Kategoriler
Bilim Teknoloji

Mamutların Dönüşü: 2027

Bilim insanları nesli tükenen yünlü mamutları yeniden dünyaya getirmeye çalışıyor; hem de 4 yıl içinde bunu yapabileceklerini söylüyorlar! 2027 yılına kadar bunu gerçekleştirmek için kurulan ve birkaç gün önce 150 milyon dolar yatırım aldığını duyuran Colossal adlı bir şirket, nesli tükenen bu muazzam hayvanları on binlerce yıl sonra tekrar Sibirya düzlüklerine yerleştirmeyi planlıyor. Sadece mamutlar da değil; tazmanya kaplanı ve dodo gibi nesli tükenmiş pek çok canlının tekrar yaşama döndürülebileceğini iddia ediyorlar.

Peki ya dinozorlar? Bu filmi hatırlıyoruz değil mi? Sonra başımıza iş açmayalım? Jurassic Park filminden 3 yıl sonra Yakutistan’da Pleistosen Park kuruldu ve bazı hayvanlarla denemelere başlandı. 

Peki tümüyle yok olmuş canlıları tekrar yaşama döndürmek gerçekten mümkün mü? Daha önce yok olmamış bazı hayvanlar klonlandı. Yeni yok olmuş bir türden genetik düzenlemeyle dünyaya getirilen bir canlı 7 dakikalığına yaşatıldı. Ve nihayet bilim insanları çok daha büyük ve kalıcı denemeler yapmaya hazır olduklarını söylüyor. Ama başka bazı uzmanlar da buna şiddetle karşı çıkıyor. Ölmüş mamutların kime ne faydası var? Onları diriltmek iklim problemlerimizi çözebilir mi? Biyolojisi hakkında bu kadar az şey bildiğimiz canlıların genleriyle oynamak ne kadar etik?

Altıncı yok oluşa tanık olduğumuz bu çağda mamutların dönüşü, kitlesel bir dirilişin habercisi mi?

Az sonra sizi dünyanın üç farklı köşesinden üç farklı adaya götüreceğim. Ama önce oralarda konuşulan dili öğrenmek için videonun sponsoru Cambly’nin mesajını aktarmak istiyorum. Cambly İngilizce öğrenmek için en etkili yöntemleri sunan bir platform. Ana dili İngilizce eğitmenlerle her yerde, her zaman konuşma becerilerinizi geliştirebilirsiniz. Tek bir abonelikle ister seyahatleriniz için günlük dilinizi geliştirin, ister toplantılarınız için daha iyi bir sunum dili öğrenin! Bugüne kadar İngilizcesini geliştiren binlerce kişi arasına katılmak için yeni bir fırsat başlıyor. Sevgililer gününe özel bir kampanya! Tam olarak 5 Şubat’ı 6’ya bağlayan gece yarısı 00:00’da! 6 aylık aboneliklerde %50 indirim sağlayacak olan bu kampanyayla ilgili indirim kodunu ve linkini açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz. Sadece 6 ay İngilizce pratikle bile hayatınızda büyük farklar yaratabilirsiniz. Unutmayın, sevgide olduğu gibi öğrenmede de önemli olan süreklilik! 

Hazırsanız şu adaları gezmeye başlayalım.

Tazmanya Adası. 1933 yılında çekilen bu videoda gördüğünüz hayvanın adı Benjamin. O bir Tazmanya kaplanı. Bu görüntülerin çekiminden 18 ay sonra öldü. Dünyadaki son Tazmanya kaplanı oydu. 90 yıl kadar önce bu adada son kez görüldükten sonra nesli tükenen hayvanlar listesine eklenmiş oldu. 

Bu liste ne kadar uzun dersiniz? Siz bu videoyu izlerken geçen sürede bir canlı türü daha yeryüzünden silinecek. Her saat üç tür yok oluyor. İnsanlar bir milyon türü yok olmaya doğru sürüklüyor

Nesli tükenen tüm bu türler içinde öyle biri var ki tükenmenin sembolü haline gelmiş. Hayır, mamutlar değil. Bir kuş: Dodo. 

Mauritius Adası. Dodo çok gizemli bir kuşmuş. Yaklaşık 1 metre boyuyla Mauritius adasında gezer dururmuş. İnsanlık uzunca bir süre boyunca onun masallarda anlatılan bir yaratık olduğunu düşünmüş. Ejderhalar ya da tekboynuzlar gibi. Ancak tarihi kayıtlara göre 1598’de Hollanda’lı denizciler Hint okyanusundaki bu cennet gibi adaya ayak basmış. Hiç insan görmediği için onlardan korkmayan, uçamayan ve koşamayan bu güzel kuşları kolayca avlamışlar. Denizcilerin yanlarında getirdikleri domuzlar, fareler ve keçiler de dodo kuşlarının yumurtalarını yok etmiş. 350 yıl kadar önce bu adada son kez görüldükten sonra dodo kuşu, insan etkisiyle yok oluşun bir sembolü haline geldi.

Wrangel Adası. Yeryüzünde yaşayan son mamutlar 3700 yıl önce bu adada yaşadı. Bu kez görüldü demiyorum bakın. 3700 yıl önce elbette insanlar da vardı ve hatta o sıralar Mısır’da piramitleri yapıyorlardı ama mamutların soyunun tükenmesinde bu kez doğrudan insanları suçlayamayız. Bu adada bulunan bir mamutun DNA’sını inceleyen araştırmacılar çok tuhaf şeyler fark ettiler. Hayvanın genomunda eksik ve kırık genler tespit ettiler. DNA’sında ana karada yaşayan kuzenlerinden farklı bir sürü mutasyon oluşmuştu. Yaşayan son mamutlar mutasyonel erimeyle yok olmuştu.

Fakat biz bu videoda onların nasıl yok olduğuyla değil yeniden nasıl var olabilecekleriyle ilgileniyoruz ve bunun cevabı da az önce söylediğim şeyde saklı. Mamutların genlerinde…

  • Az önce 1, 2, 3, 4 parça mamut kemiği bulduk

Bu kişi Beth Shapiro. Biyoloji profesörü. Ben kendisini yazdığı şu kitapla tanımıştım: How to Clone a Mammoth Bir Mamut Nasıl Klonlanır? The Science of De-Extinction. Extinction “nesli tükenmek” demek. De-extinction onun tersi. İngilizcesi bile çok iyi olmayan bu kelime 2000’lerden beri bir şekilde literatüre böyle geçmiş. Genetik mühendisliği ve klonlama teknolojisi yoluyla soyu tükenmiş bir türü yeniden ortaya çıkarma sürecine bu isim veriliyor.

Beth Shapiro’yu Jurassic Park filmindeki Dr. Ellie karakteri gibi düşünebilirsiniz. Gerçek dünyadaki gelişmeleri bu filmdeki olaylara benzetmeye devam edeceğim, o yüzden şimdi sizi bir adaya daha götürüyorum. Bu bonus adamız Kosta Rika açıklarında…

Isla Nublar. (Jurassic Park’ın olduğu kurgusal ada)

  • Sayın abilerim, ablalarım. Bu elimde görmüş olduğunuz kehribarın içinde antik bir canlı var. Bir sivrisinek fosili. 

Jurassic Park’ta işte böyle bir sinekten alınan DNA, bir kurbağadan alınan başka bir DNA’yla birleştiriliyordu. Böylece sevimli, minik dinozorlar genetik olarak tasarlanıp tekrar ortaya çıkartılıyordu. 

Süper saçma bir fikir değil mi? 90’lı yıllarda filmi izlerken yok canım iyice abartmışlar diye düşünüyordum. Genleri nasıl birleştireceksin? Nasıl olacak öyle sivrisinekten kırp, kurbağaya getir yapıştır! Elinde sihirli bir makas yok ki! Evet o zamanlar yoktu. Ama artık var. Bu makasın adı CRISPR. 

CRISPR

Jurassic Park filmindeki hikaye hala günümüzün çok ötesinde. Elinizde CRISPR teknolojisi bile olsa sivrisinekle kurbağa ne alaka? dinozorlar kuşlarla daha yakın akraba. Genetik olarak birbirine daha yakın türleri seçmek gerek. Bir de bize iyi korunmuş bir dinozor hücresi lazım. E kemiklerinden alsak ya, her yerde fosilleri var. Dinozor kemikleri, adı üstünde fosilleşmiş, yani kemik değil, taş. Aradan on milyonlarca yıl geçmiş. Ondan DNA çıkartmak mümkün değil. Hadi çıkarttınız diyelim DNA’nın yarı ömrü zaten 521 yıl. Bir numune bulsanız bile nükleotidler arasındaki bağların yarısı kopmuş olur. DNA’daki tüm bağların çözülmesi 6.8 milyon yıl sürüyor. Bulunan en genç dinozor fosili 65 milyon yıl yaşında. Yani onların genetik bilgisini tümüyle bulabilme imkanımız kalmadı. 

Bize daha yakın zamanda soyu tükenmiş başka bir canlı lazım. Mesela 5-10 bin yıl önce yaşamış mamutlar gibi… Dünyanın bazı yerlerinde onlardan arta kalanlar o kadar çok ki, yolda yürürken mamut kemiğine çarpıyorsunuz.

  • Bu bir mamutun bacak kemiği.

Burası Jurassic Park değil. Pleistosen Park. Yakutistan’da baba-oğul iki bilim insanının çabalarıyla kurulmuş 20 kilometrekarelik bir yer. 1993’te gösterime giren filmden etkilenerek bu ismi vermişler ama amaçları turist eğlendirmek değil. Amaçları bir zamanlar çok bereketli olan bu toprakları tekrar canlandırmak. Bunu da ancak buz devrinde yaşamış hayvanları geri döndürerek yapabileceklerini düşünüyorlar. Dünyanın çeşitli yerlerinden büyükbaş hayvanları bu parka getiriyorlar. Atlar, geyikler, develer ve öküzler var. Bu öküzler Wrangler adasından getirtilmiş. Hatırladınız mı, mamutların yaşadığı son ada. Parkta Amerikan bizonları bile var. Amerikan bizonunun Kuzey Kutbu’na yakın Sibirya’da ne işi var? 

Bu hayvanların ortak özelliği hepsinin de dünyanın belli bir kuşağında yaşıyor olması. Tüm bu toprakların adı Mamut stepi. Çünkü Kuzey Amerika’dan Orta Asya’ya uzanan bu kuşakta mamutlar yaşarmış ve bu topraklar gezegenimizin en kapsamlı biyomuna sahipmiş. Avrupa ve kısmen Türkiye bile var bu alanda. İşte Pleistosen Park’a buralardan toplanıp yapay olarak taşınan hayvanlar getiriliyor. Uzun süreler boyunca orada yaşatılıp çoğalmaları sağlanıyor. Böylece dünyanın şu anda en çorak topraklarında ekosistemin yeniden canlanmasına çalışılıyor. Yapılan denemeler başarılı olmaya başlamış bile. 

Bakın çitin bu tarafıyla diğer tarafı arasındaki farkı görüyor musunuz? 10 yıl önce her yer bu taraftaki gibi çamurlu yosunla kaplıymış. Çitin öbür tarafında yaşayan o otçul hayvanlar sayesinde bakın nasıl bir dönüşüm yaşanmış. Kışın karlarla kaplı yerlerde dolaşan bu büyükbaş hayvanlar toprağın daha fazla güneş alabilmesini sağlıyor. Ayrıca yediklerini gübreye dönüştürdüklerinden toprağa dönen bu maddeler onu daha da zenginleştiriyor. Evet, hayvanların serbestçe dolaşması bile bir ekosistemi canlandırabilir. Bir de buralarda mamutların dolaştığını bir düşünsenize. Kışın kar makinesi gibi çalışıp yolları açabilirler. 

“E o zaman mamutları geri döndürelim” demiş bazı bilim insanları. Bu alandaki en ünlü isimlerden biri George Church. Genomik biliminin babası olarak biliniyor. Genomik, farklı türlere ait genomların tüm yapısal ve işlevsel yönlerini inceleyen bir bilim ve bu profesör de kromozomların dizilenmesi tekniklerini uygulayarak bir biyoteknoloji alanının oluşmasında öncülük yapıyor. 

Sizi üç adaya götürüp oralarda son kez görüldükten sonra nesli tükenen üç canlı türünden söz etmiştim. Bunlardan mamutların 2015’te, dodo kuşlarının 2016’da ve Tazmanya kaplanının da 2018’de gen haritaları tamamlandı. 

Nesli tükenen mamutlarla filler birbirine yakın akraba. Özellikle de Asya filleriyle…  

  • Bu canlıların genomları %99 oranında aynı.

Yani bir Asya filimiz varsa genetik olarak %99 mamutumuz da var demektir. İşte bilim insanları bunu yapmaya çalışıyor. Fillerin de mamutların da gen dizilimini biliyoruz. Elimizde A, C, G, T harflerinden genetik olarak yazılmış iki yazı var. Bunları karşılaştırırsak aradaki farklı cümleleri bulabiliriz. Sonra da fillerdeki o farklı satırları kesip yerine mamutlardaki kısımları yapıştırabiliriz. Yani mamutu mamut yapan bilgileri. Mesela yünlü olması gibi. Evet, bildiğiniz kopyala, yapıştır işlemi. Bunu Word gibi bir kelime işlemci programda nasıl yapıyoruz? “Find and replace – bul ve yapıştır” gibi bir araç kullanarak. Artık genetik olarak bunu yapabilen bir teknolojik aracımız var: CRISPR/Cas9. 

2010’da bir filin DNA’sında bu işlem denenmiş. Tümüyle değil sadece üç gen değişikliği yapılmış. Filin genetik bilgisinde yazılı kan hücrelerine ilişkin bilgiyi kesip yerine nesli tükenmiş mamutun bilgisini yerleştirmişler. Sadece bu üç kelimeyi değiştirince filin kanındaki oksijen taşıma kapasitesinin soğukta arttığını bulmuşlar

Bunu üzerine Harvard’da bir grup araştırmacı tüm farklı genlerin bir listesini yapmışlar ve 14 tanesini değiştirerek laboratuvar ortamında bir mamut hücresi tasarlamışlar. 14 değişikliğin tamamı başarılı olmuş. 

Yani şu anda dünyadaki bir laboratuvarda genetik olarak tasarlanmış ve yaşayan bir mamut hücresi var. Bu hücrenin DNA’sı tümüyle olmasa bile kısmen mamut. Şimdi ikinci faza geçilecek. Bir Asya filiyle yaşayan bir mamut dünyaya getirilmeye çalışılacak ama bunun önünde de fillerin hamilelik sürecine ilişkin çözülmesi gereken çok zor teknik  problemler var. Bu ekibin uğraştığı şey bu ve evet en sağdaki kişi George Church. 

Onu da Dr. Alan’a benzetebiliriz. 

Kendisi sadece genomik biliminin babası değil aynı zamanda bir girişimci. Colossal adlı şirketin iki kurucusundan biri. Çünkü bu işleri yapmak için para lazım. Hem de çok miktarda. İyi de mamutları yaşama döndürmek kimin ne işine yarayacak? Para getirmez abi o işler! Eti de sert hayvanın, kesip te yenmez ki!

Bize çılgın bir zengin lazım. Yani Jurassic Park’taki gibi. Zengin bir girişimci. Alanında uzman iki hevesli bilim insanımız var. Peki o zaman bu resimdeki gizemli zenginin gerçek dünyadaki karşılığı kim olacak? 

Bunu yapacak şirketin yani Colossal’ın şirket yapısını inceleyelim mi?

Kendilerinin bir değil, geçen Salı günü, 31 Ocak 2023’teki son turla birlikte toplam 34 yatırımcısı var. Bunlardan bir tanesi özellikle dikkatimi çekti: In-Q-Tel. Arlington, Virginia’dan bir yatırım firması. Detaylarına bakalım mı? Hımmm, bu bir devlet kurumuymuş! Şimdi de Web sitesine gidelim. Yatırım yaptığı alanlar oldukça ilgi çekici. Sınır bilim – fringe science diyebileceğimiz konulara meraklı bir organizasyon. Hakkında bölümüne baktığımızda arkasında hangi devlet kurumunun olduğunu buluyoruz: CIA 

Hikayeye bak! Nesli tükenen hayvanlar. Bunları yaşama döndürmek için çalışan bilim insanları. Ekosistemi dönüştürmek için büyükbaş hayvanlara ve hatta mamutlara ihtiyaç duyan Sibirya’da bir park. Gen tasarımıyla bu problemleri çözebileceğini iddia eden bir şirket ve onu fonlayan yatırımcılar arasında enteresan bir kamu kurumu. Bence Jurassic Park’tan bile daha ilginç hale geldi bu konu. Yani de-extinction.

Hatırlayın, bunu söyleyen Beth Shapiro “De-extinction”ın kitabını yazmıştı. 

  • Bunun kesin bir yolu yok. Çoktan yok olmuş bir türü yüzde yüz aynı şekilde yeniden yaratamayız. 

Evet, gerçekten de bir mamutu dünyaya getirsek bile aslında yaptığımız şey bir çeşit fil hibriti olacak. Bir proxy. Bu tür denemelerin ileride beklenmeyen bazı sonuçları olabileceği düşüncesiyle 2016’da bu işin etiğine dair bir rapor yayımlandı. İşin avantajları ve dezavantajları sıralanıp risklerinden söz edildi. Özetle bu teknoloji müthiş bir potansiyel taşıyor, ancak etik sonuçlarını da düşünerek sorumlu hareket etmek gerek. 

Mamutları dünyaya getirmeye çalışırken öğrendiklerimiz, bugün sayıları azalan fillerin neslinin tükenmesini engelleyebilir. İçinde bulunduğumuz 6. yok oluş döneminde türleri, habitatları ve ekosistemleri kurtarabilir. Nesli tükenmiş ve mevcut olan türleri genetik düzeyde daha iyi anlamak iyi bir şey. Burası tamam. Artık mamutları dünyaya getirebilir miyiz sorusunu sormuyoruz. Bu iş 2024’te mi yoksa 2027’de mi olacak diye konuşuyoruz. 

Bu teknolojinin nasıl ve kimler tarafından kullanıldığı dikkatle ele alınması gereken bir konu. Artık gündemimizde “Yapabilir miyiz?” sorusundan daha önemli bir soru var: Yapmalı mıyız?

  • Ama sanırım daha büyük ve muhtemelen daha önemli olan soru: yapmalı mıyız?

Beth Shapiro bu soruyu sorduktan sonra kitabını eliyor alıyor ve diyor ki bunu kaleme alm ış biri olarak tabiki benim bu soruya resmi olarak verebileceğim, çok açık, net, samimi bir cevabım olduğunu düşünüyorsunuz: 

 

“Mamutların Dönüşü: 2027” için bir yanıt

Minimalizm ile ilgili podcasti dinlediğimde , podcastin sonunda vurguladığınız “tablodan çıkarma” ifadesi Paplo Picasso ‘ nun boğa resmi ile ilgili içeriğinizi aklıma getirdi. Aslında basit görünen sade hayat felsefesi ile Picasso’ nun çizmiş olduğu son boğa resmi arasında ilişki kuracak olduğumda sizin de o içerikte (Picasso’nun boğa çizimi ) belirttiğiniz gibi ve de Picasso ‘nun da deneyimlediği üzere pek basit olmadığını fark ettim. Bu durumu fark ettiğim anda kişisel gelişimimde bu konuda ilerlemek üzere yaptığım ilk seçim vazgeçmekten ve de pes etmekten vazgeçmek olduğuydu. Bana kattığınız bu değerlerden ötürü teşekkür ediyorum. Yaptığımız seçimler üzerindeki yetkimizi arttırmak ve belki de onları kontrol edebilmek ve “yeni sabahlığın ” efendisi olmak adına Shad Helmstetter ‘in yazmış olduğu Bizi Biz Yapan Seçimler kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir