Kategoriler
Sinema

Rüzgar Yükseliyor

Bugün 10 Kasım. Bugünün anlamını ve önemini sizlere çok farklı bir yöntemle hatırlatmak istiyorum. Bir film izleterek. Bir anime. Böyle önemli günlerde aynı şeyleri tekrar edince bir noktadan sonra artık anlamlar etkisini yitirmeye başlıyor. Böyle durumlarda bana göre yapılacak en iyi şey bir ayna kullanmak. Çünkü aynalar aynı yüze farklı açılardan bakabilmenizi sağlar. O yüzü daha iyi görebilmenizi… İşte sizlere izlemenizi tavsiye edeceğim animenin de böyle bir ayna olacağını düşünüyorum. 

Bugün 10 Kasım. Konumuz: “Rüzgar Yükseliyor.”

Bu bir anime, yani Japon animasyonu. Sadece bir anime yönetmeni olarak değil bana göre genel olarak şu anda dünyada yaşayan en iyi yönetmenlerden biri olan Miyazaki’nin 2013 yılında yaptığı son filmi. Totoro, Ponyo gibi unutulmaz karakterleri yaratan, “Porco Rosso” gibi “Ruhların Kaçışı” gibi fantezi filmlere imza atmış bu yönetmenin tarihi draması. Onun ustalık eseri. Orijinal adı: Kaze Tachinu. İzlemediyseniz mutlaka izleyin. İzlediyseniz, lütfen bugün bir kez daha izleyin. Çünkü artık iyi hikayeleri sinema perdelerinde ya da ekranlarda giderek daha az görüyoruz. Beslenmek için her gün bir şeyler yiyoruz ama damak tadımızı geliştirmek için arada farklı tadları da deneyimlemek lazım. Ancak o zaman beyninizde hiç açılmamış köşeler açılır. Yeni bağlantılar kurulur. Hayata ve önemli günlere taze bakış açıları kazanılır. 

——- Spoiler Uyarısı——

Bu filmin baş karakteri Jiro Horikoshi. Kendisi bir tasarımcı. 2. Dünya Savaşı’nda Japonların kullandığı Mitsubishi Zero savaş uçağını tasarlamış. Gerçek bir kişilik, ama bu filmde onun neredeyse tamamen kurgusal hayatı anlatılıyor. 

Hikayenin ilk 5 dakikasında hiç konuşma yok. Sadece görüntüler, müzik ve insanların ağzıyla yaptıkları ses efektleri. Evet bu uçağın sesi bile gerçek değil.  Çünkü bizler küçük bir çocuğun rüyasını görüyoruz. Bu animede bol bol rüya göreceğiz. Uçmakla, kanatlarını rüzgara bırakıp yükselmekle ilgili rüyalar bunlar. Ama ne zaman yükselmek isteseniz sizi düşürmeye çalışanlar çıkacaktır. Bu çocuğun rüyası da fazla uzun sürmüyor. 

Haksızlıklara tahammül edemeyen, yeni bir şeyler öğrenmek için can atan bu küçük çocuk uyanıkken de gözlerini gökyüzünden alamıyor. 

  • Gözlüklerini takmamışsın.
  • Yıldızlara bakıyorum. Uzaklara bakmak gözlere iyi gelir.

Yine rüya gördüğü günlerden bir gün okuduğu dergilerin etkisiyle de olsa gerek İtalyan uçak tasarımcısı Caproni’yle karşılaşıyor. Daha doğrusu absürd bir şekilde onunla rüyasını paylaşıyor.

  • Benim rüyam olması lazım bu.
  • Benimki de olabilir.
  • Senin rüyan mı? Japon genç, sanırım rüyamızı paylaşıyoruz.

Küçük Jiro uçmayı çok sevdiğini ama miyop olduğu için gerçek hayatta bir uçağı uçuramayacağını söyleyince Caproni ona kendisinin de uçak uçuramadığını söylüyor. Uçak uçurmak isteyen bir sürü insan var zaten! Bense o uçakları yapan kişiyim diyor ve ekliyor: “Uçaklar ne bir savaş aracı, ne de bir tür ticaret eşyasıdır. Uçak yapımı harika bir hayaldir ve uçak mühendisleri bu hayali gerçek kılar.”

Jiro, işte o rüyasından sonra kesin olarak kararını veriyor. Bir tasarımcı olmak, uçak tasarımcısı. Çok güzel bir uçak yapmak istiyor. 

Sonra onun büyüdüğünü, bir üniversite öğrencisi haline geldiğini görüyoruz. Trende yolculuk yaparken rahat bir nefes almak ve kitabını okumak için arka balkona çıkıyor. Sonra rüzgar yükseliyor ve şapkasını uçuyor. Şansa bak ki diğer vagondaki genç bir kız şapkayı havada yakalayıp Jiro’ya veriyor. Anlayacağınız rüzgar da bir oyuncu bu hikayede 😉

Kız şapkayı ona verirken Fransızca bir şiirden alıntı yapıyor: “Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çabalamalı.” Filmin adı da özü de Paul Valery’e ait bu dizelerde saklı.  

Bu sözlerden çok kısa bir süre sonra büyük bir felaket oluyor. Deprem! Bana göre film tarihindeki en etkileyici deprem sahnelerinden biri. Bu kısmı izlerken seslere, görüntülere, anlatım tekniğine özellikle dikkat etmenizi isterim. Deprem sonrasında kulaklarda kalan o uğultuya… Jiro bu karmaşada az önce şapkasını yakalayan kızı ve onun bacağı kırılan dadısını görüyor. Onlara yardım ederek evine ulaştırıyor. Deprem sonrasında çok büyük bir yangın başlıyor. Artçı sarsıntılarla binaların neredeyse tamamı yıkılıyor. Yıkılmayanlar yanıp kül oluyor. Az önce iki genci tanıştıran rüzgar bu kez alevleri körüklüyor. Tüm ülkenin üstü kapkara bulutlarla örtülüyor.

Sonra her şeyi yeni baştan yapma çabaları. Jiro’nun üniversiteden arkadaşları her şeyi eleştiriyor. Yeni yapılan binaların eskisinden farklı olmadığını söylüyorlar. Uçak mühendisliği okudukları için yapılan uçakları beğenmiyorlar. Batı’nın kendilerinden 10 yıl ileride olduklarını söylüyorlar. 

  • Batılı güçler tamamı metalden uçaklar yapıyorlar. Onlarla aramızda 10 yıldan fazla fark var.

Jiro’ysa pozitife odaklanmış durumda. Aklında sadece bir şeyleri düzeltmek, onları yeniden tasarlamak var. Eğer buna kitlenirseniz her yerde size yardımcı olacak işaretler görmeye başlarsınız. Yediğiniz balığın kılçığında bile…

  • Ne kadar güzel değil mi? Mükemmel bir eğri bence. 
  • Kılçıklarına bakmak için mi uskumru yiyorsun?

Mezun olduktan sonra Mitsubishi uçak fabrikasında işe başlıyor. Büyük bir heyecanla, azimle çalışıyor. Bu kez de iş arkadaşları etraftaki olumsuzluklara odaklanmış durumda. Mesela uçak fabrikasında öküzlerin ne işi var?

  • Yapılan en son model uçağı öküzler çekiyor. Böylesine ters milletiz işte. 
  • Yine de öküzleri severim.

Öküzleri ve uskumruları seven Jiro’nun benim sevdiğim bir başka özelliği yılmaması. Bir gün yeni yaptıkları uçaklardan biri test uçuşu sırasında düşüyor. Yağmur altındaki enkaza baktığında umutsuzluğa kapılmak yerine hemen kaldığı yerden devam etmeye çalışıyor.

  • Kurokawa-san gidelim haydi. Gidip yeni bir tane inşa edelim! Bugün gördüklerimi asla unutmayacağım. Ufkum bin kat daha genişlemiş gibi hissediyorum. 

İnsanın ufku böyle genişler. Başarısızlıklardan ders çıkartarak. Umudunu kaybetmeyerek. O yıllarda Japonya şimdilerdeki kadar ileride değil. İnsanlar çok fakir. Sokaklarda çocuklar aç-bitap bir şekilde geç saatlere kadar çalışan ana-babalarının eve dönmesini bekliyorlar. Onların bu halini görüp üzülen Jiro, az önce aldığı çöreğini paylaşmak isteyince bunu kabul etmiyorlar. Genç uçak mühendisinin aklının bir tarafında tasarladığı Şahin uçaklarının maliyeti var, diğer tarafında da onların bu uçakları yapabilmesi için çalışıp fedakarlık yapan, aç ama gururlu bu insanlar… 

  • Şahin’in tek bir bağlantı parçasının maliyeti o kızın bütün ailesini bir ay beslemeye yeter. 
  • Bu ülke neden bu kadar fakir?

Ne kadar naif bir soru değil mi? Bu ülke neden bu kadar fakir? Çünkü o zamana kadar hep başka ülkelerin teknolojilerini getirmişler. O zamana kadar kendilerini yeterince geliştirememişler. Zaten iş arkadaşı hemen cevabı yapıştırıyor. O zamanlar Japonlara teknoloji satan Almanları kastederek diyor ki:

  • Jiro, Junkers’a teknolojileri için ne kadar para ödeniyor biliyor musun sen? Japonya’daki tüm çocukları besleyip tatlı niyetine de Sibirya çöreği yedirebilecek kadar.

Japonya o yıllarda gelişmekte olan pek çok ülkenin yaptığı gibi gençlerini Batılı ülkelere gönderiyor. Oralardaki teknolojileri öğrenebilmeleri için. Jiro ve arkadaşı da Almanya’ya gidiyor. Ama Almanlar çok sıkı! Onlara neredeyse hiçbir şey göstermiyorlar. Jiro’nun devasa hangarları görünce ilk tepkisi çok komik 🙂

  • Hiç öküz yok.

Almanya’da sadece uçaklardan değil, gördükleri hemen her şeyden etkileniyorlar.

  • Dışarısı soğuk görünüyor ama oda sıcacık. Buradaki insanların şömine kullandığını sanırdım. 
  • Anladık, ilkel bir teknolojiye sahibiz demeye çalışıyorsun!

Arkadaşı yine havasında. Hikaye anlatım tekniği açısından baktığımızda birbirine zıt bu iki karakter arasında dramatik bir gerilim yaratılmış. Hayat dersi alma açısından bakarsak gerçekten de böyle değil midir? Bazıları hayata hep tersten bakar. Bazıları da Jiro gibi. Sadece merakla. İçi denklemlerle dolu kağıda bakan arkadaş bakın hangi yazıya konsantre olmuş.

  • “Bu teknoloji Almanlar’a ait.”
  • Honjo, belki de onların teknolojilerine ihtiyacımız yoktur. Odun ve yelken bezi metal kadar iyi olabilir aslında. 
  • Öyle hayatta yapamayız, 20 yıl gerilerindeyiz adamların.

En sevdiğim sözlerden biri şu: “Bana neyi yapamayacağımı söyleme!” 20 yıl önce yola çıkmış kaplumbağanın peşinden koşan Aşil gibiyiz diyen arkadaşına inat Jiro, rüyalarında ilham toplamaya devam eder. Düşlerinden birinde Caproni’nin yaptığı koskocaman bir uçakla havalanınca hayranlığını gizleyemez.

  • Bizim ülkemiz fakirdir. Böyle bir şeyi inşa edecek teknolojimiz yok. 
  • Bir mühendis için en önemli şey ilhamdır. İlham geleceğin kilidini çözer. Teknoloji ondan sonra yetişir. 

Genç mühendis rüyalarının peşinden koşmaya devam ederken günün birinde rüzgar onu trende tanıştığı kızla tekrar karşılaştırır. Bu kez uçan şey şapka değil bir güneş şemsiyesidir ve onu yakalayan da Jiro olur. Uçma hayallerine bir de romantik bir aşk hikayesi eklenir. 

Neyse bu kadar yeter. Filmin neredeyse yarısını anlattım. Gerisini de siz izleyin. Eminim çok güzel duygularla ayrılacaksınız. Yönetmeni Miyazaki bile prömiyerden sonra ilk kez kendi yaptığım bir filmde ağladım demişti. İzlediğinizde içiniz buruk bir mutlulukla dolacak. O yüzden bunu özellikle 10 Kasım’da görün dedim. Çünkü bizler Atatürk’ü göremedik. Bari bu özel günde duygularını anlamaya çalışalım. Zaten onu görmek demek mutlaka yüzünü görmek demek değil. Onun fikirlerini, duygularını anlıyor ve hissediyorsak bu kafi. “Rüzgar yükseliyor” bittikten sonra hissettiklerim tam da böyle şeylerdi. Atatürk’e bir başka aynadan bakmamı sağladı. Fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş bir millete hep umutla bakmayı öğreten gözlerini gördüm o aynada…

Filmde deprem olurken yaşananlar bana kendi depremlerimizi hatırlattı. O deprem tarihteki en yıkıcı felaketlerden biri olan 1923 Kanto depremiydi. Japonya’da 100 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Aynı dönemde biz de verdiğimiz kurtuluş mücadelesinde yüzbinlerimizi kaybettik. Her yer yangın yeriyken, gökyüzü kapkara bulutlarla kaplıyken bile umudunu kaybetmeyen Jiro’da genç Mustafa Kemal’i gördüm. Jiro gibi o da Almanya’ya gitmiş ve Karlsbad kentindeyken tuttuğu günlüklerine şunları yazmıştı: “Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız ve memleketi kurtaracağız.”

Evet bizde de rüzgarlar yükseldi. Bizde de Atatürk’ün önderliğinde Vecihi Hürkuş’lar, Nuri Demirağ’lar, Selahattin Alan’lar, Ali Yıldız’lar yetişti. Bugün manevi evladı Sabiha’ya Gökçen soy ismini veren bir vizyonu anlamak için çok güzel bir gün. Çünkü rüzgarlar yine yükselecek. Ve bizler o manevi evlatların manevi torunları olarak gözümüzü geleceğe, istikbale dikeceğiz. Çünkü ilham geleceğin kilidini çözer. Biz bugün bize verilen ilhamı hatırlayacağız. Rüzgar yükselirken kanatlarımız açık uçmaya hazır bir halde göklere bakacağız…

“Rüzgar Yükseliyor” için 9 yanıt

Öldü. Ölümünü diğerleri görmesin diye gittikten sonra Jiro’nun rüyasındaki kayboluşu öldüğünü gösteriyordu

Ham duygularımla yazıyorum yürekten gelen. Hocam o kadar duygulandım ki size anlatamam. Bu bakış açısı benim anlayamadığım bir bakış açısıydı ve siz bana farklı bir bakış açısıyla bakma fırsatı verdiniz. Bu memleket için verdiğiniz örnekler….

Merhaba Barış abi.Rüzgar yükseliyor animesi ile ilgili videomuzu diğer videomuz gibi izledim.Verilmesi gereken mesajlari her zamanki gibi o tatlı hikaye anlaticiliginiz ile vermişsiniz. Cocuklarima da izletmek izledim ilgili anime filmi.Birazdan çocuklarım yanıma gelip ‘baba filmdeki çocuk kahraman ve arkadaşı sigara içiyor deyince carpilmisa döndüm.Verilmesi gereken mesaj açısından harika bir film olan ‘rüzgar yükseliyor’ animesi çocuklara sigara acısından kötü örnek olmasını gözden kaçırmaması lazım.Bunu en azından videonuzda bir cumle ile de olsa ifade etseniz bizim daha dikkatli ve hazırlıklı olmamızı saglamış olurdunuz.Bunu belki başkasından istemek lüzumsuz bir istek olurdu ama Barış Ozcan kalitesi söz konusu olunca söylemekte fayda olur diye düşüdüm. Çok teşekkür ederim videolarınuz ve hayatımıza kattığını değerler için.

Üzerime vazife gibi anlamayın, affınıza sığınarak bilgi amaçlı söylüyorum. Animeler bizim anladığımız çocuklar için “çizgi film” katagorisine pek girmez. Bazıları özellikle +13 veya +16 içerikler içermese de Miyazaki genel olarak çocuk filmi yapmamaktadır, Miyazaki baş yapıtlarından, baş karakterlerin çocuk olduğu bazı filmlerinden örnek vermem gerekirse; “Totoro” ve “Spirited Away” gibi çocuk filmi gibi görünse de çocukları ürkütebilecek karanlık içerikler, hatta zaman zaman kan, ufakta olsa vahşet içeriği de barındırabiliyorlar.

Sigara oldukça basit kalmış aslında ve bu konuda çocuklarınıza karşısındaki adamın ne kadar kötü bir şeyi yaptığını, sigara dışındaki hayallerini ve başardıklarını örnek almaları gerektiğini sizin çocuklarınıza anlatmanız daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. En nihayetinde belirttiğiniz gibi tek bir noktadan, bakacak, basite indirgeyecek olursak, videonunda konusu olduğu Ulu önderimiz dahil savaş meydanında elinde sigarası ile bir pozu var ki,, bunu da çocuklara kötü alışkanlığa özendiriyor şeklinde algılamamamız gerekir diye düşünüyorum.

Çocuklarınıza bir baba, bir ebeveyn olarak yol gösterecek onların çevresi ile olan yakın ilişkileri belirleyecek olan sizlersiniz, bir dizi veya film değil. İyiyi ve kötüyü ayırt edebilmişler, bunu size söylemişler bence bu çok güzel bir şey, Bunun ötesinde bunun hayatın bir gerçeği olduğunu da anlamaları gerekir elbette. Umuyorum olmaz ama şu anki toplum yapısında biliyorsunuz büyüğün elinde sigara gören özenerek başlıyor ve kendisini havalı veya büyümüş gibi hissettirme duygusu ile egosunu tatmin ediyor.

Dolayısıyla iyi evlatlar yetiştirmek bizim elimizde, Bunu düşündüğünüze göre çocuklarınızın üzerine titreyen iyi bir baba olduğunuz belli oluyor, Bunu zaten biliyorsunuzdur ama yorumu görünce hatırlatmak istedim.

Saygılar…

Teşekkürler Barış Özcan. Karşılaştığım en farklı Atatürk’ü anma videosu olduğunu söyleyebilirim. Emek verdiğiniz için teşekkürler, her video sonunda olduğu gibi umutla doldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.