti. 

  • İşte bir adam var, bir çeşit sanal dünyada ve fark ediyor ki gerçek bir dünya var. Bunun üzerine neyin gerçek olup olmadığını sorgulamaya başlıyor. 

Bunun üzerine çocuklardan biri, küçük kız ne demiş biliyor musunuz?

  • Neden?
  • Ne demek, neden? demiş Keanu da…

Metaverse konusunda bizi bekleyen en büyük soru işareti geliyor şimdi. Çünkü bir yandan Matrix uyanırken bir yandan da yeni nesil, uykuların en derinine dalmaya hazırlanıyor. Çünkü filmde gerçeği sorgulayan karakterin bunu neden yaptığını anlayamayan o küçük kızın cevabı şöyle:

  • Gerçek olup olmaması kimin umurunda?
  • Nasıl yani? Gerçek olup olmaması seni ilgilendirmiyor mu?
  • Hayır!

Matrix uyanıyor!

“Matrix Uyanıyor!” için 3 yanıt

Bir gün teknoloji fizik yasaları nedeniyle durağan hale gelip gelişim hızı ciddi ölçüde yavaşlayacak.
Bu nedenle sürekli genişleyen ve gelişen bir evreni simule edebilmek, sabit fizik yasalarına takılan bilgisayar teknolojisi nedeniyle tamamen imkansız hale gelir. Yani Bilgisayar teknolojisi bu hızda sürekli gelişeceğini varsayarak simulasyon teorisine inanmak çok hayalperestçe olur.
Videoda gördükleriniz usta bir ressamın dünyayı ve insanları çizdiği, tablolarla dolu bir müzeden fazlası değildir.
Duyduğunuz seslerse usta taklitçilerden ibarettir.

Fakat usta ressamların da taklitçilerinde sınırı vardır. Bu sınırında yegane nedeni fizik yasalarıdır.

Işık hızı aşılamazken çip teknolojisinin sınırsız hale gelebileceğini savunmak hatta ve hatta sürekli kendi içerisinde işleyen bir evreni taklit edebileceğini sanmak , fiziğin sınırlarından habersiz insanların, sınırsız hayal gücünün sınırsızlığını fiziğe dayatanların , ve para dalkavuklarının işidir.

Abi bu kesinlikle izlediğim en iyi videolarınızdan birisiydi! Çünkü konu da oldukça ilgi çekici. “Bir nesil uyutulmaya hazırlanıyor.” müthiş bir tespitti!

İşin gerçeği bende gerçeğin şu an bile pek bir anlam ifade etmediğini düşünüyorum. Gerçek hayat dediğimizde neyi nasıl gördüğümüze bağlı değil mi peki ya her şey sadece ; platonun mağara deneyi gibi bir gerçeklikten ibaretse. Sonuçta şu an mükemmel değil ve aynanın arkasının ne olduğu bende olumlu duygular uyandırmıyor. En azından şu an var olan bu bütünlük kavramı bildiğim bir gerçeklik. Uyandığımda vücut bütünlüğünden bile şüphe edeceğim, şu an ki düşünceme göre başka varlık diğer bilmediklerimi tanımlama yolunu kendi bütünlüğüm için kullanmamaktansa burada kalmayı tercih ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir