Kategoriler
Bilim Uzay

Dünya’nın gölgesini görebilir miyiz?

Işığın fotoğrafını çekebilir miyiz? Elbette. Peki gölgenin fotoğrafını çekebilir miyiz? Onu da çekeriz. Bana bir ışık kaynağı bir de onu engelleyen bir cisim verin, ben de size o cismin yerdeki gölgesinin fotoğrafını çekeyim. 

Şimdi asıl soru geliyor. Aynı şeyi Dünyanın en güçlü ışık kaynağı ve Dünyanın en büyük cismiyle denersek ne olur? Ay tutulur! En büyük ışık kaynağı Güneş. Dünyanın en büyük cismi de Dünyanın kendisi. Işık ve cisim varsa o zaman bir yerlerde gölge de var demektir. İşte bize en yakın o yer de Ay oluyor. Ay, kendi yörüngesinde dolanırken, kimi zaman Dünya’nın gölgesine giriyor. 

Ay’ın fotoğrafını çekerken onun iki farklı türde görünümünü yakalarız. İlki çok kolay. Ay’ın evreleri. Dolunay, yarım ay, bizim bayrağımıza sembol olarak giren hilal gibi şekiller. Ay’ın bu farklı evrelerinde aslında biz Güneş’ten yansıyan ışığı görüp, onun fotoğrafını çekiyoruz. Bu döngü yaklaşık olarak ayda bir tekrarlanıyor. Ayda bir… Ay değişiyor. 

Ancak yılda en az iki kez, oldukça farklı bir şey meydana geliyor. Mesela 15 Mayıs’ı 16 Mayıs’a bağlayan gece de aynı şey olacak.  Ay, Dünya’nın gölgesinden geçecek ve kısa bir süre için son derece olağandışı bir görünüm sergileyecek. Dünya’dan baktığımızda, Ay kararmış gibi görünecek ve sonunda normale dönmeden hemen önce de koyu bir kırmızıya dönüşecek

İşte tam o sırada Ay’ın fotoğrafını çekerseniz bu kez ışıktan çok bir gölgenin fotoğrafını çekmiş olursunuz. Biz bu fenomene “Ay tutulması” demeye alışmışız ama bana “Dünya’nın gölgesini görmek” demek daha heyecanlı geliyor. Çünkü o gölgenin içinde biz de varız, gölgenin bir parçasıyız. 

Şimdi aynı duruma Dünya’dan değil de uzaydan baktığımızı düşünelim. İlk olarak, Ay, Güneş’in ışığının yalnızca kısmen gizlendiği “Penumbra” yani “yarı gölge” denilen bir bölgeden geçer. Bu geçiş, Ay’ın yalnızca hafif bir kararmasına neden olur. Sonra Ay yoluna devam ederken, Güneş’ten gelen tüm doğrudan ışığın engellendiği bir bölgeye; “umbra” yani “tam gölge” denilen bir bölgenin içine girer. Her yıl, en az 2 kez. İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda sadece 230 kez olacak bu durum. O yüzden 15 Mayıs tarihi için şimdiden alarmlarınızı kurun, fotoğraf makinelerinizi hazırlayın derim. Dünya’nın ve dolayısıyla kendinizin gölgesini Ay’ın üzerinde görmek öyle sık rastlanan bir durum değil.

“Ay’ın üzerinde görmek” dedim dikkat ederseniz. Dünya’nın gölgesi yılda sadece 2 kez mi oluşuyor dersiniz? Sonuçta Güneş her zaman aydınlık. Ne demiştim videonun başında? “Bana bir ışık kaynağı bir de onu engelleyen bir cisim verin, ben de size o cismin yerdeki gölgesinin fotoğrafını çekeyim.”  Bu cümledeki “yer” ifadesini bilerek yanlış kullandım. Çünkü gölgelerle ilgili en büyük yanlış anlamamız onların sadece yerde oluştuğunu sanmamız. Gölge sadece yerde oluşmaz. Gölgeler 2 boyutlu değil, 3 boyutludur. Dolayısıyla eğer Güneş her zaman aydınlıksa, Dünya’nın da her zaman bir gölgesi var demektir. 

Elim şu anda Dünya’nın gölgesinin içinde. “Umbra” bölgesinde. Elim burada da o gölgenin içinde, burada da, burada da… Elimi Güneş’in tam tersi tarafında olmak kaydıyla nereye koyarsam koyayım Dünya’nın gölgesinin içinde kalıyor. Bu videoyu şu anda bir gece vakti izliyorsanız siz de oradasınız demektir. Her gece Dünya’nın gölgesinde duruyoruz. 

Üstelik açık havada, bulutlu olmayan hemen her gün bu gölgenin oluşumunu görebilirsiniz. Önce teorik olarak göstereyim. Elinizi kürenin etrafına yerleştirin. Parmaklarınız Güneş’in tarafına doğru dönsün, yani parmak uçlarınız Batı’yı göstersin. Baş parmağınız da kutup tarafında dik biçimde dursun ve Kutup Yıldızı’nın yönünü göstersin. Şu anda elimiz Dünya’nın atmosferini temsil ediyor. Elimizle birlikte küreyi döndürmeye başladığımızda önce yüzeyi karanlıklaşacak. İşte o yüzeyden yukarıya baktığımızda parmak uçlarımıza gölgenin biraz daha geç ulaştığını fark edeceğiz. Yani gece olurken Dünya’nın gölgesi atmosfere düşüyor.  

Bunu denemek isterseniz Güneş’in batışını izledikten sonra yüzünüzü Batı’ya değil de Doğu yönüne çevirin. Ufukta mavi bir kuşağın oluştuğunu göreceksiniz. İşte gördüğünüz o mavi kuşak Dünya’nın gölgesi. Parmaklarınızı ufka paralel kaldırırsanız kuşağın kalınlığını da ölçebilirsiniz. Önce bir parmak, sonra iki parmak, sonra da üç parmak kalınlığa ulaşacak. Çünkü gece olunca aslında karanlık düşmüyor, bir gölge yükseliyor. Dünya’nın gölgesi. 

İşte alacakaranlık denilen bu dakikalar çok değerli. Sadece Batı yönünde kaybolan Güneş’in oluşturduğu o eşsiz manzaralardan dolayı değil, onun tam aski yönünde yükselen Dünya’nın gölgesinden dolayı da çok değerli. O sırada gökyüzünü sadece mavilik değil onun hemen üstünde oluşan bir de kızıllık-pembelik kaplar. Ona da “Venüs kuşağı” adı verilir. Çünkü Venüs gezegeni genellikle o bölgede görülür. Oraya bu özel rengi veren şey atmosferdeki küçük parçacıklar. Bu fenomene de “Rayleigh saçılımı” deniyor. Işığın veya diğer elektromanyetik radyasyonun, ışığın dalga boyundan daha küçük tanecikler tarafından saçılımı nedeniyle oluşuyor. 

Ay tutulması sırasında, Ay’ın renginin kırmızıya dönmesinin sebebi de aynı. Hani “Kanlı Ay” filan gibi bazı deyimler de kullanılıyor. Güneş’ten gelen ışık Dünya’nın yanından geçtiğinde, Dünya atmosferinin uzun ve kalın bir tabakasından geçmiş oluyor. Bir anlamda atmosfer bir filtre görevi görüyor. Güneş ışığının mavi gibi daha kısa dalga boyları atmosfer tarafından saçılır, bu nedenle ışık Ay’a olan yolculuğunu bitirdiğinde, kırmızı gibi daha uzun dalga boyları kalır. Tutulma sona erdiğinde, Ay umbrayı terk eder ve normal rengine döner. 

İşte Ay’daki o kırmızılık da, gökyüzündeki Venüs kuşağında görülen kızıllık-pembelik de ışığın çok küçük partiküllerle girdiği etkileşimin bir sonucu. Bir başka deyişle Güneş battıktan sonra çok kısa bir süre gökyüzünde aynı anda hem gölgeyi hem de ışığı görüyoruz. O yüzden o saatlerde çekilen fotoğraflarda bir renk cümbüşü oluşuyor. O yüzden fotoğrafçılar o kısa zaman dilimine “altın saatler” diyor.

Eğer o altın saatlerdeki renk cümbüşünü daha iyi yakalamak istiyorsanız bu videonun sponsoru Samsung’un Galaxy S22 telefonuyla ilgili bir özellik çok dikkatinizi çekecektir. Çünkü “nightography” ile düşük ışık koşullarında kaliteli görüntüler elde edebiliyorsunuz. Telefonun kamerası, karanlıkta olduğunuzu tespit edince %23 daha büyük sensörler devreye giriyor. Böylece daha fazla ışığın girmesini sağlayarak fotoğraflarınızın daha aydınlık olması için pikselleri gruplar halinde bir araya getirip daha büyük bir piksel oluşturuyor. Ayrıca arka kameranın ön kısmı, yansıma önleyici özel bir nano kaplamayla üretilmiş. Bu kamera, karanlıktaki lens yansımalarını azaltıyor. Tüm bu işlemlerin hızlıca yapılabilmesi için Galaxy ailesinin şimdiye kadarki en hızlı çipi yerleştirilmiş; 4nm işlemci inanılmaz derecede akıcı bir deneyim sunuyor. Yine Galaxy ailesinin en iyi pil performansına sahip. S22 Ultra modelinin içinde bakın bir de ne var? Entegre S pen! Özellikle benim gibi Note serisini sevenler için S ve Note serileri birleştirilmiş diyebiliriz. Telefon One UI 4.1 sürümü ile geliyor. Bu arabirimin pek çok yeniliği içerisinden ben güvenlik özelliklerini çok önemsiyorum. Bu sayede mesela hangi uygulamanın kameraya ya da mikrofona eriştiğini görüp izinlerinizi rahatlıkla ayarlayabiliyorsunuz. Nightography video çekerken de kullanılabiliyor. Kameralar ışık azalınca daha fazlasını alabilmek için enstantane hızını azaltır. Ancak o zaman da titreşimler görüntüyü bulanıklaştırır. Bunu azaltmak için Galaxy S22 hem optik hem de dijital olmak üzere ikili bir görüntü sabitleme özelliği kullanmış. İster gün batımını, isterseniz ondan sonra başlayan hayatı yakalamak için artık uygun ışığı beklemenize gerek yok. #Nightography ve genel olarak Samsung Galaxy S22 ailesi hakkında ayrıntılı bilgiyi açıklamalar bölümündeki bağlantıda bulabilirsiniz.

Işığın ve gölgenin fotoğrafını çekebileceğimizi biliyorduk. Bu videoda hem en büyük ışık kaynağının hem de en büyük gölgenin fotoğrafını çekebileceğimizi de öğrenmiş olduk. Hem de aynı anda. Gölgenin 2 değil 3 boyutlu olduğunun farkına vardık. Geceleri bu gölge yükseliyor, önce onun kaynağına en yakın olan bizleri içine alıyor, sonra da yılda birkaç kez Ay’ın yüzeyini kaplıyor. Bu ikisinin arasında kalan her yer o gölgenin bir parçası. Peki bunun bir sonu yok mu? Dünya’nın gölgesi nerede bitiyor? 

Parçalı Ay tutulmasına yol açan “penumbra” ve tam Ay tutulmasını sağlayan “umbra” kavramlarını gördük. Bunlar yarı gölge, tam gölge anlamlarına geliyor. İşte o umbra bölgesi Dünya’dan 1,5 milyon km ötelere dek uzanıyor. Yani elinizi burada da tutsanız Dünya’dan 1,5 milyon km öteye de götürseniz onun gölgesini görür, onun serinliğini hissedersiniz. O bölgede şu anda WEBB uzay teleskobu var. Orada Ay tutulması, Güneş tutulması değil de başka bir fenomen gözlenebiliyor: Dünya tutulması. İşte o sınırdan sonra gölgenin yeni bir şekli başlıyor; antumbra ve o bölge uzayın derinliklerinde sonsuza dek uzanıyor. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.