Kategoriler
Genel

Yedinci Kıta

Jeolojik çağları mutlaka duymuşsunuzdur. Popüler filmlerin adını bile süsledi bazıları: Buz Devri, Jurassic Park gibi filmlerden söz ediyorum. İşte buradaki Jurassic ya da Jura devri, Mezozoik zamanın Trias’tan sonra gelen ikinci dönemini ifade ediyor. Bu devirler milyonlarca yıl devam ediyor. En son 12000 yıl kadar önce Holosen devresine girdik. Bu jeolojik çağların en önemli özelliklerinden biri canlıları etkilemesi. Örneğin Holosen çağı bizi nasıl etkilemiş olabilir? Buzullar eridi ve sonrasında yerleşik hayata geçtik. Yazılı tarihe geçiş yaptık. Dolayısıyla kültürel gelişimlerin başladığı; sanatın, tasarımın ve en sonunda da teknolojinin doğduğu bir çağ bu. 

Fakat pek çok bilim insanı bu çağın da sona erdiğini söylüyor. Hem de beklenenden milyonlarca yıl önce… Çünkü artık jeoloji canlıları etkilemiyor, canlılar -hadi daha spesifik olalım- biz insanlar hem jeolojiyi hem de ekolojiyi etkiliyoruz. Sadece çevremizi değil tüm yeryüzünü dönüştürüyoruz. İşte o yüzden insanın dünyaya olan etkisinin en üst düzeye çıktığı bu yeni çağa Antroposen adı veriliyor. Diğer çağ geçişleri yüzbinlerce yıllık bir sürece yayılmış durumdaydı. Oysa bu çağın başlangıcı için yine pek çok bilim insanı net bir tarih, hatta saat verebiliyor. 16 Temmuz 1945 saat 5:29. Trinity kod adlı bu ilk nükleer testle insanlık yeryüzüne radyoaktif bir imza attı. 

“İyi de ben boş zamanlarımda evimin arka odasında nükleer denemeler yapmıyorum” diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama emin olun hepimiz dünyayı etkiliyoruz. Kelebek etkisi. Çok basit bir örnek vereceğim. Günde kaç çeşit plastik kullandığınızı bir düşünün. Poşetlerden başlayabiliriz saymaya ama detaya girmeye gerek yok. Tüm dünyada her yıl 1 trilyon plastik poşet kullanılıp çöpe atılıyor. Bu videoyu izlemeye başladığınızdan beri geçen sürede 2 milyon plastik poşet daha çöpe atıldı. Her yıl yarım milyardan fazla plastik şişeyi ve 5 milyara yakın pipeti çöpe atıyoruz. Şu ana kadar her birimizin kullanıp attığı en az 250 parça plastik çöp parçası, suya karıştı, nehirlerle denizlere ve sonra da okyanuslara ulaştı bile. Dünyadaki her bir insanın ürettiği bu 250 parça atık okyanus akıntılarıyla birleşti ve 1.8 trilyon plastikten oluşan bir adaya dönüştü.  3.4 milyon kilometre karelik bir alanı kaplayan bu devasa plastik atık kütlesine ada değil de kıta demek daha doğru olur çünkü Türkiye’nin yüzölçümünün neredeyse 5 katından söz ediyoruz. 

Bu kütlenin büyük çoğunluğu Hawaii ve California arasında toplanmış durumda. Bilim insanları tarafından Büyük Pasifik Çöp Alanı olarak tanımlanıyor. Güneşin ve dalgaların etkisiyle çoğunluğu yarım santimetreden küçük mikroplastiklere dönüşmüş durumda olduğu için bu yığını uzaktan görebilmek çok zor. Ama aralarında ta 1977’de üretilmiş böyle megaplastik çöpler de var, 1995’de Gameboy olarak üretilmiş böyle makroplastikler de… İnanın göremediklerimiz görebildiklerimizden daha tehlikeli. 700’den fazla canlı türünü tehdit ediyor. Sadece suda yaşayanları değil onunla ilişkisi olan tüm hayvanları. Plankton kadar küçük olanları da… Balina kadar büyük olanları da… Işıltılı plastik parçalarını gören kuşlar onları yememesi gerektiğini nereden bilsin? Deniz kuşlarının ya da kaplumbağalarının %44’ünün midesinde plastik parçası olduğu tahmin ediliyor. Her yıl 1 milyondan fazla deniz kuşu sadece bu yüzden ölüyor. Bunu yiyen balıkları umursamaktan daha önemli işlerimiz olabilir ama unutmayın o balıklar besin zincirinin bir parçası. Zincirin diğer ucunda da biz insanlar var. Bir dahaki sefere balık yerken içinde göremeyeceğiniz kadar küçük plastik parçaları olabileceği aklınızın bir kenarında bulunsun. 

Önümüzdeki videoda 2050 yılındaki dünyayla ilgili iyimser tahminleri aktaracağım o yüzden kötümser bir tahmini orada değil de burada vereyim. Büyük Pasifik Çöp Alanı tek çöp alanı değil. Şu anda dünyanın 5 ayrı noktasında buna benzer atıklar toplanmaya devam ediyor. Bu atıkların kütlesinin 2050 yılında denizde yaşayan tüm balıkların kütlesine eşitleneceği tahmin ediliyor. Dünyaya neredeyse kıta büyüklüğünde bir alan eklenmesine sebep oluyoruz ama çoğumuz bunun farkında bile değiliz. 

Yine kötü haberleri saçtık ortalığa. Vah vah demekten öte ne yapılabilir? Hem toplumsal hem de bireysel olarak yapılabilecek bazı şeyler var. 

Güzel bir haber vereyim. Büyük Pasifik Çöp Alanı’nı temizlemek için çeşitli organizasyonlar harekete geçtiler bile. “Ocean Cleanup” projesi teknolojinin yol açtığı bu kirliliğe yine teknolojik bir çözüm getirmeye çalışıyor. 600 metre uzunluğunda ve 3 metre derinliğinde yüzen bir araçla atıkları topluyor. Bu devasa aracın su üstünde yüzen parçası megaplastikleri yakalarken, deniz altında kalan ince etek parçası daha küçük partikülleri hallediyor. Bunun oluşturduğu akıntı sayesinde deniz canlıları araca takılmadan ilerleyebiliyor. Araç bu temizliği yaparken okyanusun üç kuvvetinden faydalanıyor: Rüzgar, dalgalar ve akıntılar. Aracın kendisi tıpkı çöpler gibi akıntıyla hareket ediyor. Fakat rüzgar ve dalgaların yardımıyla ondan daha hızlı gidebildiği için yolda önüne çıkan atıkların kendisine takılmasını sağlıyor. Ortalara doğru daha da derinlere inebilen bu sistem bir U şeklinde kıvrılıyor. Rüzgarlarla yönü değişen bu dev U şekli atık yığınının her yerine gidebiliyor. Sistemin üzerinde güneş enerjisiyle çalışan ışıklar, çarpışma önleme sistemleri, kameralar, sensörler ve uydu antenleri var. Böylece karadakiler onun yerini ve topladığı atık miktarını sürekli olarak denetliyor. Periyodik olarak çöp gemileri gönderilerek U’nun ortasında biriken atıklar toplanıyor. 

Peki bu yeterli mi? Değil. Sadece Büyük Pasifik Çöp Alanı’nı temizlemek için bunlardan 60 tane üretilmesi gerekiyor. Böyle bir filoyla 5 yılda çöplerin %50’sinin temizlenebileceği hesaplanıyor. 5 yıl sonra da iş bitmiyor çünkü en az temizlenen kadar yeni çöpü bizler üretmeye devam ediyoruz.

O yüzden bireysel olarak da ürettiğimiz çöp miktarına dikkat etmemiz gerekiyor. Mesela plastik poşet kullanımımızı azaltabiliriz. Pazara, markete giderken yanımıza bir çanta alsak tek kullanımlık poşete ihtiyacımız kalmaz. Satın aldığımız ürünleri seçerken bu konudaki hassasiyetlerine dikkat edebiliriz. Geri dönüştürülebilir malzeme kullananları tercih edebiliriz. Artık biyobozunur plastik ambalajlar üretilebiliyor. Bunlar doğada bakteri veya diğer organizmalar tarafından tamamen bozuluyor. 

Tüm bunlar bir kenara en azından ortadaki problemin farkına varmalıyız. Çünkü bir problemi çözebilmek için önce o problemin ne olduğunu anlamaya çalışmak gerekiyor. Bilinçli olmak, hem kendimizi hem de çevremizdekileri eğitmek. Çevre konusunda kazandığımız farkındalığı ve duyarlılığı mümkün olduğu kadar yaymaya çalışmak.

Bunun için de çok güzel bir örnek var önümüzde. Bu yıl 16.sı gerçekleştirilen İstanbul Bienali dünyanın en güçlü iletişim yollarından biri olan sanatı kullanarak farkındalık kazandırmaya çalışıyor. Bienali düzenleyenler insanlığın sebep olduğu doğal veya kültürel atıklara antropoloji ve arkeolojinin araçlarıyla bakan güncel sanat çalışmalarını gündeme getirmeye karar vermiş. “Yedinci Kıta” adı verilen bienal bu yıl sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açıyor. Neden yedinci kıta? Artık anladınız sanırım. Yağmur ormanlarının yandığı, plastik moleküllerinin okyanusları doldurduğu yeni bir dünyanın imgesel adı bu.

İKSV tarafından, Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen bienalin kuratörü Nicolas Bourriaud, fikirlerin ve insanların yüzyıllar boyunca başkalaşıma uğradığı İstanbul’un böyle bir etkinlik için kusursuz bir sahne olduğunu söylemiş. 

Etkinliğe çok çarpıcı bir başlangıç yapmışlar. Çöplerden oluşan bu Yedinci Kıta’nın temsilcisini İstanbul’a davet etmişler. 

Bu temsilci dışında tam 25 ülkeden 56 sanatçı da davet edilmiş ve bunlardan 36’sı bu sergi için özel yeni eserler üretmiş. Sayısı 220’den fazla olan bu eserleri 10 Kasım’a kadar ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi ve ücretsiz davetiye linki açıklamalar bölümünde…

Sizden ricam bu sergiyi gezmeye gittiğinizde 25 ülkeden gelen her bir sanatçıyı size uzaklardan haber getiren biri gibi düşünün. Kullandığımız plastik poşetlerin, bardakların, pipetlerin ve hatta kulak temizleme çubuklarının uzaklarda bir yerlerde bir kıtaya dönüştüğünü hatırlayın, gitmesek de görmesek de… Bu dünya bizim olduğu kadar o atıklarımızın arasında var olmaya çalışan canlıların da dünyası. Eğer birlikte yaşamaya devam etmek istiyorsak İstanbul Bienali’nin “yedinci kıta” olarak imgeleştirdiği bu yeni araziyi keşfetmemiz gerekiyor ve bunun için de bizlere sanatçıların duyarlı antenleri, onların tercümanlığı lazım.

“Yedinci Kıta” için 6 yanıt

Evet, elinize sağlık Barış abim çok haklısınız ama kirlilik bunun dışında kalmıyor. Denize atılan çöpler temizlenilebilir fakat dökülen kimyasallar sıvılar, bunlar nasıl temizlenecek? Ayrıca bunlarıda fabrikalar vb. yapıyor. Biz birşey yapmasakta onlar yapıyor. Şimdi de içeri ajan gibi sızıp fabrikayı kapatamayız. Bunlara ancak devlet el atabilir. Devletin işi gücü yok bide bunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Uğraşsa bile gizli gizli bu kimyasalları dökenler var onlara da birşeyler yapamıyorlar. Hadi yapsınlar farzedelim bunları temizlemenin yolu ne?

Yayınladığınız videodaki 0.43 saniyesine kadar çalan arkadan hafif hafif gelen müziğin ismini söyleyebilir misin ?

Barış Bey Merhaba,

Doğaya,çevreye, tüm canlılara ve geleceğimize yaptığınız katkılardan dolayı kendi adıma ve tüm duyarlı varlıklar adına çok teşekkür ederim. Eminim ki plastik tüketimi konusunda dokunduğunuz herkes bundan sonra farklı düşünecektir.Ben vegan yaşamı seçmiş bir insanım. Bizim gibi düşünen insanların çoğu; keyif ve konfor alanlarından, tüketim alışkanlıklarından, diğer canlılar için,gelecek nesiller için vazgeçebilmeyi erdem olarak görür. Bizleri buna ikna eden en büyük etken ise hayvancılık sektöründe yaşanan acılar ve kirlenme. Bu sektörün dünyaya verdiği zararın etkileri ile dehşet verici boyutlara ulaşmış durumda. Hayvansal tüketim bu hızla devam eder ve önüne geçilemez ise yaşanamaz bir dünya ile karşı karşıya kalmamız hiç de uzak bir gelecek değil.
Daha önce veganlık üzerine düşündünüz mü bilmiyorum ama bu konuya ön yargı ile yaklaşmayacağıza eminim. Konunun etik ve vicdani boyutu tamamen kişinin kendi yaşam serüveni ile ilgili olduğu için hazır olmayan, zamanı gelmeyen kişini değişmeyeceğine inanırız. Bizlerin yapabileceği tek şey karanlığa ışık tutmak. Sizin ışığınız bizden daha güçlü olduğu için, dünyayı paylaşan ve yaşam hakkına sahip tüm canlılar adına desteğinizi rica ediyoruz.

Hayvancılık sekötrünün dünyaya yaptığı tahribatlar:

Türkiye’de su kullanımının %7’si evsel; %40’ı ise hayvansal tarım kaynaklıdır.
—Amazonlardaki tahribatın %91’inden hayvansal tarım sorunudur.
—Nitröz asit (karbondioksitten 296 kat daha zararlı bir sera gazı) salınımının %65’i hayvancılık kaynaklıdır.
—Küresel sera gazı salınımının %51’i çiftlik hayvanları ve yan ürünleri; %13’ü ise bu ürünlerin taşımacılığında ortaya çıkmaktadır.
—1 hamburger, 3000 litre suya eşittir. Bu rakam da iki ay boyunca duş almaya denktir.
—Hayvancılık nedeniyle arazilerin 1/3’ü çölleşmiş halde.
—2500 süt ineği olan bir çiftliğin atığı, 411.000 nüfuslu şehrin atığına eşittir.
—Her dakika gıda endüstrisinde yetiştirilen hayvanlar yalnızca ABD’de 3.2 milyon kilogram dışkı üretiyor.
—Bitkisel beslenmenin karbon ayak izi azaltma oranı %50’dir.
—Vegan beslenen bir kişi, et yiyen birine göre %50 daha az karbondioksit üretiyor, et yiyen birinin 13’te 1’i kadar su, 11’de 1’i kadar yağ ve 18’de 1’i kadar arazi kullanımında bulunuyor.

(kaynak: http://cowspiracy.com/facts)

Not: Sağlık konusunda da bir çok bilimsel kaynak ve vegan hekimlerin paylaşımlarını sizlere ulaştırabiliriz. İletişim halinde olmak ve bilgi paylaşmaktan mutluluk duyarız.

Otofaji ve beslenme hakkında bilgi verirseniz güzel olur. Cağımızın hastalığı obezite ve yarattığı hastalıklar. Önemli bir konu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir