Japon sanatçı Hokusai’nin o meşhur eserini bilirsiniz: “Kanagawa’daki Büyük Dalga.” O pençe gibi kıvrılmış devasa su kütlesi, altındaki çaresiz tekneleri yutmak üzeredir. Yüzyıllar boyunca bu çizim, sadece bir sanatçının hayal gücü oalrak kabul edildi. Çünkü bilim insanlarına göre okyanuslar, öngörülebilir, lineer matematiksel kurallara uyan yerlerdi. Denizciler limanlara dönüp “Sudan bir duvar gibi yükselen devasa bir dalga gördük, 30 metre boyundaydı, aniden karşımızda belirdi!” dediklerinde, onlara inanan tek kişi işte böyle ressamlar olurdu.
200 Yıl Yaşamanın Bedeli
İki yüz on dokuz yıl.
Dile kolay. Bir imparatorluğun yükselişine, zirveye çıkışına ve çöküşüne tanıklık edecek kadar uzun bir süre. İnsan ömrünün ortalama üç katı.
Fallout dizisinde Cooper Howard’ı, nam-ı diğer “The Ghoul”u izlerken aklıma takılan ilk şey, o korkutucu yüzü ya da silah kullanma becerisi değildi. Aklıma takılan şey “Zaman”dı.
Biz insanlar, tarih boyunca hep aynı şeyi aradık. Gılgamış Destanı’ndan simyacılara, günümüzün Silikon Vadisi milyarderlerine kadar herkesin peşinde olduğu o kutsal kase: Ölümsüzlük.
Voronoi Takvimi – 2026’da Zinciri Kırma
Zinciri Kırma takvimini ücretsiz olarak indirip kullanabilirsiniz: https://bit.ly/zinciri-kirma-2026
Poster ve Astronomi takvimini almak için: https://soo.cool
—
İnsan zihni… Düzeni sever. Düz çizgileri, sütunları, satırları sever. Kareleri sever. Hayatımızı harita metod defterlerine ya da ‘Excel tablolarına’ hapsetmeye çalışmamızın sebebi belki de budur. Her şeyi kontrol edebileceğimiz illüzyonu.
Tam 10 yıl oldu, şu yazıyı yayınlayalı. 10 yıldır her Aralık ayında buluştuk sizlerle ve ‘Zinciri Kırma’ dedik birbirimize. Yan yana dizilmiş 365 kareden bahsettik. Disiplin, süreklilik, istikrar dedik. Bu yöntem yeni bir yılda yeni bir başlangıç yapmak isteyen yüz binlerce insanın hayatını değiştirdi. Benimkini de.
Matrix filmini hiç izlememiş olanlar bile onun bir sahnesini gayet iyi bilir. Meşhur hap sahnesini. Morpheus’un bir elinde mavi, diğerinde kırmızı hap vardır ve Neo bunlardan birini seçmek zorundadır.
O filmin en başında bir logo görürüz. Yapım şirketi Warner Bros.’un logosunu. İşte hayatımızda belki yüzlerce kez gördüğümüz o logo şu anda satılmak üzere ve önünde iki seçenek var. İki alıcı. Daha da ilginç bir şey söyleyeyim mi? Bu alıcılardan birinin logosu mavi, diğerininki de kırmızı. Perdenin ya da ekranın bu tarafındaki seyirciler olarak bizler de hangi hapın yutulacağını merakla bekliyoruz. Bunu basit bir alışveriş gibi göremeyiz. Çünkü sonuçları hiç farkında bile olmadan dünya görüşümüzü etkileyecek. Gelecek yıllarda oluşmaya devam edecek kültürel belleğimizi şekillendirecek.
Bir adam var. Adı Henry. Yaşlı bir adam. Demans hastası. Yıllardır bakım evinde. Başı öne eğik, gözleri boş, çevresinde olup bitenlere tepkisiz. Sorulara cevap vermiyor, kendi çocuklarını tanıyamıyor hatta kim olduğunu bile hatırlamıyor gibi görünüyor.
Sonra birileri ona bir kulaklık takıyor. Ve gençliğinde sevdiği bir müziği açıyor.
Ve bir şeyler oluyor. Henry değişmeye başlıyor. Gözleri açılıyor, başını kaldırıyor, gülümsüyor. Müzikle birlikte sallanmaya, ona eşlik etmeye başlıyor. Sorular sorunca cevap veriyor, Cab Calloway’den bahsediyor, eski günlerini hatırlıyor. Sanki karanlık bir odada bir anda ışık yanmış gibi.
“LLM duvara mı çarptı?” sorusunu duyunca aklıma bir otoyol sahnesi geliyor. Uzun, dümdüz bir yol. Yıllarca hep aynı şeyi yaptık: Daha çok veri, daha büyük model, daha fazla GPU. Gazı kökledik, hızlandık, hızlandık, hızlandık. Şimdi ise önümüzde sisli bir ufuk var. Kimine göre yolda bir viraj, kimine göre beton bir duvar, kimine göre de yeni bir otoyola bağlanan bir kavşak.
Sisin ardında ne olduğunu bilmiyoruz ama geçen hafta meydana gelen ilginç bir gelişmeyi gayet net görüyoruz. Geçen hafta dünyanın en değerli şirketlerinden biri, yapay zekâ çiplerinin tartışmasız kralı Nvidia, tarihinin en yüksek gelirini açıkladı. Tek bir çeyrekte 57 milyar dolar. Yanlış duymadınız. Ayda neredeyse 20 milyar dolar kazanan bir şirkete dönüştü.