Kategoriler
Teknoloji

Web 3.0

Web 3.0 diye bir şey duydunuz mu? Özellikle son yıllarda teknoloji dünyasında yeniden konuşulmaya başlanan bir akım bu. “Yeniden” diyorum çünkü ben ilk kez 2004 yılında duydum. O zamanlar “Web 2.0”a geçişi iliklerimize kadar hissediyorduk ve dolayısıyla “Web 3.0’a da şimdiden hazırlık yapalım” diyorduk. Ama o köklü değişimi bir türlü göremedik. Tam “herha lde Web 3.0 devrimi diye bir şey olmayacak, internet yavaş bir evrim sürecinden geçecek” diye düşünmeye başlarken finans dünyasını paradigma değişimine uğratan bir teknoloji bu konuyu yeniden gündeme getirdi. Bitcoin, Etherium gibi kripto paraların yaslandığı blokzinciri acaba interneti de tümüyle değiştirebilir mi? Web 2.0’a sınıf atlatıp Web 3.0 yapabilir mi?

Bunlar öyle basit ya da önemsiz sorular değil. Çünkü böyle bir değişiklik olursa etkileri sadece internetle sınırlı kalmayacak. Geçenlerde hazırladığım “metaverse” videosunda bahsettiğim kavramlarla yolu kesişiyor. E adı üstünde, Web dediğimiz şey aslında World Wide Web (WWW) “Dünyayı Saran Ağ” demek. Bu tanımın ilk yapıldığı yeri göstereyim mi? 

Şu ekranın en üstüne bakabilirsiniz. İsviçre’deki CERN laboratuvarında çalışan Tim Berners-Lee’nin bilgisayarındaki bu ekran dünyanın ilk web sayfası. Bu sayfada iki önemli nokta dikkatimizi çekiyor. Birincisi “World Wide Web” kelimeleri ilk kez ortaya çıktı ve bu bize bir vizyonu göstermesi açısından önemli. Diğeri ilk bakışta basit gibi gelebilir: bakın orada “hypermedia” yazıyor. Konunun yöntemi gösteriliyor. Yani internet birbirine linklerle bağlanan bilgilerden oluşacak. Bu çok basit “bağlantı” konsepti Web 1.0’ın özünü oluşturuyor. O zamana kadar birbirinden kopuk olan bilgisayarlarda oluşturulan bilgiler birbirine bağlanıyor. 

Web 1.0 çok önemli ancak yine de yetersizdi. O zamanlar fazla içerik üreticisi yoktu. Az sayıda insanın oluşturduğu statik sayfalar vardı. İnternete bağlanan kişiler bu sayfalara erişip sadece okuyorlardı. 

Aradan 10 yıl geçti. 1999’dan itibaren Web 2.0 konuşulmaya başlandı. İnternete girenlerin pasif olarak okumanın yanı sıra yazmaya başladığı bir dönem bu. Statik web siteleri yerini dinamik olanlara bıraktı. Eski arama motorları büyük bir hızla kayboldu ve sadece arama kutusundan ibaret yenilikçi motorlar ortaya çıktı. 2004 yılında bu değişim iyice hızlandı. Çünkü internete artık sadece bilgisayarlar değil, mobil cihazlar da girmeye başlamıştı. Yani yazmak, içerik üretmek kolaylaştı. Web siteleri “user generated content – kullanıcılar tarafından üretilen içeriklerle” beslenmeye başlandı. Bugün dünya devi olarak duyduğumuz internet markalarının neredeyse tamamı Web 1.0’dan Web 2.0’a geçiş sırasındaki bu dönemde doğdu ve büyüdü. Google, Facebook, Twitter, LinkedIn, YouTube… hepsi. Bu geçişi yapamayan markaların çoğu yok oldu. Kalanları da (Yahoo) hatırlayan ya da hala kullanan var mı bilmiyorum. 

İşte değişimin bu heyecan veren rüzgarının etkisiyle bizler ufukta Web 3.0’ın yollarını gözlemeye koyulduk. Onun oluşturacağı dalgalarda sörf yapmaya hazırdık. İşin ilginci “Web”in mucidi ve isim babası Tim Berners-Lee bile bu üçüncü dalgayı bekliyordu. Adına da “semantik web” diyordu. Fakat bu geçiş bir türlü gerçekleşmedi. Buna pek çok sebep gösterilebilir ama ben sizlere gösterdiğim grafikteki bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Web 1.0’da da Web 2.0’da ortak olan bir özellik var. Şu ortadaki nokta. Tüm bağlantılar oradan geçiyor. Yani internet için merkezi bir yapıya ihtiyaç duyuluyor. 

Web 1.0 diliyle konuşalım. Eğer bir web siteniz varsa onu bir sunucuda barındırmalısınız, öyle değil mi?

Web 2.0 diliyle konuşalım. Artık web sitesi yapmanıza bile gerek yok. Facebook’da ya da Twitter’da bir hesap açmanız yeterli. Tüm dünyayla bu şekilde iletişim kuruyorsunuz. Yani bu kez sunucunun yerini platformlar aldı. Yani her iki dünyada da merkezi yapılara, aracılara ihtiyacınız var. 

Peki internet dediğimiz şey aslında iki bilgisayarı birbirine bağlamak değil mi? Ben neden aracısız, platformsuz doğrudan arkadaşımın bilgisayarına bağlanamıyorum? İşte Web 3.0’da hedeflenen şeylerden biri bu. Aracı platformlara ihtiyaç duymaksızın birbirine bağlanabilmek. Peer to Peer, Superpeer akrandan akrana iletişilen merkeziyetsiz bir internet kurabilmek.

“Merkeziyetsiz” sözünü duyunca aklımıza doğal olarak kripto paralar geliyor. Çünkü onlar da kullanıcıdan kullanıcıya transfer edilebilen dijital para birimleri. Maddi bir değerin bu şekilde aktarılabilmesi mümkünse, bilgi niye aktarılamasın? 

“Ne gerek var ki?” diye düşünmeyin. Sizin bilginizin parasal bir karşılığı var. Web 2.o devrimiyle bir deve dönüşen şirketlerin ürünlerini nasıl oluyor da tamamen ücretsiz kullanıyorsunuz? Çünkü onların iş modeli parasal bir karşılığı olan verilerinizi sizden almak, toplamak, depolamak, üzerinde veri madenciliği yapmak, analiz etmek ve sonra da satmaktan ibaret. Bugüne kadar bu platformlarda harcadığınız saatlerin, günlerin maddi bir karşılığı var. Naktinizi değil vaktinizi yatırıyorsunuz. Bir yatırım yapıyorsunuz. Bu yatırımın bir karşılığı olmalı. 

Yanlış anlaşılmasın. Bunun karşılığında hiçbir şey almıyorsunuz demeye getirmiyorum. Web 1.0 dünyasında hayal bile edemeyeceğimiz ölçüde zengin bilgi kaynaklarına erişim gücü sağladı bize bu platformlar. Bizi birbirimizle tanıştırdı, kaynaştırdı. Keşke o noktada kalsaydı. Çünkü kaynaştırmakla kalmadı, şunu fark etti: “Ben bu insanların bana daha çok gelmesi, benim platformumda daha fazla vakit geçirmesi için onların duygularını köpürtebilirim. Mesela bunun için masum bir “like – beğeni” tuşu ekleyebilirim.” 

Bunda da bir kötülük yok elbette. Birbirimizi beğenip alkışlamakta ne kötülük olabilir ki? Olamaz. Ama insan doğası da duramaz. O beğeni butonuna daha çok tıklatmak için ne yapacağını şaşıranlar oldu. Onları izleyenler de artık sadece beğendikleri için değil aynı zamanda özendikleri, hatta kıskandıkları için daha fazla gelmeye başladılar. Bunu fark eden platformlardan bazıları içimizdeki “öfke”yi keşfetti. İnsanları kutuplaştıran kişileri, onların paylaştıkları içerikleri öne çıkarmaya başladı. Üstelik bunu yaparken kullandığı formülleri herkesten saklayarak. Yani bu açık değil, kapalı bir sistem. 

Web 2.0 insanlığı geleceğe taşıyacakken bir bakıma ortaçağa geri döndürdü. İnternet, şartları eşitleyip, bilgiyi demokratize edecekken, adeta veri monarşileri kurulmaya başlandı. Bir uygulama geliştirip yayınlamak istediğinizde ilgili monarşinin sıkı denetimlerinden geçmek, %30’lardan az olmayan platform vergilerini ödemek durumundasınız. Verilen hizmetler karşısında elbette bir bedel ödenmelidir. Fakat geldiğimiz durumda bunun kontrolü dünyadaki sadece birkaç noktada. O noktadaki karar vericilere gereğinden çok fazla yetki ve güç verilmiş durumda.

Böyle edilgen cümleler kurduğuma bakmayın. Biz verdik bu yetkileri. Çoğu zaman farkında bile olmadan. Ama işte Web 3.0 akımı yeterince güçlenirse o zaman bir şeyler değişebilir belki. 

Çünkü bu akımla bilginin sahipliği el değiştiriyor. Kontrolü bireylere geri dönüyor. Bunun için pratik bazı öneriler de var. Web 2.0’ın uygulamaları yani “app”leri Web 3.0’da “dapp” olarak adlandırılıyor: “Decentralized app – merkeziyetsiz uygulama” demek bu. Mesela internette dolaşmak için kullandığımız tarayıcılar yerine “wallet – cüzdan” mantığında çalışan dapp’ler öneriliyor. Böylece internetteki her davranışınız, bilginiz ve hatta ilginiz bir değer oluşturuyor. Ben bir yandan bu değeri biriktirirken, bir yandan da hak edenlere paylaştırıyorum. Eğer bir içerikten faydalanıyorsam karşılığını doğrudan üreticisine ödüyorum. Sanatçı eserini, şarkıcı müziğini, gazeteci haberini, yazar yazısını hazırlıyor ve doğrudan hedef kitlesine ulaştırıyor. Telifle ilgili bu faaliyetleri düzenlemek için NFT diye bir kavram zaten ortaya çıktı. Maddi alışveriş için binlerce kripto para birimi de hazır. Yani blok zincirine dayalı geliştirilen teknolojiler Web 3.0’ın yelkenlerini şişirme potansiyeline sahip. 

Konunun metaverse ile olan ilişkisine geçmeden önce bu videonun sponsoru Paribu’dan söz etmek istiyorum.

Paribu; hızlı, kolay ve güvenli kripto para işlem hizmetleri sunan bir platform. Yaklaşık 5 milyon kullanıcı buradan Bitcoin dahil onlarca kripto para işlemi ve TL yatırma/çekme işlemleri gerçekleştirebiliyor. Geçtiğimiz günlerde Paribu’da işlem gören kripto para sayısı 60’a ulaştı. “Kolay Al/Sat” seçeneğiyle sadece miktar belirleyerek tek adımda kripto para işlemi yapılabiliyor. 10 TL’ye bile kripto para alabilmek mümkün. Ayrıca kullanıcılara 7 gün 24 saat destek sağlanıyor. Bu tür finansal hizmetlerin yanı sıra geleceğin dünyasına ilişkin önemli projelere de destek veriyor. Sanatın hem fiziksel hem de çevrimiçi olarak sanatseverlerle buluşmasına katkıda bulunuyor. Blokzincir konusunda yaptırdıkları araştırmalar ve bilgilendirici çalışmalarla farkındalığı güçlendiriyor. Manifestosunda “geleceği sadece beklemeyip, onu inşa edenlerden olmayı seçiyoruz” diyor. Merkeziyetsizliğin özgür dünyasına doğru ilerlerken bu konuda global standartları belirleyecek finansal servisler geliştiren Paribu, teknolojik dönüşümün güvenilir bir adresi olmak için şeffaflık ve doğruluk rotasından ayrılmayacağını belirtiyor.

İnternetin geleceği hakkında şu anda iki önemli akım var. Metaverse ve Web 3.0. Ben bunların iki ayrı yol olduğunu düşünmüyorum. Web 3.0 bu işin altyapısını, Metaverse ise üstyapısını, onu çevreleyen evrenleri, kullanıcı deneyimini ifade ediyor. Nasıl mobil cihazlar, Web 1.0’dan Web 2.0’a geçilmesini sağladıysa; metaverse araçları yani VR kasklar, akıllı gözlükler gibi giyilebilir cihazlar da Web 3.0’a geçmeyi kolaylaştırabilir. 

Blok zincirine dayalı böyle bir internet için pek çok yeni startup kuruldu ve her geçen gün yenileri ortaya çıkıyor. Her alanda köşe başını tutmuş eski şirketlerin yerini alabilmek için alternatif çözümler geliştiriyor.

Böyle bir geçiş yakın zamanda mümkün olabilecek mi yoksa biz 10 yıl sonra hala Web 3.0’ı konuşmaya devam edecek miyiz, bilemiyorum. Ama blok zincirinin getirdiği bir takım ilkelerin internete adapte edilebilme ihtimalinden bile heyecan duyuyorum. 

  • Açık kaynak kodlu bir sistem olması. 
  • Bilginin semantik olarak yani anlambilimine bağlı olarak tasnif edilmesi. 
  • Kişi mahremiyetine saygı duyulması.
  • Güvenli bir altyapı kurulması. 
  • İletişimin doğrulanabilir yöntemlerle gerçekleşmesi.

Bu ilkeler, “akıllı kontratlar” vb. teknik sistemlerle de desteklenirse, internetteki veri monarşilerine son verip onları gerçekten demokratize edebilmek mümkün olabilir belki. Sonra da DAO (Decentralized autonomous organization) aşamasına geçilebilir ve gerçek dünyada demokrasiden sonra algoritma destekli algokrasiler ortaya çıkmaya başlayabilir. Şimdiden bu konuda atılmış birkaç adım ve hatta tasarlanmış bazı kentler var, ama onu başka bir videoya bırakalım. 

Web 1.0 ortaya çıktığında onun doğasını ve kullandığı yöntemleri tanımlayan çok basit bir kelime olduğunu söylemiştim: hypermedia. Bildiğiniz linklere dayalı internet. Basit gibi gözüken bu “bağlantı” konsepti, önce bilgiyi okumamızı, sonra okuyup, yazmamızı, içerik üretme şeklimizi değiştirdi. Eğer Web 3.0’a geçmek istiyorsak buna bir özel kelimeyi daha eklememiz gerekecek. Çünkü tek başına “bağlantı” yeterli değil artık. Buna bir de “güven” kelimesini eklemeliyiz.

İnternet, gelecekte sadece bilgiyi ve insanları birbirine bağlamakla kalmamalı, “öfke”yi ortadan kaldırıp yerine karşılıklı “güven”i getirmeyi başarmalı.

“Web 3.0” için 5 yanıt

Sayın Barış ÖZCAN,
Değerli paylaşımınız için çok teşekkür ederim.
Keşke haftada 1 video yerine 2 video atsanız (bazen atıyorsunuz zaten de :)).
Alıştık artık ama haftada 1 video yetmiyor.
Sizinle 2015’te tanışma fırsatım oldu.
Şu an’a kadar YouTube çöplüğünde bir şeyler başaran nadir insanlardansınız…
Başarılarınızın devamını dilerim…

Merhabalar Barış abi , videoda kullandığınız müzikleri görebileceğimiz bir yer var mı? Eğer yoksa videoda kullandığınız müzikleri de bu site üzerinden paylaşabilir misiniz? Özellikle bu videoda kullandığınız müzikler çok hoşuma gitti.

Barış abi yaptığın makale tarzı denemeye bayıldım web 3.0 a geçişi mükemmel anlatmışsın . Seviliyorsun

Abi diksiyon geliştirmek istiyorum isteyenlerde çoktur tabikide bazı diksiyon egzersizleri yapıyorum ama en etkilisi kitap okumakmış
Acaba senin önerebileceğin diksiyon geliştirmek için ve heyecanlı kitaplarda olsun lütfen var mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir