Kategoriler
Felsefe Sinema

Her şey her yerde aynı anda

Bu film yeni Matrix mi?

Neden?

Bu soruyu en son ne zaman sordunuz? 

Ben bu filmi izlemeye başlamadan hemen önce sormuştum mesela. Neden?

Dünyada bu kadar “önemli” şeyler varken ben başka bir şey yapmak yerine neden film izliyorum? Neden başka bir filmi değil de bu filmi izliyorum? Ve neden bu filmin adını “Matrix” gibi kolay hatırlanan tek bir kelime koymak yerine bir cümle yazmışlar? 

Everything Everywhere All at Once. Her Şey Her Yerde Aynı Anda.

Belki de Hollywood gibi bir stüdyo sistemi yerine bağımsız sinemacıların bu filmi yapmış olmasından?.. Bu küçük farklılık ve oldukça mütevazi sayılabilecek bütçesi dışında, pek çok açıdan Matrix’le kıyaslanıyor bu film. Watchowsky’ler yerine bu kez yönetmen koltuğunda kendilerine ilk isimleri aynı olduğu için “Daniels” diyen ama yine de iki kişi var. Matrix’teki gibi havalı Kung Fu sahneleri yüzeysel izleyiciyi oyalamak için bire bir. Görünenin ardındaysa elbette görünmeyen Matrix gibi başka bir şey var. Hatta başka şeyler. Multiverse. Birden çok evrende geçiyor bu film.

Yine de onu hemen bilim-kurgu türünün “multiverse” alt kategorisinde son yıllarda popülerleşmeye başlayan Spiderman ve Dr. Strange gibi filmlerden ayırmak lazım. Bugüne kadar izlediğim en yenilikçi hikaye anlatım biçimlerini denemişler. Üstelik oldukça etkileyici görsel efektlerini neredeyse amatör diyebileceğimiz 5 kişinin YouTube videolarını izleyip After Effects kullanarak yaptığına inanmak çok zor. İşte kamera arkasındaki bu amatör ve bağımsız ruhlardan mıdır, onların yeni bir şeyler yapma çabasından mı; yoksa 2000’lerin sonrasında özellikle genç kuşağın giderek artan bir şekilde hayat karşısında kapıldığı umutsuzluk dolu depresif duygulardan mıdır bilemiyorum; bu film, çok büyük bir kitle tarafından benimsendi, tam bir “hype” yarattı. “Sadece 2022’nin değil 2000’lerin en iyi filmi” diyenler de var, “hayatımda izlediğim en iyi film” diyenler de…

Yeterince gaza geldik mi? Durun! hemen ayrılmayın. Böyle anlattığım için ben de tümüyle aynı fikirdeyim sanmayın. Ben içinde gördüğüm bazı farklı ve önemli incelikleri sizlerle paylaşacağım. Filmi izleyip izlememe tercihinizden bağımsız olarak sadece bu videoyu izleyerek bile bir değer elde etmenize çalışacağım. Elbette “spoiler” kaygısı taşıyanlar şimdi ayrılıp, bu videoyu daha sonra izlemeyi hatırlatacak aşağıdaki bir takım butonlara bastıktan sonra filmi izlemeyi tercih edebilirler. 

Eğer öyle yapacaksanız izleyeceğiniz platformlarda hem coğrafi engelleri kaldırıp daha rahat erişmek hem de güvenli bir bağlantı kurmak için videonun sponsoru NordVPN’i kullanabilirsiniz. Çünkü internette bilinçli bir kullanıcı olmak, güvenlik ve mahremiyet gibi konularda tedbir almak gerekiyor.

Bunun için NordVPN’in “Tehdit Koruması” özelliğini aktif hale getirerek internette kötü amaçlı yazılım yüklü dosyaları belirleyip engelleyebilirsiniz. İyi bir VPN hizmeti, internete ulaşırken size güvenli, şifreli bir tünel sağlar. Başkaları bu tünelin içini göremez, çevrimiçi verilerinizi alamaz veya gerçek IP adresinizi ve konumunuzu bulamaz. 

Halka açık bir yerde Wi-Fi’ya bağlandığınızda içiniz rahat olsun istiyorsanız  NordVPN’in 60 ülkedeki 5200’den fazla sunucusundan herhangi birini seçerek tek bir tıklamayla Dünya’nın başka bir yerinden internete erişebilirsiniz. 

Binlerce sunucu, internet bağlantınızın çok daha hızlı olmasını sağlar. Web sitelerine erişirken, dosya indirirken, video izlerken hızlı bir bağlantıyla sınırsız bant genişliğinin keyfini çıkarabilirsiniz.

İnternette iz bırakmadan sörf yapabilmek için bu kanalın izleyicilerine özel olarak hemen şimdi https://nordvpn.com/barisozcan adresinden 30 günlük ücretsiz deneme yapabileceğiniz gibi 2 yıllık planı seçerseniz hem ekstra 1 ay hem de büyük indirim fırsatı yakalayabilirsiniz. 

Filmin özetiyle başlayalım. 

ABD’de yaşayan Çinli bir ailenin hikayesi bu. Evlerinin altındaki çamaşırhaneyi işleterek geçimlerini sürdürüyorlar. Daha filmin açılış sahnesinde karmakarışık bir odayı görüyoruz. Bu odada gerçekten de her şey her yerde… Masanın üstü fişlerle dolu. Üstünde ve arkasındaysa simit benzeri halkalar. Arka planda oraya buraya sokuşturulmuş kıyafet çuvalları ve hatta bazılarının üstünde böyle “oynar gözler.”

“Ya sen de ne gereksiz şeylere dikkat ediyorsun” demeyin. Bu film bunlar hakkında. Gözler ve simitler!

Masada oturan kişi “Michelle Yeoh”nun canlandırdığı ana karakterimiz “Evelyn.” Hepimizin olduğu gibi onun da sorunları var. Kızı ve eşiyle yaşadığı ailevi problemlerine bir de Çin’den onları ziyarete gelen ve bugüne kadar verdiği kararları onaylamayan babası ekleniyor. Zaten çok karlı olmayan çamaşırhanesi bir de vergi dairesi tarafından denetlenmeye başlanıyor.

Ha bu film aynı zamanda vergiler hakkında. Yo yo.. Vergiler ve ölüm hakkında demek daha doğru olur. Çünkü Benjamin Franklin’in de dediği gibi bu dünyada kesin olan iki şey var: ölüm ve vergiler…

Zaten filmdeki olağan hayatın akışı vergi dairesinin asansöründe birdenbire kesilip değişiyor. Tam olarak şu anda! Eşi Waymond beklenmedik bir şekilde bel çantasından bir şemsiye çıkartıp asansördeki kameranın önüne tutuyor. Gördünüz mü? Simitler! Söylemiştim!

Eşinin bedenini onun “Alfaverse” adındaki başka bir evrenden kişiliği ele geçiriyor. Daha sonra bazı kişilerin “verse jump” denilen bu evrenler arası geçişi yapabildiklerini öğreniyoruz. 

Sonsuz sayıda evren var. Bir kişinin yaptığı seçimler zaman çizgisinde yeni bir yol yaratıyor ve bu çekilde çoklu evrenler oluşuyor. Bu bakımdan Loki dizisinde tarif edilen Marvel çoklu evrenlerine benziyor. Kulağa takılan bir cihaz ve normalde o anda yapılmayacak tamamen tesadüfi bir şeyin yapılmasıyla evrenler arasında bilinç transferi gerçekleştirilebiliyor.

Örneğin Evelyn, eşi Waymond’un evlilik teklifini kabul etmeyip Çin’de kalma kararını verdiği bir evrende Kung Fu çalışıp uluslararası bir film yıldızına dönüşüyor. 

Bir dakika! Bu Michelle Yeoh’nun ta kendisi değil mi zaten? O halde bizim gerçekliğimiz de filmin çoklu evrenlerinden sadece biri. Bir kez bunların arasında sıçramaya başlayınca diğerinde kazandığınız yetenekleri kullanabilir hale geliyorsunuz. 

Peki bir değil, iki değil, tüm evrenlerdeki tüm gerçeklikleri aynı anda görmeye başlarsak ne olur? Her yerdeki her şeyi aynı anda deneyimleyen bir kişi? Filmde bu kişi Evelyn’in kızı Joy. Bu müthiş bir güç. Hani bilge insanlar için “görmüş geçirmiş” deriz ya. Bu kız her şeyi görmüş, her şeyi geçirmiş. Fakat bu müthiş deneyim ve bilgi onu bilge haline getirmek yerine tam bir karamsara dönüştürmüş. Bakmayın böyle beyazlar giyindiğine, etrafında takipçileri olduğuna… O hayatın anlamını kaybetmiş. Çektiği acıyı sona erdirmek için de her şeyi bir simitin içine koymuş ve bir çeşit kara delik yaratmış.  

İşte tam o anda hatırlıyoruz ki filmin her yerinde bu simitlerden var. En başından en sonuna kadar hayattaki anlamı içine çekip yok eden, yaşama hevesinizi emen halkalar bunlar. Hikayemizin odağındaki bu ailenin işinin içinde bile bu halkalardan var. 

Neden sorusu aklımıza geliyor yeniden. Neden bu işi yapıyorum? Neden bu çer çöple uğraşıyorum? Neden burada doğdum? Neden burada yaşıyorum? Uluslararası bir film yıldızı olamaz mıydım? Elbette olabilirdim. Ama bu “neden” sorusunu sorduğumuzda aklımıza çoğunlukla daha iyi olasılıklar beliriyor. Kimse insanların parmaklarının sosis gibi evrimleştiği absürt bir gerçekliği hayal etmez. Yani bu filmin yönetmenleri dışında kimse! Olasılıklar sonsuzdu ya. Hazır Webb teleskobu gözlemleyebildiğimiz evrenin büyüklüğü hakkında bizi bir kez daha dumur etmişken daha da ileri gidelim. Neden 13.8 milyar yıl içerisinde bu zamanda ve böyle bir dünyada insan olarak var oldum? Başka bir şey olamaz mıydım? Mesela ya hiçbir canlının yaşamadığı alternatif bir evrende taş olsaydım?  

  • Joy? Neredeyiz biz?
  • Hayatın oluşması için şartların pek de elverişli olmadığı evrenlerden birinde. 

Filmin hiperaktif kurgusunun birden kesilip tamamen sessiz, tamamen hareketsiz bir sekansa geçtiği bu gibi anlar onu yenilikçi yapan kısımlar. Anne ve kızın sadece bir taş olarak ama insan bilinciyle sessizce tartıştıkları bu yerde konumuz insanların aptallıkları. 

  • Hepimiz küçük, aptal insanlarız. Bizi biz yapan bu. Tarih boyunca Dünya’nın evrenin merkezinde olduğundan emindik. Sırf aksini iddia ettiler diye insanlara işkence edip öldürdük. Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü keşfedene kadar tabi. O da milyarlarca güneşten yalnızca biri. Şu halimize bak. Bütün bunların daha birçok evren içinden yalnızca bir tanesinde gerçekleştiğini anlamakla uğraşıyoruz. Her yeni keşif bize şunu hatırlatıyor. Hepimiz küçük ve aptalız. 

Gördüğü her şey, yaşadığı her yer onda bilgiyi arttırırken anlamı yok etmiş. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan bir nihilist haline getirmiş. Bunları düşünen taş filmdeki Çinli ailenin genç kızıydı. Ama o böyle hisseden milyonlarca genç insandan yalnızca biri. Z jenerasyonu. İnternet nesli. 

Teknoloji bizi de birer multiverse gezgini yapmadı mı? Gözlerimizin önünden kaydırarak akıttığımız ekranlarla biz de “verse jump”lar yapıp durmuyor muyuz? Bir fotoğrafla bizimkinden daha güzel bir yaşamı, bir videoyla bizimkinden daha çekici bir dünyayı seyrediyoruz. Her şeyi, her yerde ve aynı anda deneyimliyoruz. 

Bunun iki sonucu olabilir. Yaptığımız şey her ne olursa olsun ondan keyif alabiliriz. Neşe. Mutluluk. Bu filmdeki Çinli kızın Amerika’da kullandığı ismi gibi: Joy. Evet onun ismi bu anlama geliyor. Fakat aynı kelimenin Çince’deki karşılığı bambaşka: “Felaket” demek. İşte bu da her şeyi, her yerde ve aynı anda deneyimlemenin ikinci sonucu. Hiçbir şeye odaklanamayan, anı yaşayamayan hiperaktif bireyler. Kısacık hayatında her şeyi gördüğünü zannettiği için egosu şişen, bilgiyi bilgelikle karıştıran insancıklar. Bu, insanlara mutluluk değil felaket getirir. Sahip olduklarının kıymetini bilemediği için felakete sürüklenen, uçurumdan yuvarlanıyormuş gibi hisseden insanlara dönüştürür. 

Filmde her şeyi görüp geçiren kızın dramı bu. 

  • Benim görmediğim bir şeyi görürsün de beni başka bir yol olduğuna ikna edersin diye umuyordum. 

diyor annesine. Her şeyi içine doldurduğu o simidi bu yüzden inşa ettiğini söylüyor. 

  • Kendimi yok etmek için.

Buradaki metaforun simit olarak seçilmesi ilginç ama öylesine bir seçim değil. Tüm evrenin şekinin böyle olabileceğini iddia eden fizik teorileri var. Sonsuz bir evrende, sonsuz olasılıklar içinde var olmanın verdiği acıyı temsiz ediyor bu simit. Varoluşsal krizi.

Kız bunları yaşarken annesinin yaşadığı farkındalık değişimini görebiliyoruz gözlerinden. Gözler de tıpkı simitler gibidir değil mi? Bir halkanın içindeki delikler. Kızın yarattığı simitte siyahın içinde bir boşluk var. Bu sembol adeta “içimdeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz” der gibi. Oysa filmin en başından beri orada burada gördüğümüz gözler bunun tam tersi. Beyaz bir yuvarlağın içinde siyah noktalar. Bu sembol de adeta kızın düşüncelerinin karşı söylemi gibi. Evet, hepimiz küçük aptal insanlarız. İçimiz boş belki ama onu doldurabilmek bizim elimizde. 

Gözler ruhun aynasıdır derler. İşte bu küçücük semboller film boyunca dokunduğu her şeye canlılık veriyor. En baştaki kıyafet çuvallarına, onların yıkandığı çamaşır makinelerine, sopalara ve hatta taşlara adeta bir ruh üflüyor. 

Matrix’teki Ajan Smith yerine bu filmde simitin kendisi kötülüğü, karanlığı, yokluğu temsil ediyor. Ve onunla mücadele eden Neo yerine ailenin annesi seçilmiş kişi olarak mücadele veriyor. Oysa benim favori karakterim başından beri çekinik, içine kapanık ve hatta her şeyi alttan aldığı için bazıları için biraz da pısırık diyebileceğimiz baba. Umutsuz kızıyla savaşçı karısının mücadelesinde o orta bir yolu benimsemiş. 

Kutuplaşmış bir dünyada birbiriyle neden itişip kakıştığını bile unutan insanları çok güzel teşhis ediyor:

  • Korktuğunuz ve kafanız karıştığı için dövüştüğünüzü biliyorum. Benim de kafam karışık. 

Hepimizin kafası karışık. Her yeni keşif, her yeni gelişme daha da bir karıştırıyor. Joy gibi gençleri umutsuzluğa, Evelyn gibi ebeveynleri sertliğe yönlendiriyor. Ama bir de Waymond gibi insanlar var. Barışçıl. Olaylara iyi yönden bakmayı tercih eden, bardağın dolu tarafını görmeyi seçen insanlar. Bu aptallık ya da saflık filan değil. 

  • Olaylara iyi yönden bakmayı tercih edince saflık etmiş olmuyorum. Bu stratejik ve elzem bir hamle. 

Şimdiki gençler ya da kendini genç hissedenler! Teknoloji ve internet sayesinde eskisinden çok daha fazla veriye çok daha hızlı erişiyorsunuz. Daha 20’li yaşlarınıza gelmeden her yeri gördüğünüzü, her şeyi bildiğinizi zannediyorsunuz. Ama bilmiyorsunuz!

  • Bilmiyorum. Tek bildiğim nazik olmamız gerektiği. Lütfen. Nazik ol. Özellikle de neler olduğunu bilmediğimiz zamanlarda. 

Neler olduğunu bilmediğimiz zamanlardayız. Eskiden de öyleydi. Gelecekte de öyle olacak. 

İşte böyle zamanlarda “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” çok önemli soruları hatırlatmaya çalışıyor: “Hayatın anlamı ne? Ya da bir anlamı var mı?” gibi varoluşsal soruları…

Bu sorulara kesin yanıtlar vermek yerine yeni sorularla karşılık veriyor: “Eğer hiçbir şeyin önemi yoksa, neden kendi anlamımızı yaratmıyoruz? Nezaketle, sevgi, saygı ve şefkatle?”

Neden? Diye başlamıştık bugün. O zaman şöyle bitirelim:

Neden olmasın?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.