Daha henüz hava karanlıkken yaşadığımız o iş telaşı, okula yetişme… İşleri yetiştirme… Sınavları geçme, yemekleri düşünme… Gün boyu verdiğimiz tüm bu mücadeleler, bana aslında doğanın nasıl bir parçası olduğumuzu hatırlatıyor. Elbette doğada böyle mücadeleler yok. Fakat bir Triceratops’un karnını doyurmak için sabahın ilk ışıklarını kaçırmaması, ama bir yandan da T-rex’lere karşı tetikte olması gibi bazen hayat. Çünkü doğada haftasonu yok. Bizler, yaşamın değerini kavradığımız için, hayatlarımızı da ona göre şekillendirmeye çalışıyoruz. Bazen başaramasak da…
Kategori: Bilim
Dün gece 8 saat 6 dakika yatakta kalmışım. Ama bunun sadece 7 saat 17 dakikası uykuyla geçmiş. Son 1 yıldır hedefim bunu 7 saatle 9 saat arasında tutmaya çalışmak. Bunun kalitesini arttırmak için de son 1 aydır kendi üstümde bir deney yapıyorum. Her gün aynı saatte yatıyorum. Tam 22:22’de!
Neden biliyor musunuz? Uyku kalitesini arttırmak için. Çünkü uyku sandığımızdan çok çok daha önemli. Buna rağmen çok azımız kaliteli uyuyabiliyoruz. Bu videoyu izleyenlerin yarısı 6 saat ya da daha az uyudu. Yapılan araştırmalar özellikle gençlerin giderek daha az ve kalitesiz uyuduğunu gösteriyor.
Bugün çok sıradışı iki fizik olayından bahsedeceğim. Böyle deyince aklınıza ilk kuantum geliyor biliyorum. Ama beni fizikte en çok şaşırtan şey ne Einstein’ın göreliliği, ne kuantum dolanıklığı, ne de karadelikler… Beni en çok şaşırtan şey işte bu.
Ara Eksen Teoremi
Ne oldu burada? Uzay istasyonunda çekilmiş bir görüntü bu. Kelebek somuna şöyle bir vuruyorlar. O da dönerek yuvasından çıkıyor. Normalde dümdüz ilerlemeye devam etmeli. Filmlerde gördüğümüz uzay araçları hep böyle dönerek ilerliyor sonuçta, takla falan atmıyor. Fakat bu somun bir süre sonra takla atmaya başlıyor. Kesin ip var! 🙂
2023 Nobel Fizik ödülü attosaniye fiziğine gitti. Dinleyin… Duyuyor musunuz? Bu bir kalbin atım sesi. Biraz yavaş… Her saniyede bir defa atıyor. Eğer bu kalp, ta evrenin ilk gününden beri böyle atıyor olsaydı, yaklaşık bu kadar kez atmış olacaktı. 18 basamaklı bir sayı bu.
Bu sayıyı yukarıya doğru yuvarlayalım şimdi. Evrenin kalbi olsaydı bugüne kadar 1 kentilyon kez atmış olurdu. Kentilyon da ne?
Peki ya evrendeki tüm saniyeler 1 saniyede geçseydi… O zaman saniyeler attosaniyeye dönüşürdü.
Mars’la Jüpiter arasında 10 kentilyon dolar değerinde bir asteroit var. Tamamen kendine has bir gök cismi bu. Şu ana kadar keşfedilen tek metalik çekirdek benzeri cisim. Ve hazır olun, çok yakında ilk kez böyle bir gök cismine bir uzay aracı gönderilecek. Peki neden önemli bu cisim? Niye metalden oluşuyor? Ve neden bu metaller 10 kentilyon dolar değerinde? En önemlisi kentilyon da ne?
İnsanlık, daha ender bulunduğunu anladığından beri onun peşinde. Ne kadar ender, o kadar kıymetli! Herkes ona sahip olmak için uğraşıyor. Altın! Altından bahsediyorum! Sizce dünyada ne kadar altın vardır? Şöyle bir düşünün bakalım. İnsanlık tarihi boyunca keşfedilmiş tüm altınları bir araya getirip, bir küp yapsak… Ne kadar yer kaplardı?
5 Haziran 2065. Bugün UV indeksi 40’ı gösteriyor. 50 yıl öncekinin 4 katı. Artık gündüzleri dışarıya çıkamıyoruz. Salatalıkların da sonunun geleceğini söylüyorlar. Sanırım bu son salatalığım. Onu bu kapta saklasam iyi olacak…
Neyse ki bunların hiçbiri olmayacak. Çünkü neyse ki bu kadın var. Susan Solomon… Yanında duran Dünya’nın neden ters olduğunu anlayacaksınız. Çoğumuzun adını bile duymadığı Solomon, işte bizi o apokaliptik gelecekten kurtaran bilim insanlarından biri. Özellikle 80’lerde sürekli televizyonlarda çıkan şu haberlerden bahsediyorum…