Kategoriler
Çevre Gelecek

Suudi Arabistan neden çizgi şeklinde bir şehir inşa ediyor?

Size genç bir kızın hikayesini anlatayım. Bu hikaye sadece onun değil tüm gençlerin ortak hikayesi aslında. 

İçinde bulundukları zaman ve mekanın içine hapsolmuş gibi hissetmek.  Betondan gri bir hapishaneye dönüşen büyük kentlerin apartman blokları arasında kapana kısılmak. Büyük kentler büyük olasılıklar, büyük fırsatlar demek. Ama aynı zamanda büyük dertler demek.

İşte tam o sırada genç kızın yüzüne bir umut ışığı yansıyor. Acaba alternatif bir yaşam şekli olabilir mi? Her yerde rastlayabileceğiniz bu modern kentin sokaklarında o umut ışığının peşine düşüyor. Tıka basa arabalarla dolu caddelerden geçip o ışığın kaynağını arıyor. Çok geçmeden alternatif bir dünyaya açılan bir portal gibi ışıldayarak dönen 5 köşeli yıldız sembolüne ulaşıyor ve hiç düşünmeden kendini bu aydınlık deliğin içine bırakıyor.

Portalin diğer tarafında yemyeşil alanların arasında, berrak suların üzerinde süzülmeye başlıyor. Burası başka bir gezegen mi? Yoksa yeni bir alışveriş merkezi mi? Kız mutluluktan mı havalarda uçuyor, yoksa Avatar filminin devamı söylenenden daha mı erken gösterime girdi? Biz bu kafa karışıklığını yaşarken genç kız sefer tası gibi dizilmiş yapıların üstünden geçip bir çatıya konuyor ve hayatında gördüğü ilk çatı bitkisine şaşkınlıkla dokunurken tüm bunların bir hayal olduğunu anlıyoruz. 

Ama galiba çok yakında “hayaldi, gerçek oldu!” diyeceğiz. Çünkü bu hikaye yeni bir mega -hatta giga- projenin tanıtımında anlatılıyor. The Line (Çizgi) – New Wonders for the World (Dünya için yeni harikalar) şeklinde lanse edilen bu proje Suudi Arabistan’da yapılacak. Ve evet arkada gördüğünüz parlak duvar çok büyük bir ayna. 

Önce proje tasarımından bahsedelim. Sonra önerilen tasarımın hangi probleme nasıl bir çözüm üreteceğini ve bunun gerçekten de bir çözüm olup olmadığını anlamaya çalışalım. 

Her şeyden önce bu proje bu hafta sosyal medya gündemine düşmüş olsa da 2016’dan itibaren şekillenmeye başlayan bir 2030 vizyonunun parçası olarak Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Salman tarafından 2021 Ocak ayında lansmanı yapıldı. 

Hatta öyle iddialı bir şekilde yapıldı ki Dünya’nın geleceği için bu yeni kurulacak kentin bir tür “kurtarıcı model” olacağı iddia edildi. 

Suudi Arabistan’ın Kuzeybatı’sındaki Tebük bölgesinde Kızıl Deniz’den başlayan ve ülkenin içine doğru 170 km boyunca uzanan dümdüz bir çizgi şeklinde bir kent yapmaya başlayacaklarını söylediler. 

Nedenini anlamak çok zor değil. Çok büyük ölçüde sadece petrole dayalı bir ekonomiyi turizm başta olmak üzere farklı gelir kaynaklarıyla çeşitlendirmek fikri pek yeni de sayılmaz. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai gibi bir kenti inşa etmesi ve orada dünyanın en yüksek binası da dahil olmak üzere pek çok mega projeyi geliştirmesi benzer sebeplerle yapılmış işler. Basra Körfezi’ndeki Umman, Katar gibi diğer ülkeler de çoktan benzeri gelecek vizyonu hedeflerini açıkladılar. 

Fakat bakın biz onları pek konuşmuyoruz. Bu hafta medya gündemini karıştıran “The Line – Çizgi” projesinden söz ediyoruz. Çünkü aslında böyle başlamayan bu proje geçen haftaki haliyle neredeyse distopik diyebileceğimiz bir kent hayaline dönüşmüş durumda. Bu monolitik kent hakkında verilen bilgiler şöyle:

  • İçinde hiç araba ya da yol olmayacak. Harika!
  • Yüksek hızlı bir tren kentin başından sonuna tamamını 20 dakikada kat edecek. Süper!
  • Kentte yaşayanlar en fazla 5 dakika yürüyerek gündelik işlerini yapabilecek. Buraya kadar her şey mükemmel! geliyor kulağa.

Fakat sonra kentin şekliyle ilgili fiziksel özellikler veriliyor: 170000 metre uzunluğundaki bu kent sadece 200 metre genişlikte ve 500 metre yükseklikte olacak. 

  • Bundan daha yüksek!

Evet, Empire State Binası ya da Eyfel Kulesi’nden daha yüksek olacak. Türkiye’den bir örnek veremiyorum çünkü o kadar yüksek bir bina henüz yapılmadı. Az önce çatıya konan kız vardı ya… Hani ana okulu çocukları mutlulukla oynuyorlardı. Orası yerden 500 metre yükseklikte. Ve bu yerden 500 metre yüksekliğe ulaşan aynadan duvar dümdüz bir çizgi şeklinde 170 km boyunca uzanıyor.  

Etrafımda bunu görselleştirmek için uygun bir şey arıyorum ama bu sopadan başka bir şey bulamıyorum. En düzgünün bile girintisi çıkıntısı var. En yakın örnek böyle bir cetvel olabilir herhalde. Bunu kentin maketi gibi düşünün. Şu ince çizginin içinde yaşıyorsunuz. Ve Kızıl Deniz’den başlayan bu çizgi dümdüz ilerleyerek, deniz kenarından, dağları delip geçiyor, vadilerden ilerliyor. 

Peki neden? 

Kendi açıkladıkları gerekçe şöyle:

İnsanlık, tarihi boyunca hiç de fonksiyonel olmayan ve kirlenmiş kentlerde yaşadı. Üstelik doğayı yok sayarak bunu yaptı.  Oysa biz bunda devrim yapacağız. Geleneksel bir kentin konsolide edildiğini hayal edin. 

Aynen bu ifadeyi kullanarak “hop bir kenti oluşturan tüm binaları alıp bir poşete doldurur gibi üst üste yerleştirip, ip gibi dizmeye” başlıyorlar. Sonra da etrafına duvarlar örüyorlar. 

Hani karınca çiftlikleri vardır ya. İncecik iki camın arasına kum koyarlar, sonra da karıncaların orada ne yaptığını seyrederler. Burada o incecik çizgiye 9 milyon kişiyi yerleştirdikten sonra öylece kendi hallerine de bırakmıyorlar. 3 boyutlu olarak organize edeceğiz diyorlar. Sefer tası gibi kutu kutu dizeceğiz. Tüm ihtiyaçlarını yürüyerek 5 dakika içinde giderebileceksin. Ayrıca belki başka ihtiyaçların olursa onları da çözelim diye yapay zeka desteğiyle 7/24 izleyip otomatik hizmetler sunacağız. 

Bu distopik bir film senaryosu değil. Bir inşaat projesi! Üstelik yapımına başlanmış bile. Google Maps’ten NEOM diye aratınca, NEOM Community 1 diye bir yer çıkıyor. Ulaşımı kolaylaştırmak için bir havaalanı da hazırlanmış. Onun çok yakınında yemyeşil vaha gibi duran bir yer var, oraya az sonra geleceğiz. Bu lineer kent fikri daha önce İspanya’da ve en çok da geçen yüzyılda Sovyetler Birliği’nde denenmişti. Almanya’da Hitler’in yaptırdığı 4,5 km uzunluğundaki oteli başka bir videomda anlatmıştım. Ama bunlar geçen yüzyıllara ait tuhaf örnekler olarak kaldı.

Şu anda New York gibi büyük kentlerde de cetvelle çizilen sokaklar ve onların etrafında büyük binalar var. Fakat hemen sonrasında kent büyüdükçe gelişim de organik olarak devam ediyor. Coğrafyaya, araziye uygun bir şekil almaya başlıyor. Ve evet tüm büyük kentlerde büyük problemler var ama çözümü bu mudur? Eğer çözüm buysa neden projenin en güzel noktasında kraliyet ailesine ait saraylar tamamen geleneksel mimariyle ve yayılarak yapılıyor? 

Ve en önemlisi çizgi dışında başka bir şekil kalmadı mı? Benim ilk aklıma gelen daire şeklinde bir kent mesela. Dünyada bu şekilde yapılmış binalar var. Kentler neden olmasın? Tabi 500 metre yükseğe çıkmaya gerek yok. Yer seviyesinde kalmak neden yeterli olmasın? Bana bu projede yapıldığı gibi enerji verimliliği, sürdürülebilirlik gibi şeyler söylemeyin bunu sağlamanın başka yöntemleri de var. Şu anda Ay’da, Mars’ta yapılacak projeler bile, oraların tüm kısıtlı imkanlarına rağmen böyle değil. O halde neden çizgi şeklinde bir kent tasarımı?

Benim ilk aklıma gelen cevap, uzun bir yolun etrafında şekillenen bir kent yapılmak istenmesiydi. Sonuçta o bölgede arazi büyük oranda düz. Tıpkı Dubai ve Las Vegas gibi çöl kentlerinde yapıldığı gibi önce bir ana cadde tasarlarsın, sonra onun etrafında bir yaşam gelişir. Aslına bakarsanız geçen yıl proje açıklandığında bu dediğime çok yakındı. 

Benim anladığım kadarıyla fikir şöyleydi: Mısır’ın Antalya’sı diyebileceğimiz turistik bölge Sharm el-Sheik’in tam karşı kıyısından başlayan ve ülkenin kalbine doğru uzanan dümdüz bir yol yap. Böylece oradaki turizm potansiyelinin bir kısmını kendine çek. Hatta araya bir de köprü yaptın mı, normalde Mısır’a kara yoluyla giderken geçmek zorunda kalacağın İsrail gibi ülkeleri devre dışı bırak ve kestirme yoldan turistlerin sana da gelmesini sağla. Bu akıllıca bir plan gibi duruyor. Fakat 5 gün önce yeni haliyle açıklanan proje epeyce bir değişmiş. Artık böyle bir yol olmadığı gibi, 500 metre yükseklikte aynadan yapılmış duvarlar var. Hani neredeyse 170 km yükseklikte bir gökdelen yapıp onu yan çevirmek gibi bir şey olmuş. İşte ben en çok işin burasında takılıyorum. Sanki o çizilen çizgi, Dubai ya da Las Vegas’ta olduğu gibi etrafa doğru organik olarak genişleyemesin diye duvarlar örülmüş. 

Burada yaşayabilirsin ama çizgiden taşmayacaksın.

Neden çizgi? Doğada zaten mükemmel şekiller yok ama en azından daire ya da altıgen gibi şekilleri görüyoruz. Madem daha doğal bir yaşam hedefleniyor, neden en fazla bu sopa gibi bir örneğini bulabileceğimiz şekil seçilmiş? Bu sopa gibi şeklin Kızıl Deniz’e doğru gittiğini düşünürsek onu ikiye ayırdığına inandıkları asaya benzer bir anlam mı yüklemeye çalışıyorlar? Yoksa sopa değil de daha düz olması için gösterdikleri ısrara bakarak bunun Suudi Arabistan bayrağındaki kılıcı mı temsil ettiğine inanıyorlar?

Bu fikirler aklıma geldi ilk etapta ama biraz zorlama olduğu için soru şeklinde bırakmayı tercih ettim. Aslında çok daha güçlü olan başka bir teorim var ve bunun kanıtlarını aslında projeyi tanıtmak için kullandıkları videonun başlığına bile koymuşlar. 

Sadece bir kent inşa etmek istemiyorlar. “New Wonders for the World – Dünya için yeni harikalar” yapmak istiyorlar. Yani ilham aldıkları yer Mısır’ın turistik kenti Sharm el-Sheikh değil, tarihi yeri olan piramitler. Dünyanın 7 harikasından ayakta kalan tek eser. Üstelik piramitler de doğada bir örneği olmayan, keskin hatlardan oluşan bir şekle sahip. Tıpkı Çin seddi gibi uzanan ve uzaydan bile görülebilen bir şekli gezegenin üzerine kazımak istiyorlar. Ve geçen yüzyılda Sovyetler Birliği’nde yapılmaya çalışılan fakat başarılamayan Volgograd gibi kentlere benzemesin diye de yüksek duvarlarla sınırılarını kesin olarak çiziyorlar. Gece uzaydan baktığınızda 170 km uzunluğundaki bir led şeridi gibi parlayan ışığı düşünsenize… Etrafına hiç taşmadan dümdüz uzanan bir ışık şeridi. 

Peki bunu yapabilirler mi? Daha önce yine dünyanın en yüksek binasını yapan komşularından esinlenerek olsa gerek Cidde kentinde 1 km yüksekliğinde rekor bir kulenin yapımına başlamışlardı. Fakat birkaç yıldır inşaat durdu ve devam edilip edilmeyeceği bilinmiyor. 

Şimdi onun yarısı yüksekliğindeki bir binayı 170 km boyunca yapacaklarını açıkladılar. Uzmanlar böyle bir projenin en az 50 yılda yapılabileceğini hesaplamış. Fakat projeyi lanse eden veliaht prens Muhammed bin Salman 2030 yılına kadar bitirilmesi konusunda ısrarcı. 

Bu arada çizgi şeklindeki kentin de yer aldığı bu projeye neden NEOM adının verildiğini biliyor musunuz? Web sitesinde bir takım seçimler sonucunda buna ulaştıklarını açıklamışlar. Fakat benim aklıma gelen neredeyse ilk teorinin gerçekten de doğru olduğunu okuduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü sondaki “M” harfinin iki şeyi temsil ettiğini söylemişler. Biri “gelecek” anlamında “müstakbel” kelimesinin baş harfi olması. Diğeri de prensin adındaki “Muhammed” isminin baş harfi olması. 

NEOM’un M’si bu. Peki ya NEO ne? Benim gibi bilim-kurgu meraklılarının aklına hemen Matrix’deki NEO karakteri geliyor. Hani seçilmiş kişi İngilizce ONE kelimesindeki harflerin yer değiştirmiş hali. Fakat o kadar güzel bir isim ki bu seçilmiş kişi yenilik yapan biri olduğundan adı NEO. Yani Batı medeniyetinin kaynağı olan Yunanca’da YENİ anlamına gelen bir kelime. Tabi ben bunları düşünürken Suudi Arabistan’daki bir projeye her halde bu yüzden NEO ismini vermemişlerdir diye düşünüyordum ki tam da bu sebeple Yunanca’daki yeni anlamından ötürü projenin isminde NEO’nun geçirilmiş olduğu resmi web sitesinden okudum.

Bu durumda proje isminin iki anlamı şöyle oluşuyor: Yeni Gelecek ve Yeni Muhammed. 

Geçen yıl lanse edildiğinde Dünya’nın geleceği için bu yeni kurulacak kentin bir tür “kurtarıcı model” olacağı iddia edilmişti. 

Yeniliklere, yeni düşünce biçimlerine gerçekten de ihtiyacımız var. Gelecekte nüfusun daha da büyük bir çoğunluğu dev kentlerde yaşayacak. Bu megapolislerin mega problemleri daha da büyüyecek. Ama çözüm uzaydan bile görülebilen egzantrik yapılar inşa etmek uğruna iki ayna arasına milyonları sıkıştırmak mıdır, çok emin değilim. Evet piramitler dünyanın 7 harikasından biri olarak tarihe geçti ve onlara her baktığımızda firavunları da hatırlıyoruz ve “ta o zamanlar bunu nasıl yapmışlar” diye düşünüyoruz. Ama unutmayın piramitler, geleceğin “kurtarıcı modelleri” filan olmadı.

Doğayla daha barışık ve organik olarak gelişecek yapılar, sadece insanlara değil tüm canlılara saygılı yaşam biçimleri kurgulamalıyız gibi geliyor bana. Bunun için gençleri çatıların üzerinde uçmak zorunda bırakmadan bir çözüm üretebilirsek ne mutlu bizlere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.