Kategoriler
Teknoloji

Yapay zeka bunun neresinde?

Şimdi size bir soru. Yapay zeka bunun neresinde? İpucu vereyim mi? Hadi onu da başka bir soruyla vereyim. İzlemekte olduğunuz bu videoyu nereden buldunuz? Sonuçta bunun gibi bilgiyi işleyebilen bir cihazda önünüze bir başlık ve küçük bir resim düştü ve ona tıklayarak geldiniz ama benim sorum işte o başlık ve küçük resim önünüze nasıl düştü? Siz gerçek zekanızı kullanarak bu soru hakkında biraz düşünürken ben size kısaca yapay zekanın gündelik hayatımızı nasıl etkilediğinden bahsedeyim…

Yaklaşık 3-5 ayda bir yapay zekanın yapabileceklerine dair çarpıcı gelişmeleri buradan sizlerle paylaşıyorum. Onun daha şimdiden müzik yapabildiğini, şiir yazabildiğini, satranç ve hatta Go gibi oyunlarda insan rakiplerini yenebildiğini hep beraber şaşkınlıkla öğrendik. Ama tüm bu gelişmeler hep oralarda bir yerlerde, bizden uzakta gerçekleşiyor gibi değil mi? Oysa yapay zekayı tam şu anda öyle ya da böyle hepimiz kullanıyoruz. Çoğu zaman onu kullandığımızın farkında bile değiliz ama kullanıyoruz. Ya da o bizi kullanıyor 😉 İşte bütün mesele bu. Bu konuda bir farkındalık kazanırsak, dijital hayatımızın her yerine sinmiş olan o yapay zekayı işlerimizi hızla görebilecek bir asistana dönüştürebiliriz.

Daha telefonumuzu ya da bilgisayarımızı açtığımız anda yapay zekayla olan ilişkimiz başlıyor. Güvenlik için yüzünüzü tanımladıysanız karşınızdaki makine onu analiz ediyor. Gördüğü yüzün sizinkiyle aynı olup olmadığını anlayabilmek için makine öğrenmesinden faydalanıyor. Sonrasında sosyal medyaya mı giriyorsunuz? Size hangi içeriğin gösterileceğine yapay zeka karar veriyor. 

Videonun başındaki soruya dönelim şimdi. “Bu videoyu nereden buldunuz?” sorusuna… “Bu kanala aboneyim o yüzden YouTube’u açınca karşıma çıktı” diye bir cevap verebilirsiniz.  Peki abone olduğunuz her kanalın her videosu önünüze düşüyor mu sizce? Sizin bir şeye abone olma, bir şeyi takip etme isteğinizle, gerçek davranışlarınız arasında bir fark var. Belki siz bile farkında değilsiniz bu farkın. Ama var.

YouTube’un kullandığı yapay zeka, sizin ilgi alanlarınızı sürekli olarak gözden geçirip sonuna kadar izlemek isteyebileceğiniz türde içerikleri önünüze koyuyor. O yüzden dikkat ettiyseniz ben klasik YouTube söylemlerini pek kullanmıyorum: “Kanalıma abone olmayı, hatırlatıcıyı işaretlemeyi, videoyu beğenmeyi unutmayın” gibi cümleler kurmuyorum. Bunlar elbette bizi buluşturan yapay zeka açısından önemli sinyaller, yani bunları yapmadıysanız yapın ama o artık bu kadar yüzeysel düşünmüyor. Eğer bu videoyu sonuna kadar izleyip bir değer elde ederseniz (yeni bir şey öğrenmek gibi, vizyon kazanmak gibi bir değer) o zaman zaten kanala abone olur ve beğen butonuna basarsınız. Bunu benim söylememe gerek yok. Hatta bununla kalmayıp aşağıya kendi yorumunuzu bırakırsınız, başka insanlarla paylaşırsınız. Her şeyden önemlisi videoyu sonuna kadar atlamadan, hızlandırmadan izlersiniz. Bizleri buluşturan yapay zeka artık sizin bu paylaşım heyecanınızı ya da izleme sabrınızı değerlendirecek kadar akıllı. Ama bu dar bir akıl. Biz hala ondan çok daha esnek ve geniş bir zekaya sahibiz. O yüzden daha ileri seviyede onu kullanabiliriz.

Önce size kendimden bir örnek vereceğim, sonra da çok somut bir öneride bulunacağım. Yapay zeka iki temel kategoride benim işime yarıyor: yaratıcılık ve verimlilik. Yaratıcılık: çünkü ben hala bir öğrenciyim. Ve verimlilik: çünkü ben aynı zamanda bir çalışanım, iş yapıyorum. “Knowledge worker” da deniyor: Bilgi çalışanı.

Size bu kanaldan sanat, tasarım ve teknoloji konularında hikayeler anlatıyorum. İşte bu alanlarda araştırma yapan bir öğrenci olarak normal bir öğrenciden tek farkım herhangi bir okula gitmiyorum, tüm okullardan faydalanıyorum. Bana “git şu dersleri çalış” diyen biri yok, ben kendi çalışacağım dersi kendim seçiyorum. 

Konumu seçtikten sonra da araştırmaya başlıyorum. Araştırmalarım, insanlığın ürettiği bilgilerin içinde yaptığım aramaların bir sonucu. İnsanlığın bugüne kadar ürettiği tüm yazılar, resimler, görseller, ses ve video kayıtlarından oluşan bu bilgilerin %90’ı hala yapısal değil. Arama motorları başta olmak üzere pek çok bilgi veritabanı bunları yapay zekayı kullanarak yapısal hale getirmeye çalışıyor. Yani kategorilere ayırıyor, meta etiketlerle anlamlandırmaya çalışıyor. Ben de bunların yardımıyla önce aradığım bilgilere ulaşıyorum.

Sonra o bilgileri bir yazıya dönüştürme aşaması başlıyor. Bazı kavramların Türkçe’sini bulabilmek için makine öğrenmesiyle çalışan çeviri uygulamaları kullanıyorum. Cümlelerimi not alırken yapay zekanın yazım denetimi beni yönlendiriyor. Bazen klavye kullanmak yerine sözlü olarak metinleri dikte ediyorum. Sesimi tanımlayıp metne dönüştüren araç bir yapay zeka. Bazen klavye yerine kalemle ekrana yazıyorum. Yazımı anlayıp kelimelere dönüştüren şey yine bir yapay zeka. Eğer kendi görsel arşivimden bir fotoğraf ya da video kullanacaksam bunların içinde arama yapıyorum. Mesela “yapay zeka” kelimesini aratalım. Çıkan bu sonuçları ben etiketlemedim. Ama makine öğrenmesi yoluyla bunların üstündeki bazı işaretleri tanımlayan sistem, arama yaptığımda bunları karşıma getirdi. 

Kısaca yapay zekadan daha çok faydalanmak için önce doğru platformları seçmek ve onları akıllıca kullanmak gerekiyor. Az önce saydıklarım birer platformdu. Bir benzetme yapacak olursak platformları içinde yaşadığımız şehirlere benzetebiliriz. Yani taktım akıllı asistanımı koluma, tüm bu bilgi şehrini onunla daha hızlı dolaşıp, aradıklarıma daha çabuk ulaştım. 

Şimdi ne yapmalıyım? Eve dönmeliyim. İnternet şehrinden topladığım tüm bu bilgileri bilgisayarımda hikayeleştirerek sunma aşamasına geçmeliyim. İnternet eğer bir şehirse, bilgisayarım da benim evim. 

Eskiden olsa bu haliyle de yani yazılı olarak da paylaşmak benim için yeterli olabilirdi. Eskiden olsa… Günümüzde bir yazıyı bir sunuma dönüştürmek; ona ses, görüntü, müzik, grafik, animasyon gibi ögeler ekleyip zenginleştirmek çok daha etkili bir iletişim sağlıyor. O yüzden ben uzun bir süredir yazdıklarımı, çizdiklerimi, hikayelerimi video formatına dönüştürüyorum. Size de aynı şeyi öneririm. 

Videolu iletişim günümüzün, hele hele 2020’nin en önemli iletişim şekli. 1900 yılında eğitimli olmak demek okuma/yazma bilmek demekti. Aradan 100 yıl geçti. 2000’li yıllarda eğitimli olmak için sadece okur/yazar olmak yetmemeye başladı. Artık bilgisayar okur/yazarı olmak gerekiyordu. 2000 ve sonrasında hazırlanan CV’lerin en vazgeçilmez parçası “bilgisayarda kullanmayı bildiğim programlar” kısmı haline geldi. Fakat günümüzde bu da yeterli değil. İş görüşmelerinde “Word gibi bir kelime işlemci kullanabiliyor musun; Excel’le grafikler, PowerPoint ile sunumlar hazırlayabiliyor musun?” soruları bile sorulmaz oldu. Çünkü bunları artık her bilgi çalışanı bilmek ve kullanmak zorunda. Bilgisayar okur/yazarı olmadan iş üretilemiyor. O yüzden 2020 yılı itibariyle ben bu yeteneklere bir yenisini daha eklemek istiyorum: “Video okur/yazarlığı.” Artık o grafiklerin, o sunumların görüntüyle, sesle birleştirilmesi çok önemli. Çünkü dış dünyayla, başkalarıyla iletişimimiz işte bu iki boyutlu video ekranları üzerinden gerçekleştiriliyor. “Bu videoyu nasıl buldunuz?” sorusunu bir de bu anlamıyla düşünün. Artık kendimizi sadece e-postalarla değil, zoom toplantılarında konuşan kafalarımızla ifade ediyoruz. Bu yeni dünyada video okur/yazarlığı o yüzden çok büyük bir önem kazanacak. 

Yazı yazmak için kullandığımız Word gibi kelime işlemci programların yanında video yazabilmek/oluşturabilmek için kurgu programlarını da kullanmamız gerekecek. O yüzden ben bu kanalın daha ilk günlerinde kendi kullandığım video işleme programı Premiere Pro ile ilgili 41 videoluk bir eğitim seti hazırlayıp paylaştım. O içerik biraz eskidi gerçi, bir fırsatını bulursam yenilemeyi de istiyorum ama hala bu işleri yapmak isteyenler için bu haliyle bile bir başlangıç kılavuzu olabilir. 

Video okur/yazarlığı kavramını geniş anlamıyla algılamak lazım. Sadece kurgu yapmak video hazırlamaktan ibaret değil. Girdiğimiz bir online toplantıda görüntümüzün/sesimizin net olması bile bir sunumdur. İşte tüm bunları yaparken de yapay zekayı kullanabiliriz.  

Kendimden verdiğim örneğe geri dönüyorum. İnternetteki platformları yapay zeka yardımıyla gezip araştırma yapmış ve bilgi toplamıştım. Sonra da evime döndüm. Bu yeni evim bu arada. Gördüğünüz gibi iki pencereli. Son zamanlarda taşınabilir bilgisayarlarda gördüğüm en büyük inovasyon bu.  ASUS Zenbook Pro Duo almış iki ekranı tek bir gövdede birleştirmiş. 

Kendi iş akışımda bu bilgisayarın hemen fark edilen ve hemen fark edilemeyen pek çok özelliğinden iki tanesini aktif olarak kullanıyorum. İlkini daha bakar bakmaz anladınız zaten. Video kurgularken iki ekran kullanmak yeni bir konsept değil. Ama mobil bir cihazda olunca gittiğiniz her yere ikinci ekranı da götürebiliyorsunuz. Özellikle tasarımcılara için çok önemli olan sRGB ve DCI-P3 renk uzayını destekleyen bu OLED ekranları dokunarak kontrol edebilmek, yazı yazabilmek, çizim yapabilmek de mümkün. Haftalık film analizleri yaptığım TIMECODE canlı yayınlarımı artık bu ekranlardan dokunarak kullandığım kontrollerle gerçekleştiriyorum.

Peki yapay zeka bunun neresinde?

İşte bu bilgisayarın hemen fark edilemeyen ikinci özelliği de onun içindeki beyniyle ilgili. Çünkü gördüğümüz bu donanım eğer bir vücutsa onun içindeki işlemci de beyni. Bu beyin Intel i9 10. Nesil bir işlemci. 10. Nesil işlemcilerde artık çekirdeğin içine entegre edilmiş yapay zeka yetenekleri var. Ne işe yarıyor bu yetenekler? Nöral ağları kullanan yazılımlara özel bir performans sağlıyor. Tercih ettiğiniz yazılıma bağlı olarak bir online toplantıda arka planınızı bulanıklaştırma efekti ya da mikrofondan sadece sizin sesinizi seçip diğer sesleri, gürültüleri yok ederek istenmeyen yankıyı engellemek için yapay zekayı kullanıyor. Yazılımlar bu tür karmaşık işlemleri yaparken normalde bilgisayarın beyninin etini yer 🙂 

Yaklaşık 1 yıldır videolarımı 8K çözünürlüğünde hazırlayıp yayına veriyorum. Taşınabilir bilgisayarlarda böylesine yüksek çözünürlüklü videoları bırakın kurgulamayı, izlemeniz bile çok zordur. O yüzden videoları yarı yarıya, hatta dörtte bir oranında küçültüp “proxy”lerle çalışmak zorunda kalıyordum.  Son iki haftadır tam kaliteli olarak oynatıp kurgu yapabiliyorum. Gerçek zamanlı olarak oynattığım bu videonun genişliği 7680 ve yüksekliği de 4320 piksel. Yani her bir karesi 33 milyon pikselden oluşuyor. 10. Nesil işlemcinin içine yerleşilk yapay zeka yetenekleri, her saniye 33 milyon pikselli bu karelerden 24 tanesini işliyor, kesiyor, biçiyor ve görüntüleri anlamlı bir hikayeye dönüştürmeme yardımcı oluyor.

Böylesine yüksek çözünürlükte çalışmanın asıl faydası görüntünün içinden istediğiniz kısmı seçip kullanabilmek. 16:9 kadrajında ve yatay olarak çektiğiniz bir videoyu sosyal medyaya uyarlamak için dikey bir formata dönüştürürken bunu otomatik olarak yapabiliyorsunuz. Çünkü yapay zeka görüntüleri analiz ederek içindeki önemli nesneleri ya da insanları belirleyebiliyor. 

Yeni nesil ya da yapay zeka teknolojisi derken şu an 10. Jenerasyondan bahsediyoruz ama bu özellikler Intel’in lansmanı yeni yapılan 11. jenerasyon işlemcilerinde de gelişmiş özelliklerle hayatımızda yer almaya devam edecek.

Yapay zeka gelecekte dünyayı radikal bir biçimde değiştirecek buna hiç kuşku yok. Onun gelecekte ve günümüzde neler yapabileceğine dair bazı videoları bizzat hazırlayıp yayına verdim bu kanalda ama itiraf etmeliyim ki onları izlerken ben bile zaman zaman ürperiyorum. “Acaba bir gün kontrolü tamamen ele geçirebilir mi?” gibi sorular ister istemez insanın aklını karıştırıyor. Bu kafa karışıklığını gidermenin en iyi yolu ne biliyor musunuz? Onunla barışmak. Yapay zekanın ne olduğunu öğrenip gündelik hayat içinde kullanmaya çalışmak. İş akışlarınızın parçası haline getirmek.

Böylece o bizi kullanmadan önce biz yapay zekayı kullanmaya başlayabiliriz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir