Kategoriler
Teknoloji

Gökyüzündeki en parlak 3. cisim

Yaz geceleri yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri gökyüzünü seyretmek. Öyle teleskopla filan değil. Çıplak gözle. Özellikle şehir ışıklarından uzakta bunu yaparsanız, gözünüz gönlünüz açılır. Geçen gece yine öyle gökyüzünü seyrederken hızla geçen bir ışık gördüm. Uçaklardan çok daha hızlı ilerliyordu bu ışık. Hemen en yakınımdaki fotoğraf makinesi olan cep telefonumu çıkarttım ve fotoğrafını çektim.

Fotoğrafa bakınca aklınıza UFO’lar geldi değil mi? Işığın tabağa benzer şekli onlarca yıldır insanlığın hayalgücündeki şekle, uçan dairelere çok benziyor. Ben de öyle olmasını çok isterdim. Ancak fotoğrafını çektiğim şeyin bir UFO “Unidentified Flying Object” yani tanımlanamayan uçan nesne olmadığını biliyordum. O nesne benim için tanımlanamayan değil tanımlanabilen bir uçan nesneydi. Aslına bakarsanız onu görebilmek için gökyüzünün hangi noktasına tam olarak ne zaman bakacağımı da biliyordum. Çünkü aydan ve Venüs’ten sonra gökyüzünün en parlak bu üçüncü cismi “Uluslararası Uzay İstasyonu.”

Çektiğim fotoğrafı Twitter ve Instagram hesaplarımdan yayınladıktan sonra sizlerden pek çok soru ve yorum aldım. O yüzden bu ilginç konuyu sizlerle de paylaşmak istedim.

İlginç bir konu, çünkü çoğumuz kafamızın üzerinden günde bir kaç kere futbol sahası büyüklüğünde bir cismin geçtiğini bilmiyor. UUİ her 90 dakikada bir dünyanın etrafını dolaşıyor. Yani bir zamanlar Jules Verne’in yazdığı 80 günde devrialem fantezisi bugün 90 dakikalık bir gerçeğe inmiş durumda.

Yeryüzünden yaklaşık 330-435 km yükseklikte, alçak dünya yörüngesinde dönüyor. Ona baktığınızda içinde insanların yaşadığını bilmekse apayrı bir duygu. İlk kısmı 1998’de fırlatılan bu istasyona 2 Kasım 2000 tarihinde ilk insan ulaştı. O gün bugündür, 27 Mayıs 2018 itibariyle 6415 gündür orada birileri var. Dönüşümlü olarak en az 1 mürettebat görev yapıyor. Bugüne kadar 17 farklı ülkeden astronot ve kozmonot oraya gidip geldi. Teknik olarak insanlığın bir kısmı 18 yıldan beri kesintisiz bir şekilde uzayda yaşıyor. Şu anda kimlerin orada ne kadar zamandan beri görev yaptığını görmek için şu web sitesine bakabilirsiniz.

Bir başka ilginç bakış açısı da şu: dünyada yapılmış en pahalı şey artık dünyada değil, uzayda. UUİ 120 milyar dolara mal olmuş.

İçinde Avrupa ülkelerine, Japonya’ya, ABD ve Rusya’ya ait laboratuvarlar var. Yerçekimsiz ortamda yaşadıkları için günde en az 2,5 saat spor yapmak zorunda bu insanlar. Aksi takdirde kemik yoğunluğu ve kas kütlesi azalıyor. Sağlıklı yaşamlarını devam ettirebilmek için mutfakta 3 öğün yemek yiyorlar. Hemen her çeşit yemek var menülerinde. Hatta 2001 yılında Pizza Hut uzay istasyonuna pizza göndermiş. Pizzayı görünce mutluluktan oynamaya başlayan bu arkadaş bir Rus kozmonot. İronik olan şeyse, Pizza Hut bir Amerikan şirketi ama Amerikalı astronotların ticari amaçlı projelerin içinde yer alması yasak olduğu için bir Rus kozmonotla gerçekleştirilmiş bu reklam projesi. Çocuğum oynama şu yemeğinle!

Astronotlar, kozmonotlar yemeklerini afiyetle yedikten sonra banyoda özel ekipmanlar yardımıyla 1 numaralı ve 2 numaralı ihtiyaçlarını gideriyorlar. Zaman zaman uzay giysilerini giyip istasyon dışına çıkarak uzayda çalışıyorlar. Günlük hayatlarının tamamı bu tür görevlerden ibaret değil. 12 saatlik mesaileri bitince kendi odalarına çekilip istirahat ediyorlar. Yatmak diye bir kavram yok. Herhangi bir şekilde uyuyabiliyorlar. Uyku dışındaki boş zamanlarında kitap okuyup film seyrediyorlar. Oldukça geniş bir film koleksiyonu var istasyonun. Bunlar içinde orada izlemesi en ilginç olanı herhalde Gravity-Yerçekimi filmidir.

İstasyondaki arşiv sadece bundan ibaret değil. 2008’de oraya bir çeşit yedekleme diski götürülmüş. İçinde insanlığın bugüne kadar gerçekleştirdiği bilimsel başarılar var. Ayrıca geçenlerde ölen Stephen Hawking’in de aralarında bulunduğu bir grup insanın DNA’sı, yazılı ve sözlü mesajları da “Immortality Drive” adlı bu yedekleme diskinde kayıtlı durumda. Olur da dünyanın başına bir şey gelir ve tüm insanlık yok olursa dünyanın küçük bir yedeği uzay istasyonunda duruyor, aklınızda olsun.

Şu anda izlemeye başladığınız filmse uzayda çekilen ilk kısa film. Bilim-kurgu türünde. Babası da astronot olan Richard Garriott tarafından 2008 yılında UUİ’de çekilmiş. Uzaydaki ikinci nesil artık görev dışında sanatsal aktivitelerle de uğraşmaya başlamış. Bakın size başka bir sanatsal faaliyet. Aynı zamanda gitarist de olan Kanadalı astronot Chris Hadfield bir müzik klibi çekti. David Bowie’nin “Ground Control to Major Tom” şarkısının sözlerini kendi yaşadığı ortama uyarlayarak çalıp söyledi.

Dört yüz kilometre üstümüzde küçük bir köy var. Biz gitmesek de görebileceğimiz kadar yakın. Ve orada bilimsel araştırmalar, teknolojik çalışmalar, sanatsal faaliyetler yapılıyor. Bütün bunlar bir yana benim en çok özendiğim aktiviteler eğitimle ilgili olanlar. Bilhassa ABD’de öğrenciler uzay istasyonunda gerçekleştirilmek üzere deneyler tasarlayabiliyorlar. Zaman zaman istasyonla canlı bağlantı kurup astronotlara sorular sorabiliyorlar. Bu gördüğünüz öğrenciler daha ortaokuldayken uzayda hayatın nasıl bir şey olduğunu merak edip araştırıyorlar. Kafalarını daha o yaşta yukarılara çevirmeye başlıyorlar.

Tam o sırada dünyanın başka yerlerinde maalesef eğitim koşullarının yetersizliği nedeniyle bırakın böyle bir canlı bağlantı kurmayı, uzayda 18 yıldan beri insanların yaşadığını bile bilmeyen çocuklar her gün kafalarının üzerinden en az bir kaç kez geçen 109 metrelik bir laboratuvardan habersiz yaşamaya devam ediyorlar. En acısıysa bir kısım çocuklar, YouTube başta olmak üzere internetteki bir çok yerden gördükleri duydukları saçma sapan şeylere hiç sorgulamadan inanıp, enerjilerinin ve merak duygularının çoğunu bunların hepsinin düzmece olduğunu düşünerek boşa harcıyor. En değerli varlıklarını, gençliklerini heba ediyor. Oysa aynı platformlarda, internette biraz kafalarını kaldırsalar, yabancı dil öğrenseler, kitap okuyup, araştırıp sorgulamaya vakit ayırsalar dünyanın öbür tarafındaki akranlarına en azından mentalite olarak yaklaşmış olurlar.

Çünkü o akranları şu anda okulda bunlarla uğraşıyor. Çünkü onların bir kısmının babaları bir kısmının dedeleri bile astronottu. İşte bu çocuklar Mars’a gitme hayalleri için şimdiden çalışmaya başlarken biz de boş duramayız. Bir an önce bir uzay ajansı kurmak, UUİ’ndaki 17 ülkeden sonra 18. olmak için çabalamak ve o zamana kadar da çocuklarımıza vizyon kazandırmak zorundayız. En azından şu güzel yaz gecelerinde kafalarımızı gökyüzüne kaldırıp hayal kurmamıza hiçbir şey engel olamaz.

İşte o yüzden hemen bu gece eşinizle dostunuzla, çoluğunuzla çocuğunuzla dışarı çıkın. Eğer İstanbul’daysanız 22:06’da gökyüzüne bakın. Dünyanın başka yerlerindeki izleyiciler de ISS Detector ya da benzeri bir uygulama kullanarak zamanını ve yerini belirleyebilir. İstanbul’dakiler için 22:06’da gökyüzünden saatte 27.000 km hızla bir ışık geçecek. Çıplak gözle bile görebileceksiniz. İşte gökyüzündeki en parlak o üçüncü ışığın içinde bilin ki şu anda 6 kişi kendi ülkelerinin istikbali için çalışıyor.

Bu gece sizi bu duygu motive etsin. Şimdilik sadece elinizdeki cep telefonuyla benim yaptığım gibi fotoğrafını ya da videosunu çekmekle yetineceksiniz belki. Ama artık DNA’mızda bile olan istikbalin göklerde olduğu bilinciyle bir gün çocuklarımızın bize oradan ya da Ay’dan ya da Mars’tan fotoğraf çekip göndereceğine emin bir şekilde başımızı yastığa koyacağız bu gece.

Ve rüyamızda bunun için ne yapmamız gerekiyorsa onu göreceğiz.

“Gökyüzündeki en parlak 3. cisim” için 9 yanıt

Merhaba Barış Özcan,
Mümkünse 4. Boyut ve 5. Boyut ile ilgili bir video hazırlama imkânınız var mıdır? Eğer mümkünse gerçekten çok mutlu olurum.
Teşekkürler
Ali UYAR

Bizlerle paylaştığın düşüncelerin sayesinde hala bir umut olduğuna inancım artıyor.
Çalışmalarında başarılar dilerim.

Merhabalar Barış Abi,

2 senedir sıkı takipçinim araştıran okuyan yeni mezun olmuş bir mühendisim, 26 yaşındayım ve hayatıma fazlasıyla dokunduğunu söyleyebilirim abi. Tüm içeriklerin ve emeklerin için çok teşekkür ederim. Aklına emeğine sağlık.

OKU videolarına fazlasıyla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. O seriye tekrardan başlayabilir misin abi şartlar uygunsa. Teşekkür ediyorum iyi çalışmalar.

Saygılar sevgiler,

Selamlar, Barış Abi. Seni severek ve saygı duyarak takip ediyorum. Fermi paradoksu hakkında video çeker misin? Benim de yeni keşfettiğim, çok merak ettiğim bir konu olmasıyla birlikte sizin de bu konu hakkındaki düşüncülerinizi, yorumlarınızı izlemek isterim.
Teşekkür ediyorum, okuduysanız. Nice daha büyük sayılara ve sizi seven kişilere.

Hocam sizin gördüğünüz şeyin tabi ki ufo ile alakası yok ama ufo gerçeğini artık insanlık kabul ediyor, özellikle haktan akdoğanın dökümanlarını televizyon yayınlarından takip edecek olursak ve nasa başta olmak üzere deşifre edilen belgeleri ele alırsak ve tarihte sümerler’den bu yana resimleri incelersek devrin artık uzay çağı olduğunu görebiliriz.

3 Aralık’ta TR saatiyle 16-20 arası, Rus Soyuz aracı Uzay istasyonuna bağlandı ve kozmonotlar istasyona geçiş yaptı. -Sanırım kritik noktalar hariç- olanlar canlı yayınlandı.

Fakat yayında dikkat çekici bir ayrıntı vardı dünyadaki yakınları. Biz izlerken heyecan duyarken kim bilir onlar neler hissediyor? Yardım edilemeyecek kadar uzakta, ciddi bir aksiliğin mutlak ölüme eşit olduğu bir durumda gururları ve endişeleri kim bilir nasıl harmanlanıyor?
youtube: watch?v=dna23L3neHY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir