Kategoriler
Kitap Sinema Verimlilik

Yağmurda Yarış Sanatı

Geçen Pazar motorsporları tarihinin en ilginç olaylarından biri gerçekleşti. 

36 sürücü kıyasıya bir mücadele içinde. Çünkü bu yarış NASCAR şampiyonasına katılacakların belirleneceği son yarış. Sadece ilk 4’e girenler şampiyonada mücadele edebilecek. 10. sıradaki Ross Chastain için umutlar tükenmek üzere. Fakat son etaba girildiğinde yarışçı inanılmaz bir taktik uyguluyor. Benzerini sadece bilgisayar oyunlarında görebileceğimiz bir şey yapıyor. Viraja girerken hız kesmek yerine gaz pedalına asılıyor. Fizik kurallarını kendi lehine işletiyor. Pisti çevreleyen duvara sürtünerek dönüşünü yapıyor ve bir anda önündeki 5 sürücüyü birden geçiyor. Yarışı 4. sırada bitiriyor. Şampiyonaya girmeye hak kazanıyor. Son yarışın son etabında…

Yarış pistlerinde ideal strateji çok basittir: 

  • her zaman pistte kal, 
  • aracının kontrolünü kaybetme,
  • mümkün olduğunca hızlı, mümkün olduğunca verimli bir şekilde ilerle.

İlginç bir şekilde bize hayatta önerilen stratejiler de buna benzer: 

  • Bizim için de önceden belirlenmiş bir yol var gibi gözükür ve her zaman o yolda kalmaya çalışırız,
  • Kullandığımız aracın; vücudumuzun, aklımızın kontrolünü kaybetmemeye çabalarız,
  • Mümkün olduğunca hızlı, mümkün olduğunca verimli bir şekilde ilerlemeye gayret ederiz.

Evet, bu ideal bir strateji gibi gözüküyor. Ama biz ideal bir dünyada yaşamıyoruz. Kaçımız bunları başarıyla uygulayabiliyor? Hayat sürprizlerle dolu. Tam o yolda kalmaya çalışırken birdenbire hiç beklemediğimiz bir şey başımıza geliyor ve planlarımız suya düşüyor. Sanki bir yarışta birdenbire yağmur yağmaya başlaması gibi…

“Sürücüler yağmurdan korkar. Yağmur, hatalarınızı artırır ve pistteki su, aracınızın öngörülemeyen bir şekilde yol tutuşuna neden olabilir.”

Bu alıntı, “The art of racing in the rain” isimli çok sevdiğim bir romandan. Aynı isimle filme de aktarıldı: “Yağmurda yarış sanatı.” İnsanların hayat mücadelesine dair bu hikaye, bir köpeğin bakış açısıyla anlatılıyor. Yani tarafsız, saf, masum bir bakış açısıyla. Enzo adlı bu köpek günlerinin çoğunu evde televizyon seyredip gördüklerini anlamaya çalışarak geçiriyor. Sahibi bir araba yarışçısı. Onunla yarışlara katılıyor. Onun bu güçlü tutkusunun yanı sıra hayatındaki inişleri, çıkışları gözlemliyor. Bir kızla tanışıp evlenirken, çocuk sahibi olurken hep onun yanında. Sahibinin hayattaki kazanımlarını görüyor. Sonra bu kazanımların bir kısmını nasıl kaybettiğine de tanık oluyor. 

Beni bu hikayeye çeken şey tam da bu. Kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz bir hayat. Sizin gibi, benim gibi sıradan karakterler. Mesela köpeğin sahibi öyle olağanüstü bir sürücü değil. Yarışçı olarak ortalama bir kariyeri var. Ama hayattan öğrendiklerini yarış pistinde, pistte öğrendiklerini hayatında uygulamaya çalışıyor. 

Bir keresinde eşi ona şöyle bir şey soruyor:

  • Virajlarda nasıl diğer arabalardan daha hızlı dönüyorsun?

Sürücünün verdiği cevap, videonun başında gösterdiğim yöntemden farklı. Bir kısmını az önce romandan aktarmıştım. 

  • Çoğu sürücü yağmurdan korkar. Çünkü öngörülemez unsurdur. Tepki vermek zorunda kalırlar.

Öngörülemez unsur. Bilinmeyen değişken. Bu hikayede sürücünün “yağmurda yarışmak” konusunda söylediği her şeyin yaşamda bir karşılığı var. Yağmur, önümüze çıkan engelleri simgeler. Çalışmayı zorlaştıran değişkenleri sembolize eder. Yarışta yağmur yağdığında ya da hayatta öngörülemeyen bir şey başımıza geldiğinde, buna tepki veririz; fakat hızlıca verilen o ilk tepkiler çoğu zaman hatalıdır. Yani ideal strateji sadece gazı köklemek, olabildiğince hızlı gitmek değildir. Yağmurun yağabilme ihtimalini de düşünmek gerekir.

  • Mesele gazı kimin ilk köklediği değil. Mühim olan içgüdü. Yağmur lastiklerine geçmeyi ilk isteyen Denny oldu. 

Kullandığımız araçları; vücudumuzu, aklımızı öngörülemeyen şeylere karşı hazırlamalıyız. Her zaman dümdüz yollarda hız yapmayacağız. Hayatın inişli çıkışlı virajlarında, yağmurlu havalarla, çamurlu yollarla da karşılaşacağız. 

Kitabın 48. sayfasında işaretlediğim çok güzel bir pasaj var. 

“Bir sürücü tepki verdiğinde, bir otomobil yalnızca lastikleri kadar iyidir.” diyor burada. Sadece yarışçılar değil, hemen tüm sürücülerin bildiği ya da bilmesi gerektiği bir şey bu. Lastikler önemli. 

“Lastikler çekiş kaybederse, başka hiçbir şeyin önemi kalmaz. Beygir gücü, tork, frenleme. Bir patinaj başladığında artık her şey tartışmalıdır. Lastikler yeniden çekiş kazanana kadar aracın hızı sürtünmeyle azalırken, sürücü momentumun insafına kalır. Ve momentum, doğanın çok önemli bir gücüdür.”

Gerçekten de öyle. Arabaların o gösterişli özellikleri çoğu zaman gözlerimizi kamaştırır değil mi? Şu kadar saniyede şöyle hızlanıyor. Bu kadar güçlü. Uçuyor, kaçıyor. Asfaltı ağlatıyor. İyi de hayatta sadece uçup kaçmıyoruz ki. Sadece görüntüden, gösterişten ibaret değiliz. Gerçekçi olmak lazım. Ayaklarımızı güvenle yere basabiliyor muyuz? Temellerimiz sağlam mı? Ne kadar okuduk? Ne kadar öğrendik? Gösterişli özellikler bizi bir yere kadar götürür. Bir otomobil yalnızca lastikleri kadar iyiyse, biz de üzerine bastığımız gerçekler kadar iyi olabiliriz. 

Ve gerçekler acıdır. Acıtır! Buna hazırlıklı olmak lazım. İlerlediğin o yol çatallanacak. Girdiğin o viraj çok keskin olacak. Ve sen kaymaya başlayacaksın. O anda korkmaya başlayacaksın.

Ne demiştik? Çoğu yarışçı yağmurdan korkar. Çoğu insan hayattaki zorluklardan, engellerden ürker. Öngörülemez oldukları için. 

“Ama o anda arabaya bilerek bir şey yaptırırsan öngörülecek bir şey kalmaz. Sonuçlar artık senin kontrolündedir.” 

  • Araba kaymadan sen kaydırıyorsun.
  • Evet. Yarış arabasındayken kaderim benim elimde. Kendi şartlarını yaratırsan yağmur sadece yağmurdur.

“Yarışta gözünüzün gittiği yere arabanız da gider” derler. Kontrolden çıkıp dönerken gözünü duvardan ayıramayan sürücü o duvara çarpmaya mahkûmdur. Ama piste bakarken lastiklerinin kaydığını hisseden sürücü aracının ve kaderinin kontrolünü elinde tutar. Gözünüzün nereye baktığına dikkat edin. Karşınıza bir engel çıkıp yaşamınızın kontolünü kaybetmeye başladığınızı hissettiğinizde odaklanmanız gereken şeyi iyi seçin. 

  • İyi sürücünün aklı gelecekte veya geçmişte olmaz. İyi sürücü sadece ana odaklanır. 

Geçen hafta Pazar günü yarış pistindeki Ross Chastain, şampiyonaya katılma şansını kaybetmek üzereyken hiç kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Son yarışın son etabını 18.845 saniyede tamamladı. Bu pistin 75 yıllık tarihinde ilk kez görülen bir hız.

Beklenmedik bir durumla karşılaşınca verilen beklenmedik bir karar. Birkaç saniye içinde yapılan bir seçim. Pek çok kişinin umudunu kaybedeceği bir noktada bir çıkış yolu aramak. Sürücü o çıkışı doğanın çok önemli bir gücünde buldu. Fizik yasalarını kendi lehine kullanarak başkaları için bir engel olan duvarı kendisi için bir kaldıraç yaptı. 

Motivasyonunuz azaldığında momentumunuzu arttırmak için bu hikayeyi hatırlayın. Yarışmak ve yaşamak kolay. Önemli olan yağmurda bile ilerleme sanatını öğrenmek. 

Bu kitabı ve ondan uyarlanan filmi herkese tavsiye ederim. Eğer orijinal dilinden İngilizce olarak anlamak isterseniz videonun sponsoru Cambly’nin sunduğu yılın en önemli fırsatını değerlendirebilirsiniz. Ana dili İngilizce olan eğitmenlerle online 1:1 konuşarak İngilizce öğrenebilirsiniz. Cambly’de tamamen sizin İngilizce seviyenize uygun, kültür sanattan iş İngilizcesine onlarca farklı ders programı var. Bunlardan birini seçip dilediğiniz alanda kendinizi geliştirebilirsiniz. Açıklamalar bölümüne bu videoya özel bir kod yerleştirdim. Bu kodu kullanarak hem %60 indirim kazanabilir hem de ilk dersinizi ücretsiz olarak yapabilirsiniz. O derste eğitmeninizle bu roman hakkında sohbet edebilirsiniz. Giriş bölümünde konuşarak iletişim kuramamanın verdiği çaresizliği anlatan çok dokunaklı bir bölüm var. 

“Elimde mimikten başka bir şey yok. Sarf edebileceğim sözler yok, çünkü düz ve uzun dilim bunun için tasarlanmamış. Çok heceli karmaşık sesler çıkarmada yetersiz bir araç.” 

O yüzden buradayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.