Featured Video Play Icon

Kendi Pokemon Go Oyunumu Tasarladım: #hakikiPokemon

Pokemon Go oynamamak ve onun hakkında konuşmamak için elimden geleni yaptım. Gerçekten. Bu konu hakkında yorum yapmayan bir ben eksik kalmak istedim. Ama başaramadım. Konuşacağım. Hatta daha da ileri gidip kendi Pokemon oyunumu tasarlayacağım.

hakikiPokemonLogo

Logoyu indirip kullanmak için tıklayın.

Eğer Pokemon Go nedir diyenler hala varsa kısa bir özet geçeyim. Hatta hiç geçmeyeyim doğrudan tebrik edeyim. Dünya adındaki bu global köyde her şeyden uzak sakin bir yaşam sürebilmeyi başardığınız için, tebrikler.

Peki konuyu zaten bilenler ya da biraz önceki açıklamamdan sonra hemen Google’dan arayıp öğrenenler için anlatılmayan, gösterilmeyen bir şey kaldı mı? Tükettik mi bu konuyu? Herkesin kendine göre bir bakış açısı olduğuna göre herkes konuşmadıkça tam olarak bitirilmiş sayılmaz. o yüzden şimdi sıra bende!

Ben bu kanalda teknoloji hakkında atıp tutarken; yapay zeka, sanal gerçeklik filan deyip sürekli geleceğe bakarken birileri geçmişe baktı. Ta 20 yıl öncesinde çıkmış bir oyunu aldı; ta 25 yıl önce filmlerde gördüğümüz arttırılmış gerçeklik teknolojisiyle birleştirdi ve bir gecede dünyayı fethetti.

Dünyanın yarısı zaten Pokemanya çılgınlığıyla tanışmıştı, nostaljik duygularla hemen bu yeni oyuna sarıldı, onları gören dünyanın diğer yarısı da hemen bu gruba katıldı. Sonuçta sosyal medya çağında yaşıyoruz. Birbirimize bakarak öğreniyoruz. Ve bu modern dünyada çıkan her yeni şey bir öncekinin tahtını sallıyor. Pokemon Go çıktıktan sonra bir kaç gün içinde aktif kullanıcı sayısı bakımından Twitter ve Snapchat’i geçti. Elmayla armutu mu karşılaştırıyorum? Pek sayılmaz. Sonuçta sosyal medya da bir oyun değil mi? Paylaşım yaparak puan kazanıyoruz. Takipçi sayısına göre itibar elde ediyoruz. Nefis bir oyun mekaniği. Bu da Pokemon Go’nun neden bu kadar büyük bir hızla yayıldığını daha iyi açıklıyor. Çünkü yıllardır böyle bir oyunu oynayabilmek için adeta eğitim aldık. Akıllı telefonumuz: var. Sosyal medyayı: kullanıyoruz. Bir şeyler toplamayı ve biriktirmeyi: seviyoruz. Oyun: ücretsiz (tabi onun için harcadığımız vakti nakit olarak kabul etmiyorsak). O halde neden oynamayalım? Sonuçta bu da oyun içinde bir oyun. Yeter ki bu oyun bizleri yürüyen ölülere -zombilere- dönüştürmesin… Sonuçta onların da beyinlerine bir şey oluyor ve ortalıkta öylece dolanmaya başlıyorlar.

Peki bu oyunu özel kılan başka ne var elimizde? En çok bağımlılık oluşturan oyunlar bilgisayarla değil de insanlarla oynanan oyunlardır. Pokemon Go akıllı telefon ekranlarındaki oyun ekranını aradan kaldırıp gerçek dünyayı bize gösteriyor. Oyununu onun üzerine kuruyor, ekliyor. Fantezi dünyasının karakterlerini bizim dünyamıza buyur ediyor. Öyle ya eskiden biz oyun oynayarak fantezi dünyasına giderdik, artık fantezi dünyası bizim dünyamıza gelmeye başladı. Üstelik bunu yaparken bize “GO” diyor. Hadi durma, kalk yerinden, sokağa çık. Yeni yerler keşfet, yeni insanlarla tanış. Tabi bu açıdan baktığınızda oyunun çıkış zamanı da pek bir manidar. Kışın piyasaya çıksaydı bu kadar ilgi görür müydü sizce? Hoş Avustralya’da şu anda kış mevsimindeyiz ve orada da tuttu.

Bu bakış açısıyla bakınca harika gözüküyor değil mi? İnsan hemen kim akıl etmiş böyle bir oyunu, nereden aklına gelmiş diye düşünmeden edemiyor. Biraz arayınca da hemen buluyor. Pokemon fikrini ilk ortaya atan ve tasarlayan kişi Satoshi’yle tanışın. Kendisinin çocukluk hobisi böcek toplamakmış. Hobisini, hayale, hayalini de bu oyuna dönüştürmüş. Böcekleri de sanal yaratıklara. Pokemon dünyasında 700’den fazla yaratık var ama Pokemon Go’da şimdilik bunlardan 140 kadarı yakalanabiliyor galiba değil mi? Oynayanların yorumlarını alalım bakalım. Siz kaç tane yakalayabildiniz?

Envai çeşit yaratık! Fareler, yılanlar, ejderhalar, dinozorlar, kuşlar, yumurtalar, ağaçlar ve hatta kılıçlar! Siz bir oyuncu olarak bu yaratıkları yakalayıp terbiye ediyorsunuz ve sonra da insanların bir türlü yapmaktan vazgeçemedikleri o şeyi yapıyorsunuz, onları bir silaha dönüştürüyorsunuz. Dövüştürüyorsunuz. Peki bu yeni bir şey mi? Pek sayılmaz. İşler kesat gittiğinde esnafımız ne yapar? Sinek avlar. Evimize çağırdığımız arkadaşlarımıza ne gösteririz? Kelebek koleksiyonumuzu. Eğlenmek için yaklaşık 6000 yıldan beri ne yaparız? Horoz dövüştürürüz. Hayvanları spor olsun diye avlamak ya da onları oyun olsun diye dövüştürmek bizim iyi bildiğimiz bir şey. Neyseki Pokemon Go içimizdeki bu vahşi istekleri sanal yaratıklarla tatmin ediyor. Durun, yoksa Pokemon Go oyununda henüz onları dövüştürmeye başlamadınız mı? Biraz bekleyin yakında ona da başlarsınız.

Gördünüz mü? Biraz araştırmayla hem oyunun tasarımcısını, hem de böyle bir oyunu nasıl düşünüp tasarladığını anlamış olduk. Bunu anladıktan sonra neden ben de böyle bir oyun tasarlamıyorum ki diye düşündüm. Süreci tamamen tersine çevirmeye karar verdim. Dolayısıyla oyunumun adı da “Nomekop” olsun dedim. Nasıl? Kötü değil mi? Evet benim de pek içime sinmedi zaten bu isim. Neyse isim konusunu şimdilik bir kenara bırakalım, sonra karar veririz.

Dedim ya süreci tersine çevirip “reverse engineering” yapıp kendi oyunumu tasarladım diye. Bu oyunda yine cep telefonunuzu ve kamerasını kullanıyorsunuz. Yani halihazırda hemen herkesin oynayabileceği bir oyun bu. Yapmanız gerekense etrafınızda gördüğünüz gerçek yaratıkları yakalamak, yani fotoğrafını çekmek. Sonuçta bu bir arttırılmış gerçeklik oyunu değil mi? En gerçek gerçek, gerçeğin ta kendisi değil midir?

Durun bakayım. İşte oyunun adını da buldum: hakikiPokemon! Bu oyunda biz oyuncular sanal yaratıklar yerine gerçek yaratıkların peşinde koşacağız. Onları fark etmeye çalışacağız. Gerçek canlılardan hatta tam olarak böceklerden bahsediyorum. Satoshi’nin çocukken yaptığı gibi. Amacımız böcekleri bulup fotoğraflarını çekmek. Çektikten sonra da #hakikiPokemon etiketiyle sosyal medyadan paylaşmak. Hangisini kullanıyorsanız, Twitter, Facebook, Instagram, Snapchat hiç fark etmez. Önemli olan bu canlıları fark etmek, onların izini sürmek.

Oyunumuzu bir hayat boyu oynayabilirsiniz. Mesela şu anda bir öğrenciyseniz mezun olduktan sonra bir entomolog olabilirsiniz. Yani böcek bilimci. Bizim oyunumuzda şu an için 140 değil, 700 değil, 700.000’den fazla yaratık türü var. En az bir o kadar daha henüz hiç keşfedilmemiş böcek keşfedilmeyi bekliyor. Şaka değil. Gerçek rakamlar bunlar. Peki bunları kim keşfedecek? Tabiki siz! hakikiPokemon oyuncuları.

Hadi o zaman hemen şimdi evinizde, sokağınızda, çevrenizde yaşayan bu canlıları bulmaya çalışın. Bulamıyorsanız bunlarla ilgili kitaplara, belgesellere bakın, orada gördüklerinizin fotoğrafını çekin ve #hakikiPokemon etiketiyle paylaşın. Yapabiliyorsanız o canlılar hakkında bir iki satır özelliklerini de yazın. Bakalım kim daha çok #hakikiPokemon yakalayacak?

“Kendi Pokemon Go Oyunumu Tasarladım: #hakikiPokemon” üzerine 20 yorum

  1. Barış bey iyi günler, 6:43 de gözüken böcek şemasının kaynağını açıklayabilir misiniz rica etsem?

  2. barış bey uyku hakkındaki videolarınızı izledim ve uygulamaya karar verdim. belki sizin sayenizde hayatımın yıllardır aksayan tarafı olan uyku problemlerimi çözebileceğim. fakat benim muzdarip olduğum bir başka büyük problem var ve bunu çözmek bir tık daha önemli. “sigara”. sizin yapacağınız bir konuşmanın ve tavsiyelerin bana bunu aşmamda da çok yardımcı olacağını düşünüyorum. rica etsem “sigara ve bırakmak” konulu da bir video çekebilir misiniz?

    1. Hayatımda hiç sigara içmediğim için “sigara bırakmak” konusunda bir video hazırlamak benim için oldukça zor. Yine de konudan muzdarip çok sayıda insan olduğunu bildiğim için değerlendireceğim. Şimdilik size “zinciri kırma” videomda bahsettiğim yöntemle bırakmanızı tavsiye edebilirim.

      1. Şimdi izledim “zinciri kırma” videonuzu ve kafamda yanan ampuller bir hayli çoğaldı. Fakat kişisel izlenimim bu yöntemin bir şeyler yapmak üzerine kurgulandığı. Telefon uygulamasını indirdim ve spor ve uyku hedeflerimi bu yöntemle takip edeceğim. Fakat yapmamak istediğim bir şeye bu yöntemi nasıl uygulayabileceğimi bulamadım. Misal günde 1 buçuk paket içen bir insan olarak “ikiye böl”düm ve 15 sigaraya düşürme hedefimi takvime işledim diyelim. Temelli bırakmak isteyen bir insan olarak -polyannacı bir yaklaşımla- kırılmaya mahkum olan bu zincirin beni motive edebilme ihtimali düşük. Bu yöntemi nasıl uygulamam gerektiğiyle ilgili fikrinizi paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Bir Cevap Yazın