Çok gezen ne bilir?

Hayatımızın 15-20 yılını okullarda, sınıflarda ders çalışarak, “okuyarak” ve “oturarak” geçiriyoruz. Peki tüm bu okulları bitirip mezun olduktan sonra hayata hazır mıyız? Yoksa sadece sudan çıkmış balık mıyız? Bir şeyleri öğrenmek için bu kadar oturmak yeter, biraz da kalkıp gezmeye ne dersiniz?

Kendimizi geliştirmek için yapabileceğimiz en güzel faaliyetlerden biri gezmektir, seyahat etmek. Yeni yerler görmek, insanlarla tanışmak. Gezmek bize neler kazandırır biliyor musunuz?

Her şeyden önce yeni bir dil öğrenirsiniz. Hem de yaşayan halini. Sokakta konuşulan gerçek bir dil. Tamamını öğrenmek zorunda değilsiniz. Buna gerek de yok. İnsanlarla anlaşabilmek için vücudunuzla yapacağınız bir jest, yüzünüzdeki bir gülümseme çoğu zaman yeterli olacaktır.

Özellikle İngilizce öğrenmeye çalışanlara sesleniyorum. Bir dili konuşabilmek için önce onun bütün kurallarını mükemmel bir şekilde öğrenmeye çalışırsanız çoğu zaman yarı yolda sıkılıp  bırakırsınız. Seyahat etmek bu anlamda işinizi kolaylaştırır. Ana dili İngilizce olan insanların bile hiç de mükemmel konuşmadığını fark edersiniz ve kendinize olan güveniniz yerine gelir. DEVAMI ▷

Japonya hakkında ilginç bilgiler

Japonya en çok merak ettiğim ülkelerden biri. Oraya yapacağım bir seyahat öncesinde ülke hakkında enteresan bilgileri araştırdım. Bulduklarım gerçekten çok şaşırtıcı.

Her şeyden önce Japonlar kendi ülkelerine Japonya demiyor. “Nihon” veya “Nippon” diyorlar. Bunun anlamı “güneşin yükseldiği yer.”

Japonya bir adalar ülkesi. 6852 ada var ama bunların 430 tanesinde insan yaşıyor. Toplam 127 milyon insan. Nüfus bakımından dünyanın 10. ülkesi. Tokyo etrafındaki alanlarla birlikte 35 milyon nüfusa sahip ve dünyanın en büyük metropol alanı. Ayrıca dünyanın en pahalı ikinci kenti.

Dünyadaki robotların yarısı Japonya’da. Japonlar teknolojinin pek çok alanında olduğu gibi robotlar konusunda da öncüler ve ASIMO gibi insana benzeyen robotlar yapma konusunda çalışıyorlar. DEVAMI ▷

Sevgililer gününe mektup

Sevgili sevgililer günü. Bu satırları okuduğunda senin günün çoktan gelmiş, hatta belki de geçmiş olacak. En son ne zaman birinden mektup aldın bilmiyorum. Bak e-posta demiyorum. Mektup. Hani kağıtların üzerine kalemle yazılıp bir zarfa konulan türden gerçek bir mektup. Ben almayalı çok uzun zaman oldu.

Madem artık kimseden mektup alamıyorum, bari ben bir mektup yazayım dedim. Hem de hiç tanımadığım birisine. İşte okuduğun şu satırların yazılma nedeni bu. Senin gerçek olup olmadığını bile bilmiyorum. En son bu duyguyla İtalya seyahatimde karşılaşmıştım. Verona’da. Orada Juliet’in yaşadığı söylenen bir ev vardı. E sen sevgililer günü olduğuna göre Juliet’i kesin tanırsın. Evinin önü o kadar kalabalıktı ki. Dış kapıdan avluya zorlukla ilerlerken evinin duvarlarında binlerce ismin yazılı olduğunu gördüm. Sevgililerin isimleri. Söylenene göre bu duvara sevgilinin ismini yazmak şans getirirmiş. Şans getirdiği söylenen bir şey daha var ama senin yaşını bilmediğim için onu burada yazmayayım. Orada aşkını ölümsüzleştirmek isteyenlerin yaptığı başka bir şey daha var. Juliet’e mektup yazmak. Yani hiç tanımadıkları birine. DEVAMI ▷

Zinciri Kırma

Hayatta uyguladığım en verimli prensiplerden ikisini paylaşmak istiyorum. İkincisini ben uydurdum, ama ilkini bir komedyenden öğrendim. Seinfeld’den. Kendisi der ki: “Zinciri Kırma!”

“2017’de Zinciri Kırma” takvimine şuradan ulaşabilirsiniz.

Seinfeld 90’lı yılların en önemli komedyenlerinden biri. Kendi adıyla yaptığı televizyon şovu bana göre gelmiş geçmiş en iyi sitcom – komedi dizisidir: “Hiç bir şey hakkında bir show.”

seinfeld

2007 yılında sevgili eşim Devletşah, Seinfeld’le ilgili bir makale okuyup bunu blogunda yazdı. Zinciri Kırmayın! O günden beri eşimle birlikte kendi hayatlarımızda bu kuralı pek çok alanda uygulamaya çalıştık ve işe yaradığını gördük. Uygulaması son derece basit bir prensip bu. DEVAMI ▷

İş görüşmesinde sorulabilecek en ilginç 11 soru

Hayatta en az bir kere iş görüşmesi yapmışsınızdır. Henüz yapmadıysanız gelecekte yapacaksınız. İster masanın işveren tarafında ister başvuran tarafında oturun, bir iş görüşmesinin özü sorulardır. Birisini gerçekten tanımak için ona ne sorardınız?

Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz? En klasik mülakat sorularından biridir. Ne bileyim nerede? Kısmetse burada görmek istiyorum 🙂 Şaka bir yana böyle bir sorudaki amaç açık bir kariyer hedefinizin olup olmadığını öğrenmektir. Ben bu klasik soruların değil de farklı soruların hayranıyım. Onların peşine düştüm. Mesela “Ne kadar tuhafsınız?” sorusu. Evet bu gerçek bir mülakat sorusu ve bir online alışveriş sitesinde çalışmak isteyen adaylara soruluyormuş. Buna nasıl cevap verilebilir ki? İşte bir başkası “Kendinizi tek bir kelimeyle tanımlayabilir misiniz?” DEVAMI ▷

80/20 kuralı

Beş minik kardeş parmak varmış. Bir kuş görmüşler. Baş parmak bu kuşu tutmuş, temizlemiş, pişirmiş ve yemiş. Diğerleri de hani bize hani bize demişler… Baş parmak da demiş ki: “eee dünyanın düzeni böyle, sonuçların %80’ini, eylemlerin %20’si oluşturur”.

Dünyada pek çok ilginç oran var. Bunlardan biri de 80-20 oranı. Bu oran ilk önce ekonomide gözlemlenmiş. Vilfredo Pareto, İtalya’nın topraklarının %80’inin, nüfusun %20’sine ait olduğunu bulmuş. Daha sonra bu oranın başka konularda da ortaya çıktığını fark etmiş. Hemen adını koymuş: Pareto ilkesi. Hemen her yerde “öngörülebilir bir dengesizlik” varmış. Gelir adaletsizliği şeklinde tanımladığımız bu veriler halen geçerli. Şu anda tüm dünya nüfusunun %20’si toplam zenginliğin %80’ine sahip. DEVAMI ▷

Zaman yönetimi tekniği: Tek mi Çift mi?

90’lı yıllarda öğrenciyken zamanımı daha verimli kullanmak için bir yöntem geliştirdim. Adı: Tek mi, çift mi? Sonra büyüdüm ve üretkenlik adına daha başka teknikler olduğunu da öğrendim. Sizce bu teknikleri kullanarak zamanımızı tasarlayabilir miyiz?

Size kendi tekniğimden bahsedeceğim ama önce en popüler zaman yönetimi metodu olan Pomodoro‘yu görelim. Tam benim “tek mi çift mi” tekniğimi geliştirdiğim 90’lı yıllarda ortaya çıkmış ve bilhassa yazılımcı ve tasarımcı dünyasında ilgi görmüş bir teknik ama bence herkes uygulayabilir.  Çünkü çok basit.

Önce bir zamanlayıcı (timer) buluyorsunuz ve 25 dakikaya ayarlayıp çalışmaya başlıyorsunuz. 25 dakika dolduktan sonra 5 dakikalık kısa bir ara veriyorsunuz. Buna bir “pomodoro” deniyor. İşinizin miktarına göre arka arkaya 4 pomodoro yapabilirsiniz. Her 4 pomodorodan sonra 20-30 dakikalık daha uzun molalar verebilirsiniz. Kolay. Ama daha da kolaylaştırılabilir mi? Evet. Tek mi çift mi yöntemimi bekleyin 🙂 Bu arada bu yöntemi de eleştirenler yok değil. DEVAMI ▷