Kategoriler
Bilim Çevre

Dünyanın en derin noktasında ne var?

Dünyanın en derin noktasında ne var? Öncelikle bu videoyu, videolarımı yayınlar yayınlamaz izleyen çok sevgili abonelerime hediye etmek istiyorum. Çünkü onlar bunu 2019 Ramazan Bayramı’nda izliyorlar. Bayramımız kutlu olsun, bu da benim size minik bir hediyem olsun. Sonradan gelip izleyenler, sizin de canınız sağolsun. Ben bu kanalda pek söylemiyorum ama bilmeyenler için abone ol butonunun yanındaki o küçük hatırlatıcıyı kullanarak bu videolar yayınlanır yayınlanmaz size haber verilmesini sağlayabiliyorsunuz.

Gelelim konumuza. Dünyanın en derin noktasına. Muhtemelen pek çoğunuz biliyordur bu noktayı. Mariana çukuru. Okyanusun dibinde. Orada olduğu için de keşfedilmesi epeyce yakın sayılabilecek bir tarihte oldu.

  1. Yüzyılda… Bu dönemde okyanusların derinliğini ölçmek için kullanılan teknoloji bir ip ve onun ucundaki yaklaşık 1 kiloluk ağırlıkmış. Onu bağlayıp suya salıyorlarmış ve bu işlemi belli aralıklarla tekrar ederek okyanuslarda yüzbinlerce kilometre yol kat etmişler. Ta ki Pasifik okyanusunda Guam adası yakınlarına gelene kadar. Burada daldırdıkları ip neredeyse 1 saat boyunca suyun dibine ulaşamadan aşağıya doğru inmeye devam etmiş. O zamanki ölçümlerle derinliğin yaklaşık 5 km olduğunu düşünmüşler.

Daha sonra teknoloji gelişince suyun dibine ip yerine ses dalgaları göndermeye başlanmış. Bu dalgalar dibe dokunup yansıdığı için tekrar ölçüm cihazına gelene kadar geçen süre çok daha hassas ölçümlerin yapılabilmesini sağlamış.  Sonar adı verilen bu teknolojiyle dünyanın en derin noktasının okyanus yüzeyinden neredeyse 11 km aşağıda olduğu bulunmuş. Tam olarak 10994 metre.

Bu şu anlama geliyor: dünyada deniz seviyesinin üstündeki yükseklikler, onun altındaki alçaklıklardan daha alçak. 8848 metreyle dünyanın en yüksek zirvesi olan Everest’i Mariana çukuruna yerleştirebilseydik, zirvesi hala suyun 2146 metre altında kalırdı.

İşte dünyada böyle bir yerin var olduğunu 1872’den beri biliyoruz ve fakat oraya neredeyse bir asır sonra 23 Ocak 1960’ta ilk kez gidilebildi. Ay’a ayak basılmasından sadece 9 yıl önce. Üstelik çukura inen ilk kişi oraya ayağını bile basamadı. Çünkü buranın en dip noktasındaki basınç yeryüzündeki basınca göre yaklaşık 1000 kat daha fazla. Eğer kafanız patlamadan bu basınca dayanabilseydi, epeyce bir küçülürdü.

Bu çukura ilk inenler büyük bir risk alarak bu işi yapmışlardı. Basınca dayanabilecek türde bir denizaltıyı, “Trieste”yi geliştirmek yıllar sürmüştü. Onun böyle büyük gözüktüğüne bakmayın. İçindeki iki kişi neredeyse bir buzdolabı kadar dar ve en az o kadar soğuk bir alanda yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk sonunda en dibe ulaşmayı başardılar. Oldukça bulanık ve son derece karanlık olan okyanus zemininde 20 dakika kaldıktan sonra yukarı çıktılar.

Bir sonraki dalış için tam yarım asırdan fazla beklemek gerekti. Dünyanın farklı noktalarından 4 ayrı ekip oraya dalabilmek için teknolojik bir yarışa giriştiler. Bu yarışı kazanan “Challenger Deep” adlı bu araç oldu. İçinde dalış yapacak kişiyse oldukça renkli bir karakter. Bir film yönetmeni: James Cameron. Kendisi Titanik filmiyle denizlere olan ilgisini izleyicilere zaten göstermişti, daha sonra onun batığına da dalış yapmıştı. Ancak bu kez dünyanın dibine etrafında yüzlerce kişilik bir film ekibiyle değil tek başına gitti. Mariana çukurunun en derin noktasına ulaştığında hem okyanus tabanından örnekler toplamaya hem de bunu kameralarla çekmeye başladı. Bu arada robotik kolun üzerindeki şu küçük şey dikkatinizi çekti mi? O bir Rolex kol saati. Projenin sponsorlarından biri olan bu saat oraya ikinci kez iniyor. 52 yıl önce yapılan ilk dalışta da böyle bir saat kullanılmış ve o derinlikte çalışmaya devam etmiş. Fakat onun bağlı olduğu hidrolik kol kısa süre sonra çalışamaz hale gelmiş. Bunun üzerine James Cameron “örnek toplayamasam da en azından biraz keşif yapayım” demiş. Yaklaşık 2 saat boyunca çukurda seyahat ettikten sonra denizaltısında bir başka problem daha çıkınca yüzeye geri dönmek zorunda kalmış. O derinliğe inebilmesi için aracına bağladığı 300 kiloluk ağırlığı da yüzeye çıkabilmek için orada bırakmak zorunda kalmış.

Bakın bu dalışlar gerçekten de göründüğünden çok daha zor ve cesaret gerektiren bir şey. Everest’e ilk kez tırmanmak da öyleydi belki ama o ilk tırmanıştan sonra pek çok kişi bunu denedi ve başarılı oldu. Artık günümüzde Everest turizmi diye bir şey oluştu. Tırmananların sayısı o kadar arttı ki dağın eteklerindeki insan trafiğinden söz etmeye başladık.

Ay’a atılan ilk adım da çok zor ve önemli bir şeydi. Sonra defalarca gidildi. 6 kez insanlı iniş gerçekleştirildi ve 12 kişi Ay yüzeyinde yürüdü. Mariana çukuruna ilk kez dalış yapan bu iki kişi ve ardından ilk kez solo dalış yapan James Cameron’dan sonra kaç kişi daha gitti biliyor musunuz? Bir!

Sadece bir kişi. O da geçtiğimiz ay, Mayıs 2019’da… Mariana çukuruna üçüncü kez insanlı bir araç gönderildi ve içindeki Amerikalı deniz altı kaşifi Victor Vescovo da orayı görebilen dördüncü kişi oldu.

Bu çukur dünyanın en ulaşılmaz noktası. Bırakın dünyayı; Ay’ı, Mars’ı bile oradan daha iyi tanıyoruz. Peki 59 yılda sadece dört kişinin ve bir kol saatinin ziyaret edebildiği bu dünyanın en derin noktasında ne var? İlk ziyarette pek bir şey bulunamadı. James Cameron’un dalışında da pek bir şey çıkmadı ama onun 300 kiloluk ağırlığının hala orada bir yerlerde olduğunu biliyoruz. Geriye son dalış kalıyor. Geçen ay o çukurun dibinde 4 saat geçiren Vescovo orada ne buldu biliyor musunuz? Plastik poşet ve şeker ambalajları…

Peki hiç mi canlı yaşam yok? Çukurun en derin noktasında değil ama farklı bir seviyesinde küçük balıklar görüntülendi. Bu balıklar yaklaşık 8 km derinlikte hayatlarına devam ediyor. Maruz kaldıkları basınç 1600 filin ağırlığına denk. Daha derinlerde de canlı yaşam var. Karides benzeri kabuklu deniz canlıları… Fakat maalesef bu canlılarda radyoaktif karbon-14 tespit edildi. Bilim insanları bunun ikinci dünya savaşı sırasında yapılan nükleer bomba testleri nedeniyle olduğunu düşünüyor.

Evet arkadaşlar. Orada bir çukur var uzakta. Gitmesek de görmesek de o çukuru kirletmeyi başarabiliyoruz. Peki üzülmek, vah vah demek ve yaptığımız nükleer bomba denemelerini bir kenara bırakmak dışında elimizden ne gelir? Artık nükleer bomba denemeleri yapmıyorsunuz değil mi? Bugün bayram. Bayramlaşma ziyaretlerinde ikram edilen şekerlerin ambalajlarını yerlere değil de çöpe atmakla işe başlayabiliriz. Plastik poşetleri ve ambalajları daha az kullanmaya gayret edebiliriz. Çok klişe gibi görünen ama yine de işe yarayabilecek türdeki bu eylemler yapabileceklerimizin sadece birinci seviyesi.

İkinci seviyeye dalmak istiyorsak bu konuda daha bilinçli bireyler haline gelmek için dünyada pek çok farkındalık kampanyası düzenlenmeye başlandı. Mesela Portekiz’de şu plastik şişenin üstüne bir webcam yerleştirildi. Onun ayrışması canlı yayında görüntüleniyor. Gidip bu yayını izleyebilirsiniz. Tabi ömrünüz yeterse. Çünkü 22 Nisan’da başlayan bu canlı yayın 450 yıl sürecek. Plastik bir şişenin doğada ayrışması bu kadar uzun sürüyor ve maalesef dünyada üretilen bu şişelerin 100 tanesinden sadece 9 tanesi geri dönüştürülüyor. Diğerleri canlı yayındaki bu şişe gibi yüzyıllarca doğayı kirletmeye devam ediyor. Deniz kuşlarının %90’ının midesinde bu tür plastik parçaları bulunduğunu biliyor muydunuz?

Şimdi siz tüm bu bilgileri öğrendikten sonra klasik sosyal medya mecralarında kendi kazandığınız farkındalığı başkalarıyla da paylaşmak istiyeceksiniz ki bu çok faydalı bir şey. Bunu daha da odaklı bir şekilde yapmak isterseniz bu videonun sponsoru Vote.one web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Burası yeni bir sosyal medya platformu, henüz beta aşamasında, o yüzden ziyaret etmekle kalmayın geri bildirimlerinizi de ulaştırın. Vote.one web sitesi dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek isteyen kişileri internet üzerinde buluşturmayı hedefliyor. Daha yaşanabilir bir dünya için fikirlerini paylaşabileceğin, çözüm önerilerini tartışabileceğin bir yer. Burada sadece çevre sorunları değil; savaşlar, insan hakları, temiz suya erişim, artan nüfus gibi onlarca konu arasından paylaşım yapabileceğin en az 3 misyonu seçiyorsun. Seçtiğin misyonlarda yaptığın paylaşımlar yakın çevrende kendi seviyende olan üyeler arasında görünüyor ve belirli sürelerde oylanıyor. Bu oylarla bir çeşit online itibar kazanıyorsun. İtibarın arttıkça paylaşımlarının gücü ve etkisi de artıyor. Böylece sesini tüm dünyaya duyurma fırsatını yakalamış oluyorsun. Şimdilik aralarında Türkçe’nin de olduğu 11 dili destekleyen bu platformda seçtiğin misyon ve temsil ettiğin değerlerle öne çıkabilir ve arkasında durduğun fikirlerin temsilcisi olabilirsin.

Evet bir bayram şekeri deyip geçmemek lazım. O şekeri karaların en ücra noktasında bile yesen ambalajını çöp yerine başka bir yere atarsan, o çöp nehirlerle denizlere, oradan okyanuslara ve hatta okyanusun en derin noktasına kadar gidebilir ve orada yüzyıllarca kalabilir. Hiç görmediğimiz, varlıklarından bile haberdar olmadığımız bizim için dünyada yaşayan uzaylılar diyebileceğimiz bazı yaratıkların hayatını söndürebilir. Böyle bir kelebek etkisine yol açmamak için doğru yöne kanat çırpmak bizim elimizde.

“Dünyanın en derin noktasında ne var?” için 5 yanıt

Barış Abi merhaba, videonun çok farklı temalarda dünyanın en derin ve en yüksek yerlerinden bahsederek sonrasından bilinçlendirmeye pürüsüz ve dümdüz bir şekilde bağlanması çok hoşuma gitti, yine birçok açıdan yararlı bir video olmuş çok teşekkürler. Fakat sanki youtube kanalınız sitenizden çok daha kullanıcı dostu ve kullanışlı olmuş. Videolarınızı güzel bir sınıflandırma ve kategorize edilmiş şekilde oynatma listelerinden ulaşabiliyorum, ama site de hem çeşitli bir sınıflandırma yok hem de birçok video bu kategorilerin dışında kalmış. Belki birkaç kategori daha eklense ve eski videolarda bunlara göre sınıflandırılsa siteniz de daha kullanışlı hâle gelebilir mi? Tekrardan hem arkadaşlarım hem de kendim adına teşekkür ederim videolarınızın ve yazılarınıza verdiğiniz emek için ve bizi aydınlandırdığınız için, sağlıcakta kalın, iyi bayramlar. 🙂

Barış abi sizden öğrendiklerimi kendi sayfamda çevremdekilerle paylaşıyorum. Çok teşekkürler. İnşallah dünya daha güzel Bi yer olur. Ama insanoğlu burdayken bu çok zor

Barış Bey merhaba,
Videolarınızdaki anlatım tarzınızı ve seçtiğiniz konuları beğeniyorum ve sizi ilgiyle takip ediyorum. Seçtiğiniz başlıklar ve videolarınızın temaları gerçekten ne kadar emek verdiğinizi ortaya koyuyor. Emeğinize sağlık.
İnsanoğlunun hep bilinmeyene ilerleyişi olmuş ve olmaya da devam ediyor. Ama benim anlamadığım şey, okyanusun bilinmeyen derinlikleri uzay kadar neden ilgi çekmiyor? Ya da uzay kadar neden günceme gelmiyor? Uzaylılarla ilgili komplo teorileri üretenler neden okyanusun derinliklerindeki canlılarla ilgili komploları gündeme getirmiyor?
Uzay bize daha uzak gibi geliyor sanırım. Okyanus hep bizimleydi de uzay çok uzakmış gibi…

Merhaba Barış abi;
İlk önce videolarını ve içeriklerin çok seviyorum kendi çapımda merak ettiğim konularda araştırma yapıyorum senden ricam olucak

15 yaşımdayım ve kendimi geliştirmek istiyorum zihinimi düşüncelerimi bakış açımı bununla ilgili neler yapabilirim en azından ilerleyen zamanlarda senin gibi özgür düşünür biri olmak istiyorum

Birde 99 depremini çok merak ediyorum haarp’ı vesayre bir çok şeyi araştırıyorum ancak bunu senden dinlemek istiyorum senin düşüncelerinle

Bilinmeyenleri keşfetmeyi istiyorum !!!
Kendimi aşmak istiyorum

Umarım görür ve beni bu iki konu hakkında bilgisiz bırakmazsın elinden geleni yapacağını biliyorum seni çok seviyorum 🤗

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir