“Bu videoda izleyeceğiniz görüntülerin neredeyse tamamı yapay zeka tarafından üretildi. Ben hariç!” demiştim bundan 9 ay kadar önce. Ama o günden bugüne SORA’dan çıt çıkmadı. 9 ay sonra nihayet dün o bebek doğdu yani 9 Aralık 2024’te OpenAI, yapay zeka dünyasını bir kez daha değiştirecek o haberi verdi. ChatGPT’yi de geliştiren şirket, SORA’yı kullanıma açtı… ve sonra hemen kapattı. Web sitesi aldığı yoğun trafikten dolayı üye alımlarını durdurmak zorunda kaldı.
Bundan 20 yıl kadar önce 2004’te bir Çarşamba akşamı televizyonun karşısında oturduğumda, sadece yeni bir dizi izleyeceğimi sanıyordum. Ekranda bir göz açıldı. Yakın çekim. Bambuların arasından sızan ışık. Ve sonra kaos. O akşam milyonlarca insanla birlikte, televizyon tarihinin en iddialı mitolojik anlatısının ilk dakikalarına tanıklık ediyorduk. Ama henüz bunu bilmiyorduk.
4 Adaya Giriş
LOST’u bugün yeniden izlediğimde, beni hala en çok etkileyen şey, dizinin modern televizyonun en büyük çelişkisini nasıl kusursuzca somutlaştırdığı: Bir yandan haftalık yayın formatının ticari gerçekliğine uyum sağlarken, diğer yandan antik destanların büyüklüğünü yakalamanın peşinde koşması.
Evren Düz! Ama Sandığınız Gibi Değil…
Evren düz! Evet evet düz! Öyle düz dünya gibi binlerce yıllık antik düşüncelerden de bahsetmiyorum. Bugün bilim insanları, evrenin düz olduğunu biliyor. Nasıl mı?
İşte böyle. Bu masanın üzeri gibi düz. Burada bir galaksi, içinde de şurada bir güneş sistemi, belki şurada ufak mutlu bir gezegencik de vardır… 🙂 E her şey bir düzlükteyse, o zaman masanın üzerinde, havada ne var? Ya da masanın altında? Sonuçta evren üç boyutlu değil mi? Orada da tatlı, mutlu bir yıldız sistemi olabilir, belki o da şöyle bir galaksinin içerisindedir… Dalga geçiyorum sanabilirsiniz ama geçmiyorum. Evren gerçekten düz, ama sandığınız gibi değil.
Bugün sizlerle matematiğin en gizemli problemlerinden birini konuşacağız. Ama başlamadan önce, bize herhangi bir bilgiyi öğrenmenin güzelliğini gösteren, sayıların ve harflerin dünyasında bize rehberlik eden tüm öğretmenlerimize teşekkür etmek istiyorum. Onlar bize sadece formülleri değil, problem çözme sanatını, vazgeçmemeyi ve merak etmeyi de öğrettiler. Bu video, çözülmemiş bir matematik problemi üzerine. Ama aslında her problemi çözmek zorunda değiliz – bazen önemli olan o yolculukta öğrendiklerimiz. O yolculukta hep bizim yanımızda olan tüm öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü” kutlu olsun.
Üç kelime.
Sadece üç kelime söylemeniz yeterli.
“Dışarı çıkmak istiyorum.”
Dediğinizde hayatınız sona eriyor. Ya da biz öyle sanıyoruz…
144 kat derinliğinde bir silo. İçinde binlerce insan. Ortasında tek bir spiral merdiven. Ve kimse neden böyle bir şeyin içinde olduğunu bilmiyor.
Peki ya tüm bildikleriniz yalan olsaydı? Ya size zehirli bir çorak arazi olarak gösterilen dış dünya aslında… Dur, dur – fazla ileri gittim. Önce en başa dönelim.
Sinemayı kim icat etti?
Sinemayı kim icat etti?
Çoğumuz bu sorunun cevabını bildiğimizi sanırız. Hani şu meşhur hikayedir: Lumière Kardeşler’in trenin istasyona gelişi “L’arrivée d’un train en gare de La Ciotat” filmi ilk kez gösterildiğinde, perdede üzerlerine doğru gelen treni gören seyirciler korkudan kendilerini yere atmışlardı. Ya da Thomas Edison’un kinetoskop gösterilerinde insanlar tek kişilik kabinlerde ilk kez hareketli görüntüleri izlemenin şaşkınlığını yaşamışlardı.