Kategoriler
Tasarım Verimlilik

Neden tişörtlerimin veritabanı var?

Buradan ve şuradan giren veri miktarını hiç merak ettiniz mi? Araştırmacılar sıradan bir insanın beynine günde 34 GB veri aktığını hesaplamış. 2008 yılında. Her yıl bu verinin %5.4 oranında da arttığını bulmuşlar. Bu hesapla 2022’de beynimiz her gün 74 GB veriyle uğraşmak zorunda kalıyor. 500 yıl önce yaşayan en zeki, kültürlü, donanımlı insanın hayatı boyunca karşılaştığı veriyle biz bir günde muhatap oluyoruz. Böylesine karmaşık bir ortamda bu gelen girdileri filtrelemek; onları işlemek; ve anlamlı çıktılar ortaya koymak gerekiyor. Bunu yapabilmek için de bence en iyi yöntem yazmak. 

İlginç değil mi? 500 yıl önce yaşayan insanların en büyük üç önceliği vardı: beslenme, barınma ve giyinme. Modern insanın bunların dışında bir de hatırlamaya ihtiyacı var. 

Bir şeyleri hatırlamaya çalışmak için ne zamanım ne de enerjim var. O yüzden önemli olduğunu düşündüğüm her şeyi not ediyorum. Sadece işle ilgili değil, yaşamımla da ilgili şeyleri. Çünkü beynimiz fikir deposu değildir, fikir fabrikasıdır. Orada üretim yapabilmeye yer açabilmek için depolamaya başka bir alan bulmak gerekir. İşte o alan benim için tuttuğum notlar.

İki ana yöntemle not tutuyorum: Analog ve dijital. Analog, bildiğiniz kalem ve kağıttan ibaret. Bilgisayarda RAM vardır ya… Çok hızlıdır ama geçici bir hafıza gibi çalışır. Kağıt benim için böyle bir ortam. Hemen o anda aklıma gelen bir fikri ya da katıldığım bir toplantıda duyduğum önemli bir ayrıntıyı kağıda geçiriyorum. Bunu yaparken hiçbir kurala, standarda dikkat etmiyorum, karmakarışık yazıyorum. Dedim ya RAM gibi. Random Access Memories. Rastgele erişimli bellek. Bu notlar ham. Bu notlar geçici. Bunları filtrelemek, organize etmek, işlemek ve anlamlı çıktılar elde etmek için ikinci bir yönteme ihtiyacım var. Dijital ortama geçirmeliyim.

Dijital ortamda pek çok kayıt aracı var. Benim en uzun süre kullandığım not tutma aracı Notion. Daha önce de bahsettiğim ve tavsiye ettiğim bir uygulama. Bu aracın bence güzel tarafı en basit notlardan en karmaşığına kadar her seviyede veriyi yapılandırabiliyor olması. Böylece tüm fikirleriniz tek bir havuzda toplanmış oluyor. Yaratıcılık farklı noktalar arasında daha önce kurulmamış bir bağlantı kurabilmektir. Eğer biriktirdiğiniz tüm bu farklı noktaları bir arada tutarsanız aralarında bir bağlantı kurmak kolaylaşır. 

Fakat bunları karmakarışık bırakırsanız ortalık balta girmemiş bir ormana döner (ya da karmakarışık bir gardıroba). Öyle olunca da yolunuzu bulamazsınız. Birikmiş bu devasa not yığınının içinde kaybolursunuz. İçinizden bir şeyler yapmak gelmez. Ben tüm bu süreci, yani bilgiyi toplama, onu kaydetme ve yeri geldiğinde kullanma sürecini keyifli bir oyuna dönüştürmek gerektiğine inanıyorum.

Hayatınızı bir düşünün. Bir kısmını okulda ya da iş yerinde, geri kalanını da evinizde geçiriyorsunuz değil mi? Bunlar fiziksel mekanlar. Beyniniz bu mekanları bir harita gibi kodluyor. Hatırlamanız gereken notları da bu şekilde görsel olarak kodlayabilirsiniz. Buna “hafıza sarayı” tekniği de deniyor. Ben bu tekniği dijital notlara dönüştürürken Notion’da farklı “workspace”ler oluşturarak uyguluyorum. Hem kişisel bir çalışma alanım var hem de işlerim ve projelerimle ilgili ayrı ayrı alanlar… Örneğin Podbee Media’yla geliştirdiğimiz podcast projesi için bir çalışma alanında buluşuyoruz. Japonların meşhur Kanban metodunu uygulayarak fikirler üretiyoruz. Araştırmanın ardından yazım aşaması, kurgu ve nihayet yayın şeklinde süreç ilerliyor. Beynimiz bir fikir fabrikası olmalı demiştik ya işte burası da bir podcast fabrikası. Yayındaki bu bölümlere dikkat ederseniz her bölümün kendine ait bir ikonu olduğunu görebilirsiniz. Onlar 111 Hz podcastine ait bu hafıza sarayındaki odaları temsil ediyor. “Ne gerek var ki sadece ses olarak dinlenecek bir projede bu tür bir görselleştirme yapmaya?” diye aklınıza bir soru gelebilir. Ama zaten tüm bu videonun ana fikri bu: Çalışmak için yaşama, yaşamak için çalış! Bunun için de tüm o çalışma sürecini keyifli hale getir. 

