Kategoriler
Sinema

NOPE – Bu bildiğiniz UFO filmlerinden değil!

“Birazdan izleyeceklerinizden sonra buradan farklı ayrılacaksınız.” 

Bu cümleyi en son NOPE filminde duydum. Müthiş bir film. Önce ne hakkında olduğunu sadece filmin tanıtımlarında gösterildiği kadarıyla “spoiler”sız anlatayım. Sonra videonun ikinci bölümünde “spoiler”lı bir analiz yapalım. 

Bu bir neo-western. Yeni nesil bir kovboy filmi. Bu bir bilim-kurgu. Bu bir korku filmi. Bu filmde kameralar, gösteriler, hayvanlar, uçan daireler, UFO’lar var. Ama bu bildiğiniz UFO filmlerinden değil!

Kariyerine bir komedyen olarak başlayan Jordan Peele, son yıllarda korku filmi yazarı ve yönetmeni olarak oldukça başarılı işler çıkartıyor. Bu yaz gösterime giren NOPE bence onun en iyi filmi. 

Şu görüntüyü daha önce mutlaka görmüşsünüzdür. Hayvan hareketlerini bu şekilde fotoğraflayarak sinemanın temellerini atan Eadweard Muybridge ismini de muhtemelen duymuşsunuzdur. Merak edenler “Sinemanın Doğuşu”nu dinleyerek öğrenebilir. Peki bu atın üstündeki binicinin kim olduğunu biliyor musunuz? 

Çikolata renkli bu binici ilk film yıldızı, filmler için hayvan terbiye eden ilk kişi ve aynı zamanda ilk dublör. Ama hayır! Tüm bu özelliklerine rağmen onun kim olduğunu bilen yok.

NOPE filmindeki iki kişinin dışında! 

Bu iki kardeş o binicinin soyundan geldiklerini söylüyor. Üstelik atalarından kalma bu işe devam ediyorlar. At çiftliğinde gösteri hayvanlarını yetiştiriyorlar. Babalarının gökten gizemli bir şekilde düşen bir madeni parayla ölümünden sonra işleri yoluna koymaya çalışıyorlar. Onu öldüren şeyin bir UFO olduğunu fark edince bir görüntüsünü kaydedip satmayı planlıyorlar. 

Şimdilik sadece bu kadarını anlatayım. 

Gösteri kültürü ve istismar kavramları başta olmak üzere filmde pek çok fikir ve tema iç içe geçmiş durumda. Korku filmlerinden hoşlanmıyorsanız bile bu filmi izlemeye çalışın. Çünkü bu film bildiğiniz korku filmlerinden de değil. Her sahnesi incelikle tasarlanmış. Komedi de dahil olmak üzere pek çok tür dengeli bir şekilde serpiştirilmiş. Ve üzerinde durduğu fikirleri ustalıkla görselleştirmeyi başarmış. 

İzlerken bana Spielberg’ün iki klasik filmini hatırlattı: Üçüncü türden yakınlaşmalar ve JAWS. Neden bu benzetmeleri yaptığımı spoiler’lı ikinci bölümde daha açık bir şekilde anlatacağım.

Filmin sinematografisi de harika. Görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema. Kendisi Interstellar’dan beri Christopher Nolan’ın adeta kadrosuna girdi. Onun işlerinden fırsat buldukça bu tür farklı projeleri de değerlendiriyor. Bol miktardaki gece sahnelerini, toz ve bulut gibi ayrıntılarla birlikte nasıl bu kadar güzel çekebildiklerini hala anlamaya çalışıyorum. 

Nope filminde sıklıkla tekrar eden görsel imgelerden biri kameralar. İzleyicinin aklına ister istemez gözetlendiği düşüncesini getiriyor. Gerçek dünyada UFO’lar tarafından izlenmesek de sanal dünyada sizin yaptığınız hareketleri izleyenler var! Bu videonun sponsoru işte tam da bu sorunu çözmek için var.

Bu izleyicilerden korunmak için NordVPN’in bu kanalın abonelerine özel sunduğu fırsatı değerlendirebilirsiniz. Dünyanın önde gelen bu VPN hizmetiyle, izleyicileri engelleyip, indirdiğiniz dosyalarda kötü amaçlı yazılım olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Güvenilir bir VPN kullanmıyorsanız, özel bilgilerinize üçüncü şahıslar tarafından kolayca erişilebilir. En yüksek bağlantı hızlarını sağlayabilmek için WireGuard özelliğiyle gelen NordVPN, çevrimiçi etkinliklerinizi korur. Gönderdiğiniz ve aldığınız tüm veriler şifrelenmiş bir tünel boyunca seyahat eder. Bu yolla hiç kimse özel bilgilerinize ulaşamaz. Streaming servislerinin kataloglarında yer alan dizi ve filmleri IP’nizi değiştirerek herhangi bir yerden izleyebilirsiniz. Halka açık bir yerde Wi-Fi’ya bağlandığınızda içiniz rahat olsun istiyorsanız NordVPN’in 60 ülkedeki 5500’den fazla sunucusundan herhangi birini seçerek tek bir tıklamayla Dünya’nın başka bir yerinden internete erişebilirsiniz. Bu kanalın abonelerine özel olarak hemen şimdi https://nordvpn.com/barisozcan adresinden 2 yıllık planı seçerseniz ekstra büyük bir indirim ve ek olarak tam 4 ay ücretsiz kullanma fırsatını yakalayabilirsiniz.

Şimdi kronolojik olmayan kısa bir özetle başlayalım.

Film 90’lı yıllarda “Gordy’s Home” diye bir sitcom setiyle açılıyor. İçinde bir şempanzenin de olduğu bir aile komedisi bu. Bana biraz Alf dizisini hatırlattı. Fakat bir bölümün çekimleri sırasında patlayan bir balonla irkilen şempanze stüdyo izleyicilerinin önünde diğer oyunculara saldırıyor. “Jupe” lakaplı çocuk oyuncu bir masanın altına saklanıyor ve belki de hayvanın gözlerine doğrudan bakmadığı için kurtuluyor. Diğer çocuk oyuncunun dikey durumda kalan ayakkabı ayrıntısıyla neler olup bittiğini anlamaya çalışırken  şempanze yetkililer tarafından vurularak öldürülüyor. Sonradan anlıyoruz ki hemen öncesinde hayatta kalan insan ve hayvan aktör arasında meşhur “Adem’in Yaratılışı” tablosundakine benzer bir sahne yaşanıyor. 

Sonra günümüze geliyoruz. Film ve televizyon yapımları için atları eğiten bir çiftlik sahibi o sırada açıklanamaz bir şekilde gökten düşen madeni bir para nedeniyle hayatını kaybediyor. Çocuklarından OJ işi ayakta tutmaya ve babasının mirasını sürdürmeye çalışırken, kız kardeşi Em, Hollywood’da şöhret ve servet peşinde. 

Altı ay sonra, ünlü görüntü yönetmeni Holst ile bir reklam filmi çekerlerken, iki kardeşin atlarından biri olan Lucky, set ekibinin davranışları yüzünden agresif bir tepki veriyor ve kardeşler projeden kovuluyor. Çiftliğin mali sıkıntıları yüzünden, OJ, bazı atları satmak zorunda kalıyor. 

Bilin bakalım kime? 90’lı yıllarda “Gordy’s Home” katliamında sağ kalan oyuncuya. Kendisi yaşadığı bu travmatik deneyimi ticari bir işletmeye dönüştürmüş bile. Dizideki lakabı olan Jupe’dan yola çıkarak “Jupiter’s Claim” adında bir tema parkı işletmeye başlamış. 

Bir gece, kardeşler çiftlikteki elektrik şebekesinde dalgalanmalar meydana geldiğini ve atlarının bilinmeyen bir varlığa şiddetle tepki verdiğini fark ediyor. Bunun bir UFO olduğundan şüpheleniyorlar. Atlarını yiyip sonra inorganik artıklarını tüküren ve muhtemelen babalarının ölümüne de yol açan bir uçan daire. 

Eğer onu bir şekilde fotoğraf ya da video olarak kaydederlerse UFO’nun varlığına dair bu kanıtları satarak zengin olup şöhrete kavuşacaklarını düşündükleri için çiftliğe güvenlik kameraları kurmaya karar veriyorlar. Bunun için tuttukları Angel, çiftliğin yakınlarında hiç hareket etmeyen bir bulut fark ediyor. Bu bulutun UFO’nun saklanma yeri olduğu sonucuna varıyorlar.

O sırada Jupe, Jupiter’s Claim’de canlı bir gösteri sunmaya başlıyor. Kardeşlerden satın aldığı atı bu gösteride yem olarak kullanmayı planlıyor. UFO gerçekten de bu yemi yutuyor. Ama beraberinde Jupe’u ve gösteriyi izleyen tüm seyircileri de canlı canlı içine çekiyor. 

Sinema tarihinde gördüğüm en ürpertici sahnelerden bir kısmıyla bu filmde karşılaştım. Aynı zamanda filmin en önemli sürprizi ve bu videonun en ağır “spoiler”ı da bu UFO. UFO deyince aklımıza hemen uzaydan gelen yaratıklar ve onları taşıyan bir uçan daire gelir. Spielberg’ün üçüncü türden yakınlaşmalar filminde olduğu gibi… 

Peki ya bir uzay gemisi değil de bir canlı olsaydı… Yırtıcı bir yaratık? Spielberg’ün Jaws filmindeki köpekbalığı gibi bir şey…

Yıllardır atları eğiten OJ, işte böyle bir sonuca varıyor. Bunun bir UFO yada uzay gemisi değil, kendisine doğrudan bakan her şeyi yiyen bir canlı olduğunu düşünüyor. Bir çeşit hayvan. Bir yaratık. Atları eğitmek için kullandığına benzer yöntemlerle, bu yaratığın davranışlarını yönlendirebileceğine ve böylece görüntülerini kaydedebileceğine inanıyor. 

Tıpkı zamanında büyük büyük dedesinin bir atın davranışarını kontrol ederek onun filme alınmasını sağlaması gibi…

Yaratığa “Jean Jacket” adını veren kardeşler, yardım için filmin başındaki projede tanıştıkları ünlü görüntü yönetmeni Holst’u yardıma çağırıyorlar. Çünkü o, elektronik cihazları çalışamaz hale getiren yaratığı kaydedebilmek için tek yol olan ve mekanik olarak çalışan film kameralarını kullanabilecek yetenekte birisi. 

Angel ve Holst ile birlikte bu grup, Jean Jacket’i tuzağa düşürecek zekice bir plan hazırlıyor. Onun gökyüzündeki yerini belirlemek için araziye elektrik arızası durumuna göre hareketleri sönümlenen süslemeler yerleştiriyorlar. Ancak, o sırada bir muhabir bölgeye izinsiz olarak giriyor. Yaratığa doğrudan baktığı anlaşılmasın diye aynalı bir kask giymiş olsa da bu kişi Jean Jacket’in yakınında elektrikli motosikletinden fırlayıp onun tarafından yutuluyor. Holst, Jean Jacket’in görüntülerini kaydederken “imkansız çekimi” yakalayabiime takıntısı yüzünden, kamerasıyla birlikte kendini feda ediyor. Angel, yaratığın saldırısı karşısında muşamba ve dikenli telle sarılarak hayatta kalıyor ve onun daire şeklinden denizanası benzeri bir forma dönüşmesine neden oluyor.

Evet bu yaratığın iki formuna tanık oluyoruz. Uçan daire formu (ya da uçan kovboy şapkası mı demeliyiz?) ve sanki yelkenlerini açmış gökte süzülen ama bir yandan da deniz canlılarına benzeyen daha hayvani bir form. 

Gerçekten de filmin danışmanı bir deniz biyoloğu olan Kelsi Rutledge denizanası, kalamar ve ahtapot gibi kafadanbacaklıların, yaratığın hareket etmesi ve uçması için ilham kaynağı olduğunu söylüyor. Aslına bakarsanız görüntü yönetmeni Holst’un bir sahnede tam da bu tür deniz canlılarına ilişkin bir belgeseli kurguladığına tanık oluyoruz. 

Mürekkep balığı, kromatofor adı verilen ve renk değiştiren pigment hücreleri sayesinde kendini gizleyebiliyor. Filmdeki yaratık da benzer şekilde bulutların arasında kamufle olabiliyor. Fakat öylesine bir yerde değil. Denizdeki mağaralara saklanan canlılar gibi gökyüzünde belli bir bölgeyi kendisine ev yapmış. 

Yaratığın ilk formu her ne kadar kovboy şapkası ya da uçan daire gibi gözükse de o haliyle de başka bir deniz canlısından esinlenmişler: Sand Dollar. Yeni Zelanda civarında yaşayan bu canlıların ağzı tıpkı bu filmdeki yaratıkta olduğu gibi tam altında… 

Filmdeki karakterler yaratığa Jean Jacket (yani kot ceket) gibi genel bir isim takıyorlar. Ama kamera arkasındaki danışmanlar bu yaratık için bilimsel terminoloji geleneğine uygun bir isim de vermişler: Oculonimbus edoequus. Latince olan bu kelimeler “aygır yiyici gizli kara bulut” anlamına geliyor.

Filmde uzaylı zannettikleri bu yaratığı izlemek için toplanan bir grup insan var. Avcının avını yakalaması gösterisini izlemek için toplanmışlar. Ama ava giden avlanır. Yaratık onları emip içine çekiyor. O sahnedeki ses tasarımı tüyler ürpertici. Daha da korkuncu yaratığın emdiği bu avları nasıl sindirdiğini görüyoruz. 

Bu sahneler de hem deniz yaratıklarından hem de kuşlardan esinlenerek tasarlanmış. Kuşlar avlarını böyle bütün olarak yutuyorlar. Tıpkı yaratıkta olduğu gibi yemek borusundan aşağı doğru hareket ederek genişleyip büzülüyor. Daha sonra mideyi geçerek taşlık adı verilen organa gidiyor. Burası kuşların dişleri gibi çalışıyor. Kuşlar, taşlıklarındaki yiyecekleri parçalamaya yardımcı olmak için kum ve taş gibi cisimleri yutarlar. Jean Jacket da filmde aynı şekilde sindirimine yardımcı olacak biyolojik olmayan bazı maddeleri de yutup sonradan dışarı atıyor. Zaten kardeşlerin babası tam da bu sebeple hayatını kaybetmişti hatırlarsanız.

Yaratığın biyolojik tasarımında en etkileyici parçalardan biri gözü. Vücudu dairesel olsa da gözü bir kare şeklinde. Ahtapotların göz kapakları nasıl dersiniz?

Film hakkında söylenebilecek pek çok şey var. Kameralar icat edildikten sonra gösteri ve gösteriş kültürünün insanları zehirleyici bir özelliğe dönüşmesi gibi. Çok daha önceleri de insanlar böyle kanlı gösterilerden bir şekilde zevk alıyormuş. Bunun için gökte uçan dairelere ihtiyacımız yok. Yerdeki dairesel arenalarda dövüşen gladyatörler, ya da boğaları şişleyen matadorlar uzun süredir bazı kültürlerin bir parçası. Sirklerde acı çeken hayvanlara kahkahayla gülenler de bizleriz. Kameraların icadı bunları sadece evlerimizin oturma odasına taşıdı. Belki de bu yüzden filmin başında seçilen sahnede bir maymun kullanılmıştır. Medya maymunu bir yere kadar sizi eğlendirir. Ardından tüm dikkatinizi emer; sizi siz yapan her şeyi içine çekip sindirir. Yok eder!

İnsanı besin zincirinin en tepesinde bir varlık olarak görüyoruz. Diğer canlılara yukarıdan bakıp dilediğini yiyor, dilediğini ehlileştiriyor, dilediğiyle eğleniyor. Bence bu filmin en önemli sorusu şu: Peki ya besin zincirinde insanın da üstünde bir yaratık varsa? 

Okyanusların derinliklerinde hala yeni canlılar keşfediyoruz. Gökyüzünün bir köşesinde bulutların ardında saklanmış ve avını bekleyen bir yırtıcı olamaz mı? 

NOPE!

“NOPE – Bu bildiğiniz UFO filmlerinden değil!” için bir yanıt

Ufo ya inanan kaldı mı ya. Şimdiye kadar ortaya atılan hurafelerden bir teki bile somut olarak kanıtlanamadı. Birileri gündemi taze tutmak için arada bir böyle şeyler atar ortaya. Bir canlı yıldızlararası mesafeyi aşabilecek kadar uzun yaşayamaz (bilimin
im öngördüğü kadarıyla).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.