Size bununla ilgili çok yakın zamanda yaşanmış kişisel bir hikaye anlatayım şimdi. Bu hikayenin kahramanı bir tişört. Geçenlerde ailece bir seyahat yaptık: Star Wars etkinliğine gittik. Elbette böyle bir seyahate hazırlık yaparken dijital ortamda bir takvim hazırladık, planlarımızı oluşturduk, birbirimizle paylaştık, düzenledik, değiştirdik. Bunların hepsi de kişisel verimliliği arttıran, ailece yapılacak bir etkinliğin daha keyifli geçmesini sağlayan yardımcı teknikler. 

Ama ben daha çok hikayemizin kahramanının yaptığı yolculuğa dikkatinizi çekmek istiyorum. Oradaki izlenimlerimi aktardığım videonun bir yerinde üzerimizdeki tişörtlerden bahsederken size onu da göstermiştim. Evet kahramanımız işte bu tişört. Onun ne olduğunun bir önemi yok aslında. Nasıl alındığının, seçildiğinin, giyildiğinin önemi var. Az önce sizlere gösterdiğim podcastle ilgili iş akışına çok benzer bir süreci bu tişörtü giymek için de kullandığımı söylesem? 

Evet, itiraf ediyorum, tişörtlerimin bir veritabanı var 🙂 

Sayısı çok olduğu için değil. Notlarımı tutarken ve organize ederken bile eğlenceli ve yaratıcı olmasını istediğim için… “Veritabanı” kelimesi kulağa pek eğlenceli gelmiyor ama kendi yapacağınız bir tasarım onu sadece eğlenceli değil “ilham verici” bir hale de getirebilir. Tıpkı veritabanı kelimesi gibi bana eğlenceli gelmeyen bir başka şey de alışveriş yapmak. O yüzden genelde eşim gidiyor bu tişörtleri almaya. Gördüğü alternatiflerin fotoğrafını çekiyor ve kartlar halinde kaydedip benimle paylaşıyor. Yani Notion’da sadece aile fertlerinin yer aldığı bir başka ortak “workspace”imiz daha var. 

Alışverişte rastlanan tişört önerilerinin toplandığı sayfada, bunlar hakkında yorum yapabiliyoruz. Yorum etiketlerimizi seçerken bir filmden ilham aldık: “İyi, kötü, çirkin” şeklinde kategorize ediyoruz. Eşim mağazada cep telefonundan tişört alternatiflerini çekip gönderiyor. Ben de oturduğum yerde bilgisayardan düzenleme yapıyorum. “Bu iyi, bu kötü, bu da çirkin” diye…

Basit bir not iş akışı gibi gözükebilir. Ama bir kez kayıtlara geçti mi, artık onu farklı yerlerde tekrar kullanabilirim. İyi olanları seçip aldıktan sonra, bunlar gardırop veritabanına geçiyor. Gardırobumdaki kıyafetleri bir not uygulamasında tutmak sizi şaşırtmasın. Çünkü buradan da işle ilgili bir veritabanına bağlantı kuruyorum. Hangi tişörtün hangi videoda göründüğü, en son ne zaman kullanıldığı ve toplamda kaç kez giyildiği gibi ayrıntıların kaydı da burada tutuluyor. 

Gördüğünüz gibi tuttuğum notlar, tamamen kendi ihtiyaçlarıma göre düzenlediğim bir çeşit iş akışı yazılımı haline geldi. Bu süreci tasarlamak da ayrı bir keyif veriyor insana… 

Yaşamak için çalışırken tercih ettiğim bu aracı yani Notion’ı da o yüzden hem kullanmaya devam ediyorum hem de tavsiye etmeye… Çünkü hayal etmenize, planlamanıza, çalışmanıza ve başkalarıyla birlikte projelerinizi istediğiniz şekilde inşa etmenize yardımcı olan harika bir işbirliği aracı. Kişisel versiyonu tamamen ücretsiz olan Notion’ı açıklamalar bölümündeki bağlantıdan kullanmaya başlayabilirsiniz. Daha sonra arzu ederseniz ekibiniz için bir çalışma alanı da oluşturarak iş akışlarınızı geliştirebilirsiniz.

Dış dünyada alışveriş için mağazalar, çalışmak için ofisler, eğitim için okullar ve yaşamak için de evler var. Evlerin içinde mutfaklar, oturma odaları, yatak odaları… Yatak odalarının içinde yataklar, şifonyerler, gardıroplar… Gardıropların içinde de tişörtler 🙂 Fiziksel dış dünyamızı bu şekilde organize ediyorsak, dijital iç dünyamızı neden benzer şekilde etmeyelim? Üstelik orada daha özgürüz. Tişörtlerimize de proje fikirlerimize de istediğimiz gibi etiketler yapıştırabilir, ikonlar ve görsellerle daha rahat hatırlayabiliriz. 

Modern insanın en temel ihtiyaçları değişmedi. Hala başımızı sokacak bir çatıya ihtiyacımız var. Barınmalıyız. O çatının altında bir şeyler yeyip içmeliyiz. Ve bir de elbette üzerimize böyle bir şey giymeliyiz. Fakat artık bu en temel ihtiyaçların etrafında oluşan ve her gün 74 GB’lık bir kapasiteyle üzerimize akan o bilgi seline de kapılmamak için yeni araçlar kullanmalı, yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Ancak o zaman bunu karmakarışık bir fikir deposu olmaktan çıkarıp, düzenli bir fikir fabrikasına dönüştürebiliriz. 

Çalışmak için yaşamayıp, yaşamak için çalışmanın yolu bu…

“Neden tişörtlerimin veritabanı var?” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.